GÜNEŞ İN ZAFERİ
Takım sporları içinde tartışmasız en başarılı branşımız olan voleybolumuz, hafta sonu Vakıfbank Güneş Sigortanın Challenge Kupasını kazanmasıyla bir kez daha gündemde ki yerini aldı.
Bu sezon organize edilen bu ilk kupanın Türkiye de kalması gerçekten çok anlamlı oldu. Bu başarının voleybolumuz için bir başka güzelliği de, Güneş Sigortanın Top Teams Kupasından sonra, Challenge Kupasını da kazanarak, ülkemizin Avrupa da ki en başarılı takımı unvanını yakalamasıydı.
Şampiyonluk tabi ki herkes gibi beni de çok sevindirdi. Bunun iki nedeni var. İlki, kuralar çekildiğinden bu yana, ekibimizin bu yeni kupada büyük bir şansızlık olmazsa şampiyon olacağını televizyonlarda, özellikle de Beşiktaş TVde ki Libero programında konu her açıldığında söyledim ve çeşitli yerlerde de yazdım (Bu yazılardan en sonuncusunu daha sonra buraya da alacağım).
İkincisi de voleybolu gündemlerine almamak için direnen görsel ve yazılı medyanın bu başarı karşısında branşımızı hatırlamak zorunda kalmaları.
Bu arada müsaade ederseniz gazetem Cumhuriyeti diğer yazılı medyadan biraz ayırmak istiyorum. Çünkü bilindiği gibi en az spor sayfası olmasına karşın voleybola her zaman yer vermeye çalışır. Üstelikte her hafta gazeteyle birlikte verilen spor ekinde mutlaka voleybol vardır.
Son bir haftaya bakıldığında ise, hiçbir gazetede rastlayamayacağınız bir olay yaşadık. Voleybolumuz Cumhuriyet Gazetesinde iki kez 1. sayfada resimli haber oldu. Önce 2007nin Yıldızları yarışmasında okurlarımızın oylarıyla Yılın Takımı seçilen Yıldız Kızlarımızın ödül aldığı fotoğraf, sayfanın ortasında 7 sütün da yer buldu.
Hadi, bu resim bizim yarışmamız olduğu için 1. sayfada yer aldı değerlendirmesini yapalım. Ama bir hafta sonra Pazartesi günü Vakıfbank Güneş Sigortanın şampiyonluk sevincini gösteren resminin de yine 1. sayfanın ortasında 6 sütün girmesi sanırım farkımızı göstermiş oldu.
Kendi kendimizi bu kadar övdüğümüz için lütfen kızmayın, sadece bir voleybol sever olarak, bu gazetede 20 yıldır voleybol yazan biri olarak ne kadar mutlu olduğumu sizlerle paylaşmak istedim.
Biz yine Vakıfbank Güneş Sigortamızın elde ettiği başarıya dönelim;
Challenge Kupasında takımımız finale gelene kadar bilindiği gibi oynadığı 8 maçı da kazanmış, rakiplerine sadece 3 set vermişti. 4lü Final bittiğinde sahada 10 karşılaşmasını da kazanma başarısını göstermiş ve toplam 5 set kaybetmiş, şampiyon bir takımın sevinç gösterisini hep birlikte ayakta alkışlıyorduk.
Evet, sonunda takımımız kürsünün ilk basamağındaki yerini alarak bir tarih yazmıştı ama bunun özellikle 4lü Final de hiç de kolay olmadığını gördük. Aslında, açık söylemek gerekirse ben daha rahat sonuca gideceğimizi düşünmüştüm. Çünkü Alman ekibi Dresdnerin bizim karşımızda zaten bir şansı yoktu. Sadece, ilk seti 25-16 kazanmanın getirdiği rahatlık ve servislere karşı manşetlerimizde ki sıkıntılar, biraz da taktik atağın geç yapılması nedeniyle 15-19a kadar rakibimizi kovalamanın yarattığı gerginlik rahatımızı kaçırdı. Eğer karşılaşmanın başından beri Alman oyuncuların servislerinin Lehtonen ile buluşturmasının çözümünü daha önce bulsaydık (Finli voleybolcu üst üste gelen bu servisler karşısında çok bunaldığı için oyun kurmakta ve top öldürmekte problem yaşadık. Ayrıca Lehtoneni arka alandan atağa da sokamadık) ve Gözdenin öne geldiğinde rakibin yüksek bloklarını aşmakta zorlandığını fark etmemiz 15-19a kadar sürmeseydi, yani hem blokta, hem de hücumda Gasukhanın, Gözdeye oranla daha yüksek olduğunu önceden görebilseydik, işler bu kadar zora girmezdi. Ama sonunda bu hamleler önce bu seti getirdi, ardından da 3. seti yine açık farkla (25-14) kazanmamızı sağladı.
Bursanın harika seyircisinin desteğiyle takımımızın finale çıkması hepimizi mutlu etti. Ancak 1.04 dakika süren mücadeleyi 3-0 ile kapatmamıza karşın bazı sıkıntılarda gözden kaçmadı. Öncelikle Rollun 11 sayı (1i servisten, 2 si bloktan) ve Valdezin 9 sayı (Bunun 2 si servisten, 4ü bloktan) maçın en skorer iki oyuncusu olması hücumda top öldürmekte sorunlar yaşadığımızın göstergesiydi. Çünkü ortadan oynayan Aysunu saymazsak (4 atak sayısı var) Roll dışında kalan diğer köşe oyuncularımızdan Lehtonen ile birer buçuk set sahada kalan Gözde ve Gasukha hücumlardan ancak 2 şer (Pasör Arzunun bile aldığı 4 sayıdan ikisi ataktan), yani toplamda 6 sayı üretebildiler.
Ayrıca manşetlerde de bir hayli problem yaşadık. Servise karşı manşetlerimiz % 65, excellent ise % 35 de kaldı.
İşte bunları düşünerek Minetti İmola- Stiinta Bacau karşılaşmasını izlemeye başladık. Sonunda bir set kaptırsa da beklediğimiz gibi İtalyan Minetti finalde rakibimiz oldu.
İlginç bir final mücadelesi oldu. Ben Güneş Sigortanın maçı kazanacağından emindim. Ama bu kadar zorlanacağını da düşünmemiştim. Çünkü İmola Minettinin kadrosuna baktığımda ilk 6 da oynayan 3 tane 35 yaş civarında oyuncusuyla (Leggeri, Mifkova, Raccagnella), orta kalitede ki Hırvat Matea İkic ve Sırp Curcic ile bizden hiçbir üstünlükleri yoktu. Sadece iyi servis atmaları, tecrübeli Leggerinin varlığı, takımı çabuk oynatmayı seven ve bu arada ortadan oynayan oyunculara çok hızlı pas atabilen (Kurşun pasa benzeyen ama kısa ve sert atılan, bizim liglerde pek görmediğimiz bir pas) Dallİgnanın ve De Gennaro gibi iyi bir liberolarının varlığı Artıları olarak göze çarpıyordu. Ancak iyi manşet gelmediği anlarda köşelerden bizim gibi top öldürmekte zorlandıkları da bir gerçekti.
Final maçı başladığında, şampiyonluk beklentisinin getirdiği aşırı stres bizi frenlerken, çok sert bir ligde mücadele etme alışkanlığını kazanmış Minettinin rahat oyunu, iyi servis atarak bize oyun kurma şansı tanımaması ilk setin 17-25 gitmesine yol açtı.
İlk sette ki durgunluğunu atan ekibimiz gerçek kimliğine bürünmeye başlayınca oyuna denge geldi. 9-8 den sonra Aysunun servisleri karşısında bocalamaya başlayan İtalyanlar sıkıştılar. Bu fırsatı iyi değerlendiren Güneş Sigorta 14-8 öne geçti. İkinci teknik molaya 16-10 girildi. Ardından sayılar 19-11, 21-14 oldu. Sette 25-18 geldi.
Kazanılar setin moraliyle iyi oynamaya başlayan takımımız 17-12ye kadar önde geldi (6-4, 8-6, 10-6, 12-8, 13-12, 16-12). Ne var ki bu avantajı koruyamadı ve üst üste 5 sayı kaybederek 17-17 de yakalandı. Sonra başa baş bir mücadele başladı. 22-21 de yapılan 3 hatayla geriye düştük: 22-24. Bırakmadık ve bu kez bizden 3 sayılık bir atak geldi: 25-24.
Ama sonunu getiremedik: 26-28.
Geriye düşmek oyuncularımızı hırslandırmış olacaktı. 4. sete fırtına gibi girdiler. İyi servisler, bloklar, hücumda ki başarı bu tür final karşılaşmalarında az rastlanmayan bir sete imza atmamıza yol açtı: 25-11 (3-1, 8-3, 11-4, 16-7, 20-8).
Bu açık farkla kazanılan setin morali, şampiyonluğu yakalama isteğiyle birleşince 15-5 ile maça 3-2 noktayı koyduk.
Böylece de çok istediğimiz kupayı havaya kaldırarak Türk Spor Tarihine güzel bir sayfa daha ekledik.
Bu başarıyı getiren herkesi kutluyor ve tebrik ediyorum.
Yazımın başında Ben başından beri kupanın kazanılacağına inanıyordum. Dedim. İşte bunu da 4lü Final öncesi Manşet dergisinde ki yazımda dile getirmiştim. İşte şu anda piyasada olan yazı şöyleydi:
GÜNEŞ İÇİMİZİ ISITTI
Bazen yağmurlu, bazen karlı, soğuk ve kapalı kış günlerinde, güneş yoğun bulutların arasından şöyle bir yüzünü gösterip kendini hatırlatınca, o an hepimizin içi ısınır, yüzümüze bir gülümseme gelir. Hele o sırada birde camın arkasında oturuyorsanız keyfiniz katlanıverir.
İşte içinde bulunduğumuz şu günlerde, voleybol severler bu duyguyu yaşıyor. Çünkü liglerimizde gerek erkeklerde, gerekse bayanlarda biraz heyecan dışında, keyifsiz ve kalitesiz maçlarla oyalanırken, bulutların arasından yüzünü gösteren güneş gibi bu kez Vakıfbank Güneş Sigorta etrafımızı aydınlatıverdi.
Avrupa Challenge Kupasında ülkemizi temsil eden takımımız, içeride- dışarıda oynadığı tüm maçlarını kazanarak adını 4lü Finale yazdırmayı başardı. Üstelik iş bununla da kalmadı, ekibimiz 4lü Finali Türkiyeye alarak hedefe giden yolda önemli bir adım daha atmış oldu.
Şimdi uğuruna inandığımız Bursa da (Eski adı Kupa Galipleri Kupasında Eczacıbaşı, yine eski adı Top Teams de Vakıfbank Güneş Sigorta kürsünün en üst basamağına çıkarak bizlere büyük mutluluk yaşatmışlardı), bir kez daha Alman Dresdner, İtalyan İnfoplus Minetti İmola ve Romen Stiinta Bacau dan sıyrılıp kupayı havaya kaldırmanın planlarını yapmaya başladık.
Araştırmayı seven voleybol dostlarımızın, rakiplerin buraya gelene kadar neler yaptıklarını, güçlerini, kadrolarını internet sitelerinde dolaşarak çok iyi gördüklerine eminim. Ama ben yinede gözden kaçıranları düşünerek kısaca bu konuya değinmek gereğini duydum.
Önce takımımızdan başlayalım;
2. turdan kupaya Merhaba diyen Güneş Sigorta, Macar Betonut Nyireghazayı deplasmanda 3-1, evinde 3-0 ile geçti. 3. turda Belçika ekibi Gent Damesi iki maçta da 3-0 yenerek yoluna devam etti. 4. turda Beziersi (Fransa), evinde 3-0, deplasmanda 3-1 ile devre dışı bıraktı. Son olarak Romen Dinamo Bucurestiyi İstanbul da 3-0, Romanya da 3-1 yenerek 4lü Finale adını yazdırdı.
Alman rakibimiz Dresdner, buraya gelene kadar önce Radnickiyi (Sırbıstan) iki maçta da 3-2, 3-2 yendi ve eledi, 3. turda İspanyol Universidad Burgosu 3-1, 3-0lık sonuçlarla geçti. 4. turda Yunan Panathinaikos Athensi iki karşılaşmada da 3-1 yendi. Çeyrek finalde ise, Hotel Cantur Las Palmasa İspanya da 0-3 yenildi. Ancak evinde ki mücadeleden 3-2 lik bir galibiyet çıkardı. Böylece altın seti de 15-7 alarak Bursa da oynama şansını yakaladı.
Romen Stiinta Bacau kupaya 3. turdan başladı. Önce İsviçre ekibi Franches Montagnesi 3-1, 3-0, sonra Nova Branik Mariboru (Slovenya) 3-0, 3-1 ile aştı. Sonra bir başka Romen ekibi Unic Piatra Neamti yi evinde 3-0 yendi, ama deplasmanda 2-3 kaybetti. Sonunda altın seti 15-12 kazanarak 4lü Finale yükseldi.
Şampiyonluk için mücadele edeceğimizi düşündüğümüz İtalyan İnfoplus Minetti İmola, kupaya 3. turdan başladı. Önce Fransız Ussp Albiyi 3-1, 3-0, sonra Fakro Muszynayı (Polonya) 3-2, 3-0 ve son olarak da Olimpiacos Piraeusu (Yunanıstan) 3-0, 3-0 lık sonuçlarla geçerek 4. Finale geldi.
Peki bu rakiplerimizin kadroları ve güçleri nasıl? Sorusuna yanıt vermek gerekirse;
Almanya liginde (Bu yazı yazıldığında) 2. sırada yer alan Dresdner, iyi mücadele eden bir ekip görüntüsü veriyor. En iyi oyuncuları son Olimpiyat Elemelerinde bize karşıda forma giyen Ssuschke. 1983 doğumlu, 1.88 boyunda ki ortadan oynayan bu oyuncunun yanı sıra, yine elemelerde libero olarak görev yapan, ancak takımında köşeden oynayan Beier ve bu voleybolcudan önce ulusal takımda libero olarak yer alan Tzscherlich var. Polonyalı Swietonska dışındaki sporcuların hepsi Alman.
Romen ekibi Stiinta Bacau, ligde, Güneş Sigortanın 2 karşılaşmada da yenerek elediği Dinamo Bucurestinin ardından 16 maçta 12 galibiyet 4 yenilgi ile 3. sırada bulunuyor.
Kadrosunda bir Makedon sporcu var. Almanya da ki son Olimpiyat Elemelerinde mücadele eden Romen Ulusal Takımı kadrosunda Herlea, Manu ve Nitulescu yer aldı. Ancak sadece libero Manu görev yaptı. Bu arada Elisei ile Truta da daha önceki müsabakalarda forma giydiler.
İtalyan Minetti İmolaya gelince; Bu yazı yazıldığı sırada 12 takımlı ligde 11. idi. Yani düşmemek için mücadele veriyorlar. Kadrolarında 6 yabancı oyuncu yer alıyor. Bunlar İkic ve Percan (Hırvatistan), Curcic (Sırbistan), Radzuweit (Almanya), Bertone (Arjantin). Ayrıca bir de Çek asıllı Mifkova var. Ancak bunların içinde İkic ve Radzuweit, Belçika da ki Avrupa Şampiyonasında ulusal takımlarının kadrosunda yer aldılar. İtalyan oyuncular içinde en tanıdığımız tabi ki Leggeri. Son olarak 2004 de milli takım formasını giydi. Bu arada Dalligna ve De Gennaro, Ankara da oynanan Avrupa Kıtası Grand Prix Elemelerinde gençleştirilmiş kadrosuyla Almanyanın ardından ikinci olan İtalyan ekibinde forma şansı buldular.
Görüldüğü gibi rakiplerimizin, tecrübeli oyuncuların forma giydiği Vakıfbank Güneş Sigortadan hiçbir fazlalığı yok. Hatta İtalyan Minetti İmola dışında eksileri çok. O zaman Bursa seyircisiyle bütünleşeceğini düşündüğüm takımımızın, 2004 de aldığımız Top Teams den sonra, şimdi de Chalenge Kupasını da kazanacağına inanıyorum. Bu arada ilk kez bu sezon organize edilen Challenge Kupasının ilk sahibi olmanın keyfide her halde bir başka olacaktır.
Maçlar sonrasında yani dün, Cumhuriyet Gazetesinin spor ekinde çıkan Zaferin öyküsü yazımı da okumadığınızı düşünerek sizlerle paylaşmak istedim:
Avrupa Challenge Kupasında ülkemizi temsil eden Vakıfbank Güneş Sigorta, 4lü Final de önce Alman Dresdneri, sonra da İtalyan Minetti İmolayı yenerek şampiyonluk ipini göğüsledi ve voleybol tarihimize bir altın sayfa daha ekledi.
Daha önce Top Teams olan, bu sezon ise Challenge olarak ismi değiştirilen bu kupanın da ilk sahibi olmayı da başaran takımımız, kupaya 2. turdan Merhaba dedi. Önce Macar Betonut Nyireghazayı deplasmanda 3-1, evinde ise 3-0 yendi. 3. turda Belçika ekibi Gent Damesi iki maçta da 3-0 lık skorla geçerek yoluna devam etti. 4. Turda bu kez rakip Beziers di. Vakıfbank Güneş Sigorta, Fransız ekibini deplasmanda 3-1, İstanbul da 3-0 ile aşmayı bildi. Artık 4lü Final için önünde sadece bir takım kalmıştı. Sarı- Kırmızılılar Romen rakibi Dinamo Bucurestiye de daha önce elediği ekiplere uyguladığı tarifeyi tekrarladı. İstanbul da ki ilk karşılaşmayı 3-0 kazandı, Bükreş deki rövanşı da vermedi: 3-1.
Sonrasını hepiniz biliyorsunuz. Eleme turlarında oynadığı 8 maçı da kazanan ve rakiplerine sadece 3 set veren Vakıfbank Güneş Sigorta, uğruna inandığı için, Bursaya aldığı 4lü Finalin ilk gününde Alman Dresdneri 3-0 (25-16, 25-23, 25-14) aştı.
Salonu tıklım tıklım dolduran rengarenk atkılı ve bayraklı seyircinin desteğiyle karşılaşmaya çok iyi başlayan ekibimiz üst üste aldığı sayılarla arayı açmaya başladı: 6-2, 8-3. Bu arada özellikle Aysunun etkili servisleri Matthesi adeta dağıtınca fark iyice açıldı:16-6. İyi servis atan, iyi blok yapan ve hücumda da istediğini elde eden Vakıfbank Güneş Sigorta seti de rahat aldı: 25-16.
İlk setin farklı kazanılmasının getirdiği rahatlık, rakibin etkili servisleri karşısında bozulan manşetimiz ve hücumlarda başlayan sıkıntılarımız Dresdnerin 15-19a kadar önde gelmesine yol açtıysa da yapılan Gözde- Gasukha değişikliği, hem takımımızın bloğunun yükselmesini, hem de hücumda ki etkinliğimizi artırdı. Bunun sonucunda da üst üste gelen sayılarla başa baş mücadeleden sonunda 25-23 galip çıkmayı bildik.
3. sette adeta fırtına gibi esen ekibimiz 25-14 ile sete ve maça noktayı koydu.
Finalde Romen Stiinta Bacauyu 3-1 ile geçen İtalyan İnfoplus Minetti İmola ile kozlarını paylaşan Vakıfbank Güneş Sigorta, 5 setlik bu zorlu mücadelede rakibini 3- 2(17-25, 25-18, 26-28, 25-11, 15-5) devirdi ve kürsünün en üst basamadığında ki yerini aldı. Böylece ekibimiz 2004 yılında kazandığı Top Teams Kupasının yanına bu kez de Challenge Kupasını eklemenin mutluluğunu yaşadı. Ayrıca bu sonuç Vakıfbank Güneş Sigortayı ülkemizin Avrupadaki en başarılı kulübü de yaptı.
Aslında takımımız bu noktaya kolay gelmedi. Katıldığı Avrupa Kupalarında turlar atlasa da ilk kez 1998 yılında CEV Kupasında 4lü Final oynama şansını yakaladı. Ama bu ilk deneyimde kupaya uzanamadı. 2 sezon sonra, yani 2000 de, yine CEV de 4lü Finale çıkan Güneş Sigorta bu kez bir adım daha yukarı çıktı ve 3. olurken ilk kupasını da kazandı. Bu arada 1991, 1992 yıllarında CEV de üçüncü, 1998 de Şampiyon Kulüpler Kupasında ikinci olan Vakıfbank ile birleşince hedef de otomatik olarak büyüdü.
Artık Avrupa Kupalarının gediklisi olan Vakıfbank Güneş Sigorta, 2004 yılında tarihi bir başarıya imza atarak Bursa da, Top Teams Kupasını havaya kaldırdı.
2006 da bu kez Şampiyonlar Liginde 4lü Finale yükselen ekibimiz, 4. sırada kaldı.
Pazar günü ise, yukarıdaki satırlarda okuduğunuz gibi Vakıfbank Güneş Sigorta bu sezon ilk kez organize edilen Challenge Kupasının sahibi oldu ve bu ilk kupanın Türkiye de kalmasını sağlayarak tüm ülke insanlarının alkışını aldı.
Bu arada kupanın üçüncülüğünü, Romen Stiinta bacauyu 3-1 yenen Alman Dresdner kazandı
BAŞARILILAR:
En değerli oyuncu: Aysun (V. Güneş Sigorta)
En iyi manşet alan oyuncu: Tzcherlich Dresdner)
En iyi servis atan oyuncu: Leggeri (Minetti)
En iyi pasör: Arzu (V. Güneş Sigorta)
En iyi Libero: Nihan (V. Güneş Sigorta)
En blok yapan oyuncu: Vargas (V. Güneş Sigorta)
En iyi smaçör: Lehtonen (V. Güneş Sigorta)
En skorer oyuncu: Gasukha (V. Güneş Sigorta)
Hazır yazılara yer vermeye başlamışken, Cengiz Tökgözün yenilenen mayintarlasi. Com sitesine 3 Mart tarihinde Çeşitleme başlıklı yazımı da buraya aldım.
Voleybol maçları hızlı bir tempoda devam ediyor. Ancak gerek bayanlarda, gerekse erkeklerde 1. ligin ikinci devre sonlarına yaklaşmamıza karşın kaliteden uzak, sadece zaman zaman heyecanı biraz ayakta tutan karşılaşmalar izliyoruz.
Aslında bu çokta şaşırtıcı bir olay değil. Ligin zirvesi için mücadele edenler işi rölantide tutuyorlar. Çünkü onların hedefleri Play- Off. Ve orada, o zamanda en iyi durumda olmak gerekiyor. İşte bu düşünce, ekiplerin inişli çıkışlı maçlar oynamalarına neden oluyor. Bizde doğal olarak bu kadar kaliteli oyuncuların forma giydiği takımların ortaya koydukları müsabakalardan keyif alamıyoruz. Bu sezon onlarca karşılaşma içinde sadece Vakıfbank Güneş Sigorta- Türk Telekom bayan maçı gerçekten kalitesiyle, heyecanıyla üst düzeyde bir voleybol izlememizi sağladı. Böyle olunca da voleybolla ilgili bir şeyler yazmak, anlatmak zor oluyor. Onun için branşımızı bir köşeye bırakıp, spordan çeşitlemeler yapayım.
SPOR ETİĞİ
Sporla ilgili bir şeyler konuşulurken, tartışılırken, sonunda laf dönüp dolaşıp mutlaka sporun etik değerlerine gelir, dayanır. Genelde taraflar arasında anlaşılan tek ortak noktada burası olur. Ama bazı kuralların, sporun etik değerlerine pek uymadığı bilinmesine karşın nedense pek dile getirilmez, üstünde durulmaz.
Kafamı kurcalan konuyu biraz açayım;
Voleybolda uzun bir zamandır uygulanan bir kural var. Atılan serviste top fileye değdiğinde oyun devam eder (Daha önceden bu hata olarak değerlendiriliyordu ve top rakibe geçiyordu). Bu değişikliğin amacı, topun daha çok oyunda kalmasını, yani rallilerin uzamasını sağlamaktı. Ancak bu durum zaman zaman fazlasıyla sıkıntı yaratmaya başladı. Çünkü atılan servisin fileye temas etmesi sonucu top ilginç yerlere düşerek sayı kazanılmasına yol açıyor. Böylece, oyuncu iyi bir servis atmamasına karşın avantaj elde etmiş oluyor. Ben bunu centilmenler sporu voleybolun Etiğine pek sığdıramıyorum. Ve bu kuralın değişmesi gerektiğini savunuyorum. Fileye değen bu top ya eskiden olduğu gibi hata kabul edilmeli, ya da teniste ki gibi servis tekrar edilmeli.
Voleybol dışında basketbol ve futbolda da sporun etiğine ters düştüğüne inandığım iki olay var. Onları da paylaşayım.
Basketboldan başlayalım. Maçın bitimine kısa bir süre kala peş peşe yapılan taktik faullere, sporun etik değerleri içinde yer bulamıyorum. Ayrıca bu fauller yüzünden, basketbolun en değerli bölümü olması gereken son dakikalarda, oyunun sık sık kesilmesi, tempoyu da, heyecanı da yerle bir ediveriyor.
Gelelim futbola;
Dip çizgilerin, yani avut çizgisi yakınında savurma oyuncusunun topun dışarı çıkması için rakibine yaptığı vücutla engellemelerin hatta biraz daha ileriye giderek itmelerin, çekmelerin normal sayılması, ancak sahanın başka bir bölümünde bu tür hareketlerin hakemler tarafından faul ile değerlendirilmesini de etik bulmuyorum.
SPOR KIYAFETLERİ
Milyonların ilgisini çeken sporun, en önemli değerlerinden biri de hiç şüphesiz ki spor giysileridir. Spor malzemeleri üreten firmalar için sağlığın, kalitenin, rahatlığın yanında görüntü ve renkte çok önemlidir.
Kuralları belirlenmiş branşlarda giyilen spor malzemeleri ve yarattığı görüntüler çok farklıdır. Kendi branşım voleyboldan başlayayım. Özellikle bayanların daha renkli ve güzel görünmesi için, vücut hatlarını ortaya koyan biraz da dar formalar giymeleri, gerçekten onları ilgi çekici gösterir. Erkeklerde de, adalelerini ve düzgün vücutlarını ortaya çıkaran formalar için söylenecek fazla bir şey yok. Ama diğer branşların bir çoğunda formalar gerçekten çok itici bir görüntü oluşturuyor.
Mesela tenisi düşünelim: Özellikle bayanların giysileri çok güzel. Eminim ki bir çok kişi, sporcuların ortaya koyduğu oyun kadar, onların tüm güzelliklerini yansıtan, kıyafetlerini de ilgiyle izliyor. Ya erkekler? Bayanlara oranla tam tezat bir görüntü. Bol tişörtler, dizlere kadar uzanan uzun şortlar, giysilerinin tam tersi renkte, başa ve el- ayak bileklerine takılan bantlar. Hatta beyaz ayakkabının içine giyilen koyu renkli çorapların yarattığı görüntü kirliliğine şaşmamak elde değil.
Hadi teniste bayanların kıyafetleri bu branşta işi biraz kurtarıyor. Peki ya basketbola ne demeli?
Özellikle bayanların giysilerine bir anlam vermek zor. Neredeyse dizlerinin altına kadar inen bol şortlar (Sadece Türkiye de olsa, hadi zamana uyduk diyeceğim), onları tamamlayan adeta üstlerinden dökülen bol formalarla o güzelim kızlarımızın kayboluşlarına bir anlam veremiyorum. Basketbol forması üretenlerin hepsi erkekte, bayanları çirkinleştirerek intikamlarını böylemi alıyorlar acaba? Diyeceğim ama, erkeklerin şortları da farklı değil. Uzun şortların gerekçesini, Sporcular, ıslanan ellerini şortlara siliyorlar diye gösteriyorlar ama, peki biraz daha kısa olunca eller silinemiyor mu? Sorusunu cevap veremiyorlar.
Hadi bir hinlik yapalım ve Üretici firmalar özellikle daha çok kumaş kullanılsın. Daha çok para gelsin diye bu modayı yarattılar diye yazıyı bağlayayım.
Son olarak takımlarımızın bu güne kadar Avrupa Kupaları 4lü Finallerde neler yaptıklarını içeren bir tabloyu da tekrar sizlerle paylaşmak istedim.
Tekrar buluşmak dileğiyle, hoşçakalın.
A L E V
A N A K Ö K
Not:
AVRUPA KUPALARINDA
TAKIMLARIMIZIN BAŞARILARI için
tıklayınız...
|
|