LİGLERİN STARTI VERİLDİ
2005-2006 Sezonu hafta sonu oynanan maçlarla başladı. Gerek bayanlarda, gerekse
erkeklerde karşılaşmaların gruplar şeklinde oynanmasına alışık olmadığımız için
şimdilik biraz kafamızı karıştırıyor. Çünkü hangi takımın, hangi grupta
mücadele ettiğini daha ezberleyemedik. Sezona hazır başlamayan takımlarımız
gibi, bizler de günler ilerledikçe forma gireceğiz her halde.
Evet, ligler başladı ama
takımlarımızın hiçbiri henüz hazır değil. Geçtiğimiz yıllarda da ekiplerimizin
liglere bir türlü istenen düzeyde başlayamadıklarını, bunun sebeplerinin başında
da yönetici ve antrenörlerin kadro oluşturmayı hep son
anlara bırakmalarının geldiğini yazmıştım. Bu senede değişen bir şey yok. Hala
oyuncu arayışlarını sürdüren kulüplerimiz var. Belki de iki devreli bu ilk etap
maçlarını kolay geçeceklerini düşünüyorlar. Nasıl bir hesap kitap içinde
olduklarını bilemem ama ben bu görüşe her zaman karşı çıktım. Çünkü takımlar
kendileri kadar, voleybol tutkunu seyirciyi de düşünmek zorundalar. Liglerin
bitiminden bugüne kadar aradan geçen 5 ay sonunda voleybolu özlemiş insanlara keçi boynuzu misali tatsız, tuzsuz karşılamalar
izlettirmeye, niye voleybola seyirci gelmiyor, boş tribünlere oynuyoruz diye
sitem etmeye kimsenin hakkı yok. Önce bir şeyler vereceksin ki sonra onların da
tribünleri doldurmasını isteyeceksin. Bu insanlar, bu hayat pahalılığında
ceplerinden bir sürü para harcayacaklar, zamanlarının büyük bir bölümünü her
geçen gün daha çok kilitlenen trafikte yitirecekler, tüm bu zorluklara karşın
bir de kalitesiz maçlar seyredecekler. Siz yöneticiler, antrenörler,
sporcular bu eziyete katlanır mısınız? O zaman boş tribünlere oynamaktan hiç şikâyet
etmeyin.
Bu küçük sitemden sonra maçlara bir
göz atmak istiyorum ama yazacak fazla da bir şey bulamıyorum. Çünkü yukarıda da
değindiğim gibi takımların hiç biri tam olarak hazır değil. Onun için gördüklerimi
fazla detaylamadan, yüzeysel olarak sizlere aktaracağım. Geçen hafta yazdığım
gibi tüm ekiplere biraz daha zaman tanımak da yarar var.
ECZACIBAŞI’ NIN AÇILIŞI
Cumartesi günü İstanbul da 4
değişik yerde maçlar vardı. Saatler çakıştığı için doğal olarak seyirciler gibi
ben de en çok karşılaşmanın oynandığı Burhan Felek’i tercih ettim. Ama önce
Eczacıbaşı’nın sezon açılışı için Ayazağa’ya uzandım.
Bugün oynayacakları Şampiyon Ligi ile ilgili basın toplantısına katıldım. Sonra
da Burhan Felek’e geldim. İlk olarak Eczacıbaşı’nın bu toplantısından söz etmek
istiyorum.
Önce Menajer Selcan Teoman söz aldı
ve “Bu sezona değişik bir düşünce içinde girmeyi
hedefliyoruz. Biliyorsunuz artık dünyanın bir çok yerinde
kulüpler, eğlence ile sporu birleştirdiler. Bizde bu doğrultuda ilk adımı bugün
oynayacağımız Dicle Üniversitesi maçıyla atıyoruz. Karşılaşma öncesi ailelere
dönük eğlendirici etkinlikler düzenledik.” Dedi. Sonra da
konuşmasını şöyle tamamladı: “ Değişim içinde olan bir ekibiz.
Geçen yıl başladığımız ‘Genç yeteneklerin Ulusal Takımlara kazandırılması’
projemiz doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor. Antrenörümüz Motta benimsediği sistemi takımımıza oturmaya çalışıyor.
Ancak henüz istenen düzeye gelemedik. Zamana ihtiyacımız var. Bu arada Şampiyonlar
Ligi maçlarımız da başlıyor. Zor bir grupta oynamamıza karşın başarılı olmak
için elimizden geleni yapacağız.”
Brezilyalı çalıştırıcı Motta; “Şampiyonlar Ligi çok zorlu bir
yarış. Bazı takımlar kadro olarak çok güçlüler, ayrıca her yıl oynadıkları için
de tecrübeliler. Grubumuzun en iyi takımı tabii ki Bergamo.
Uralochka’nın durumu tam netlik kazanmadı. Kübalı
oyuncuları transfer edebildiyse çok güçlendi demektir. Ayrıca Cannes de
grubumuzun diğer bir iddialı ekibi. Bu takımlar arasından sıyrılıp finallere
kalabilmek bizim açımızdan büyük bir başarı olacaktır. Gördüğünüz gibi yabancı
oyuncularımızı değiştirdik. Esra iyileşti, Naz’ı A takıma çıkardık. Geçen yıl
forma giyen diğer oyuncularımızda bizle beraberler. Bu nedenle bu sezon daha
iyiyiz. Şu anda bazı oyuncuların form düzeyleri normal, Aralık ayı içinde en
iyi halimize geleceğimize inanıyorum.” Dedi.
Kaptan Bahar’ın görüşleri ise
şöyleydi: “ Bu yıl kaptanlık gibi zor bir
görevi de yüklendim. Yeni gelen yabancı oyuncularla uyum sağlamaya çalışıyoruz.
Şu anda eksikliklerimiz var ama zamanla antrenörümüz Motta’nın istediği şekilde oynayacağımızı umuyorum.”
Basın toplantısındaki konuşmaların
kısaca özeti böyleydi.
Bu arada, Motta’nın
“ Aralık ayında hazır olacağız.” Cümlesi kafama takıldı. Ve bunun üzerine, “ Aralık da hazır olacağınızı söylüyorsunuz, Türkiye’nin yıllardır
Avrupa’ya açılan en önemli penceresi olan Eczacıbaşı bu sezon Şampiyonlar
Ligi’nden vaz mı geçiyor?” diye sorduğum soruya, Motta’nın cevabı
şöyle oldu: “Biz bu yıl Şampiyonlar Ligi’nde
oynayacağımızı bilmiyorduk. Son anda karar verdik. Bu nedenle ben daha önceden
yaptığım antrenman planlarımı değiştiremem.”
Bu yanıt üzerine fazla bir
tartışmaya girmek istemediğim için sustum. Çünkü Motta, Şampiyonlar Ligi’ne
girmeselerdi, daha önceden katılacaklarını bildikleri ve bir hafta sonra da başlayacak
olan Top Teams de Eczacıbaşı’nın mücadele edeceğini
her halde unuttu. Bu cevabın arkasında asıl yatanın Avrupa değil, lig olduğu da
böylece çıkmış oldu. Açıkçası ben Türk Voleybolu’nun her zaman gururu olmuş,
büyük başarılara imza atmış Eczacıbaşı’nın hedef küçülterek, Avrupa dan vazgeçerek ligi tercih etmesini, kim ne derse desin, bir
voleybolsever olarak içime sindiremedim. Çünkü 24
şampiyonluğu, 25’e çıkarmak Eczacıbaşı’na fazla bir şey kazandırmaz, ama Avrupa
da, bir kez daha finale yükselmek, voleybolumuz açıcından çok önemlidir.
LİG MAÇLARI
Bu içimi acıtan cevabı bir yana
bırakarak gelelim Cumartesi günü oynanan lig karşılaşmalarına. İlk maç olan
Güneş Sigorta-Yalovaspor mücadelesini izleyemedim.
Arkadaşlarım ilk setin iyi olduğunu ama daha sonra ligin yenisi Yalova’nın
çözüldüğünü söylediler.
Daha sonra Galatasaray-Bafra müsabakası
başladı. Sarı-Kırmızılılar rakibini 3-0 yenerek lige galibiyet
ile başladılar. Galatasaray iyi bir kadro oluşturmuş. İki yabancısı Joromir Kolacny ve Brezilyalı Paolo Diago Silva
iyi oyuncular. Bu ikilinin yanına bir de geçen sezon Arkas
da oynayan Junior girecek. Böyle olunca da Sarı-Kırmızılıların grupta ilk 5’e
gireceği kesin. Takım olarak iyi oynuyorlar. Servisleri çok etkili, Bafra’yı da
bu şekilde kolayca teslim aldılar. Bu arada Diago’nun
sert smaç servislerinin rakiplere kâbus yaşatacağı da bir gerçek.
Henüz ligin başı, bazı sorunları
için zamana ihtiyaçları var.
Bafra’ya gelince; Onlarda hazır
değil. Dağınık oynuyorlar ve çok hata yapıyorlar. Uyum için süre gerekli.
Yabancıları için beklemek istiyorum.
FENER-HALKBANK
Ligin zirvesinin iki adayının daha
ilk haftadan kozlarını paylaştığı karşılaşmadan Sarı-Lacivertli takım 3-1’lik
bir galibiyetle çıkarak moral buldu. Oyunun geneline bakıldığında iyi bir maç
olmadı. Hatalar çoktu. İki takımda da kalitesi tartışılmaz oyuncuların olmasına
karşın sadece zaman zaman bir çekişme vardı.
Özellikle 27-29 biten ilk set keyif verdi.
Öncelikle iki ekip de servis
hedeflerini iyi seçmişlerdi. Genelde önden manşet için açılan oyunculara
attılar. Bu arada Fenerbahçe kaybettiği ilk sette toplam 11 servis (14-14 de 7) servis kaçırdı. Halkbank’a
oranla Sarı-Lacivertli takım daha etkiliydi. Hızla oynamaya çalıştılar. Bunda
tabii ki pasör Arslan’ın katkısı
büyüktü. (İlginç bir not:
Formalarının arkasında oyuncuların isimleri yazılıydı. Sadece Arslan’ın formasında, ismi yerine soyadı vardı. “A. Ekşi” Bu durum, herkes tarafından, “Arslan” isminin
Galatasaray’ı çağrıştırdığı gerekçesiyle değiştirilmiş olabileceği şeklinde
yorumlandı. Eğer öyleyse, bu fanatikliği
voleybola sokanlara kocaman bir “Bravo!”
dan başka ne diyebilirim ki). İyi paslar attı, smaçörleri iyi kullandı. Özellikle istediği gibi manşet
geldiğinde topların büyük çoğunluğunu ortaya atarak takımın sayı bulmasını
kolaylaştırdı. Genelde oyuncuların hepsi iyi oynadı. Ancak Orhan’ın yerine
sonradan oyuna giren Can bir başkaydı.
Halkbank’a gelince; değişen yabancıları pek göz doldurmadı. Pasör çaprazı
Ukraynalı Andrıy Sideronko
hiç ortalarda görülmedi. Bu nedenle Mustafa Çayır 3. sette takımın yapısıyla
oynadı. Sinan’ı pasör çaprazına, Gökhan’ı 4’e çekti,
ortaya Mehmet’i aldı. Görünen o ki, İstanbul B. Belediyesi’ne giden Ali Çayır’ı
arayacaklar. Ayrıca, Gökhan, Cengizhan, Sinan gibi
iyi manşet alan bir üçlünün bu kadar sıkıntı çekmesi de ilginçti. Birkaç kelime
de Polonyalı pasör Lukas Tomasz Zygaldo’dan da söz edeyim.
Takımı hızlı oynatmayı seven bir pasör. Yatık toplar
atıyor. Hatta orta oyunculara bile topları yatırıyor. Yani kurşuna benzer
paslar atıyor. Bu paslara alışmak biraz zor olacağa benzer. Çünkü iki orta
oyuncu Gökhan ve Ahmet genelde bombe toplarla hücum etmeyi severler. Bu maçta
yaşanan uyumsuzluk biraz da bundan kaynaklandı. Ama Sinan
hayatından memnun. Tam istediği gibi pas alıyor. Ahmet hala blok için
köşelere gittiğinde uçuyor ve genelde arkadaşının arkasına düşüyor. Bu defansı da zorluyor (Geçen yıl da ayni
şeyi yazmıştım). Zamanın her şeyin ilacı
olacağını söyleyerek
maça da noktayı koyayım. Diğer karşılaşmalarda ise genelde
favoriler istedikleri sonuçları aldılar. Hatay Polis Gücü’nün Tokat deplasmanından 3 puan çıkarması ilginçti. Plevne antrenörü Üzeyir Özdurak, yenilgi için, “Henüz uyum sorunu
yaşıyoruz. Bu nedenle iyi oynayamadık. İlerleyen haftalarda bu yenilgiyi telafi
edeceğiz” dedi.
Ankara da SSK, Ziraat Bankası’nı 3-0 gibi net bir skorla yenerek rakiplerine “Beni unutmayın” sinyalini verdi.
PAZAR
MAÇLARI
Burhan Felek de ilk maçta
Galatasaray, yabancısız zayıf rakibi İstanbul Emlak Bankası’nı 49 dakikada 3-0 ile geçti. Günün ikinci müsabakası Anadolu İhtisas
sahaya çıkmadığı için oynanmadı. Herhalde Şişli hükmen kazanacak.
Son karşılaşmada ise Fenerbahçe,
İller Bankası’na 1-3 yenilerek şaşırttı. Ankara ekibi,
Sarı-Lacivertlilere göre daha hazır olduğu karşılaşmayı kazanarak ilk 5 için
önemli bir adım attı. Seda’nın boşluğunu aldığı iki yabancı ile dolduran İller,
özellikle pasör Gizem ve Güldeniz’in
iyi oyunuyla sonuca gitti. Takım olarak hedefledikleri oyunculara iyi servisler
attılar, blok ve defansları iyiydi. Hücumda da etkili
oldular. Sonuçta hak ettikleri çok önemli bir galibiyet ve 3 puan ile sahadan
çıktılar. Servise karşı manşetlerde Güldeniz-Angelova-
libero Songül üçlüsü başarılıydı. Gerçi zaman zaman manşetler
Fenerbahçe, henüz hazır değil.
Özellikle servise karşı manşetlerde çok hata yaptılar. Rakibin, servisleri libero Yasemin, Çiğdem ve Alevtina
üstüne yıkması ve bu oyuncularında cevap vermesi nedeniyle oyundan düştüler.
Çünkü iyi manşet gelmeyince Özge pas dağıtımında çok zorlandı. Sadece Seda
etkili olabildi. Bu da iyi hücum yapamayan Sarı-Lacivertlilerin maçı
yitirmesine neden oldu. Özge’nin 5’den kaçtığı ve 4’de olduğu iki turda çok
sayı kaybediyorlar. (İkinci
sette 12-12 den sonra bu pozisyonda 1 sayı aldılar, 8
sayı verdiler. 12-20 oldu. 3. sette 13-11
den, 13-17 geri düştüler) İlk maçlar hiçbir zaman bir ölçü değildir ama
aradıkları yabancı oyuncuyu almakta gecikirlerse, hedefledikleri noktanın
uzağına düşebilirler.
ŞAMPİYONLAR LİGİ BAŞLADI
Ülkemizi Avrupa’nın en büyük
kupasında temsil eden iki takımımızdan Vakıfbank Güneş Sigorta ilk maçını dün
Azerbaycan da Azerrail Bakü
ile oynadı. Zor da olsa takımımız bu önemli deplasmandan 3-2
galip çıkmayı başardı. Bu önemli sonuç Güneş’in Çeyrek Final yolunda bir adım
öne geçirmesini sağladı. Bugün ise, Eczacıbaşı, Fransa’nın güçlü temsilcisi Cannes’i misafir edecek. Antrenör Motta’nın
Aralık da hazır olacağız dediği ekibimizin, rakibi karşısında nasıl bir sonuç
alacağı merak konusu.
ŞİŞLİ’ NİN AÇILIŞ GECESİ
Şişli Spor Kulübü, geçtiğimiz Çarşamba günü Point Otel de düzenlediği bir iftar yemeği ile
oyuncularını basına tanıttı. Şişli
camiasının katıldığı ve güzel geçen gece de kulübe destek veren kuruluş ve
kişilere de teşekkür plaketleri verdiler.
DERGİLERE SAHİP ÇIKIN
Bilindiği gibi voleybolun iki
dergisi var. Biri ”Voleybol
Bilim ve Teknoloji Dergisi.” Başta
Barbaros Çelenk ve birkaç arkadaşının bıkmadan, usanmadan ve destek görmeden
çıkardığı bu yayın 11. yılını doldurdu. Geçen dönemlerde de sizlere bu dergiden
söz etmiş ve desteklenmesi gerektiğini yazmıştım. İşte bu yayının en son sayısı
antrenörlere yollandı. İçinde de yeni yayın hayatına
başlayan Enver Bağlarbaşı ve Mustafa Yener’in
çıkardığı “Manşet” in abonelik formu ile birlikte.
Lütfen bu iki dergiye de sahip
çıkın. Bu arada antrenör arkadaşlarım. “Bilim ve Teknoloji Dergisi’nin son sayısını bulup “Antrenörlük de Etik
Kurallar” ve “Daha iyi bir antrenör olmak için 10
nokta” yazılarını mutlaka okuyun.
13 Ekim tarihli Cumhuriyet
Gazetesi’nde çıkan “Voleybol
da artçı şoklar” başlıklı yazımın bir
bölümü kazaya kurban gitmiş ve bu nedenle de biraz anlam yanlışlıkları doğmuş. Onun
için yazıyı burada, kesilmemiş haliyle bir kez daha yayınlamak istedim.
Sevgi ve hoşgörüyü hiç eksik
etmeyin. Hoşça kalın.
VOLEYBOL DA ARTÇI ŞOKLAR
Son haftalarda kamu
oyunun gündemine oturan spordaki çeşitli olumsuzluklara, voleybol da
istifalarıyla katkıda bulundu. Genelde
bu branşımız, ekiplerimizin Avrupa Kupaları’nda
yakaladığı başarılarla ve son iki yıldır da Ulusal Takımlarımızın büyük
çıkışıyla medya da yer alırdı. Ancak Özerk olduktan sonra yapılan seçim ve
sonrasında yaşanan istifalar tüm gözlerin voleybolun bir başka boyutuna
çevrilmesine neden oldu.
Önce Voleybol Federasyonu Teknik
İşlerden Sorumlu Başkan Vekili Kurtaran Mumcu’nun istifasıyla başlayan
istifalar, daha sonra Ersin Yılmaz, Mehmet Gündoğdu,
Av. Güldeniz Meriç ile devam etti ve son olarak da bu isimlere Hasan Saydam
eklendi. İstifa eden yönetim kurulu üyelerinin yerine, yedek listeden Turan Yüzüak, Şemsettin Turgut, Erdal Tontu,
Alev Aydemir ve Sinan Yılmaz geçti.
Evet, istifalar ve yerine geçen
yedeklerle voleybol yoluna devam ediyor ama her şeye karşın voleybolun aldığı
yaranın kolay kolay kapanmayacağı da bir gerçek.
Aslında seçimin üzerinden geçen
kısa bir zaman dilimi içinde Voleybol Federasyonu Yönetim Kurulu’nda Başkan
Prof Dr. Hüsnü Can ile üyelerin arasında bazı fikir ayrılıkları olduğu, bazı
istifaların gündeme gelebileceği kapalı kapılar ardına sızıyordu. Ama “Kol kırılır, yen içinde kalır” düşüncesi, davranışı devam ediyordu. Ta ki Voleybol Vakfı seçimlerine gelene kadar.
Bilindiği gibi bazı federasyonlar
özerklikten önceki dönemlerde, parasal yönden rahat hareket edebilmek amacıyla,
bağış adı altında, kulüplerden, yabancı oyuncu transferlerinden ve bunun gibi
çeşitli kanallardan toplanan paraların Genel Müdürlük kasasına girmeden
harcanabilmesi için vakıflarla iş birliği yapıyorlardı. Çünkü toplanan paralar
Genel Müdürlüğe giderse acil olarak yapılması gereken harcamalar aksıyor ve
özellikle Ulusal Takımlarımızın faaliyetlerinde sorunlar yaşanıyordu. İşte bunu
aşmak için Voleybol Federasyonu ve Voleybol Vakfı bir centilmenlik anlaşması
yapıyordu. Bu anlaşmaya göre; Voleybol
Federasyonu Başkanı ayni zamanda Vakıf Başkanı olacak, ayrıca 11 kişiden oluşan
yönetim kurulunun 6 üyesi de voleybol federasyonuna verilecekti. Eski Başkan
Ahmet Gülüm döneminde başlayan bu anlaşma, Vakfın bundan yaklaşık iki ay önce
yapılan son seçimine kadar sürmüştü. Son seçim günü salonda başlayan
tartışmalar, ardından Voleybol Federasyonu Başkanı Can’ın seçimden çekilmesiyle
gruplar arasında gerginlik iyice büyümüştü. Sonunda seçim yapıldı ve Voleybol
Vakfı’nın yeni yönetim kurulu seçildi. Ne var ki bu seçim, yıllardır süren iki
kuruluş arasındaki centilmenlik anlaşmasının da sonu oluverdi. Bu arada yeni
seçilen yönetim kurulundan peş peşe istifalar gelmeye başladı. Gerekçe olarak
genelde “İşlerin
çokluğu” ileri sürülüyordu. Ama 5072
sayılı yasaya göre vakıfa açılan davaların ve federasyon ile vakıf arasındaki
gerginliğini yarattığı sıkıntılarında bu istifalara neden olduğu söylentisi yayılıyordu.
Çöken sistem tabi ki federasyonu,
dolaylı olarak voleybolu da zor durumda bıraktı. Çünkü bundan sonra iptal
edilen seçimler yenilenene kadar tüm harcamalar Genel Müdürlüğün ön gördüğü
yönetmeliklere göre yapılacak. Bu da şüphesiz ki birçok sıkıntının yaşanmasına
neden olacak.
İşte yaşanan bu federasyon-vakıf
ayrılığı, son yaşanan istifalarında ateşleyicisi oldu (Taraflar arasında böyle nitelenmese de başlangıcının bu olduğu kesin).
Seçimin tartışmaları sürerken
Voleybol Federasyonu Teknik İşlerden Sorumlu Başkan Vekili Kurtaran Mumcu’nun
istifası voleybolun gündemine bomba gibi düştü.
Mumcu, istifa nedenini; “ Başkan Can, seçim öncesi bana verdiği sözleri yerine getirmiyor, federasyonu
tek başına yönetmeye çalışıyor, bu nedenle görevde kalmanın benim için bir
anlamı yok.” Diyerek açıklıyordu.
Bunun üzerine Başkan Prof. Dr.
Hüsnü Can’ın cevabı gecikmedi: “Mumcu’nun istifa nedeninin altında
O‘nun görevlerini Dış İlişkilerden sorumlu Levent
İlbay’a vermem yatıyor” dedi.
Bu açıklama bir anda ortamı
gererken, iki taraftan da peş peşe yeni demeçler ve suçlamalar gelmeye başladı.
Bu açıklamalar devam ederken istifalara Ersin Yılmaz, Hukuk Kurulu Üyesi Av.
Güldeniz Meriç, Mehmet Gündoğdu eklendi.
İstifalara karşın sular bir türlü
durulmadı. Can ile Mumcu gerek televizyonlara, gerekse yazılı medyaya
verdikleri demeçlerle ipleri daha da gererken suçlamalar birbirini izledi. Bu
arada da istifa edenlerin yerine yönetim kurulana yedek üyeler girdi.
Karşılıklı demeçler devam ederken bu kez olayın içine Ulusal Takım antrenörleri de çekildi. Bir gazetede “Bizim Kurtaran Mumcu ile aramızda bir sorun yok, bize çok yardımcı
oluyordu” anlamını içeren demeçleri ve
başkanın cevabı üzerine Ulusal Erkek Takımın Antrenörü Nedim Özbey istifa etti. Ancak Özbey’ın
açıklaması farklıydı. “Ulusal Takımda görev almak
kutsaldır ancak çok uzun kamplar ve faaliyetler tüm düzenimi bozdu. Bu nedenle
istifa ediyorum.”
Bu açıklama çeşitli yorumlara neden
olurken, son olarak federasyonun basından sorumlu üyesi Hasan Saydam’ın da
istifası geldi. Saydam istifa nedeni, “Görevi kabul ederken,
basındaki arkadaşlarıma bazı sözler vermiştim. Bunların başında da ‘Federasyon
ile ilgili tüm bilgileri sağdan, soldan değil öncelikle benden, yani ilk
ağızdan duyacaksınız. Ayrıca federasyonun internet sayfasını yenileyeceğiz ve
istediğiniz bilgileri her gün güncelleşmiş haliyle bulacaksınız’ demiştim. Ama
bunların hiç birini gerçekleştiremedim. Hele bırakın internet sayfasını güncelleştirmeyi
bir harf bile değiştiremedim. Verdiğim sözleri yerine getiremediğime göre, bu
göreve devam etmenin de bir anlamı kalmadı.” Diyerek açıkladı.
Başkan Can, bu istifaya da, son
günlerdeki açıklamalarına benzer cümlelerle yanıt verdi: “Bizim ile birlikte çalışmak istemeyen arkadaşlar demokratik haklarını
kullanarak istifa ettiler. Onların yerlerine çok değerli diğer üyelerimiz
yönetim kuruluna alındılar. Voleybolumuz
yoluna devam ediyor. Yani değişen bir şey yok.”
İşte voleybolun gündemine bomba
gibi düşen istifaların gelişimi böyle. Bu istifalara
yenileri eklenir mi? Şu anda bekleyip görmek gerekiyor. Ancak değişik medya
kuruluşlarında çıkan sert demeçler ve suçlamaların olayın boyutlarını bir hayli
büyüttüğü ve bu branşa büyük zarar verdiği de bir
gerçek.
A
L
E V A
N A K
Ö K