MAÇSIZ HAFTA

Geçtiğimiz hafta ligin birinci bölümünü iki erteleme maçı dışında geride bırakmıştık. Ancak yoğun kar yağışı bu iki tehir karşılaşmalarını tekrar erteletince maçsız bir hafta geçirdik. Ancak kar altında geçen bu haftaya damgasını vuran iki olay vardı.
İlki Polis Akademisi ve Koleji Spor Kulübü Başkanı Erol Ünal Karabıyık Voleybol Federasyonu Başkanlığı için adaylığını açıkladı. Ardından da Prof Dr. Hüsnü Can, TRT’ deki röportajında yeniden aday olacağını söyledi. Böylece Nejat Sancak ile birlikte aday sayısı üçe çıkmış oldu. Sanıyorum kısa bir zaman dilimi içinde yeni bir adayın daha ismini duyacağız.
İkincisi ise, 11 Şubatta başlayacak olan ligin ikinci bölümünün kur' aları çekildi.

KARABIYIK’ IN BASIN TOPLANTISI

Voleybol Federasyonu Başkan Adayı Erol Ünal Karabıyık, Cumartesi günü İstanbul Dedeman Oteli’nde basın ile bir toplantı yaptı ve hem neden aday olduğunu açıkladı, hem kendini tanıttı, hem de voleybolla ilgili görüşlerini anlattı.
Karabıyık basın toplantısından sonra,CNN Türk’ deki Metin Görgün’ün “
Smaç”, Pazar da Kanal TÜRK' deki Ebru Çıdal’ın “Voleybol Aktüel” programlarına katılarak görüşleri yansıttı, sorulara cevaplar verdi. Böyle olunca da basın toplantısı ile ilgi yazacak fazla bir şey kalmadı. Ancak ben yine de uzun süren (yaklaşık 2 saat) toplantının satır aralarına sıkışan birkaç görüşünü sizlere yansıtmak istiyorum.
O gün basın toplantısında, gerekse televizyon programlarında sorulan sorulara cevap verirken hep, “
Bunlar benim kişisel görüşlerim ve düşüncelerim. Belki başkan adayı olarak sorulara cevap verirken biraz politik olmak gerekir, çünkü seçime katılacağız ve delegelerden oy isteyeceğiz. Ama ben her zaman açık olmaktan yanayım, bu nedenle de kendi doğrularımı söylemek zorundayım. Ama benim düşüncelerimi eğer seçilirsek belki de hayata geçiremeyiz. Çünkü bizim yapılanmamızda, kararları ben değil, yönetim kurulundaki diğer arkadaşlarım ve oluşacak diğer kurullar verecek. Bu nedenle onlarla benim düşüncelerim uyuşmayabilir. Hep tekrar ediyorum, vereceğim cevaplar sadece voleybolun içinde olan, benim kişisel düşüncelerimdir.” dedi. Bu nedenle satır aralarındaki görüşlerini de okurken yukarıdaki açıklama aklınızın bir köşesinde bulunsun.
Daha önceden voleybol Federasyonu Başkanlığı yapanların görgü, bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak için onlarla görüşmelere başlaması, ayrıca Danışma Kurulu’nda yer almaları için adım atması ilginç. Bu arada antrenör ve hakem derneklerinden temsilcilerinde bu kurulda bulunmasını istiyor. En büyük dileğinin “
Asla bir araya gelemezler” denilen camianın ileri gelenlerini bir çatı altında buluşturmak istemesi.
Yönetim Kurulu’nda görev almasını istedikleriyle henüz görüşmelere başlamış. Ancak beraber çalışmayı düşündüğü ilk kişi Mehmet Çakmak.
Bu arada seçim yarışı için adayların başlayan girişimlerinin ötesinde en büyük sıkıntı, ibra edilmeyen ve düşen Voleybol Federasyonu’nun, yapılan bu Mali Genel Kurulu’nun, bir kulübün temsilcileri tarafından yasal zamanda yapılmadığı gerekçesiyle mahkemeye verilmesi.
Bu durum tabii ki yeni başkan adayları için sorun yaratıyor. Çünkü mahkemenin vereceği karar tüm hesapları alt üst edebilir. Eğer mahkeme itirazı geçerli bulursa, alınan seçim kararı iptal edilecek ve eski başkan Hüsnü Can ve yönetimi görevine devam edecek.
Bu sıkıntının bir başka boyutu ise, mahkemenin kararı ne zaman vereceği yönünde. Eğer seçimden önce verirse, sorun bir nebze çözülecek. Ancak ya seçim yapıldıktan sonra itiraz geçerli bulunup mali genel kurul sonucu iptal edilirse o zaman ne olacak? Bunun yanıtını vermek gerçekten zor.
Bununla ilgili soruma Erol Ünal Karabıyık, “
Böyle bir durum ortaya çıkarsa, tabii ki mahkeme kararına saygı gösteririz. Ancak o zaman da iş kulüplere düşüyor. Delegelerin toplayacağı yaklaşık 85 imza ile yeniden seçim kararı alınabilir” dedi.
Burhan Felek Spor Salonu konusunda mutlaka girişimlerde bulunacaklarını, eğer seçilirlerse bu dönemde radikal kararlar almak taraftarı olmadıklarını, çünkü her kurumda devamlılığın esas olduğunu, buna uyacaklarını, ama daha sonra kendi düşünceleri doğrultusunda adımlar atmak istediklerini, 2. lig kulüplerinin mali yönden desteklenebileceğini, Ulusal Takım antrenörlerinin kulüplerde görev yapmalarını istemediğini (
bu konu için federasyonun bütçesinde yeterli para olduğunu belirtiyor), çünkü onların tüm sezon federasyon faaliyetleri içinde bulunacaklarını, bunu istemeyen bilgisi ve görgüsüne inanılan antrenörlerin teknik kurullarda görev alabilecekleri düşüncesinde olduğunu söyledi.
Öte yandan kaliteli bir Türkiye 1. Ligi olabilmesi için takım sayısının 12 ile sınırlandırılmasını doğru buluyor (
Bu konuda düşüncelerimi biliyorsunuz. Toplantıda bunun sakıncalarını dilimin döndüğü kadar anlatmaya çalıştım). Bu arada transfer yaşı ile ilgili soruma ise, hem kulüpleri, hem sporcuları koruyan, ancak radikal olmayan ama bir geçiş dönemiyle yeni düzenlemeler yapılabileceğini belirtti. Yani bu konuya esnek bakıyor. Çünkü bayanlarda 22, erkeklerde 24 transfer yaşı, sporcular için bana adil gelmiyor. Üstelik de artık sporcuların uzun vadeli sözleşme imkanı buldukları düşünülürse.
Maçların televizyonlardan yayınlanması için yoğun bir çaba harcamaları gerektiğini, bunun içinde hem ligler, hem de yayınlar için devamlılığı olacak sponsorlar bulmak amacında olduklarını söylüyor.
Basınla tanışma, fikir alışverişinde bulunma toplantısından bazı notlar ve düşünceler böyleydi. Şimdi hep beraber bekleyeceğiz. Bakalım Karabıyık’ın yönetim ve diğer kurullarında kimler yer alacak? Göreve geldiğinde voleybol için neler yapacak? Bunları seçim tarihi yaklaştıkça daha net görme şansımız olacak. Umarım yönetiminde kimlerin olduğunu seçime saatler kala öğrenmeyiz.
Yeri gelmişken, televizyonların yayınlarıyla ilgili sizlere farklı bir bilgi vermek istiyorum. Çünkü Beşiktaş TV' de yorum yaptığım için bu konuda zaman zaman çeşitli sorularla karşılaşıyorum. Öte yandan mail ile neden bütün karşılaşmaların canlı değil de, tek kamera ile çekilip yayına sokulduğunu soruyorlar. Beşiktaş’ın Kanal D araçları ile canlı olarak yayınlanan her maçının maliyeti en az 12 milyar civarında. İşte sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Onun için Beşiktaş TV ancak çok önemli karşılaşmaları canlı yayınlayabiliyor. Ayni şekilde yüksek maliyet nedeniyle televizyonlar da lig maçlarını yayınlamak istemiyorlar. Bunun için ya sponsor bulunacak, ya da hem yayıncı kuruluş, hem de federasyon fedakarlık yapacak. Yani Federasyon yayıncı kuruluşa para desteğinde bulunacak. İki tarafta bu adımı bir türlü atamıyor. Böyle olunca da özel kanallar yayın işine girmek istemiyor. O zaman da geriye sadece TRT kalıyor. Ancak bunun için yine de sezon öncesi bir protokol imzalanması gerekiyor. Bunlar olmayınca da TRT istediği maçı, istediği zaman veriyor. Bize de konuşmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor. O gün toplantıda Değer Ağabey, Ahmet Gülüm’ün federasyon başkanı olduğu dönem ile ilgili ilginç bir istatistik sundu. Gülüm, ilk görev yaptığı 1997-1998 sezonu, televizyonlarda 54 lig, 14 ulusal, 1998-1999 sezonu 121 lig, 6 ulusal ve 1999-2000 sezonunda ise 119 lig, 22 ulusal maç yayınlanmış. O günleri yaşamış herkes doğal olarak bu yayın trafiğini istiyor ve arıyor. Yeni seçilecek federasyon başkanı da artık ne yapıp edip, Ahmet Gülüm’ün bu yayın rakamlarının önüne geçmek zorunda.

EROL ÜNAL KARABIYIK KİMDİR?

Bu arada biliyorum ki bir çok kişi, bizler gibi Erol beyi sadece Polis Akademisi ve Koleji Spor Kulübü Başkanı olarak tanıyor. Cumartesi günü basın toplantısında bize verilen öz geçmişini, sizinde bilmenin için buraya alıyorum:
“1955 yılında Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokul öğrenimini Malatya, Hatay ve Eskişehir de yaptı. Polis Koleji ve Polis Akademisi’ni bitirdikten sonra emniyet teşkilatının çeşitli kadrolarında görev aldı. 1978 yılında kendi isteği ile emniyetteki görevinden ayrıldı. Bir süre Tekışık Yayıncılık da çalıştı.
1979 yılında, Ankara da Üner yayınlarını kuran Erol Ünal Karabıyık’ın şiir, masal, hikaye ve ders kitabı olarak 100 ün üzerinde yayımlanmış esiri, çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
Kurucusu ve başkanı olduğu Polis Akademisi ve Koleji Spor Kulübü, federe olduğu 21 branşta, lisanslı 850 sporcusuyla Türkiye Ligleri’nde faaliyetini sürdürmektedir.
Üner Yayıncılık, Evren Yayıncılık, Üner Eğitim Öğretim Kültür ve Spor Hizmetleri, Üner Yapı İnşaat Taahhüt Yapım Anonim şirketlerinin kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Karabıyık, 1996 yılında kurucu olarak görev aldığı Türkiye Eğitim yayıncıları Derneği Başkanlığı’ndan 2005 yılında ayrılmıştır. Türk Polis Teşkilatını Güçlendirme Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve sürekli basın karşı sahibidir.”

RECEP NURTANIŞ' TAN YANIT

Geçen haftaki yazımda Halk Bank Antrenörü Salih Yergin’in sıkıntısından ve Beşiktaş’ın yaşadığı bir başka sorundan söz etmiş ve federasyonun bu konularda daha aktif olabileceğini vurgulamıştım. Bunun üzerine Voleybol Federasyonu Genel Sekteri Recep Nurtanış aradı ve bu konuda “Seni yanlış bilgilendirmişler” diyerek şunları söyledi:
“
Halk Bankası olayının bilgilendirmeden öte başka bir boyutu var. Biliyorsunuz, Erdemir’in de yer aldığı grup çok zorluydu. Ve son ana kadar hangi takımın ilk iki sırayı alacağı belli değildi. Bildiğiniz gibi Rusların güçlü ekibi Dinamo Kazan bile son anda devrede dışı kaldı. Bizler ve Halkbank’ın yönetici ile antrenörleri federasyonda eşleşme konularını çok tartıştık. Sonunda grupta birinci olmanın her zaman bir avantaj olduğunu, çünkü ne olursa olsun diğer grubun birincisi ile eşleşmektense, ikinci ile oynamanın daha doğru bir karar olacağında birleştik. Ancak diğer grupta son maçlarda sıralama belli olunca bir şansızlık sonucu takımımız, İtalyan Piacenza ekibi ile eşleşti. Yani bunda federasyonumuzun her hangi bir suçu olduğunu düşünmüyorum.
Beşiktaş olayına gelince; 26 Eylül' de CEV' den gelen yazıyla bu yıl oynanacak maçların tüm sistemleri belliydi. Biz federasyon olarak bu açıklanan metinleri Avrupa Kupaların da oynayacak tüm takımlarımıza bir ön yazısıyla birlikte 29 Eylül' de yolladık. Daha sonra belki ellerine geçmemiştir düşüncesiyle 7 Ekim' de bir kez daha gönderdik. Bu yazıları bir fax numarası verirsen sana ön yazılarıyla birlikte yollarım. Şimdi biz iki kez kulüplere yazı gönderip onları bilgilendirmemize karşın yine de suçlanıyoruz. Bu arada şunu da belirtmekte yarar var: Hadi bizim gönderdiğimiz iki yazıda ellerine geçmemiş olsun. Ama artık internet ortamının bu kadar yaygın olduğu bir dönemde, kulüpler en azından CEV’in sitesine girip, tüm sistemleri ve maçların oynanış şekillerini çok kolay öğrenebilirler. Bu nedenle sanırım kulüplerimizin federasyonu suçlamalarının pek de haklı bir tarafı yok. Bu konuda bizi ancak, ‘Federasyon neden Avrupa da mücadele edecek takımları bir toplantıda bir araya getirip bu değişiklikleri açıklamadı?’ Diye sorgulayabilisiniz. Gelecek dönem gerekirse bunu da yaparız. Netice de takımlar da, federasyon da, Türk Voleybolu’nun iyi olması için çaba harcıyor. Bunun için daha dikkatli davranmak hepimizin görevidir.
”
İşte Recep Nurtanış’ın telefonda bana söyledikleri bunlar. Geçen haftaki yazımda bana söylenenleri anlatıp, sonunda bu konuya noktayı şöyle koymuştum: “
İşte Yergin’in isyanı böyle. Haklı olduğu taraf, şüphesiz ki federasyonun onları aydınlatamamış olması. Ancak bu konuda haksız olduğu taraf da var. O da kulüpte Avrupa işlerini yapan, kovalayan kişinin de bu işleri bilmemesi. Hatta bu son bölümdeki araştırmalar da bile, bir telefonla CEV’e ulaşıp konuyu netleştirememesi, büyük bir hata olarak ortada duruyor. Bu da hedefleri büyük kulüplerimiz de, hala bir şeylerin eksik olduğunun güzel bir örneği. Küçük bir planlamayla, girişimle, aşılacak sorun, hem Halkbank’ın, hem de Türk Voleybolunun önünü kesmiş oldu.”
Şimdi bu konudaki yorumu size bırakıyorum.

DİYARBAKIR' DAN BİR MAİL

"Selamlar, Ben Diyarbakırdan bu e-maili çekiyorum. En önce bayramınızı kutluyorum alev abi. Sizi rahatsız etmemdeki amaç dicle üniversitesine yapılan hakem hataları (yani hakemin katlettiği maçlar).Çok değil 2 hafta önce eczacıbası maçında maç 2-1 dicle'nin lehine önde giderken 4.setti 31-29 aldık hepimiz maçı 3-1 aldık diye sevinirken hakem birden bizim pasör ceren'e sarı kart göstererek sayıyı iptal etti, neden ise '''''sevinmek'''''. ve maç oradan döndü ve eczacı maçı 3-2 aldı.yine 1hafta önce diyarbakırda oynanan yeşilyurt maçında 2-0 öndeyiz 3.sette maçı 25-23 aldık maçı 3-0 aldığımızı düşünürken yine hakemler sahnedeydi yine sarı kart iptal edilen sayı maç ordan döndü 3-2 yenildik.Daha saysam telekom, şahinbey maçları yazık çok yazık eğer bu maçlarda hakem katliamı olmasaydı biz grupta en az 3.olur bir üst tura çıkardık.Ne yazıkki şuan 6.sıradayız ve ilk 5 hakkımızı kaybettik. Çok yazık oldu diyarbakır'a şimdi bir üst turda bakalım hangi maçta salon dolu bir maç izleyecez cevap veriyorum; Hiç bir yerde. Oysaki diyarbakırda bütün maçlar en az 3000 kişiyle oynanıyordu. Bende bir diyarbakırspor taraftarı olarak bütün diyarbakır halkı adına bu durumu yaratanları kınıyorum. En önemlisi ise bize yapılan hakaretler. geçen hafta gaziantepte şahinbey maçında antep maçı 3-2 almasına rağmen bize saldırıldı ve amigo arkadaşımız bıçaklandı. Federasyon ise buna seyirci kaldı. ama bize, ıslık çalsak bile ceza geliyor.Sizden destek istiyoruz bütün diyarbakır adına."
İşte yazısının bazı bölümlerini çıkardığım, arkadaşımızın şikayetleri ve dilekleri böyle. Maçları izleme şansım olmadığı için bir yorum yapamıyorum. Ama yazdıkları da ilginç. Yardım konusunda ne yapılabilir? Bilemiyorum. Ancak en azından yazımın içine bu arkadaşımızın gönderdiği maili koyarak, şikayetlerini ve düşüncelerini daha çok kişinin okumasına sağlayabilirim diye düşündüm ve buraya aldım.

AVRUPA KUPALARI’ NA KATILIM

Bu arada “herşeyyenibaşlıyor” rumuzuyla forum köşemize yazı yazan voleybol dostu arkadaşım, benim CNN Türk' deki telefon bağlantısında söylediğim “Eğer TOKİ ceza alırsa bayanlar ligini 6. sırada tamamlayan takımda Avrupa ya katılma şansını yakalayacak” cümleme, özetle; “Statüye göre, 1. grupta 6. olacak bu takımın Avrupa’ya gidebilmesi için klasman grubu birincisi ile iki maç oynayacak ve kazanan gidecek. Her halde gözünden kaçtı.” Diye yazmış. Söyledikleri çok doğru. Ancak gözümden kaçmadı. Bu duruma karşı olmama, klasman takımımın böylesine bir avantajı hak etmediğini düşünmeme karşın bu garipliği biliyorum. Sadece cümlemi açmamam ve ligi 6. bitiren ekibin, klasman birincisini geçecek düşüncesinde olmam nedeniyle yanlış anlaşılmışım. Gerçekten de düşününce, cümlenin eksik kaldığını ve yanlış bir anlam çıktığını gördüm. Bu uyarısı nedeniyle teşekkür ederim.

KUR' ALAR ÇEKİLDİ

1 Şubat' ta başlayacak olan ligin ikinci bölümünün kur' alarının çekilmesi ile birlikte tüm camiada yeni bir heyecanda başladı. Şimdi bir çok kişi bu bölüm için görüşlerini ve tahminlerini çeşitli yerlerde dile getirecek. Tabii ki bende. Ancak ben bu tahminimi bir sonraki yazıma bırakmak istiyorum. Çünkü yeni yabancı oyuncu transfer eden takımlar hakkında daha net bilgiler edinmek istiyorum. Bu yeni transferler her şeyi değiştirebilirler (daha önceki yazılarımdan birinde yabancı oyuncu transferinin son tarihinin 31 Ocak olmasını eleştirmiştim. En azından kiralıklarla ayni tarih olan 31 Aralık’a çekilmesinin daha etik olduğunu, böylece bazı kulüplerin haksızlığa daha az uğramayacağını dile getirmiştim. Bakalım bu dönem yapılan transferler beni haklı çıkaracak mı?).
Hatırlarsanız, sezon başlamadan önce takımlarımızın katıldıkları turnuvaları izlemiş ve buralarda gördüklerimi sizlerle paylaşmıştım. Şimdi o yazıları bir kez daha buraya alacağım. Bakalım, sezon öncesinde takımlar bana nasıl görünmüşler, eksikleri nelermiş. Sıkılmazsanız okuyun. Ve o günden bu yana izlediğiniz ekiplerde ne gibi değişiklikler olmuş bir karşılaştırın.

ARÇELİK TURNUVASI

14-16 Eylül günleri arasında Arçelik’in organize ettiği turnuvanın tüm maçlarını izleme şansım oldu. Ev sahibi Arçelik, Fenerbahçe, Beşiktaş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin katıldığı turnuva da takımların hiç biri hazır değildi. Bu nedenle iyi maçlar olmadı. Çekişme vardı ama hatalarda çoktu. Ligin başlamasına daha var. Onun için herkese biraz zaman tanımak gerekiyor. Fenerbahçe’nin birinci olduğu turnuvada, takımların kısaca değerlendirmesini yapayım;

FENERBAHÇE: İlk bakışta iyice bir kadrosu var. Özellikle Can ve Volkan takımın itici güçleri. Arslan ve Burak iyi. Genç pasör’ün Fenerbahçe gibi büyük isimli ve seyircili bir takımın maçlarında ne yapacağını açıkçası bende çok merak ediyorum. Çünkü hiç bir zaman Arçelik de ki kadar rahat olamayacak. Orhan ve Erhan inişli çıkışlı oynuyorlar. Nuri henüz iyi değil ama kısa zamanda düzelir. Hakan sakat olduğu için oynamadı. İkinci pasör Umut gayretli. Sonradan girdiği İstanbul B. Belediyesi maçında iyi oynadı. Bu da Arslan’ın daha dikkatli olmasını sağlayacaktır. Sarı- Lacivetliler iyi servis atıyorlar, blokları da fena değil. Ancak manşette sorunları var. Orhan fazla hata yapıyor. Can- Nuri ikilisi, O’na biraz daha az alan bırakmak için çaba harcarken bu kez kendileri sıkıntı yaşıyor. 4 numara için bir yabancı arıyorlar. O zaman bu sorunu aşabilirler. Bu turnuva da denenen Ukraynalı Slava Guli’nin manşeti iyiydi. Ama teknik bir oyuncu olduğu için hücumlarında fazla sertlik yoktu. Alırlar mı? Bilemem.
NOT. Bu yabancı oyuncu yerine Valov alındı.

BEŞİKTAŞ: Geçen Sezona oranla daha iyi bir kadroları var. Takım olarak da daha uyumlular. 3 yabancılarından en çok 10 numaralı köşeden oynayan Ukraynalı İgor Dyogtyev’i beğendim. Diğer 4 numaradan oynayan 12 forma numaralı Kazak Denis Zhukov bazen iyi, bazen tutuktu. Ukraynalı Pasör de inişli çıkışlı oynadı. Ama bu iki oyuncunun da ilerleyen günlerde daha iyi olacaklarının sinyalleri var. Orta oyuncularından Uğur iyi ama Hakan biraz takımı zorlayacak görüntüsü verdi. İki pasör çaprazı Engin ve Bahadır dan, Engin şimdilik daha formda. Bu nedenle genelde O oynadı. Libero Birkan için fazla söze gerek yok. Takıma mutlaka katkısı fazla olacak.
NOT: Pasör Sychov gitti, yerine Nyrka alındı.

İSTANBUL B. BELEDİYESİ: İlginç bir ekip olmuş. Ulusal Takımın 5 oyuncusu burada. Tecrübeli ve tekniği çok iyi Barış- Aykut- libero Vefa ve geldiğinden bu yana en çok takdir ettiğim yabancı Nikolay dörtlüsünün ağabeyliğinde Hüseyinli, Fatihli, Emreli, Ali Çayırlı, Üniversite oyunlarının flaş isimlerinden Özkanlı, bu çok iyi kadroyu tamamlayan Soner, Ergün ve Tanerli Belediye’yi izleyin derim. Her ne kadar Ulusal Takımda yan yana oynasalar da henüz bazı sıkıntıları aşamamışlar.

ARÇELİK: Mehmet dışında çok genç bir kadrosu var. Genç oyuncuları çoğunlukta olan her takım gibi onlarda her karşılaşmada, hatta setlerde bile inişli çıkışlı grafikler yaşıyorlar. Bu nedenle bazı ilginç sonuçlara imza atabilirler. Ne var ki ligde işleri kolay olmayacak.

YALOVA TURNUVASI

Bu haftayı Yalova da geçirdim. 2' si yabancı 9 takımın mücadele ettiği 1. Uluslararası Yalova Turnuvası Salı günü başladı ve Cumartesi sıralama maçlarıyla sona erdi. 5 güne sığan 20 maçın ikisi dışında, hepsini izledim.
5 gün süren turnuvada takımlar henüz hazır olmamasına karşın genelde çekişmeli maçlar seyrettik. Hele sıralamanın belli olacağı son günkü müsabakalar gerçekten güzeldi.
Rus Dinamo’nun birinciliği elde ettiği turnuvada, Yalova ikinci, Fenerbahçe’ yi 3-0 ile geçen Güneş üçüncü, ezeli rakibi Galatasaray’ ı 3-1 mağlup eden Beşiktaş beşinci ve Urolachka’ yı 3-1 yenen Şahinbey yedinci oldu. Son sırada ise Şişli yer aldı.
Gelelim, sezon öncesi ilk kez bu turnuvada izleme şansını yakaladığım takımlar hakkındaki küçük düşüncelerime;

YALOVA: Antrenör Tayfun Pişiren ilginç bir takım kurmuş. Tecrübeli Özlem Özdemir dışında 3 yabancısı da dahil genç bir ekip oluşturmuş. Pasörleri Aleksandra Peretyatko 21 yaşında ilginç bir pasör. Saçını renkli boyamış bu oyuncuyu ben beğendim. Seyirci ise, O’ na ve 22 yaşındaki Tanya Mudritskaya’ ya bayılıyor. İkisinin her hareketi alkış ve destek alıyor. Aleksandra belki çok iyi bir pasör değil ama takımını iyi oynatıyor. Blok yapıyor, smaç servis atıyor, defansı iyi, pas atmadan önce mutlaka karşı takıma bakabiliyor. Bu da tabii ki ona artılar getiriyor. Tanya, 2 metrelik boyu ve 110 kilo civarındaki kilosuna karşın etkili bir oyuncu. Ayrıca hırsı ile hem takımının, hem seyircinin ateşleyicisi. Pasör çaprazı oynuyor. Diğer yabancıları 4’ den oynayan Jenya Kouzyanina 24 yaşında, fizikli ve tekniği Tanya’ ya oranla çok daha iyi. Manşeti var, hücumu etkili, yani takımın önemli silahı. O’ nun çaprazında Emel Demirkol görev yapıyor. Özlem Özdemir ve Gamze Gülcan ise ortadan oynuyorlar. Liberoları Sibel Kaplan. Zülfiye Gündoğdu ile Dilek Can da ilk altıdaki arkadaşlarına yardımcı oluyorlar.
Genelde canlı ve hırslı bir oyun tarzları var. 3 yabancı doğal olarak bu takımın lokomotifi durumundalar. Yabancı-yerli karışımı tutmuş. Hücumda sıkıntıları az. Ama Tanya 2, Emel 3, Özlem 4 pozisyonu geldiğinde bir hayli zorlanıyorlar. Servise karşı manşetleri ise en zayıf halkaları. Eğer bu takım manşet sorununu çözerse, evinde bu seyirciyle iyi sonuçlara imza atarak grupta ilk 5 içinde yer alır. Bu arada çok genç oyunculardan kurulan kadroların her zaman sıkıntılara açık olduğu unutulmamalı. Çünkü genç oyuncalar çok çabuk coşabilecekleri gibi, sıkı bir direnç gördüklerinde de hemen dağılabilirler. Bu konuya dikkat.
NOT: Yalova yabancılarını başka ekiplere verdi.

GÜNEŞ SİGORTA: Son gün dışında genelde yedek ve yabancı ağırlıklı bir kadro ile oynadılar. İlk günler İryna, Solipiwko, Gözde, İpek, Ebru, Dos Santos altısı sahada yer aldı. Beşiktaş’ ı 3-0 yendiler, Dinamo’ ya ise ayni skorla yenildiler. Daha sonraki günlerde Polonyalı yerine Deniz görev yaptı. Fenerbahçe karşısında ise Solipiwko dışında Aysun ve Neslihan da oynadı.
İyi bir kadroları var. Eski pasörleri İryna’ nın dönmesi artıları olmuş. Çünkü çabuk oyuna yönelmişler (
Nihayet gerçeği fark ettiler ve yüksek paslardan vazgeçtiler). Böyle bir oyun tarzı en çok Gözde’ nin işine gelecek. O da oynadığı 5 gün içinde bunu gösterdi. Hızlı oyuna Dos Santos, Ebru ve son maçlarda yer alan Deniz de uyum gösterdi. Bu oyunculara Aysun ve Neslihan’ ı da ilave edebiliriz. Ama Polonyalı için ayni şeyleri söylemek zor. İryna değişik paslarla oyuncuları atağa soktuğu için hücumda fazla bir sıkıntıları yok. Ancak ben servise karşı manşetlerde bir hayli sıkışacaklarını düşünüyorum. Necla’ nın işi bu sezon daha da zor olacağa benziyor.

FENERBAHÇE: Adnan Kıstaklı Fenerbahçe de ilginç bir takım olma yolunda hızla ilerliyor. Geçen sezonki kadrodan sadece Tülin kalmış. Bu yeni oluşumun yenilenen kadronun oturması zaman alacak gibi görünüyor. Kıstak genelde takımlarını hızlı oynatmayı seven bir antrenör. Yalova turnuvasında bunun izlerini gördük. Pasör Özge, Adnan ile Ulusal Takımlarda uzun yıllar beraber olduğu için onun tarzını iyi biliyor. Bu ikisi içinde avantaj. Yeni yabancılarından Rus Morazova bir iki yıl ara vermesine karşın çok önemli bir oyuncu. Yıllarca Ulusal Takımda oynadı. Tecrübeli. Ortadan oynuyor. Bloğu, hücumu iyi. Üstelik de manşeti var. Sarı-Lacivertliler için iyi seçim. Ancak diğer yabancıları Alevtina Cherepanov (Daha önce Galatasaray da oynamıştı) ayni şeyleri söylemek zor. Eskisi gibi yine dağınık ve heyecanlı. Bazen çok güzel bir top vuruyor, ardından dışarı. Ne zaman ne yapacağı bilinmeyen oyuncular biz antrenörler için en tehlikeli oyunculardır. Çünkü bir türlü istikrarı yakalayamazlar. Bu da hep tedirginlik yaratır. Bu arada Fenerbahçe üçüncü yabancı arayışlarını da sürdürüyor. 4’ den oynayan diğer oyuncu ise Çiğdem Kaplan. Morazova’ nın çaprazında Tülin var. Pasör çaprazı ise Seda. O’ nu anlatmaya tabii ki gerek yok. Libero olarak da Yasemin Alpullu görev yapıyor. Bu arada kadroda bulunan ama henüz anlaşıp anlaşmayacakları arayış içinde oldukları yabancıya bağlı olan Vesna Jelic ve Pınar Peker de yer alıyorlar ve oyuna girip çıkıyorlar. Genelde iyi ve hızlı bir oyun tarzları var. Ama henüz hazır değiller ve yolları uzun. Seda ve Morazova takımın silahları. Seda şimdilik pasör çaprazı olarak görev yapıyor. İyi de oynuyor. Eğer düşünülen yeni yabancı pasör çaprazı olursa, Seda 4’ e çekilecek. 4 oyuncusu alınırsa Seda yerinde kalacak. Bu saatten sonra iyi bir yabancıyı nasıl bulacakları soru işareti olsa da, Fenerbahçe’ nin yine de grupta ilk 5 içine gireceğini düşünüyorum.

BEŞİKTAŞ: Turnuvanın ilk günlerinde Shabovta, Duygu ve Eda’ sız oynadılar. Bu dönemde arayış içinde olduklarını her set değişen altılarda gördük. İki genç yetenek Melis Şahin ve Yeliz Aksan görev yaptı. Daha sonra Duygu ve Eda takıma girdi. Duygu bazen pasör çaprazı, bazen 4’ den oynadı. Bu süre içinde ben O’ nu 4’ den daha iyi buldum. O, 4’ e gelince Nuray pazör çaprazına geçti. Ancak takım olarak özellikle servise karşı manşetlerde çok zorlandılar. Hücumda top öldüremediler. Ne zaman Shapovta geldi, işler de düzeliverdi. O zaman altı; Arzu, Shapovta, Eda, Duygu, Yulia Buyeva, Natalia Rykova şekline dönüştü. Libero da yine Nihan vardı. Arzu, takımı hızlı oynatıyor bu da rakibin blok ve defansta yerleşmesini zorlaştırıyor. Ayrıca denediği değişik atak organizasyonları oturursa bu sezon Siyah-Beyazlıları izlemek keyif verecek. Bu arada Buyeva 2, Rykova 3, Arzu 4, turu bir hayli başlarını ağrıtacağa benziyor. Bunun nedeni, iki yabancının da henüz vasat oyuncular görüntüsü vermesi. Sanırım geçen yıl oynayan ve bu sezon TOKİ’ ye transfer olan İlona’ yı arayacaklar.

GALATASARAY: 3 yabancı oyunculu Sarı-Kırmızılı takım, diğer ekipler gibi henüz hazır değil. Canlı ama kopuk kopuk oynuyorlar. Neslihan libero olmuş. O’ nunla birlikte ortadan oynayan Burçin, Yanina Yakovleva manşete giriyorlar. Bu üçlünün manşetleri iyi olmasına karşın yine de sorunlar yaşıyorlar. Her halde sezon ilerledikçe toparlarlar. Yakovleva arkaya geldiğinde servisler O’ na atılırsa arka alandan atak yapılmadığı için bu kez rakip bloğu geçmek sorun oluyor. Çünkü diğer iki yabancısı Brezilyalı Ana Paula Santos Da Silva, Olga Petrashka ve Ferda Bulut, bir önceki pozisyonda ise Burçin, Da Silva, Ferda üçlüleri top öldürmekte zorlanıyorlar. Bu arada Güneş Sigortada oynama fırsatı bulamayan pasör Seda da şimdilik tutuk. Öne geldiğinde, yani ikili atak turlarında, paslarındaki istikrarsızlık ve smaçör tercihleri bunu net olarak ortaya koyuyor. Sonuçta yenilenen Galatasaray şimdilik lige hazır değil. Bir an önce toparlanmaları gerek. Bu turnuvanın onlara çok yararlı olduğunu düşünüyorum.

GAZİANTEP ŞAHİNBEY BELEDİYESİ: Yenilenmiş yabancıları ve pasör Nihal ın katılımıyla lig için hazırlanan Şahinbey de, turnuvada inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Bazen Nihal’ in yatık paslarıyla çabuk oynayarak rakiplerine kök söktürdüler. Bazen hepimizi şaşırtırcasına üst üste hatalar yaptılar. Bu nedenle de net bir fikir sahibi olamadık. Ancak ilk göze çarpan şey; diğer ekipler gibi servise karşı manşetleri ve bloklardaki sıkıntılar. Pasör çaprazı oynayan solak Yelena Josovıc iyi bir performans gösterirken, diğer iki yabancısı ortadan oynayan Anna Kovalchyk ile 4 de görev yapan Tanya Isaeve vasat göründü. Sevil, Gülcan ve libero Funda ise inişli çıkışlı bir grafik çizdiler. Eğer Şahinbey kısa sürede toparlanır, özellikle de yukarıda da değindiğim manşet ve blok sorununu çözerse Gaziantep de ilginç sonuçlara imza atabilir.

ŞİŞLİ: Sakatlıkları nedeniyle Brezilyalı Rossana De Souza’ yı hiç oynatamayan, Yanıtsa Rangelova’ yı ise libero olarak sahaya süren Şişli için bir yorum getirmek zor. Ancak iyi olmadıkları açık. Pasör Tuba’ nın takımı çabuk oynatma çabası manşet gelmediği için sonuç vermiyor. Dağınık bir görüntüleri var. Eğer çabuk toparlanmazlarsa ve üçüncü bir yabancı alamazlarsa işleri hiç kolay olmayacak. Ama bu ilk turnuvaları ve yabancısız oynadılar. Onun için tam bir yorum için biraz daha beklemekte yarar var.

1. SELÇUK YAŞAR TURNUVASI

Değerli dostlar, geçtiğimiz hafta Yalova Turnuvası’ndan sizlere söz etmiştim. Bu haftaki yazımın ana konusu da, ligin başlamasına bir hafta kala DYO Karşıyaka’nın Çeşme de organize ettiği 1. Selçuk Yaşar Bayanlar Voleybol Turnuvası.
Ev sahibi DYO Karşıyaka, Beşiktaş, Emlak TOKİ, Eczacıbaşı, Yeşilyurt ve Şişli’nin mücadele ettiği turnuvada her şey çok güzeldi.
Ligin başlamasına sayılı günler kalmasına karşın, turnuvaya katılan 6 takımında hazır olmadığını öncelikle belirteyim. Zaman zaman güzel ve kaliteli maçlar değil ama setler izledik. Tüm takımların teknik adamları hala bir arayış içindeler. Halbuki bir hafta sonra başlayacak lig için arayışlardan çok, takımın oyun düzeni ve ilk altıda yer alacak oyuncuların son rötuşları yapılıyor olmalıydı. Ancak oyuncuların henüz istenen düzeyde olmaması, kadrolardaki eksiklikler buna olanak vermedi.
Çeşme de 5 gün boyunca izlediğim karşılaşmalarda 6 takımda da gözüme çeşitli sıkıntıları çarptı. Bunlara genel anlamda ve oyuncular bazında değineceğim. Sıkıştıkları pozisyonları daha sonraki maçlara bırakacağım. Çünkü bu bir hazırlık turnuvası. Onun için takımlara şimdiden eleştiri oklarını yollamanın anlamı yok. En azından iki hafta daha zaman tanımakta yarar var. Ancak yine de kaba hatlarıyla gördüklerimi sizlerle paylaşacağım.

BEŞİKTAŞ: Bu takım için geçen haftaki Yalova Turnuvası sonrası yazdıklarıma ek olarak kısaca şunları söyleyebilirim. Her geçen gün daha iyi organize oluyorlar ve daha iyi oynuyorlar. Ne var ki set içinde bile inişler çıkışlar yaşıyorlar. Manşetler henüz istenen düzeye ulaşmadı. Arzu, bildiğiniz gibi, bence turnuvanın en iyi pasörüydü. Smaçörleri yine değişik yerlerden ve değişik toplarla hücuma soktu. Shapovta takımın itici gücüydü. Her şeyi yaptı. Sadece bloklarında biraz sorun vardı. Ayrıca fizik olarak da son günlerde düştü. Yani dinlenerek oynadı. Eda’nın çıkışı sürüyor. Rykova genelde iyiydi. Buyeva, Yalova’ya oranla daha aktifti. Ama ben hala onu iyi bulmuyorum. Duygu yerine alışmaya çalışıyor. Ancak ben, “ 4’ den daha iyi bir performans verebilir” düşüncemi değiştirmedim. Zaman zaman yerine giren Nuray da vasattı. Libero Nihan ise inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Bir an önce toparlanmalı.

EMLAK TOKİ: Çok iyi bir takım kurmuşlar. Yedekleriyle bile lige katılsalar renk katarlar. Özellikle hücum silahları çok fazla. Ne var ki geçen seneki gibi iki kişi ile manşet karşılama sisteminde ısrar etmeleri zaman zaman başlarına iş açıyor. Genelde libero İzolda ile Melis veya İlona manşet alıyor. Karşılarında servisi değişik yerlere atabilen oyuncular bulurlarsa, işleri zorlaşır. Çünkü hücumdaki silahları da tutukluk yapar. Yenilenen kadronun oturması için biraz daha zamana ihtiyaçları var. Bu takımı gördükten sonra Şampiyonlar Ligi’nden çekilmelerine daha da üzüldüm. Yazık olmuş. İyi sonuçlara imza atabilirlerdi. Bu da Ankara seyircisi için hoş olurdu. Öte yandan pasör Nilay’a da çok iş düşüyor. Bu iyi kadroyu oynatmak kolay değil. Her oyuncunun değişik bir yönü var. Onun için çok daha fazla çalışmalı, çok daha iyi olmalı. Çünkü paslarında henüz istikrar yok. Ayrıca bloklarına da dikkat etmeli. O öne geldiğinde, rakip ataklar genelde O’nun bölgesinden yapılıyor. Bu arada 4’den kaçtığı pozisyonda, pas organizasyonunda çok zorlanıyor.Çeşme de takımın en iyisi Melis di. İyi oynadı. Sadece iki kişi ile manşet karşıladıkları için biraz sıkıştı. Yeni transfer Ukraynalı Antonina Kryvobogova iyi bir orta oyuncu. Çabuk, blokları iyi. Pas iyi gelirse hücumda da etkili. Geçen yıl Telekom da oynayan Tetyana Voronina, henüz Nilay ile uyum sağlayamamış. Onun için turnuvada fazla etkili değildi. Geçen sezon Beşiktaş forması giyen İlona da eskisi gibi. Manşetleri hala vasat. Atakları ise istikrarsız. Bu yükseklikte bir oyuncunun daha iyi blok yapması gerekir. Zaman zaman yerine giren Çiğdem, bu sezon O’nu bir hayli sıkıştıracak gibi. Duygu’ya gelince o da istikrarsız. Ancak blokları iyi. Bazen iyi işler yapıyor, bazen de duruyor. Dikkatli davranmalı çünkü arkasında Çiğdem Can gibi bir tecrübe var. Formayı kaptırırsa bir daha zor alır. Libero İzolda ya gelince; Melis ile birlikte benim en çok beğendiğim oyuncu oldu. Manşetiyle, defansıyla her maçta görevini fazlasıyla yaptı. Ancak iki kişi ile manşet aldıkları için geniş alanı kontrol etmek isterken hata yapabiliyor (Güneş Sigorta da ki Necla ile ayni sorunu yaşıyor). Tecrübeli pasör Nisa ve henüz hazır olmasa da Ayşe, oyuna her girdiklerinde mutlaka katkı yapacaklardır.

ECZACIBAŞI: Turnuvanın son günü dışında hep ilk maçlarını Eczacıbaşı oynadığı için bu takımı daha iyi izleme şansım oldu. Geçen seneye oranla ilk altıdan 4 oyuncu değişmiş. Oyun tarzlarında da değişim var. Hızlı oynamaya çalışıyorlar. Artık Bahar topları köşelere yatırıyor. Gerçi atılan pasların yeri ve yüksekliği henüz oturmamış ama yine de rakip bloklar yerleşim zorluğu yaşıyorlar. 3 yeni yabancı ile Bahar’ın uyum süreci çok önemli. Ne kadar uzar bilemiyorum. Geçen sezon sıkça eleştirdiğim Motta’ya bu hızlı voleybol oynatma isteği için zaman tanımak istiyorum. Ama Çeşme Turnuvası’ndaki Eczacıbaşı beni tatmin etmedi (Üstelik de 10 gün sonra Şampiyonlar Ligi maçı oynayacaklar). Aksadıkları anlarda oyuna ve oyuncularına fazla müdahale etmedi (Bekleyeceğiz). Çok oyuncu ile oynamaya çalıştı. Takım olarak manşetlerde sorun var. Esra’nın bir an önce eski formunu bulması için hepsi dua etmeli. Yoksa hem servise karşı manşetlerde, hem de köşe ataklarda yatık toplarla oynasalar da sorunları aşamazlar. Bu arada manşete giren Kanadalı topla buluştuğunda geri atak da yapılamıyor. Bunun da çözümü bulunmalı. Ayrıca artık Esra’nın da beklenildiği gibi olmasa da zaman zaman arkadan atak yaptığını söyleyeyim. En iyi tarafları etkili ve hedefi bulan servisleri ile iyi yerleşebildiklerinde blokları. Özellikle Milada Spalova diğerlerine oranla daha etkili.
Oyunculara gelince; Bahar, yorgunluğunu atamamış. Pasları istikrarlı değil. Özellikle yabancılarla uyum sorunu var. En kolay da Kanadalı Stacey Gordon ile anlaşıyor. Bu oyuncudan söz edilmişken devam edelim. Şu anda renkleri değişen Eczacıbaşı’nın en renkli oyuncusu. Hareketli, her an oyunun içinde kendisini görmek mümkün. İyi pas aldığında kolay sayı üretiyor. Vasatın altına hiç düşmüyor. Servisleri etkili. Servis karşılaması iyi, ama bazen bunalıyor. Bence en olumsuz yönü blokları. Pasör çaprazı oynayan Amerikalı Katherine Wilkins’i ve orta oyuncuları Milada Spalova’yı beğendiğimi söyleyemem. Şampiyonlar Ligi’nde oynayacak Eczacıbaşı’nın pasör çaprazı daha aktif ve iyi olmalıydı. Sanki Milada biraz daha iyi. Bence en iyi tarafı blokları. Ortadan oynayan Eczacıbaşı’nın diğer yenisi Nilay, eskiye oranla sanki daha iyi olmuş. Ancak sakatlandığı için fazla izleyemedim. Gülden de, Bahar gibi yorgun. İyi bir turnuva yaşamadı.
Sık sık oyuna giren Neriman da bir yükseliş var. Ama “
Hata yaparsam çıkarım” korkusu çok tedirgin oynamasına yol açıyor. Bu stres de oyununu etkiliyor. Bazen beklenmedik hatalar yapıyor. Nilay’ın sakatlanmasıyla ilk 6 da yer bulan Gökçen ise sanki geriye gidiyor. Ne hücumda, ne de blokta ortalarda görünmüyor. Smaç servisi ise tamamen unutmuş
Merve, libero oynadığı iki maçta da fena değildi. Servise karşı az hata yaptı ama çıkan topların yerleri istenildiği gibi değildi. Şişli karşılaşmasında oynayan Seray da fena değildi. Ancak dağınıklığı sürüyor. Oynama şansı bulursa daha da iyi olacağı kesin. Naz ise, çıkışını sürdürüyor. Ancak her halde O’nu biraz fazla pohpohluyoruz ki kendine fazla güvenmeye başlamış. Bu da paslarında istikrarsızlık ve tercih sorunları yaratıyor. Dikkat Naz.

YEŞİLYURT: Tecrübe ile gençlerin uyum içinde oynadığı bir takım. Özellikle gençlerin iyi oyunu beni mutlu etti. Pelin tam bir “Abla” Yanındaki gençleri her yönü ile idare ediyor. Servise karşı manşetleri her zamanki gibi iyi, hücumda da yatık top alırsa kolay sayı buluyor. Ama çabuk yoruluyor, bu da hata yapmasına yol açıyor. Ayrıca öndeyken rakipleri O’nun koridorunu kullanınca takımın defansta sıkıntıları artıyor. Yeni pasörleri Makedon Sanja Alexandrovska genç bir oyuncu. Çok gayretli, takımı hızlı oynatmaya çalışıyor ama gerek tekniği, gerekse tecrübesi henüz yeterli değil. Ancak yine de katkısı fena değil. Smaç servis atıyor. Hareketli ve defansı seviyor. Blokları sıkıntılı. Ergül, her geçen gün üstüne koyuyor. Genç yaşına karşın tecrübeli gibi oynuyor. Biraz daha fazla pas alması gerekiyor. Carka Badem, bu turnuva da pek ortalarda görünmedi. Görevi olan hücumda istikrarsız bir görüntü çizdi. Arka alandan yaptığı ataklar dağınıktı. Gülbahar, Yeşilyurt da en çok beğendiğim oyuncu oldu. Oynadığı sürece hep vasatın üstüne çıktı. Yeni olmasına karşın manşeti iyi, hücumda etkili. Bu da gösterdi ki Yeşilyurt’a iyi bir 4 numara oyuncusu geliyor. Benim ona tek tavsiyem; Bloklarını bir an önce geliştirmesi yönünde olacak. Bahar Toksoy, Gülbahar gibi en çok gözüme çarpan oyunculardan biriydi. Pasör Sanja’nın ortadan oynamayı sevmesi O’nun için büyük bir şans. Bunu iyi değerlendirmeli. Bloklarını biraz daha geliştirmeli, ayrıca daha hızlı hareket etmeli ki, köşelere giderken zorlanmasın. Bu iki oyuncuya da kocaman bir “Bravo”. Bu arada teşekkürler Reşat, bu iki gence oynama şansı verdiğin için. Libero Ayça, bildiğiniz gibi. Servise karşı manşetleri düzgün, sadece zaman zaman defansta yerini kaybetmesi iyi değil. Oyuna girip çıkan Aslıhan, Banu, Bahar Ekinci takıma her zaman katkı sağlıyorlar. Bahar Ekinci’nin sakatlıktan yeni çıkmış olması nedeniyle biraz daha zamana ihtiyacı var.

ŞİŞLİ: Yalova’ya oranla daha iyi oynuyorlar. Tabii ki bunda Brezilyalı Rossana De Sauza’nın ve sakatlığı tam geçmese de Yanitsa Rangelova’nın takıma girmelerinin rolü var. İnişli çıkışlı bir grafik çiziyorlar. Bu da henüz tam hazır olmadıklarını gösteriyor. Tuba’nın önde olduğu turlarda blokta ve dolayısıyla da defansta sıkışıyorlar. Bu arada Tuba’nın 4’de olduğu pozisyonda Rossana- Filiz ikilisi manşete giriyor. Bu başlarına iş açabilir. 3. bir yabancı peşindeler. Bu turnuvada iki maçta Nina Yarzutkina’yı denediler. Pasör çaprazı oynayan bu oyuncu fena değil. Tekniği iyi, akıllı hücum yapıyor ama smaçları sert değil. Blokları da iyi. Alırlar mı bilemiyorum? Söz yabancılardan açılmışken devam edelim. Rossana, henüz istenen düzeye gelmemiş. Kopuk kopuk oynuyor. Servise karşı manşetlerde fazla sıkıntı yok ama ataklarda hep sorunlu. Özellikle setlerin sonlarında kendine güvenmediği için çok hata yapıyor. Hâlbuki yabancı oyuncu bu kritik anlarda iş yaparsa takımına yararlı olur. Bu konuda yardıma ihtiyacı olabilir. Yanitsa, bildiğiniz gibi. Her zaman görevini yapmaya çalışıyor. Ama sakatlığının tam geçmemesi performansını etkiliyor. Bu turnuvada servise karşı manşetlerini beğenmedim. Hücumda da vasattı. Ama O’nun ligde çok daha iyi oynayacağına eminim. Pasör Tuba’yı bu turnuvada çok sinirli buldum. Bu da O’nun pas organizasyonunda sorunlar yarattı. Nedenini bilmiyorum ama benim gözlerim Neşeli Tuba’yı aradı. Didem, Nina’yı denedikleri maçlarda ortadan oynadı. Bana göre az top almasına karşın iyiydi. Blokları da iş yaptı. Ancak uzun bir süredir ortadan oynamadığı için bloklarda köşelere gidişinde çok zorlandı. Heval’e gelince; Yeni takımına henüz ne oyun olarak, ne de kafa olarak alışamamış. Belli ki Beşiktaş’ı hala arıyor. Ama artık bundan sıyrılmalı. Çünkü bu turnuvada varlığı ile yokluğu belli değildi. Sadece biraz bloklarda göründü. Sanırım zamana ihtiyacı var. Demet, takımın gayretli oyuncularından biriydi. Ne var ki “3. yabancı gelirse ben dışarıda mı kalacağım?” Sorusunu sanırım kendine fazlaca soruyor. Libero Filiz, genelde iyiydi. Ancak henüz tam konsantre olamamış bir görüntüsü var. İkinci pasör Serpil, her girdiğinde takıma faydalı oldu. 2. top plaseleri iyiydi. Ama Tuba gibi, O da öne geldiğinde takım blok sorunları yaşıyor.

KARŞIYAKA: Turnuvayı son sırada tamamlamasına bakmayın, zaman zaman iyi mücadele ettiler. Çek pasörleri sakat olduğu için oynamadı. 3. bir yabancı oyuncu arayışları da sürüyor.
Servise karşı manşetler de sıkıntılar yaşadılar. Özellikle Aslı’nın henüz istenen düzeye ulaşamaması sorunu daha da artırdı. Hücum yükünü ise Katarina Barun çekiyor. Rakipler çabuk oynadıklarında bloklarda çok sıkışıyor. İki orta oyuncusu Müge ve Tuğba köşelere gitmekte zorlanıyorlar. Bu takımın en sorunlu yeri sanki burası gibi görünüyor. Çek pasörün yerine oynayan genç Hidayet’i beğendim. Gayretli, iyi de oynuyor ama tecrübesi henüz yeterli değil. Servisleri ise çok etkili. İstediği yere atıyor. Hele paralele attıkları, 4 numaradan manşet için açılanlara kâbus yaşatıyor. Takımın en tecrübelisi Deniz, henüz tam hazır değil. Manşetlerde tedirgin, ataklarda vasat. Özellikle iyi yerleşen rakip bloğu geçmekte çok zorlanıyor. Aslı’nın bu turnuvada çok tutuk olması beni biraz şaşırttı. Bir an önce toparlanmalı çünkü takımın O’na hem servise karşı manşette, hem de hücumda ihtiyacı var.
Pasör çaprazı Barun da genelde inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Smaç servisleri iş yaptı. Önden yaptığı ataklarda iyi bir görüntü verdi ama arkada sorunları var. Tekniğinin çok iyi olmaması nedeniyle arkaya atılan paslar iyi değilse kullanmakta çok zorlanıyor ve hatalar yapıyor. Halbuki pasör çaprazının en önemli görevi, arkadan yaptığı atakların takıma sayılar getirmesidir. İki orta oyuncusu Müge ve Tuğba tutuktular. Hücumda ve blokta fazla ortalarda görünmediler. Zaman zaman oyuna giren iki Gözde de iyi değildi. Zehra ise çok oynamadığı için etkili görünmedi. Ancak tecrübesiyle mutlaka ligde takımına katkı sağlayacaktır. Bilemiyorum, belki de sakatlığı vardı.
İşte sezon öncesi takımları ben böyle değerlendirmişim. Şimdi yorumu size bırakıyorum.
Bu arada Cengiz Tokgöz’ün “
Mayın Tarlası” isimli sitesine yazdığım yazının üzerinden bir ay geçti. Okumamış olanlarla paylaşmak için (Manşet Dergisi’nde çıkan yazılarımda olduğu gibi) buraya da alıyorum.
Haftaya tekrar buluşmak dileğiyle, hoşça kalın.

GEÇMİŞE ÖZLEM

2005’ in son günlerinden birinde, Eurosport' da artistik buz pateni galası vardı. Dereceye giren sporcuların, daha çok seyirciyi eğlendirecek, onlara hoşça vakit geçirtecek, show yönü ağır basan, dinlememekten asla usanmadığımız o bildik peş peşe gelen melodiler eşliğinde, diledikleri hareketleri yaptıkları bu dans ve müzik şölenini, gözümü adeta ekrandan ayırmadan izliyordum. Bu arada bir taraftan elimle oturduğum koltuğun kenarına vurarak tempo tutuyor, bir yandan da, o güzelim parçalara ıslıkla katılıyordum. Bu görkemli şölene dalıp gitmişken, neden artık bu kadar güzel melodilerin yapılamadığı aklıma takıldı. Yoksa vardı da, ben hala eskinin özlemi içinde olduğumdan mı, yenilere kulaklarımı tıkamıştım.
İşte bunları düşünürken, bugünün güç voleyboluyla, geçmişte yaşadığımız teknik hareketlerin çok daha ön planda olduğu voleybol ve aralarında ki farka takıldım kaldım.
Böyle olunca da, acaba hangisi daha güzel? Sorusuna, her halde, harika müzik ve dans gösterisinden de etkilenmiş olmalıyım ki, eskiden oynanan voleybolun, bu dönemden, daha estetik, daha teknik, daha güzel ve daha seyredilir olduğuna karar verdim.
Yıllarca önce maçları izlemek için kapılardan dönecek kadar çok olan bu branşın tutkunları, bugün artık salonların yanından bile geçmiyorlarsa, bunun bana göre en büyük sebebi de, teknik ve estetikten yoksun, sert vuruşlara dayalı bu voleybol. Aslında o günlerin voleybolunu bende çok özlüyorum. Çünkü bugünün güce dayalı, teknik özellikleri az olan oyuncuların mücadelesinden açıkçası çok da keyif alamıyorum. Gerçi özellikle erkekler de çok sert servisler ve smaçlar zaman zaman insanı etkiliyor ama bu gücün, topun oyunda kalma süresini azaltması, son yıllarda voleybolu, servis- smaç dan ibaret bir spor gösterisi haline soktu.
Halbuki eskiden maçlar, sporcular kadar, seyredenler için de bir show gibiydi. Sert smaç servisler daha gündeme oturmamıştı, ancak manşet alanları şaşırtan, onların zorlukla ulaşabildikleri yan ve dip çizgilerin birleştiği köşelere, futbol değimiyle doksana giden tenis, uçan servisler veya topa yükseklik kazandırılmadan, 3 metre çizgisinin içine, hatta 1.5- 2 metre civarına atılabilen kesme servisler vardı. Takımlar da teknik oyuncuların çokluğu, pozisyon feyklerini , bol kombinezonlu oyunları da beraberinde getirirdi. Blok autlarla sayıların nasıl kazanıldığını, blokların üstünden (
Antenin üst seviyesine yakın yerlerden) nasıl boşluklara vurulduğunu, defanstan plonjonla çıkartılan topların estetik görüntülerini keyifle ve hayranlıkla izlerdik (Bugün sayıları yok denecek kadar azalan bu tür teknik oyunculardan birini, Kübalı Ruiz’i, geçtiğimiz günlerden birinde Eczacıbaşı’nın Şampiyonlar Ligi’nde İstanbul da konuk ettiği Rus Takımı Uralochka Ekaterinburg da gördük). Gerçi o zaman da topa bugünkü gibi sert vuran oyuncular vardı. Hatta o zaman ki adıyla Spor ve Sergi Sarayı’nda, bugünkü adıyla Lütfü Kırdar da oynanan bazı maçlarda, bu voleybolcuların vurduğu smacın yere çarptıktan sonra, ta üst balkonlara gidişini, daha sonra ki dönemlerde Burhan Felek de tavandan sarkan ışıklara veya demirlere çarpısını alkışlardık Ancak, genelde teknik vuruşlardan kazanılan sayılar hafızalarda daha çok yer eder, daha çok konuşulurdu.
Tabii ki bir tercih meselesi ama, ben nasıl eskinin o unutulmaz, aklımdan hiç çıkmayan, çalındıkça eşlik etmekten kendimi alamadığım klasikleşmiş melodilerini dinlemekten hiç bıkmıyorsam, o günlerin teknik voleybolunu da aklımdan çıkaramıyorum.
Umarım özlemini çektiğim teknik ve taktik yönü ağır basan oyun ile, bugünün güçlü ve sert voleybolu en kısa zamanda bir noktada buluşur ve bu güzel branşın show yönünün daha çok ön plana çıkmasına yol açar.

A   L   E   V     A   N   A   K   Ö   K