LİGLERİN STARTI VERİLDİ

                   

2005-2006 Sezonu hafta sonu oynanan maçlarla başladı. Gerek bayanlarda, gerekse erkeklerde karşılaşmaların gruplar şeklinde oynanmasına alışık olmadığımız için şimdilik biraz kafamızı karıştırıyor. Çünkü hangi takımın, hangi grupta mücadele ettiğini daha ezberleyemedik. Sezona hazır başlamayan takımlarımız gibi, bizler de günler ilerledikçe forma gireceğiz her halde.

Evet, ligler başladı ama takımlarımızın hiçbiri henüz hazır değil. Geçtiğimiz yıllarda da ekiplerimizin liglere bir türlü istenen düzeyde başlayamadıklarını, bunun sebeplerinin başında da yönetici ve antrenörlerin kadro oluşturmayı hep son anlara bırakmalarının geldiğini yazmıştım. Bu senede değişen bir şey yok. Hala oyuncu arayışlarını sürdüren kulüplerimiz var. Belki de iki devreli bu ilk etap maçlarını kolay geçeceklerini düşünüyorlar. Nasıl bir hesap kitap içinde olduklarını bilemem ama ben bu görüşe her zaman karşı çıktım. Çünkü takımlar kendileri kadar, voleybol tutkunu seyirciyi de düşünmek zorundalar. Liglerin bitiminden bugüne kadar aradan geçen 5 ay sonunda voleybolu özlemiş insanlara keçi boynuzu misali tatsız, tuzsuz karşılamalar izlettirmeye, niye voleybola seyirci gelmiyor, boş tribünlere oynuyoruz diye sitem etmeye kimsenin hakkı yok. Önce bir şeyler vereceksin ki sonra onların da tribünleri doldurmasını isteyeceksin. Bu insanlar, bu hayat pahalılığında ceplerinden bir sürü para harcayacaklar, zamanlarının büyük bir bölümünü her geçen gün daha çok kilitlenen trafikte yitirecekler, tüm bu zorluklara karşın bir de kalitesiz maçlar seyredecekler. Siz yöneticiler, antrenörler, sporcular bu eziyete katlanır mısınız? O zaman boş tribünlere oynamaktan hiç şikâyet etmeyin. 10’ lu grup karşılaşmaları başlayana kadar nasıl sizler maçları ısınma turları olarak değerlendiriyorsanız, seyirciler de aynısını düşünecekler ve arada sırada iyi olacağına inandıkları maçlara gelecekler. Ama esas buluşma ikinci etap karşılaşmaları olacak. Hani yaygın bir değiş vardır, “Böyle başa, böyle tıraş  İşte bu şimdiki durumumuza  Cuk” oturuyor.

Bu küçük sitemden sonra maçlara bir göz atmak istiyorum ama yazacak fazla da bir şey bulamıyorum. Çünkü yukarıda da değindiğim gibi takımların hiç biri tam olarak hazır değil. Onun için gördüklerimi fazla detaylamadan, yüzeysel olarak sizlere aktaracağım. Geçen hafta yazdığım gibi tüm ekiplere biraz daha zaman tanımak da yarar var.

 

ECZACIBAŞI’ NIN AÇILIŞI

 

Cumartesi günü İstanbul da 4 değişik yerde maçlar vardı. Saatler çakıştığı için doğal olarak seyirciler gibi ben de en çok karşılaşmanın oynandığı Burhan Felek’i tercih ettim. Ama önce Eczacıbaşı’nın sezon açılışı için Ayazağa’ya uzandım. Bugün oynayacakları Şampiyon Ligi ile ilgili basın toplantısına katıldım. Sonra da Burhan Felek’e geldim. İlk olarak Eczacıbaşı’nın bu toplantısından söz etmek istiyorum.

Önce Menajer Selcan Teoman söz aldı ve “Bu sezona değişik bir düşünce içinde girmeyi hedefliyoruz. Biliyorsunuz artık dünyanın bir çok yerinde kulüpler, eğlence ile sporu birleştirdiler. Bizde bu doğrultuda ilk adımı bugün oynayacağımız Dicle Üniversitesi maçıyla atıyoruz. Karşılaşma öncesi ailelere dönük eğlendirici etkinlikler düzenledik.” Dedi. Sonra da konuşmasını şöyle tamamladı: “ Değişim içinde olan bir ekibiz. Geçen yıl başladığımız ‘Genç yeteneklerin Ulusal Takımlara kazandırılması’ projemiz doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor. Antrenörümüz Motta benimsediği sistemi takımımıza oturmaya çalışıyor. Ancak henüz istenen düzeye gelemedik. Zamana ihtiyacımız var. Bu arada Şampiyonlar Ligi maçlarımız da başlıyor. Zor bir grupta oynamamıza karşın başarılı olmak için elimizden geleni yapacağız.”

Brezilyalı çalıştırıcı Motta; “Şampiyonlar Ligi çok zorlu bir yarış. Bazı takımlar kadro olarak çok güçlüler, ayrıca her yıl oynadıkları için de tecrübeliler. Grubumuzun en iyi takımı tabii ki Bergamo. Uralochka’nın durumu tam netlik kazanmadı. Kübalı oyuncuları transfer edebildiyse çok güçlendi demektir. Ayrıca Cannes de grubumuzun diğer bir iddialı ekibi. Bu takımlar arasından sıyrılıp finallere kalabilmek bizim açımızdan büyük bir başarı olacaktır. Gördüğünüz gibi yabancı oyuncularımızı değiştirdik. Esra iyileşti, Naz’ı A takıma çıkardık. Geçen yıl forma giyen diğer oyuncularımızda bizle beraberler. Bu nedenle bu sezon daha iyiyiz. Şu anda bazı oyuncuların form düzeyleri normal, Aralık ayı içinde en iyi halimize geleceğimize inanıyorum.” Dedi.

Kaptan Bahar’ın görüşleri ise şöyleydi: “ Bu yıl kaptanlık gibi zor bir görevi de yüklendim. Yeni gelen yabancı oyuncularla uyum sağlamaya çalışıyoruz. Şu anda eksikliklerimiz var ama zamanla antrenörümüz Motta’nın istediği şekilde oynayacağımızı umuyorum.”

Basın toplantısındaki konuşmaların kısaca özeti böyleydi.

Bu arada, Motta’nınAralık ayında hazır olacağız.” Cümlesi kafama takıldı. Ve bunun üzerine, “ Aralık da hazır olacağınızı söylüyorsunuz, Türkiye’nin yıllardır Avrupa’ya açılan en önemli penceresi olan Eczacıbaşı bu sezon Şampiyonlar Ligi’nden vaz mı geçiyor?” diye sorduğum soruya, Motta’nın cevabı şöyle oldu: “Biz bu yıl Şampiyonlar Ligi’nde oynayacağımızı bilmiyorduk. Son anda karar verdik. Bu nedenle ben daha önceden yaptığım antrenman planlarımı değiştiremem.”

Bu yanıt üzerine fazla bir tartışmaya girmek istemediğim için sustum. Çünkü Motta, Şampiyonlar Ligi’ne girmeselerdi, daha önceden katılacaklarını bildikleri ve bir hafta sonra da başlayacak olan Top Teams de Eczacıbaşı’nın mücadele edeceğini her halde unuttu. Bu cevabın arkasında asıl yatanın Avrupa değil, lig olduğu da böylece çıkmış oldu. Açıkçası ben Türk Voleybolu’nun her zaman gururu olmuş, büyük başarılara imza atmış Eczacıbaşı’nın hedef küçülterek, Avrupa dan vazgeçerek ligi tercih etmesini, kim ne derse desin, bir voleybolsever olarak içime sindiremedim. Çünkü 24 şampiyonluğu, 25’e çıkarmak Eczacıbaşı’na fazla bir şey kazandırmaz, ama Avrupa da, bir kez daha finale yükselmek,  voleybolumuz açıcından çok önemlidir.

 

LİG MAÇLARI

 

Bu içimi acıtan cevabı bir yana bırakarak gelelim Cumartesi günü oynanan lig karşılaşmalarına. İlk maç olan Güneş Sigorta-Yalovaspor mücadelesini izleyemedim. Arkadaşlarım ilk setin iyi olduğunu ama daha sonra ligin yenisi Yalova’nın çözüldüğünü söylediler.

Daha sonra Galatasaray-Bafra müsabakası başladı. Sarı-Kırmızılılar rakibini 3-0 yenerek lige galibiyet ile başladılar. Galatasaray iyi bir kadro oluşturmuş. İki yabancısı Joromir Kolacny ve Brezilyalı Paolo Diago Silva iyi oyuncular. Bu ikilinin yanına bir de geçen sezon Arkas da oynayan Junior girecek. Böyle olunca da Sarı-Kırmızılıların grupta ilk 5’e gireceği kesin. Takım olarak iyi oynuyorlar. Servisleri çok etkili, Bafra’yı da bu şekilde kolayca teslim aldılar. Bu arada Diago’nun sert smaç servislerinin rakiplere kâbus yaşatacağı da bir gerçek.

Henüz ligin başı, bazı sorunları için zamana ihtiyaçları var. 

Bafra’ya gelince; Onlarda hazır değil. Dağınık oynuyorlar ve çok hata yapıyorlar. Uyum için süre gerekli. Yabancıları için beklemek istiyorum.

 

FENER-HALKBANK

 

Ligin zirvesinin iki adayının daha ilk haftadan kozlarını paylaştığı karşılaşmadan Sarı-Lacivertli takım 3-1’lik bir galibiyetle çıkarak moral buldu. Oyunun geneline bakıldığında iyi bir maç olmadı. Hatalar çoktu. İki takımda da kalitesi tartışılmaz oyuncuların olmasına karşın sadece zaman zaman bir çekişme vardı. Özellikle 27-29 biten ilk set keyif verdi.

Öncelikle iki ekip de servis hedeflerini iyi seçmişlerdi. Genelde önden manşet için açılan oyunculara attılar. Bu arada Fenerbahçe kaybettiği ilk sette toplam 11 servis (14-14 de 7) servis kaçırdı. Halkbank’a oranla Sarı-Lacivertli takım daha etkiliydi. Hızla oynamaya çalıştılar. Bunda tabii ki pasör Arslan’ın katkısı büyüktü. (İlginç bir not: Formalarının arkasında oyuncuların isimleri yazılıydı. Sadece Arslan’ın formasında, ismi yerine soyadı vardı. “A. Ekşi” Bu durum, herkes tarafından, “Arslan” isminin Galatasaray’ı çağrıştırdığı gerekçesiyle değiştirilmiş olabileceği şeklinde yorumlandı.  Eğer öyleyse, bu fanatikliği voleybola sokanlara kocaman bir “Bravo!dan başka ne diyebilirim ki).  İyi paslar attı, smaçörleri iyi kullandı. Özellikle istediği gibi manşet geldiğinde topların büyük çoğunluğunu ortaya atarak takımın sayı bulmasını kolaylaştırdı. Genelde oyuncuların hepsi iyi oynadı. Ancak Orhan’ın yerine sonradan oyuna giren Can bir başkaydı.

Halkbank’a gelince; değişen yabancıları pek göz doldurmadı. Pasör çaprazı Ukraynalı Andrıy Sideronko hiç ortalarda görülmedi. Bu nedenle Mustafa Çayır 3. sette takımın yapısıyla oynadı. Sinan’ı pasör çaprazına, Gökhan’ı 4’e çekti, ortaya Mehmet’i aldı. Görünen o ki, İstanbul B. Belediyesi’ne giden Ali Çayır’ı arayacaklar. Ayrıca, Gökhan, Cengizhan, Sinan gibi iyi manşet alan bir üçlünün bu kadar sıkıntı çekmesi de ilginçti. Birkaç kelime de Polonyalı pasör Lukas Tomasz Zygaldo’dan da söz edeyim. Takımı hızlı oynatmayı seven bir pasör. Yatık toplar atıyor. Hatta orta oyunculara bile topları yatırıyor. Yani kurşuna benzer paslar atıyor. Bu paslara alışmak biraz zor olacağa benzer. Çünkü iki orta oyuncu Gökhan ve Ahmet genelde bombe toplarla hücum etmeyi severler. Bu maçta yaşanan uyumsuzluk biraz da bundan kaynaklandı. Ama Sinan hayatından memnun. Tam istediği gibi pas alıyor. Ahmet hala blok için köşelere gittiğinde uçuyor ve genelde arkadaşının arkasına düşüyor. Bu defansı da zorluyor (Geçen yıl da ayni şeyi yazmıştım). Zamanın her şeyin ilacı olacağını söyleyerek  maça da noktayı koyayım. Diğer karşılaşmalarda ise genelde favoriler istedikleri sonuçları aldılar. Hatay Polis Gücü’nün Tokat deplasmanından 3 puan çıkarması ilginçti. Plevne antrenörü Üzeyir Özdurak, yenilgi için, “Henüz uyum sorunu yaşıyoruz. Bu nedenle iyi oynayamadık. İlerleyen haftalarda bu yenilgiyi telafi edeceğiz” dedi.

Ankara da SSK, Ziraat Bankası’nı 3-0 gibi net bir skorla yenerek rakiplerine “Beni unutmayın” sinyalini verdi.

 

PAZAR MAÇLARI                       

 

Burhan Felek de ilk maçta Galatasaray, yabancısız zayıf rakibi İstanbul Emlak Bankası’nı 49 dakikada 3-0 ile geçti. Günün ikinci müsabakası Anadolu İhtisas sahaya çıkmadığı için oynanmadı. Herhalde Şişli hükmen kazanacak.

Son karşılaşmada ise Fenerbahçe, İller Bankası’na 1-3 yenilerek şaşırttı. Ankara ekibi, Sarı-Lacivertlilere göre daha hazır olduğu karşılaşmayı kazanarak ilk 5 için önemli bir adım attı. Seda’nın boşluğunu aldığı iki yabancı ile dolduran İller, özellikle pasör Gizem ve Güldeniz’in iyi oyunuyla sonuca gitti. Takım olarak hedefledikleri oyunculara iyi servisler attılar, blok ve defansları iyiydi. Hücumda da etkili oldular. Sonuçta hak ettikleri çok önemli bir galibiyet ve 3 puan ile sahadan çıktılar. Servise karşı manşetlerde Güldeniz-Angelova- libero Songül üçlüsü başarılıydı. Gerçi zaman zaman manşetler 3 metre üstüne çıktı ama Gizem bunları düzeltmeyi başarınca fazla bir sorun yaşamadılar. Bu arada pasör çaprazı yeni yabancıları Tihana akıllı bir oyuncu. Angelova geçen yıla oranla daha iyi oynuyor. Orta oyuncuları Nadezda için beklemek gerekiyor. Bu arada Hülya’nın da bloklarda iyi işler yaptığını söylemeliyim. Bu arada antrenör Burhan da iyi bir yönetim gösterdi. Servise karşı manşet sıkıntısı çeken oyuncuyu, hemen rakibin servisinden saklayarak hem O’na, hem takıma nefes aldırdı. Eski oyuncusu Seda’yı durdurmak için genelde pasör çaprazını 4 de bırakıp, Angelova’yı 2 ye çekmesi akıllıcaydı. Bunun da semeresini Seda’nın bloklardan kaçmak isterken avuta vurduğu toplarda gördü. Sıkıntılarının başında ise, pasör Gizem’in 3 ve 2 de olduğu turlarda, hücumda yaşıyorlar. Bakalım bu sorunu nasıl aşacaklar?

Fenerbahçe, henüz hazır değil. Özellikle servise karşı manşetlerde çok hata yaptılar. Rakibin, servisleri libero Yasemin, Çiğdem ve Alevtina üstüne yıkması ve bu oyuncularında cevap vermesi nedeniyle oyundan düştüler. Çünkü iyi manşet gelmeyince Özge pas dağıtımında çok zorlandı. Sadece Seda etkili olabildi. Bu da iyi hücum yapamayan Sarı-Lacivertlilerin maçı yitirmesine neden oldu. Özge’nin 5’den kaçtığı ve 4’de olduğu iki turda çok sayı kaybediyorlar. (İkinci sette 12-12 den sonra bu pozisyonda 1 sayı aldılar, 8 sayı verdiler. 12-20 oldu. 3. sette 13-11 den, 13-17 geri düştüler)  İlk maçlar hiçbir zaman bir ölçü değildir ama aradıkları yabancı oyuncuyu almakta gecikirlerse, hedefledikleri noktanın uzağına düşebilirler.

 

ŞAMPİYONLAR LİGİ BAŞLADI

 

Ülkemizi Avrupa’nın en büyük kupasında temsil eden iki takımımızdan Vakıfbank Güneş Sigorta ilk maçını dün Azerbaycan da Azerrail Bakü ile oynadı. Zor da olsa takımımız bu önemli deplasmandan 3-2 galip çıkmayı başardı. Bu önemli sonuç Güneş’in Çeyrek Final yolunda bir adım öne geçirmesini sağladı. Bugün ise, Eczacıbaşı, Fransa’nın güçlü temsilcisi Cannes’i misafir edecek. Antrenör Motta’nın Aralık da hazır olacağız dediği ekibimizin, rakibi karşısında nasıl bir sonuç alacağı merak konusu.

 

ŞİŞLİ’ NİN AÇILIŞ GECESİ

 

Şişli Spor  Kulübü, geçtiğimiz Çarşamba günü Point Otel de düzenlediği bir iftar yemeği ile oyuncularını  basına tanıttı. Şişli camiasının katıldığı ve güzel geçen gece de kulübe destek veren kuruluş ve kişilere de teşekkür plaketleri verdiler.

 

DERGİLERE SAHİP ÇIKIN

 

Bilindiği gibi voleybolun iki dergisi var. Biri ”Voleybol Bilim ve Teknoloji Dergisi.”  Başta Barbaros Çelenk ve birkaç arkadaşının bıkmadan, usanmadan ve destek görmeden çıkardığı bu yayın 11. yılını doldurdu. Geçen dönemlerde de sizlere bu dergiden söz etmiş ve desteklenmesi gerektiğini yazmıştım. İşte bu yayının en son sayısı antrenörlere yollandı. İçinde de yeni yayın hayatına başlayan Enver Bağlarbaşı ve Mustafa Yener’in çıkardığı “Manşet” in abonelik formu ile birlikte.

Lütfen bu iki dergiye de sahip çıkın. Bu arada antrenör arkadaşlarım. “Bilim ve Teknoloji Dergisi’nin son sayısını bulup “Antrenörlük de Etik Kurallar” ve “Daha iyi bir antrenör olmak için 10 nokta” yazılarını mutlaka okuyun.

13 Ekim tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde çıkan “Voleybol da artçı şoklar” başlıklı yazımın bir bölümü kazaya kurban gitmiş ve bu nedenle de biraz anlam yanlışlıkları doğmuş. Onun için yazıyı burada, kesilmemiş haliyle bir kez daha yayınlamak istedim.

Sevgi ve hoşgörüyü hiç eksik etmeyin. Hoşça kalın.

 

VOLEYBOL DA ARTÇI ŞOKLAR

 

Son haftalarda kamu oyunun gündemine oturan spordaki çeşitli olumsuzluklara, voleybol da istifalarıyla katkıda bulundu.  Genelde bu branşımız, ekiplerimizin Avrupa Kupaları’nda yakaladığı başarılarla ve son iki yıldır da Ulusal Takımlarımızın büyük çıkışıyla medya da yer alırdı. Ancak Özerk olduktan sonra yapılan seçim ve sonrasında yaşanan istifalar tüm gözlerin voleybolun bir başka boyutuna çevrilmesine neden oldu.

Önce Voleybol Federasyonu Teknik İşlerden Sorumlu Başkan Vekili Kurtaran Mumcu’nun istifasıyla başlayan istifalar, daha sonra Ersin Yılmaz, Mehmet Gündoğdu, Av. Güldeniz Meriç ile devam etti ve son olarak da bu isimlere Hasan Saydam eklendi. İstifa eden yönetim kurulu üyelerinin yerine, yedek listeden Turan Yüzüak, Şemsettin Turgut, Erdal Tontu, Alev Aydemir ve Sinan Yılmaz geçti.

Evet, istifalar ve yerine geçen yedeklerle voleybol yoluna devam ediyor ama her şeye karşın voleybolun aldığı yaranın kolay kolay kapanmayacağı da bir gerçek.

Aslında seçimin üzerinden geçen kısa bir zaman dilimi içinde Voleybol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda Başkan Prof Dr. Hüsnü Can ile üyelerin arasında bazı fikir ayrılıkları olduğu, bazı istifaların gündeme gelebileceği kapalı kapılar ardına sızıyordu. Ama “Kol kırılır, yen içinde kalır” düşüncesi, davranışı devam ediyordu. Ta ki Voleybol Vakfı seçimlerine gelene kadar.

Bilindiği gibi bazı federasyonlar özerklikten önceki dönemlerde, parasal yönden rahat hareket edebilmek amacıyla, bağış adı altında, kulüplerden, yabancı oyuncu transferlerinden ve bunun gibi çeşitli kanallardan toplanan paraların Genel Müdürlük kasasına girmeden harcanabilmesi için vakıflarla iş birliği yapıyorlardı. Çünkü toplanan paralar Genel Müdürlüğe giderse acil olarak yapılması gereken harcamalar aksıyor ve özellikle Ulusal Takımlarımızın faaliyetlerinde sorunlar yaşanıyordu. İşte bunu aşmak için Voleybol Federasyonu ve Voleybol Vakfı bir centilmenlik anlaşması yapıyordu. Bu anlaşmaya göre;  Voleybol Federasyonu Başkanı ayni zamanda Vakıf Başkanı olacak, ayrıca 11 kişiden oluşan yönetim kurulunun 6 üyesi de voleybol federasyonuna verilecekti. Eski Başkan Ahmet Gülüm döneminde başlayan bu anlaşma, Vakfın bundan yaklaşık iki ay önce yapılan son seçimine kadar sürmüştü. Son seçim günü salonda başlayan tartışmalar, ardından Voleybol Federasyonu Başkanı Can’ın seçimden çekilmesiyle gruplar arasında gerginlik iyice büyümüştü. Sonunda seçim yapıldı ve Voleybol Vakfı’nın yeni yönetim kurulu seçildi. Ne var ki bu seçim, yıllardır süren iki kuruluş arasındaki centilmenlik anlaşmasının da sonu oluverdi. Bu arada yeni seçilen yönetim kurulundan peş peşe istifalar gelmeye başladı. Gerekçe olarak genelde “İşlerin çokluğu” ileri sürülüyordu. Ama 5072 sayılı yasaya göre vakıfa açılan davaların ve federasyon ile vakıf arasındaki gerginliğini yarattığı sıkıntılarında bu istifalara neden  olduğu söylentisi yayılıyordu.

Çöken sistem tabi ki federasyonu, dolaylı olarak voleybolu da zor durumda bıraktı. Çünkü bundan sonra iptal edilen seçimler yenilenene kadar tüm harcamalar Genel Müdürlüğün ön gördüğü yönetmeliklere göre yapılacak. Bu da şüphesiz ki birçok sıkıntının yaşanmasına neden olacak.

İşte yaşanan bu federasyon-vakıf ayrılığı, son yaşanan istifalarında ateşleyicisi oldu (Taraflar arasında böyle nitelenmese de başlangıcının bu olduğu kesin).

Seçimin tartışmaları sürerken Voleybol Federasyonu Teknik İşlerden Sorumlu Başkan Vekili Kurtaran Mumcu’nun istifası voleybolun gündemine bomba gibi düştü.

Mumcu, istifa nedenini; “ Başkan Can, seçim öncesi bana verdiği sözleri yerine getirmiyor, federasyonu tek başına yönetmeye çalışıyor, bu nedenle görevde kalmanın benim için bir anlamı yok.” Diyerek açıklıyordu.

Bunun üzerine Başkan Prof. Dr. Hüsnü Can’ın cevabı gecikmedi: “Mumcu’nun istifa nedeninin altında O‘nun görevlerini Dış İlişkilerden sorumlu Levent İlbay’a vermem yatıyor” dedi.

Bu açıklama bir anda ortamı gererken, iki taraftan da peş peşe yeni demeçler ve suçlamalar gelmeye başladı. Bu açıklamalar devam ederken istifalara Ersin Yılmaz, Hukuk Kurulu Üyesi Av. Güldeniz Meriç, Mehmet Gündoğdu eklendi.

İstifalara karşın sular bir türlü durulmadı. Can ile Mumcu gerek televizyonlara, gerekse yazılı medyaya verdikleri demeçlerle ipleri daha da gererken suçlamalar birbirini izledi. Bu arada da istifa edenlerin yerine yönetim kurulana yedek üyeler girdi. Karşılıklı demeçler devam ederken bu kez olayın içine Ulusal Takım antrenörleri de çekildi. Bir gazetede “Bizim Kurtaran Mumcu ile aramızda bir sorun yok, bize çok yardımcı oluyordu” anlamını içeren demeçleri ve başkanın cevabı üzerine Ulusal Erkek Takımın Antrenörü Nedim Özbey istifa etti. Ancak Özbey’ın açıklaması farklıydı. “Ulusal Takımda görev almak kutsaldır ancak çok uzun kamplar ve faaliyetler tüm düzenimi bozdu. Bu nedenle istifa ediyorum.”

Bu açıklama çeşitli yorumlara neden olurken, son olarak federasyonun basından sorumlu üyesi Hasan Saydam’ın da istifası geldi. Saydam istifa nedeni, “Görevi kabul ederken, basındaki arkadaşlarıma bazı sözler vermiştim. Bunların başında da ‘Federasyon ile ilgili tüm bilgileri sağdan, soldan değil öncelikle benden, yani ilk ağızdan duyacaksınız. Ayrıca federasyonun internet sayfasını yenileyeceğiz ve istediğiniz bilgileri her gün güncelleşmiş haliyle bulacaksınız’ demiştim. Ama bunların hiç birini gerçekleştiremedim. Hele bırakın internet sayfasını güncelleştirmeyi bir harf bile değiştiremedim. Verdiğim sözleri yerine getiremediğime göre, bu göreve devam etmenin de bir anlamı kalmadı.” Diyerek açıkladı. 

Başkan Can, bu istifaya da, son günlerdeki açıklamalarına benzer cümlelerle yanıt verdi: “Bizim ile birlikte çalışmak istemeyen arkadaşlar demokratik haklarını kullanarak istifa ettiler. Onların yerlerine çok değerli diğer üyelerimiz yönetim kuruluna alındılar.  Voleybolumuz yoluna devam ediyor. Yani değişen bir şey yok.”

İşte voleybolun gündemine bomba gibi düşen istifaların gelişimi böyle. Bu istifalara yenileri eklenir mi? Şu anda bekleyip görmek gerekiyor. Ancak değişik medya kuruluşlarında çıkan sert demeçler ve suçlamaların olayın boyutlarını bir hayli büyüttüğü ve bu branşa büyük zarar verdiği de bir gerçek.

 

 

A  L  E  V    A  N  A  K  Ö  K