YALOVA’ DA HAYAT VAR

 

Bu haftayı Yalova da geçirdim. 2’ si yabancı 9 takımın mücadele ettiği 1. Uluslararası Yalova Turnuvası Salı günü başladı ve Cumartesi sıralama maçlarıyla sona erdi. 5 güne sığan 20 maçın ikisi dışında, hepsini izledim.

Karşılaşmalara geçmeden önce yazımın başlığını biraz açmak istiyorum. Bu sezon ilk kez birinci ligde oynayacak bir takıma sahip olan Yalova da gerçekten voleybol adına “Hayat var”.

Öncelikle böyle bir turnuva düzenleme cesaretini gösterenleri kutlamak gerekir. 9 takımı bir araya getirmek gerçekten zor. Hele bunların içinde iki yabancı varsa (Yunanistan’ın Selanik ekibinin bazı oyuncuları vize sorununa takılmasalardı bu sayı 3 olacaktı), Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray gibi 3 büyükler katılıyorsa, ayrıca bunlara ek olarak şampiyon adayı Güneş Sigorta gelmişse, Gaziantep gibi uzak bir şehirden Şahinbey katılmışsa, bunlara bir de ev sahibi Yalova’ ve Şişli’ yi ilave ettiğinizde tabii ki bir voleybol sever için sezon başı da olsa bu takımları izlemek gerçekten bulunmaz bir fırsat oldu. Tabii ki bizler içinde.

Böylesine ekiplerin yer aldığı turnuvaya hafta arası olmasına karşın ilgi de büyüktü. Salonu dolduran genç voleybol tutkunları güzel karşılaşmalar izlediler (Seyircinin çoğunluğunun talebelerden oluşması Yalova da voleybol aşısının tuttuğunun da ayrı bir göstergesi). Bu arada ilgi, sadece seyirci ile sınırlı kalmadı, Yalova’ nın üst düzey yöneticilerinin sık sık maçlara gelmesi lig karşılaşmaları için de iyi bir sinyal vermiş oldu. Yöneticilerden söz açılmışken, izninizle bu ilin artık voleybolla da anılmasını sağlayacaklara adlarını yazarak teşekkür edeyim (İçinizden, gitti, kaldı, yedi, içti şimdi de diyetini ödüyor diye düşündüğünüzü biliyorum. Ama ilk kez birinci lige çıkan bir ili ve takımını, tribünleri 5 gün boyunca dolduran seyirciyi ve yöneticilerin voleybola ilgisini görmüş olsaydınız, eminim ki siz de benim gibi düşünürdünüz).

İşte voleybol adına teşekkürü hak edenler: CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, turnuvanın ve kulübün en büyük destekçisi Yalova Belediye Başkanı Barbaros Binicioğlu, Başkan Yardımcısı Adem Gülsün, Vali Yardımcısı İsmail Akman, İl Müdürü Şevket Demirkaya, Şube Müdürü Selçuk Elçi, Voleybol Ajanı Şehzade İbiş, Ak Parti Yalova İl Başkanı Fikri Demirel ve tabii ki Yalova’ nın bu  güne gelmesinin en önemli kişisi Yalovaspor Kulüp Başkanı Nusret Karaalioğlu, İdari Menajer Fikret Karaalioğlu, antrenör Tayfun Pişiren, isimlerini öğrenemediğim ama her şeyin saat gibi işlemesini sağlayan görünmez karıncalar. Ve kulübün önemli finans destekçisi Aksa Genel Müdürü Mustafa Yılmaz ile Santes, Promak şirketleri. Umarım ilk kez birinci ligde mücadele edecek Yalovaspor dan bu kişiler ve kuruluşlar desteklerini hiçbir zaman çekmezler.

 

10 satırlık bir teşekkür paragrafından sonra gelelim maçlara ve takımlara;

5 gün süren turnuvada takımlar henüz hazır olmamasına karşın genelde çekişmeli maçlar izledik. Hele sıralamanın belli olacağı son günkü müsabakalar gerçekten güzeldi. Sonunda Rus ekibi Dinamo (Bu bizim bildiğimiz Natali ve Özlem’ in oynadığı Dinamo değil. Karpol’ un ikinci takımı. Geçen sezon ligi 6. bitirmişler ama bu yıl daha iyi bir kadro kurmuşlar. İki de Kübalı transfer etmişler. Yani söylendiğine göre bu sezon iddialı olacaklarmış), Yalovaspor’ u yenerek birinci oldu.

Turnuva iki grupta oynandı. 1. Grupta; Uralochka, Fenerbahçe, Galatasaray, Yalovaspor. 2. Grupta Dinamo, Beşiktaş, Güneş Sigorta, Şahinbey Belediyesi, Şişli yer aldı.

Önce grup maçları oynandı. Sonra sıralamaya göre takımlar diğer gruptaki takımlarla eşleştiler. Sonuçları sitemizden okuma şansınız olduğu için ben sadece son gün oynanan sıralama karşılaşmalarını vereceğim.

Yalova’ nın ikinciliği elde ettiği turnuvada,  Fenerbahçe’ yi 3-0 ile geçen Güneş üçüncü, ezeli rakibi Galatasaray’ ı 3-1 mağlup eden Beşiktaş beşinci ve Urolachka 3-1 yenen Şahinbey yedinci oldu. Son sırada ise Şişli yer aldı. Maçlar bittikten sonra katılan tüm takımların sporcu ve teknik kadrolarına anı madalyaları ve birer t-shirt verildi. İlk 3 sırayı alan ekipler ayrıca kupalarını aldılar.

Gelelim, sezon öncesi ilk kez bu  turnuvada izleme şansını yakaladığım takımlar hakkındaki küçük düşüncelerime;

 

YALOVA: Antrenör Tayfun Pişiren ilginç bir takım kurmuş. Tecrübeli Özlem Özdemir dışında 3 yabancısı da dahil genç bir ekip oluşturmuş.  Pasörleri Aleksandra Peretyatko 21 yaşında ilginç bir pasör. Saçını renkli boyamış bu oyuncuyu ben beğendim. Seyirci ise, O’ na ve 22 yaşındaki Tanya Mudritskaya’ ya bayılıyor. İkisinin her hareketi alkış ve destek alıyor.

Aleksandra belki çok iyi bir pasör değil ama takımını iyi oynatıyor. Blok yapıyor, smaç servis atıyor, defansı iyi, pas atmadan önce mutlaka karşı takıma bakabiliyor. Bu da tabii ki ona artılar getiriyor. Tanya, 2 metrelik boyu ve 110 kilo civarındaki kilosuna karşın etkili bir oyuncu. Ayrıca hırsı ile hem takımının, hem seyircinin ateşleyicisi. Pasör çaprazı oynuyor. Diğer yabancıları 4’ den oynayan Jenya Kouzyanina 24 yaşında, fizikli ve tekniği Tanya’ ya oranla çok daha iyi. Manşeti var, hücumu etkili, yani takımın önemli silahı. O’ nun çaprazında Emel Demirkol görev yapıyor. Özlem Özdemir ve Gamze Gülcan ise ortadan oynuyorlar. Liberoları Sibel Kaplan. Zülfiye Gündoğdu ile Dilek Can da ilk altıdaki arkadaşlarına yardımcı oluyorlar.

Genelde canlı ve hırslı bir oyun tarzları var. 3 yabancı doğal olarak bu takımın lokomotifi durumundalar. Yabancı-yerli karışımı tutmuş. Hücumda sıkıntıları az. Ama Tanya 2, Emel 3, Özlem 4 pozisyonu geldiğinde bir hayli zorlanıyorlar. Servise karşı manşetleri ise en zayıf halkaları. Eğer bu takım manşet sorununu çözerse, evinde bu seyirciyle iyi sonuçlara imza atarak grupta ilk 5 içinde yer alır. Bu arada çok genç oyunculardan kurulan kadroların her zaman sıkıntılara açık olduğu unutulmamalı. Çünkü genç oyuncalar çok çabuk coşabilecekleri gibi, sıkı bir direnç gördüklerinde de hemen dağılabilirler. Bu konuya dikkat.

 

GÜNEŞ SİGORTA:  Son gün dışında genelde yedek ve yabancı ağırlıklı bir kadro ile oynadılar. İlk günler İryna, Solipiwko, Gözde, İpek, Ebru, Dos Santos altısı sahada yer aldı. Beşiktaş’ ı 3-0 yendiler, Dinamo’ ya ise ayni skorla yenildiler. Daha sonraki günlerde Polonyalı yerine Deniz görev yaptı. Fenerbahçe karşısında ise Solipiwko dışında Aysun ve Neslihan da oynadı.

İyi bir kadroları var. Eski pasörleri İrynanın dönmesi artıları olmuş. Çünkü çabuk oyuna yönelmişler (Nihayet gerçeği fark ettiler ve yüksek paslardan vazgeçtiler). Böyle bir oyun tarzı en çok Gözde’ nin işine gelecek. O da oynadığı 5 gün içinde bunu gösterdi. Hızlı oyuna  Dos Santos, Ebru ve son maçlarda yer alan Deniz de uyum gösterdi. Bu oyunculara Aysun ve Neslihan’ ı da ilave edebiliriz. Ama Polonyalı için ayni şeyleri söylemek zor. İryna değişik paslarla oyuncuları atağa soktuğu için hücumda fazla bir sıkıntıları yok. Ancak ben servise karşı manşetlerde bir hayli sıkışacaklarını düşünüyorum. Necla’ nın işi bu sezon daha da zor olacağa benziyor.

 

FENERBAHÇE: Adnan Kıstaklı Fenerbahçe de ilginç bir takım olma yolunda hızla ilerliyor. Geçen sezonki kadrodan sadece Tülin kalmış. Bu yeni oluşumun yenilenen kadronun oturması zaman alacak gibi görünüyor. Kıstak genelde takımlarını hızlı oynatmayı seven bir antrenör. Yalova turnuvasında bunun izlerini gördük. Pasör Özge, Adnan ile Ulusal Takımlarda uzun yıllar beraber olduğu için onun tarzını iyi biliyor. Bu ikisi içinde avantaj. Yeni yabancılarından Rus Morazova bir iki yıl ara vermesine karşın çok önemli bir oyuncu. Yıllarca Ulusal Takımda oynadı. Tecrübeli. Ortadan oynuyor. Bloğu, hücumu iyi. Üstelik de manşeti var. Sarı-Lacivertliler için iyi seçim. Ancak diğer yabancıları  Alevtina Cherepanov (Daha önce Galatasaray da oynamıştı) ayni şeyleri söylemek zor. Eskisi gibi yine dağınık ve heyecanlı. Bazen çok güzel bir top vuruyor, ardından dışarı. Ne zaman ne yapacağı bilinmeyen oyuncular biz antrenörler için en tehlikeli oyunculardır. Çünkü bir türlü istikrarı yakalayamazlar. Bu da hep tedirginlik yaratır. Bu arada Fenerbahçe üçüncü yabancı arayışlarını da sürdürüyor. 4’ den oynayan diğer oyuncu ise Çiğdem Kaplan. Morazovanın çaprazında Tülin var. Pasör çaprazı  ise Seda. O’ nu anlatmaya tabii ki gerek yok. Libero olarak da Yasemin Alpullu görev yapıyor. Bu arada kadroda bulunan ama henüz anlaşıp anlaşmayacakları arayış içinde oldukları yabancıya bağlı olan Vesna Jelic ve Pınar Peker de yer alıyorlar ve oyuna girip çıkıyorlar. 

Genelde iyi ve hızlı bir oyun tarzları var. Ama henüz hazır değiller ve yolları uzun. Seda ve Morazova takımın silahları. Seda şimdilik pasör çaprazı olarak görev yapıyor. İyi de oynuyor. Eğer düşünülen yeni yabancı pasör çaprazı olursa, Seda 4’ e çekilecek. 4 oyuncusu alınırsa Seda yerinde kalacak. Bu saatten sonra iyi bir yabancıyı nasıl bulacakları soru işareti olsa da, Fenerbahçe’ nin yine de grupta ilk 5 içine gireceğini düşünüyorum.

 

BEŞİKTAŞ: Turnuvanın ilk günlerinde Shabovta, Duygu ve Eda’ sız oynadılar. Bu dönemde arayış içinde olduklarını her set değişen altılarda gördük. İki genç yetenek Melis Şahin ve Yeliz Aksan görev yaptı. Daha sonra Duygu ve Eda takıma girdi. Duygu bazen pasör çaprazı, bazen 4’ den oynadı. Bu süre içinde ben O’ nu 4’ den daha iyi buldum. O, 4’ e gelince Nuray pazör çaprazına geçti. Ancak takım olarak özellikle servise karşı manşetlerde çok zorlandılar. Hücumda top öldüremediler. Ne zaman Shapovta geldi, işler de düzeliverdi. O zaman altı; Arzu, Shapovta, Eda, Duygu, Yulia Buyeva, Natalia Rykova şekline dönüştü. Libero da yine Nihan vardı. Arzu, takımı hızlı oynatıyor bu da rakibin blok ve defansta yerleşmesini zorlaştırıyor. Ayrıca denediği değişik atak organizasyonları oturursa bu sezon Siyah-Beyazlıları izlemek keyif verecek. Bu arada Buyeva 2, Rykova 3, Arzu 4, turu bir hayli başlarını ağrıtacağa benziyor. Bunun nedeni,  iki yabancının da henüz vasat oyuncular görüntüsü vermesi. Sanırım geçen yıl oynayan ve bu sezon TOKİ’ ye transfer olan İlona arayacaklar.

 

GALATASARAY: 3 yabancı oyunculu Sarı-Kırmızılı takım, diğer ekipler gibi henüz hazır değil. Canlı ama kopuk kopuk oynuyorlar. Neslihan libero olmuş. O’ nunla birlikte ortadan oynayan Burçin, Yanina Yakovleva manşete giriyorlar. Bu üçlünün manşetleri iyi olmasına karşın yine de sorunlar yaşıyorlar. Her halde sezon ilerledikçe toparlarlar. Yakovleva arkaya geldiğinde servisler O’ na atılırsa arka alandan atak yapılmadığı için bu kez rakip bloğu geçmek sorun oluyor. Çünkü diğer iki yabancısı Brezilyalı Ana Paula Santos Da Silva, Olga Petrashka ve Ferda Bulut, bir önceki pozisyonda ise  Burçin, Da Silva, Ferda üçlüleri  top öldürmekte zorlanıyorlar. Bu arada Güneş Sigortada oynama fırsatı bulamayan pasör Seda da şimdilik tutuk. Öne geldiğinde, yani ikili atak turlarında, paslarındaki istikrarsızlık ve smaçör  tercihleri bunu net olarak ortaya koyuyor. Sonuçta yenilenen Galatasaray şimdilik lige hazır değil. Bir an önce toparlanmaları gerek. Bu turnuvanın onlara çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

 

GAZİANTEP ŞAHİNBEY BELEDİYESİ: Yenilenmiş yabancıları ve pasör Nihal ın katılımıyla lig için hazırlanan Şahinbey de, turnuvada inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Bazen Nihal’ in yatık paslarıyla çabuk oynayarak rakiplerine kök söktürdüler. Bazen hepimizi şaşırtırcasına üst üste hatalar yaptılar. Bu nedenle de net bir fikir sahibi olamadık. Ancak ilk göze çarpan şey; diğer ekipler gibi servise karşı manşetleri ve bloklardaki sıkıntılar. Pasör çaprazı oynayan solak Yelena Josovıc iyi bir performans gösterirken, diğer iki yabancısı ortadan oynayan Anna Kovalchyk ile 4 de görev yapan Tanya Isaeve vasat göründü. Sevil, Gülcan ve libero Funda ise inişli çıkışlı bir grafik çizdiler. Eğer Şahinbey kısa sürede toparlanır, özellikle de yukarıda da değindiğim manşet ve blok sorununu çözerse Gaziantep de ilginç sonuçlara imza atabilir. 

 

ŞİŞLİ: Sakatlıkları nedeniyle Brezilyalı Rossana De Souza hiç oynatamayan, Yanıtsa Rangelova ise libero olarak sahaya süren Şişli için bir yorum getirmek zor. Ancak iyi olmadıkları açık. Pasör Tuba’ nın takımı çabuk oynatma çabası manşet gelmediği için sonuç vermiyor. Dağınık bir görüntüleri var. Eğer çabuk toparlanmazlarsa ve üçüncü bir yabancı alamazlarsa işleri hiç kolay olmayacak. Ama bu ilk turnuvaları ve yabancısız oynadılar. Onun için tam bir yorum için biraz daha beklemekte yarar var.

 

KARŞIYAKA TURNUVASI

 

Şimdi önümüzde Karşıyaka’ nın 5-9 Ekim tarihleri arasında Çeşme de düzenlediği turnuva var. 6 takımın 5 gün boyunca kozlarını paylaşacağı organizasyonda ev sahibi Karşıyaka, Eczacıbaşı, Beşiktaş, Yeşilyurt, Emlak Toki ve Şişli mücadele edecek. Davetli olarak oraya da gideceğim. Bu lig öncesi son turnuvada da gözüme çarpanları sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

 

DİĞER TURNUVALAR

 

Bu sezon ilginçtir üst üste turnuvalar yaşıyoruz. Önce Arçelik ile başlayan organizasyon dan sonra Manavgat, ardından Marmaris ve  rahmetli antrenör Mümtaz Tosun adına Erdemir’ in düzenlediği turnuvalar geldi. (Sonuçları diğer bölümlerde okuduğunuz) Bunların yararını katılan ekipler ligde mutlaka göreceklerdir. Ne var ki Arçelik ve Marmaris Turnuvası dışındaki organizasyonların programlarından  haberimiz olmadı. Küçük bir mail bile yeterli olabilirdi. Sonra da ilgi göstermiyorsunuz diye sitem ediliyor.

 

ÖNCE ECZACIBAŞI, SONRA GÜNEŞ SİGORTA YENİ SEZONU AÇTI

 

Türk Voleybolu’ na yön veren iki kulübümüz Eczacıbaşı ve Güneş Sigorta yeni sezonu açtılar. Pazartesi günü, alışılmış Mavi renkten vaz geçerek artık beyaz-turuncu-griye dönen ve logosunu değiştiren Eczacıbaşı sporcularını basına tanıttı. Ayrıca takımın kurmayları gelecekle ilgili görüşlerini anlattılar. Başkan Faruk Eczacıbaşı, geçen sezondan oldukça farklı, daha genç bir takımla liglerde mücadele edeceklerini, başlattıkları uzun dönemli planlar ve hedeflere doğru eylemlerinin devam edeceğini söyledi.

Daha sonra söz alan Menajer Selcan Teoman, yeni oyun sistemi için genç kadroya destek olmak amacıyla 3 yabancı oyuncu transfer ettiklerini belirtti.

Brezilyalı Teknik Direktör Motta, bu yıl gerek Türkiye de, gerekse Avrupa da çok sayıda zorlu maç oynayacakları için geniş ve iyi bir kadro kurduklarını, iyi çalıştıklarını, bunun semeresini de göreceklerini söyledi.

 

Salı günü ise, Vakıfbank Güneş Sigorta’ın açılışı vardı.

İlk sözü Başkan Mehmet Aydoğdu aldı; Geçen sezonun başarılı geçtiğini, bu nedenle voleybolun bir ivme kazandığını, bu gelen başarılarla da gençlerin bu branşımıza yöneldiğini, bunu sağlayanlara da teşekkür ettiğini söyledi ve “Bu sezon için iyi bir takım oluşturmaya çalıştık. Bu nedenle kadroyu geniş tuttuk. Önce tüm yerli oyuncularımızla anlaştık. Ardından 3 yabancı transfer ettik. Bunun faydasını hem uzun lig maratonun da, hem de Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde göreceğimizi umuyorum” dedi. Yeni sezonda tüm takımlara başarılar diledi.

Takımın Menajeri Nalan Ural, “İyi bir sezon geçirmemize karşın, gerek kamu oyundan, gerekse basından gerekli ilgiyi göremedik. Bu konuda sizlere biraz sitem ediyorum. Ayrıca alt yapılarda yetiştirdiğimiz yeni yeteneklerin Türk Voleybolu’ na katkılarını da gözden kaçırıyorsunuz. Bugün bir çok takımda bizden yetişmiş kiralık olarak oynayan oyuncular var. Bu yaptığımız hizmet çok önemli, lütfen sizlerde önemseyin.

Bu yıl kulüp olarak yeni bir yapılanma içine giriyoruz. All Sport’ un işbirliğiyle İstanbul’ un Anadolu yakasında, Ankara, İzmir ve Adana da spor okulları açarak, hem Türk Voleybolu’ na, hem de kulübümüze yeni oyuncular yetiştireceğiz.

Bir başka uğraşımızda okul-kulüp işbirliğini sağlamak olacaktır. Bu doğrultuda Bahçeşehir ve Doğu Koleji ile anlaştık. Bu iki okulda alt yapılarımızda oynayan oyuncularımız burslu olarak okuyacaklardır. Bunun da önemli bir adım olduğunu düşüyoruz” dedi.

 

LEJYONERLERİMİZE BAŞARILAR

 

Geçen sezon Natalinin Rus Dinamo Moskova ile başlayan birlikteliğine bu sezon Özlem ve Erkan ile Ulaş katıldı.

Özlem bilindiği gibi Natali ile ayni takımda oynayacak. İlk sınavlarını ise bugünler de Avrupa Kupası’ nda verecekler.

Erkan ile Ulaş ise, İsviçre ekibi Chenoir ile ilk lig maçlarına çıktılar. Oyuncularımızın yurt dışındaki takımlarda oynamasını her zaman arzu ettim ve savundum. Geçen yıl Natali başlatmıştı. Çiğdem ile de devam etmişti ama kulübün yaşadığı sorunlar yüzünden Çiğdem çabuk dönmüştü. Şimdi 4 oyuncumuz yurt dışında ülkemizi temsil ediyorlar. Onların başarılı olmasını en büyük dileğim.

 

KISA NOTLAR

 

Voleybol dostları, Yeşim Arslan ve Emre Çınar, düşünceleriniz için teşekkürler. Yavuz Teler; sorduğun soruya bende bir antrenör olduğum için cevap vermek istemiyorum. Umarım anlayışla karşılarsın. Bu arada yazı karakterleri bilgisayarımla uyuşmadığı için bazı  mailleri okuyamıyorum. Cevap alamıyorsanız bilin ki bundandır.

Geçtiğimiz hafta, “Voleybol Manşet” dergisinde çıkan iki yazımı koymuştum. Bu hafta da üçüncüsünü ilave ettim.

Tekrar buluşmak dileğiyle, hoşça kalın.   

 

ÇEŞİTLEME

 

Bazı günler vardır canınız hiçbir şey yapmak istemez. Hava kapalı, hele  yağmur da çiseliyorsa içinizden sadece tembellik etmek gelir. Ya televizyonun karşısına oturur kanallarda gezinirsiniz, ya DVD de bir film izlersiniz, ya da yatıp uyursunuz. Bunlardan birine kendinizi programlamak istediğiniz de, eğer bitirmek zorunda olduğunuz bir işiniz de sizi bekliyorsa, o zaman yandınız. Bir tarafta sizi saran tembellik, diğer tarafta iş. Bu ikilemden sıyrılıp önce yapmak zorunda olduğunuz işe yönelirsiniz. Ama bir tek hedef vardır. Bir an önce bu zorunlu çalışmayı bitirip, özlemini çektiğiniz tembelliğe yönelmek. Benim gibi yaşı ilerlemiş insanlar için bu tembellik günleri ve anları, gençlere oranla çok daha fazladır. Hele bir de yaz ise…

İşte yine böyle bir gün ve dergiye bu yazıyı yazmak zorundayım. Bir an önce bitirip, aklıma takılan filmi izlemek istiyorum. Bu gibi durumlarda herkes gibi bende en kolayı seçip, daldan dala atlayan bir yazıya yöneliyorum. Aslında fena da olmayacak. Çünkü hemen hepsi bir yazı konusu olacak düşüncelerimi bayatlamadan 1-2 paragrafa sığdırmak işime gelecek.

Önce 20 Yaş Altı Ulusal Bayan Voleybol Takımımızın Dünya Şampiyonası’ndan başlayayım.

Biliyorsunuz bu büyük organizasyon öncesi ekibimizden derece bekliyordum. Ama olmadı ve altıncılık ile yetinmek zorunda kaldık. Bence bunun en büyük nedeni son dönemlerde  özellikle bayanlar da görülen “Tek kişilik Voleybol” oynama isteği ve düşüncesi. İşte bu beklentilerimizin yoluna taş koydu. Seda üstüne yıkılan bu ağır yükün altında ezildi, ezildi ve sonunda olanlarda oldu. Bunda Seda’nın hiçbir suçu yok. Suç, başta arkadaşları olmak üzere hepimizin. Aslında Seda elinden geleni yaptı. Turnuvanın en skorer oyuncularından biri oldu. Bu arada Eda-Güldeniz, O’ nun yükünü hafifletmek için uğraştılar Ama bu çabaları yine de “Tek Kişilik Voleybol” u kırmaya yetmedi. Böyle olunca da yolumuz tıkandı.

Bu turnuvanın hemen ardından A Bayan Takımımız Dünya Şampiyonası 3. Kademe maçları için Ankara Atatürk Spor Salonu’na çıktı. Filenin Sultanları önce Belçika’yı, sonra zor da olsa Ukrayna’yı yenerek yeni bir tarih daha yazdılar ve ilk kez bayanlar da Dünya Şampiyonası’nda mücadele etme hakkını elde ettiler. Bu gerçekten çok güzel bir başarıydı. Yılların özlemi son bulmuştu. Tabi ki hepimiz sevinçten uçtuk.

Ancak bu güzel tabloya karşın rakiplerimiz karşısında ortaya koyduğumuz oyun, bir çoğumuz gibi beni de mutlu etmedi. Bizler, yani voleybol yazarları, Filenin Sultanları’na kolay kolay toz kondurmadığımız için, bir hafta önce Azerbaycan da Grand Prix Elemeleri’nde alınan kötü sonuçların bu turnuvaya da yansıdığını düşünme kolaycılığına sığındık. Aslında bunun en önemli nedenini göz ardı ettik. Gençler gibi, A takımımızın da bu sıkıntısının başında  Tek kişilik Voleybol” geliyor. Bu kez sırada Neslihan vardı. Hem Bakü de, hem de Ankara da gördük ki Neslihan oynarsa, yani ataklarda, servislerde başarılı olursa sayılar bulduk, üstünlük sağladık. “Tek kişilik Voleybol” u gören rakipler de  bu oyuncumuza önlemler alınca zor anlar yaşadık. Bu sıkıntılı anları, Özlem, Aysun, Natalia ile aşmaya çalıştık. Ama bu Filenin Sultanları’nı “Tek kişilik Voleybol” görüntüsünden uzaklaştıramadı. Bizim gibi Belçika da De Carne ile sonuca gitmeye çalışınca, bu oyuncu turnuvanın en skoreri olmasına karşın takımı son sırada kaldı.

Bu arada bir kaç cümle ile Hollanda karşılaşmasından da söz etmek istiyorum. Tamam takımımız hedefi yakalamış ve yeni bir tarih yazarak Dünya Şampiyonası’na katılma hakkını elde etmişti. Ancak Hollanda karşısında ki oyun bu büyük başarıya açıkçası gölge düşürdü. Neydi o ekibimizin hali. Sahada hiçbir şey yapmadan rakibe teslim oldular. Voleybol da bir spordur. İçinde yenmek de, yenilmek de vardır. Ama bu kadar kolay pes etmeye söylenecek çok da söz vardır. Ben sadece birine değinerek bu konuyu bir daha hatırlamamak üzere unutmak istiyorum. 40 dereceyi aşan sıcaklığı bile hiçe sayarak her gün salonu dolduran ve başarıya giden yolda size itici güç olan seyirciye, son maçta başka türlü teşekkür etmeniz gerekirdi.  Bu arada tarih yazan başarılarınıza sevinen, sizlere gönül veren ve yine sizlerin sayesinde çocuklarını voleybola yönlendiren, televizyon karşısında ki milyonlara da  hüzün verdinizi lütfen  aklınızın bir köşesine yazın. Bu olumsuzluk sizlere karşı sevgimi asla azaltmadı. Ama artık beklentilerimin boyutlarını büyüttü.  Şimdi önümüzdeki Avrupa Şampiyonası’ nda  ortaya koyacağınız oyun ve elde edeceğiniz başarılı sonuçlarla hem Hollanda karşılaşmasını, hem de Bakü de ki Grad Prix’i bizlere unutturmak zorunluluğunuz var. Filenin Sultanları gönlümüzü ancak böyle alacaktır.

Bu sıkıcı konudan tekrar “Tek kişilik Voleybola” dönelim. Bu kez sıraya İzmir de ki Üniversite Oyunları girdi. Burada da ayni görüntü devam etti. Gerçi bazen maçı kazanmak için “Tek kişilik Voleybol” a yönelmek de gerekebilir ama bu “Ara sıra” yerine, “devamlı” ya dönüşüyorsa o zaman amacın uzağına düşülüyor demektir. Neslihan aşağı, Neslihan yukarı derken sonunda bu sayı makinemizin adaleleri de isyan etti. Aslında Bakü, Ankara, sonra İzmir derken bu yüksek tempoya yine de iyi dayandı. Umarım bu oyuncumuzun iyice posasını çıkarmadan, Avrupa 2. si olan takım görüntüsüne döneriz.

Neslihan’ ı bir yana bırakalım; Peki milyonlarca televizyon izleyicileri ve salonu tıklım tıklım dolduran coşkulu seyirci karşısında kendini gösterme fırsatı yakalamış diğer oyuncularımıza ne demeli? İnsana böyle bir şans kaç kez gelir? Bence yazık ettiniz. Eminim ki İzmir’ i düşündüğünüz de, kaçındığınız bu büyük fırsata çok yanacaksınız.

Bayanları konuşurken erkekleri unuttum zannetmeyin. Onlar bir takım olmanın güzelliklerini, önemini,  her maçta sahaya yansıttılar ve bunun semeresini de 2-0 dan şampiyonluğa ulaşarak çok büyük bir başarı ile süslediler. Hepsini tebrik ediyorum.

Üniversite Oyunlarıyla ilgili iki sözüm daha var. İlki seyirciye.  Hepsine helal olsun. İkincisi ise, açılış da tüm Anadolu Medeniyetlerini hatırlayan ama Cumhuriyet Türkiyesini, kurucusu Atatürk’ ü hatırlamayan veya hatırlamak istemeyenlere de “Yazıklar olsun”.

Bu arada bir sitem de TRT dışında kalan özel televizyonlara ve gazetelere. 8 bini aşkın sporcuya ve böylesine büyük bir organizasyona, futboldan başka branşları spordan saymadıkları için gösterdikleri duyarsızlığa kocaman bir “Bravo” (Gazetem Cumhuriyet hariç, şampiyonluk gelince akılları başlarına biraz geldi).

Daldan dalanın son cümleleri de Emlak Toki’ ye. Türk Voleybolu’ nu Avrupa arenasında  eksik bırakanların açıklamalarını, bu kararı verenlere ne gibi yaptırımlar uygulanacağını bekliyorum. Sonra ben de düşüncelerimi yazacağım.

 

A  L  E  V    A  N  A   K  Ö  K