2005’ DEN KALANLAR

Geride kalan yıl, yüzümüzü güldüren az sayıdaki birkaç olayı bir yana bırakırsak, voleybolumuz açısından hiç de iyi geçmedi.
Özellikle yönetim bazında her şey sıkıntılıydı. Oysa her şey ne güzel başlamıştı. Özerkliğe kavuşan voleybol da her şey çok iyi olacak umudu iyice artmıştı. Ne var ki kısa bir zaman içinde olan oldu ve önce Federasyon-Vakıf ayrılığı geldi. Ardından yönetim kurulu üyelerinin peş peşe istifalarıyla ve karşılıklı suçlamalarla, atışmalarla çıkışa geçti, gazetelerde ki yazılardan, televizyon ana haberlerine kadar uzayan konularla tırmandı ve son olarak da Özerk Voleybol Federasyonu İlk Mali Genel Kurulu’nda da doruk noktaya ulaştı.
Geçtiğimiz Perşembe günü Ankara Dedeman Oteli’nde yapılan mali kurula 211 delegeden 131 kişi katıldı. Yapılan oylama sonucunda 65 ret, 42 kabul oyu çıktı. 24 kişi ise oy kullanmadı. Böylece ibra edilmeyen Özerk Voleybol Federasyonu ana statünün 9. maddesi (b) bendine göre 60 gün içinde gidilecek seçimlere kadar, Denetleme Kurulu da ibra edilmediği için ya mali kurulda seçilen divan başkanı (ki bu da pek etik değil), ya da Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü tarafından atanacak kişi, bir anlamda “Kayyum” tarafından yönetilecek. Bu konuda ana statüde net bir ifade yok. Bunun kakarını Genel müdürlük ve bakan verecek.
Ben mali kurula katılmadığım için orada neler yaşandığını bilmiyorum. Ama kulağıma geldiğine göre, tatsız atışmalar ve karşılıklı suçlamalar olmuş. Bu durumların hoş olmadığını bir kez daha vurgulamakta yarar var.
Gelelim düşüncelerime; Öncelikle sözüm delegelere. Özerk olduktan sonra artık voleybolun kaderini 211 delege belirliyor. Bu 211 delegeden ancak 131’i sorumluluğunu bilip, mali kurala katıldı. Peki geriye kalan 80 kişi nerede? Hadi birkaç kişinin çok geçerli mazereti olabilir, ya diğerlerinin gelmemelerini nasıl kabul edeceğiz? Voleybolu böylesine kritik bir oylamada boşlayan bu kişilerin bundan sonra bu branşı önemseyeceklerini nasıl varsayacağız?
Benim derdim federasyonun kaybedip, muhalefetin kazanması değil. Benim derdim “VOLEYBOL”. Kişiler gelip geçicidir. Bugün var olanlar, yarın kendi kabuklarına çekilip branşımızı uzaktan izleyebilirler. Ama hiç kimsenin böylesine önemli bir olayı hafife almaya hakkı yoktur. Kim kazanırsa kazansın, voleybolun kaderini 104 kişi, yani toplam delege sayısının yarısı belirlememeliydi. Herkes gelir, düşünceleri doğrultusunda oyunu kullanır, sonuca da demokrasi gereği herkes saygı duyar. Ama bu iş bu kadar az sayı ile olmamalıydı. Kısacası işi hafife alanlar, voleybola saygısızlık yaptılar. Ben en çok bu konuya ve voleybolun iki aylığına BTGM’nin belirleyeceği kişi tarafından yönetilecek olmasına tepkiliyim. Keşke iş bu noktalara gelmeseydi, muhalefet tarafı mali genel kuruldan önce delegelerden imza toplayarak (delege sayısının % 40’ının, yani 85 kişinin imzası yeterliydi), genel kurulun toplanmasını sağlayabilirlerdi. Böylece mali genel kurulda bunlar yaşanmaz, liglerin son hızıyla sürdüğü bu dönemde, voleybol 2 ay da olsa, boşlukta kalmazdı.
Sonuçta olan oldu. Şimdi asıl gündem; 2003 yılıyla başlayıp, bugüne kadar sahada kazanılan başarılarıyla konuşulan, tarihinin en güzel günlerini yaşayan, ülke insanını sevinç ve gurura boğan voleybolun, bugün geldiği bu noktadan nasıl çıkacağıdır
Şimdi herkes bir daha düşünmeli; Son iki yılda tarihindeki birçok ilke atan voleybolu mu istiyoruz? Yoksa bugün yaşanan kaos ve kutuplaşmayı mı?
Eğer kararınız uzlaşma yönündeyse, o zaman bir an önce bu gidişi durdurmanın yollarını bulmalı, voleybolu kısır çekişmelerle, tartışmalarla dolu dibe doğru hızla düşen bir branş olmaktan kurtararak, son iki yılındaki gibi, sahadaki başarılarıyla tekrar zirveye çıkmanın yollarını aramalıyız.
Bunu yapmanın iki yöntemi var. Ya herkesin uzlaşacağı bir kişiyi tek aday olarak gösterip arkasında durulmalı, ya da camia ve kulüpler, inandıkları, bilgisine güvendikleri, sevdikleri, saydıkları kişileri bir araya getirip, onlardan, yeni bir yapılanma, uzlaşma grubu oluşturmalarını ve bu gurubunda kendi içinden bir başkan çıkarmasını istemelidir. Çünkü bizim gibi kültürlü olmasıyla öğünen camiaya da yakışan budur. Yoksa diğerlerinden ne farkımız kalır ki?
Aslında bu haftaki yazım, 2005 yılında sportif alanlarla neler yaptığımızla ilgiliydi. Ama bu olay her şeyin bir anda önüne geçiverdi. İsterseniz bu üzücü ortamdan kendimizi uzaklaştırıp, kısaca 2005 de salonlarda neler oldu ya gelelim.
Gerçi oralarda da havalar biraz bulutluydu. Ama biz kötü sonuçları bir tarafa bırakarak başarılara değinelim. Böylece 2005’in hep sorunlu geçmediğini az da olsa iyi şeylerinde yaşandığını hatırlamış ve üzüntümüzü biraz dağıtmış oluruz (Bu arada bilindiği gibi Olimpiyat Komitesi’nin “Olimpiyat Dünyası” isimli bir dergisi var. Bu derginin 31. sayısında Ulusal Bayan Voleybol Takımımızın 2003 de başlayan ve bugünlere uzanan yükselişinin “Geçmişten geleceğe uzanan yol…” başlığıyla kısa bir öyküsünü yazdım. Bu zor dönem de en azından güzel günleri benim gözümle okuyamayanlara bir kez daha anımsatmak amacıyla bu yazıyı da son bölümüne ekledim).

Geçen yıl, 121 uluslararası müsabaka oynadık. 78 galibiyet, 43 yenilgi aldık.
Bahar Kupası’nda hem erkekler de, hem de bayanlarda (Genç Milli Takım katıldı) birinci olduk.
Erkek ekibimiz 8 takımın iki grupta mücadele ettiği Avrupa Ligi’nde final grubuna yükseldi ve 4. oldu.
Bu arada Ankara da Danimarka, Azerbaycan, Kıbrıs Rum kesimi engellerini aşan takımımız Avrupa Şampiyonası A kategorisine yükselerek sonunda gerçek yerini buldu. Akdeniz Oyunları’nda bayanlarımız tarihinde ilk kez kürsünün ilk basamağına çıktı. Ardından Ankara daki 2006 Dünya Şampiyonası Avrupa Kıta Elemeleri’nde grup ikincisi oldu ve tarihinde ilk kez Japonya da yapılacak olan Dünya Şampiyonası’na katılma hakkını elde etti.
Dünya Üniversite Oyunları’nda, erkekler, 23 ülkenin voleybol takımlarının arasından sıyrılarak kürsünün en üst basamağına çıkıp, Türkiye’yi ayağa kaldırdılar.
Bayanlar, Avrupa Şampiyonası’nda da 6. oldular. Bu sonuç bir sonraki şampiyonaya direkt katılma hakkını elde ettiğimiz için başarı olarak değerlendirildiğinden buraya aldım. Aslında ben bu fikirde olanlara katılmıyorum ve ekibimizin iyi bir sonuç almadığını düşünüyorum.

YILIN SON MAÇLARI

Çarşamba günü İstanbul da 3 bayan, 1 erkek müsabakası vardı. Ben Burhan Felek deki 3 müsabakayı izleyebildim. Önce Şişli-Karşıyaka kozlarını paylaştı. Özellikle İstanbul ekibi açısından çok önemli bir maçtı. Çünkü kazanırsa ilk 5 umudunu sürdürecek, kaybederse artık yeri ikinci grup olacaktı. Karşılaşmanın bu kadar kritik olması Şişlili oyuncuları her halde çok etkilemiş olacak ki, gerçek oyunlarını bir türlü sahaya yansıtamadılar. Basit hatalar yaparak rakiplerine de 1-3 teslim oldular.
Maça Karşıyaka iyi başladı. Elena smaçörleri iyi yönlendirdi. Özellikle Deniz aldığı topların çoğunu sayıya dönüştürerek takımını rahatlattı. İlk teknik molaya 5-8 girildi. Yakaladığı bu farkı koruyan İzmir ekibi, 7-10, 10-13 den sonra arayı açmaya başladı. Bunda Şişli’nin pasörü Tuba’nın ısrarla arka alandaki Nina’ya topları atmasının da etkisi büyüktü. İkinci teknik mola 11-16 geçildi, sonra da arayı açan Karşıyaka (12-18, 14-20, 16-22) seti 20-25 aldı.
İkinci sette Şişli hataları aza indirince maça ortak oldu. Etkili servisler misafir takımın manşeti bozup, blok ve hücumda da başarılı olunca sayılan geldi: 3-0, 6-2, 8-3, 9-4, 11-7. İzmir takımı 11-11 de eşitliği sağladı. Yükselen tempo ve heyecan 21-21’e kadar sürdü. Ancak ev sahibi Heval ve Nina’nın servisleriyle seti kopardı: 25-22.
3. sette Şişli’nin hatalarını iyi değerlendiren Karşıyaka oyuna ağırlığını koydu ve hep önde götürdüğü seti 19-25 (3-8, 8-12, 11-16,16-22) kazandı.
4. sette son şansını iyi kullanma çabası Şişli’nin kaderini değiştirmedi ve 10-10 dan sonra İzmir ekibi arayı açmaya başladı: 13-16, 15-21, 19-22. Bu sayıda ev sahibi son bir hamle yaparak arada ki sayı farkını 1’e (21-22) düşürse de Karşıyaka seti 21-25 maçı da 1-3 kazandı.

GÜNEŞ SİGORTA-TELEKOM

Son dönemlerde yükselen bir grafiği olan Telekom’un rakibine direnebileceğini düşünmüştüm. Ama son sette Güneş oyuncu değişiklikleri yapana kadar hiç ortalarda görünmediler. Bu da ev sahibinin işini iyice kolaylaştırdı: 5-1, 8-5, 13-5, 16-6, 25-16.
İkinci sette de görünüm aynıydı, Sigorta oynadı, Ankara takımı seyretti: 6-3, 8-4, 10-5, 16-7, 19-9 ve 25-13.
3. sete Buzayev, Aysun ve Gözde yerine, Ebru- İpek ile başladı. Bu Telekom’un da iştahını artırdı: 5-6. Ne var ki ilk teknik molaya Güneş yine de 8-6 önde girdi. 9-7 de bu kez Neslihan’ın yerine Polonyalı Solipiwko girdi. Sigorta iki sayı daha kazandı: 11-7. 14-10’a kadarda önde geldi. Ancak, Telekom’un iki Sinem’inin (Sinem Akap ve Sinem Yıldız) Vakıfbanklı oyunculara geçit vermeyen bloklarına, bir de Gizem’in atakları eklenince Başkent ekibi üst süte 5 sayı aldı: 14-15. İkinci teknik molaya 16-15 girildi. 20-21’e kadar karşılıklı sayılarla gelindi. Ebru 4’den eşitliği getirdi: 21-21. İryna’nın servisi çok etkili, Telekom topu oyunda tuttu ama hücuma sokamadı, dönen topu Deniz öldürdü: 22-21. İryna’nın 2. servisi direk sayı: 23-21. Sonra Güneş seti 25-22 aldı, karşılaşmayı da set vermeden 3-0 kapattı.

BEŞİKTAŞ-FENERBAHÇE

İlk devrede Burhan Felek de yapılması gereken maç, salonun dolu olması nedeniyle diğer müsabakalarla birlikte Yakacık İTO Salonu’na alınmıştı. İki takım orada oynamak yerine anlaşarak ilk devre maçını Akatlar da yapmışlardı. Doğal olarak karşılaşmanın rövanşı da Burhan Felek’e alındı.
2 ezeli rakibin kozlarını paylaştığı maça iyi başlayan Sarı-Lacivertli takım, Seda’nın hücumda ki başarısına diğer oyuncularda destek verince 2-4, 3-6, 5-8, 7-11’e kadar önde geldi. Siyah- Beyazlılar önce Shapovta’nın öldürdüğü topla, ardından yine O’nun rakibin oyun kurmasını engelleyen uzun servislerine blokları ve hücumu da ekleyince oyunun şekli değişti ve üst üste gelen sayılarla 15-11 oldu. Bu alınan 8 sayı ile moral bulan Beşiktaş tempoyu yükseltti: 18-13, 21-14 seti de 25-17 aldı.
İkinci setin başlarında da yine sahneye Shapovta ve O’nun uzun servisleri çıktı. Buna bloklar da eklenince sayılar 4-1 oldu. Ardından bu kez Eda’nın rakibi bunaltan servisleri geldi: 8-3. Rahatlayan Siyah- Beyazlılar sonuca kolay gitti: 13-6, 16-7, 22-10 ve 25-13.
3. sete Beşiktaş yine iyi başladı: 5-1. Ancak Natalia’nın servisleri ve ilk iki setin kahramanı Shapovta’nın bloklarda eriyen ataklarıyla fark azaldıysa da (5-4), Siyah- Beyazlılar tekrar arayı açtılar: 8-4. Fenerbahçe, ilk sette ki gibi Seda’nın ortaya çıkmasıyla dengeyi sağladı: 8-8. Bu eşiklik oyunun da hareketlenmesini sağladı. Bir ara Sarı- Lacivertliler 10-13 öne geçseler de, Bu kez Beşiktaş sayıları eşitledi: 13-13. Fenerbahçe bir kez daha öne çıktı: 13-16. Siyah- Beyazlı takım aradaki farkı ancak 19-19 da eritebildi. Bundan sonra Sarı- Lacivertliler kaçtı, Beşiktaş sayıları eşitledi ama son sözü önce Seda (24-25), sonra da Natalia, ekibine servisten direk sayı kazandırarak söyledi: 24-26.
4. setin ilk teknik molasına Siyah-Beyazlılar 8-5 önde girdiler. Sonra da rakibin Pınar 2, Tülin 3 , Gözde 4 turunu iyi değerlendirerek arayı açtılar: 12-6. Fenerbahçe’nin farkı azaltma çabaları sonuç verse de (16-14), rakibi yakalayıp sete ortak olma şansı olmadı ve seti 25-19 alan Beşiktaş maçı da 3-1 kazandı.

DİĞER MAÇLAR

İstanbul daki günün diğer karşılaşmalarında Beşiktaş erkek takımı, Arçelik’i 3-0 yenerek ilk 5 için yolu iyice kolayladı. Siyah- Beyazlılar gibi önünü açan bir başka ekip de Yeşilyurt Bayan Takımı oldu. 2-0 geriye düştüğü Diyarbakır deplasmanında Dicle Üniversitesi’ni 3-2 yenerek rahat bir nefes aldı.
Günün ilginç maçlarından biri de Ereğli de oynandı. Erdemir, Galatasaray’ı 3-0 yendi ama setlere bakınca (25-22, 25-23, 25-23), hiç de kolay bir karşılaşma olmadığı görülüyor. Bu maçın istatistiki bilgilerini Hasan Çelik bana mail olarak yolladı, bende sizlerle paylaşmak istedim (Teşekkürler Hasan, çağrılarıma ilk yanıtı sen verdin).

Erdemir:
74 servis, 10 hata, 9 sayı. Servise karşı 56 manşet, 3 hata, yüzdesi 64. Exc: % 53. 4 bloktan sayı.

Galatasaray:
69 servis, 12 hata, 2 sayı. Servise karşı 64 manşet, 10 hata, yüzdesi 58. Exc: % 34. Bloktan 8 sayı.

Oyuncular:

Erdemir:

Cris:
11 servis, 4 hata, sayı yok. 1 atak, 1 sayı, yüzdesi 100. Blok yok.

Ömer:
12 servis, hata da sayı da yok. 7 atak, 3 sayı, yüzdesi 43. Blok yok.

Cem:
12 servis, 1 hata, sayı yok. 18 manşet, 1 hata, yüzdesi 72. Exc: % 44. 12 hücum, 7 sayı, yüzdesi 58. 1 blok.

Niyazi:
6 servis, hata yok, 1 sayı. 2 atak, 1 sayı, yüzdesi 50. 1 blok.

Ali Yılmaz:
14 servis, 3 hata, 5 sayı. 22 manşet, 2 hata, yüzdesi 50. Exc: % 27. 24 hücum, 16 sayı, yüzdesi 67. 2 blok.

Aires:
17 servis,1 hata, 4 sayı. 26 atak, 10 sayı, yüzdesi 38. Blok yok.

Ali Peçen (L):
Servise karşı 15 manşet, hata yok. Yüzdesi 73. Exc: % 60.

Galatasaray:

Mustafa:
5 servis, 1 hata, sayı yok. 2 blok.

Kolacny:
9 servis, 1 hata, 1 sayı. 21 hücum, 10 sayı, yüzdesi 48. 2 blok.

Diago:
15 servis, 4 hata, 1 sayı. 16 manşet, 4 hata, yüzdesi 56. Exc: % 56. 26 hücum, 15 sayı, yüzdesi 58. 2 blok.

Murat Arslan:
7 servis, 3 hata, sayı yok. 20 manşet, 3 hata, yüzdesi 70. Exc: % 20. 12 atak, 5 sayı, yüzdesi 42. Blok yok.

Şevki:
13 servis, 1 hata, sayı yok. 4 hücum, 2 sayı, yüzdesi 50. Blok yok.

İbrahim:
10 servis, 1 hata, sayı yok. 12 hücum, 5 sayı, yüzdesi 42. 2 blok.

Onur:
3 servis, hata da sayı da yok. 4 manşet, hata yok, yüzdesi 75. Exc: % 25. 1 atak, 1 sayı, yüzdesi 100. Blok yok.

Caner(L): Servise karşı 24 manşet, 3 hata, yüzdesi 46. Exc: % 33.

Perşembe günü ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ankara da Çankaya Belediyesi’ni 3-1, Polis Akademisi- TKİ Gelispor’u 3-0, Halkbank- Meram Belediyesi’ni 3-0 yendi.

Günün bayanlardaki tek maçında ise, Eczacıbaşı, TED Kolejler’i 3-1 ile geçti.
Bu arada Turuncu-Beyazlılar Katherine Rae Wilkins yerine, Dünyaca ünlü bir başka Amerikalı oyuncu Nancy Metcalf’ı transfer etti. Keşke bu başarılı smaçör sezon başında alınabilseydi. Böylece Eczacıbaşı çok daha farklı sonuçlara imza atardı. Neyse “Zararın neresinden dönülürse, dönülsün kârdır” diyelim ve bu transferi gerçekleştirenleri tebrik edelim. Çünkü Eczacıbaşı’na yakışan bu tür oyunculardır.

ÖZEL KONULAR

Bu arada izin verirseniz buraya özel bir konuyu almak istiyorum. Çünkü cevap verirken sizlerinde okumanızı istedim.

İşte Melis Tuncel’in bana gönderdiği mail:
“
Baslık Alev abi'ye hitap etse de hepinize merhaba:)
Uzun suredir buraya yazmiyordum cunku voleybolum.com'a yazdiklarimi buraya kopyalamayi gereksiz buldugum icin ve nasil olsa hepiniz siteyi takip ediyorsunuzdur diye yazmiyordum ama kader bizi yine biraraya getirdi malum bazi tartisma ozurlu ve "fikir ozgurlugunu" agzina geleni "suzgecsiz" soyleme ozgurlugu sanan insanlar yuzunden!
Neyse ben uzatmadan asil sormak istedigim soruya geceyim.
Aranizda herhalde Cumhuriyet okuru olanlar vardir.
Olmayanlar da diger medya organlarini az cok takip ediyorsa HASAN CEMAL olayini biliyordur herhalde, Cumhuriyet gazetesine ve degerlerine saldirisini...
Sporda bu tip saldirinin uzun zamandir oldugunu dusunuyorum yani en basta diger sporlarin yuce futbolun golgesinde kalmasina bir de bu iktidar sayesinde yavas yavas "islam olimpiyatlari", federasyonlara mudahaleler ozellikle de simdi Futbol federasyonu secimlerinde iktidarin etkisi vs. konusulmaya baslandi.
En kotusu de "tuccar kafali" hukumetin reyting yuzunden TRT'yi de futbolizme goturdugune hepimiz sahit oluyoruz.
Alev Abi, oradan sozu CUMHURIYET SPOR EKI'ne getirmek istiyorum.
Bu spor ekinin diger yayin organlarinin goya SPOR (FUTBOL) ekleri dusunuldugunde bence gayet onemli bir yeri vardi.
Haftalik bir ek oldugu icin sayfa sayisini yetersiz bulsam da konulari ele alisi ve tabi ki gercekten adi ustunde "spor" eki olmasi dolayisiyla acikcasi bu ekin artik uzun suredir cikartilmiyor olusunu buyuk bir eksiklik olarak goruyorum.
Biliyorsunuz Husnu Can'in unlu TAM SAYFA voleybol vaadini de o bunlari secim malzemesi yapmadan coook onceden bu spor eki zaten yerine getiriyordu.
Hakikaten voleybolun "duzenli olarak" dogru durust yer aldigi tek gazeteydi gerek roportajlari gerek de kose yazilariyla...
Bu spor ekinin yeniden cikartilma olanagi yok mu?
Gecenlerde basketbol dersi icin Spor bilimlerine gittigimde kutuphanesine de ugradim.
Dusunun ki bir gazetenin spor ekinin sayilari var bizim kutuphanemizde:)
Kutuphaneye her ugradigimda eski sayilara mutlaka bir goz atiyorum.
Cumhuriyet gazetesi yazari oldugunuz icin ne zamandir bu ekin akibeti hakkinda size bu soruyu sormak istiyordum.
Cumhuriyet gazetesi artik neredeyse hemen her gun bir ek veriyor neden spor ekini de tekrar yayinlamaya baslamasin?
Bence sadece siyasette degil su anda sanatta, felsefede ve sporda da ya da sizlerin de sayabilecegi bir suru farkli alanda "fikir ozgurlugu" bahanesiyle kendi fikrini empoze etmeye calistirici hatta cok uzak olmayan bir gelecekte belki de oldukca zorlayici bir
karaktere de burunebilecek olan bir tur "geriletici" bir saldiri altindayiz, o yuzden tiraji ne olursa olsun cumhuriyet gibi yayin organlarinin mutlaka spor gibi kitleleri etkileyen bir insan etkinligi konusunda da susmamasi gerektigini dusunuyorum.
Soyledigim gibi eksikleri olsa da ben Cumhuriyet Spor ekinin tekrar yayin yasamina baslamasini istiyorum, bunun icin ne yapabiliriz?
Cumhuriyet'e mail yollamak yeterli mi?
Ya da siz zaten spor bolumunde olan birisi olarak bunu birinci elden iletebilir misiniz?


SEVGİLİ MELİS,

Büyük bir yarama dokundun. Tabii ki Cumhuriyet Spor Eki’nin kapanmasından
en çok üzüntü duyanların başında geliyorum. Voleybola haftada bir de olsa hizmet etmek, geniş haberler ve röportajlarla dolu sayfa üretmek ne hoş şeydi. Bundan yıllarca önce, benim Cumhuriyet Gazetesinde çalışmama yine böyle bir spor eki sebep olmuştu. 1987 yılında, ben Galatasaray Bayan Voleybol Takımı Antrenörü, erkek ekibinde de Enver Göçener’in yardımcısıydım. O yıllarda spor servisinde çalışan Fatih Altaylı’nın Sarı- Kırmızılı yöneticilerden aldığı özel izinle, Cumhuriyet Gazetesi’ne ve spor ekine yazı yazmaya başladım. O günden bu yana da devam ediyorum. Ne yazık ki amatör sporlara kapılarını sonuna kadar açan ve çok beğenilen o günkü dergi ilan alamadığı için şimdi tam olarak hatırlayamıyorum ama sanırım 1.5 yıl sonra yayınını durdurmuştu.
Aradan geçen uzun zaman dilimi içinde, spor servisindeki arkadaşlarla birlikte hep yeni bir spor eki için yönetimlere sızlandık durduk. Ama bir türlü gerçekleşmedi. Sonunda daha önce spor servisinde görev yapan, İbrahim Yıldız’ın gazetenin önce yazı işleri müdürü, sonrada genel yayın yönetmeni olmasıyla sızlanmalarımız hat safhaya ulaşmıştı ki, Yıldız dan şartlı “Evet” sözü geldi. Spor ekinin çıktığı gün traj en az 5 bin oynayacak ve mutlaka ilan alınarak maliyet azaltılacaktı. İzni koparmıştı ya gerisi kolaydı. Tabii ki o kararın ardından spor servisinde yaşanan heyecanı anlatmak gerçekten çok zor. Uzun bir hazırlık döneminden sonra da gazetemiz spor ekine kavuştu. Önce her şey güzeldi, hepimiz çok mutluyduk. Özellikle ben her hafta tam bir voleybol sayfasının keyfini yaşıyordum. Ama günler, haftalar, aylar, derken sorunlar yavaş yavaş kendini göstermeye başladı. Gerçi trajı yükseltmiştik ama ilan konusunda sıkıntıları bir türlü aşamıyorduk. Sonunda yüzümüzü kızartıp, herkes sorumlu olduğu branşın kulüplerinden ilan desteği istemeye başladı. Tabii ki bende nazımın geçtiğini sandığım kulüplerden bir kaçına çıtlattım. Önce “Yetkililere söyleriz” dediler. Sorduğum da “Söyledik, cevap bekliyoruz” dendi. Daha sonra da “İlan dağıtım programları daha önceden yapıldığı için yeni yılı beklememiz gerekiyormuş” diye noktayı koydular. Sonra yeni yıl geldi geçti ancak kimseden ses seda çıkmadı. Spor eki iyice sallanmaya başlayınca, son bir gayretle, bir kez daha şansımızı denedik. Bu arada diğer branşlarda az sayıda da olsa reklâm bulunmasına karşın, camiamızın duyarsızlığı nedeniyle girişimlerim yine sonuçsuz kaldı ve ben hiç ilan bulamadım. Voleybola oyuncu, antrenör, gazeteci olarak 43 yılını vermiş bir kişi olarak gazetede ki tüm arkadaşlarıma karşın hem mahcup oldum, hem de ezik kaldım. Sonunda bulunan reklâmlar yeterli olmayınca Cumhuriyet Spor Eki, kısa bir süre sonra, bir kez daha yayın hayatına son verdi. Şimdi “bundan kim kaybetti?” Sorusunu kendime sorduğumda, doğal olarak voleybol camiası, kulüpler ve sporcular diyorum. Çünkü her hafta bir sayfa onlardan söz ediliyor, onların röportajları yayınlanıyordu. Tüm olumsuzluklara karşın spor servisindeki arkadaşlar İbrahim Yıldız’ın kapısını yinede aşındırıp duruyorlar. Bense bu girişimlerden daha önce yaşadığım eziklik nedeniyle, gönlüm onlarla birlikte olmasına karşın, olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum. Şansımız çok az. Ama yine de yeni bir spor eki umudumuz sürüyor.
İşte Melis, camiamızın duyarsızlığı nedeniyle bugün trajlarının yüksekliğiyle öğünen gazetelerin bile cesaret edemediği ancak tüm sıkıntılarına rağmen Cumhuriyet Gazetesi’nin ülke insanına iyi şeyler sunabilme adına attığı o güzelim adımların, reklâm duvarlarını aşamayışının kısaca öyküsü böyle.
Aslında camianın duyarsızlığı sadece Cumhuriyet’e değil. Bundan önce voleybolla ilgili çıkan tüm yayınların kapanışı da bundan. Bilindiği gibi şimdiler de Enver Bağlarbaşı ve Mustafa Yener’in çabalarıyla çıkan, benimde yazdığım “Manşet” isimli bir voleybol dergisi var. Onlarda şu sıralar camianın reklâm konusundaki davranışları nedeniyle sıkıntılar yaşıyorlar. Ayrıca yine bildiğin gibi, voleybolla ilgili birkaç internet sitesi bulunuyor. Sadece voleybola hizmet etmek için çırpınan bu insanların da önündeki en büyük engel yine ilan. Birkaç duyarlı, iyi niyetli kişi sayesinde bu yazıyı okuduğunuz site ve diğerleri ayakta durmaya çalışıyor. Öte yandan yeterli sayıda olmasa da, televizyonlar da voleybol için çaba harcayan ve program yapan insanlar var. Onlar da destek alamadıkları için önlerini göremediklerinden, her an yayının durabileceğinden yakınıyorlar.
İnsanların voleybol için tüm bu uğraşlarına, ne yazık ki camianın bunca insanı, şirketi, kulübü ve yöneticileri sırt çevirmek için adeta yarışıyorlar. Canları sağ olsun. Bugün voleybola hizmet için çaba harcayanlar bir gün bıkıp gidecek olsalar da, içine voleybol ateşi düşmüş birkaç kişi tüm olumsuzluklara karşın yine de ortaya çıkacaktır. Bu hep böyle olmuştur, olacaktır da.

NEJAT SANCAK DAN MESAJ VAR

Voleybol Ailemizin değerli mensupları,

Hepinizin malumu olduğu üzere; Voleybol Federasyonunun 29 Aralık 2005 tarihindeki 1.inci mali genel kurulunda TVF nin şu anda görevde olmayan yönetimi ibra edilmemiş olup; 29 Şubat 2006 tarihinde Olağanüstü Genel Kurul yapılması kararı alınmıştır.
Maalesef camiamızdaki bazı kesimler; bu mali genel kuruldan evvel; Voleybol Federasyonu Başkanlığına herhangi bir boşluk durumunda kimsenin aday olmak istemediği ve mevcut başkanın haricinde bir alternatif olmadığı şeklinde bir kampanyaya girmişlerdir.
Voleybol camiamız; bu makamı taşıyacak eğitim, bilgi ve yeterlilikte birçok değeri barındırmaktadır.
Her halükarda; TVF başkanlığı için, camiamızın etrafında birleşeceği herhangi bir aday çıkmadığı takdirde; camiamızı başkansız bırakmamak adına,
voleybol federasyonu başkanlığına 2,5 senelik bir periyot için aday olduğumu, ve bu camiaya hizmetten gurur duyacağımı bilgilerinize arz eder,
yeni yılın hepinize sağlık, mutluluk ve başarı getirmesini dilerim.

NEJAT SANCAK
FIVB Instructor


BİR DOSTUN İSYANI

Alev Abi
Bayanlar birinci liginde bir mac seyrediyoruz.
Oyunculardan birinin vurdugu sert smac karsi takimin yabanci oyuncusunun suratina geldi. oyuncu bir sure yerde kaldi. Kalktiginda gozunun sistigini ve kizardigini gorduk. Halinden cok aci cektigi belli oluyordu. Hatta gozlerini acik tutmakta zorlaniyordu.ama disari cikmak istemedi. Türkiye'ye uc-bes kurus kazanmaya gelmis siradan bir oyuncuydu ve anlasilan geri gönderilmekten korkuyordu.(nitekim birkac hafta sonra gonderildi)Oyun karsi takimin servisiyle baslayacakti.Servisi atacak oyuncuya yandan bu oyuncunun numarasi isaret edildi.Oyuncu emin olmak icin siritarak "uc numaraya mı" diye sordu.Hatta bunu duyan yedek oyuncular da siritti. Ve servisi bu oyuncuya attilar.
Simdi size soruyorum.
Siz yillardir voleybolun icindesiniz.
Bu mu voleybol?

Sevgili Attila söylediklerine katılmamak mümkün mü? Ama artık etik değerlerin çöpe atıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Buna benzer başka olaylarla da emin ol çok sık karşılaşacağız.
2006’nın ilk yazısının da sonuna geldik. Yeni yılımı kutlamak için gerek telefon eden, gerek mesaj çeken, gerekse mail gönderen tüm dostlarıma teşekkür ederim. Bu vesileyle biraz geç de olsa, voleybola gönül vermiş herkese 2006 da her şeyin gönüllerince olmasını dilerim. Hoşça kalın.

A L E V A N A K Ö K

(
Yukarıda sözünü ettiğim, Olimpiyat Komitesi’nin “Olimpiyat Dünyası” isimli dergisinde çıkan yazım)

GEÇMİŞDEN, GELECEĞE UZANAN YOL…

Avrupa Kupaları’nda fırtına gibi esen ve hemen hemen her sezon en az bir ekibimizin dereceye uzandığı voleybolumuzda, bu güzel başarıları yıllardır bir türlü Ulusal Takımlarımıza yansıtmayı başaramadık. Seneler birbirini kovalarken voleybol camiası hep bunun özlemini çekti durdu. Ta ki 2003 yılına kadar. İşte bu tarih özellikle bayan voleybolun da bir milad oldu. Önce ülkemizde yapılan Avrupa Şampiyonası'nda büyük bir çıkış yakalayarak ikincilik kürsüsüne çıktık. Bu derece bayanlarımızın aldığı en iyi sonuç olarak tarihe geçerken, “Filenin Sultanları” unvanı alan ekibimiz, ülke gündemine oturdu. Günlerce, haftalarca en çok konuşulan spor branşı da hiç şüphesiz ki voleybol oldu.
Bu büyük başarının hemen ardından bayanlarımız bir ilki daha gerçekleştirip voleybolunun en iyilerinin mücadele ettiği Dünya Kupası’na katıldı ve 7. oldu. Takımımız bunlarla da yetinmedi. Olimpiyat Elemeleri’nde yine bir ilki gerçekleştirerek final oynadı ama Almanya ya yenilerek bu büyük organizasyona katılma şansını son anda kaçırdı. Ancak bu, ilkleri başaran takımımızın önünü kesmedi. Akdeniz Oyunları'nda kürsünün en üst basamağına çıktılar. Sonra bu başarıya bir ilk daha eklendi ve Ankara'da takımımız 2006 Dünya Şampiyonası'na katılma hakkını elde etti.
Sonuç da yıllarını voleybola vermiş kişiler olarak bu büyük başarılar ve ilkler hepimizi mutlu etti. Şimdi önümüzde yine ilk kez katılmayı hedeflediğimiz Grand Prix ve 2008 Olimpiyat Oyunları var. Filenin Sultanları’nın bu iki hedefi de yakalayacağına voleybol camiası olarak tabi ki eminiz. Gelecek de daha güzel başarıların bizi beklediğine hiç şüphemiz yok.

GEÇMİŞİ HATIRLAMAK

Ancak yeni hedeflere doğu yelken açan bayanlarımızın Avrupa ve Dünya Voleybolu’nda yer bulmak için harcadığı büyük çabayı ve özveriyi de hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Onun için gelin voleybol adına ilkleri gerçekleştiren Ulusal Takımımızın hangi dikenli yollardan geçtiğini 2003 yılına dönerek bir kez daha hatırlayalım.
Mayıs ayı yaklaşırken teknik kadro, yeni bir yapılanmanın içine girdi. Yapılan değişikliklerin neler getirip, neler götüreceğini test etmek içinde, Hırvatistan da yapılan Bahar Kupası’na katıldık. İlk maçlarda biraz sıkıntı çekilse de, beklenenden daha çabuk gerçekleşen uyum, finalde Azerbaycan’ı 3-1 yenen takımımızı kürsünün en üst basamağına çıkardı. Bunun birincilikten öteye önemi, yapılan değişikliğin yani aşının tutmuş olmasıydı.

B. YELTSİN TURNUVASI

Bahar Kupası’nın hemen ardından Filenin Sultanları, Macaristan da organize edilen 4 takımlı “Savori Cup” dan da ilk sırayı alarak döndü. İki testten de başarıyla geçen bayanlarımızın neler yapabileceğini daha iyi görmek amacıyla başka sınavlara, yani daha güçlü turnuvalara ihtiyacı vardı. Bu şans da kısa bir süre sonra birincisi yapılacak olan Boris Yeltsin Turnuvası’ndan aldığımız davet ile gerçekleşti. Rusya, Amerika, Japonya, İtalya, Çin, Azerbaycan, Dominik Cumhuriyeti, Hırvatistan gibi Dünya Voleybolu’nda söz sahibi olan ülkelerin katıldığı bu organizasyon da 7. olduk. Elde ettiğimiz sıra bizim için belki iyi değildi, ama ortaya konan mücadele, dirençli oyun gelecek için umut vericiydi.
Bu arada Avrupa Şampiyonası’nın yapılacağı Eylül ayı yaklaştıkça çalışmalar da iyice hızlandı. Ağustos ayında Ankara Turnuvası’nda ekibimiz Polonya, Sırbistan Karadağ ve Romanya’yı yenerek birinci oldu. Hemen ardından Köstence Turnuvası’nda ev sahibi Romanya birinci olurken, Çek Cumhuriyeti ve Yunanistan’ı yenen bayanlarımız 2. sırayı elde etti.

AVRUPA ŞAMPİYONASI

Artık sayılı günler kalmıştı ki, tüm voleybol camiasını üzen bir şok yaşadık. Ekibimizin Teknik Direktörü Deniz Esinduy geçirdiği kalp krizi sonucu 11 Eylül de hataya veda etti.
Bu olayın bir hafta sonra başlayacak Avrupa Şampiyonası’na ne şekilde yansıyacağını açıkçası kimse kestiremiyordu. Antrenörümüz Reşat Yazıcıoğulları, yardımcısı Ali Oktay ve menajer Nafiz Pekel psikolojik açıdan yıkılmış oyuncularımızı toparlamak için yoğun çaba harcıyorlardı. İşte böylesine zor bir ortamda şampiyonanın startı verildi.
Maçlar başladığında oyuncularımız saha de adeta devleştiler. Sanki Deniz hocaları için oynuyorlardı. Böyle olunca da grupta Romanya’yı, Sırbistan Karadağ’ı, Rusya’yı ve Slovakya’yı 3-0 yendiler. Almanya ya ise, 2-3 yenildiler. Alınan bu 4 galibiyet bizi grup ikincisi olarak Yarı Finale taşımaya yetti. Bu Voleybol Tarihimizin en büyük başarısıydı. Filenin Sultanları Yarı Final de Hollanda’yı 3-0 ile geçerek finale kalırken yine bir ilki gerçekleştiriyordu. Ne var ki belki de büyük başarının yeterli görülmesinin getirdiği psikolojik etki, bayanlarımızın Polonya’ya yenilmesine neden oldu Evet finali kaybetmiştik ama ilk kez yakalanan Avrupa ikinciliği de bizi mutlu etmeye yetmişti. Üstelik de Dünya Voleybolu’na hükmeden Rusya, ancak 5., İtalya da 6. olabilmişti.
Bu ikincilik voleybolumuzu bir anda spor gündeminin ilk sırasına oturtmaya yetti. Tüm camia adeta güzel bir rüyayı hep birlikte görüyordu.

JAPONYA VE DÜNYA KUPASI BİZİ BEKLİYOR

Avrupa’nın en iyi ikinci takımını, yani Türkiye’yi, Kasım ayında ilk kez katılacağımız yeni bir organizasyon bekliyordu. Yeni sınavın adı; Dünya Kupası idi. Bu, Avrupa ikincisi olan ekibimizin artık Dünya platformuna adım atacağı anlamını taşıyordu. Japonya da kimler yoktu ki; Ev sahibi başta olmak üzere, Avrupa Şampiyonu Polonya, Brezilya, Küba, Çin, Dominik Cumhuriyeti, Amerika, İtalya, Mısır, Arjantin ve Kore. Katılan tüm takımlarla karşılaşan ekibimiz, rakipleriyle başa baş mücadele etmesine karşın birazda tecrübesizliğin den bu büyük organizasyonu 7. sırada bitirdi. Ama Tarihimizde ilk kez Küba’yı yendik. Şampiyon olan Çin’ den ve ikinciliği elde eden Brezilyadan set kopardık. Üstelik de Çin, iki seti de bizden, 26-28 ve 24-26 kopartabildi. Amerika ve Polonya elimizden 5. sette sıyrıldılar. Kore, Mısır ve Arjantin’i ise, 3-0 gibi net skorlarla geçtik. Sonuçta, alınan dereceden çok, ortaya konan oyun büyük beğeni topladı. Böylece, bir çok ülke televizyonundan yayınlanan maçlar sayesinde, Avrupa dan sonra, takımımızı Dünya da ki voleybol tutkunları da tanımış oldu. Oyuncularımız Dünya starları arasına girerken, artık Özlem’i, Bahar’ı, Aysun’u, Neslihan’ı, Natalia’yı, Esra’yı, Gülden’i, Gözde’yi, Pelin’i, Sinem’i, Gökçen’i herkes öğrendi. Tabi ki bunlar ülkemiz adına çok önemli ve sevindiriciydi.

SINAVLAR BİTMİYOR

İlklere imza atmaya başlayan takımımızı şimdi bir başka önemli sınav daha bekliyordu. Dünya’nın bir numaralı organizasyonu olan Olimpiyatlar. Ocak ayında, Azerbaycan’ın Bakü kentinde ki Olimpiyat Elemeleri Final Grubu maçlarına beklenildiği gibi bayanlarımız çok iyi başladılar. İtalya’yı, Hollanda’yı, Bulgaristan’ı ayni sonuçlarla 3-1 yenerek grup birincisi oldular. Diğer grupta yer alan, bizi yenerek Avrupa Şampiyonu olan Polonya, Yari Final de bizimle eşleşebilmek için son karşılaşmasına yedeklerle çıkarak 2. oldu. Ama daha önceden Türkiye de çeşitli dönemlerde takımlarımızda görev yapan antrenör Niemczyk’in hesapları ekibimiz karşısında tutmadı. O’nun bu çabalarını maçı 3-1 alarak boşa çıkaran oyuncularımız, bu sonuçla hem Ankara’nın rövanşını almış oldular, hem de Finale adlarını yazdırdılar.
Ne var ki Avrupa Şampiyonluğunu finalde kaybeden Filenin Sultanlar, bu kez de Almanya ya yenilerek Atina Olimpiyat Oyunları’nın kapısından dönmüş oldu.

BİR ÜZÜNTÜ DAHA

Bir başka üzüntüyü de, 2004 yılında Ankara daki Grand Prix Elemeleri’nde yaşadık. 6 takımın katıldığı bu zorlu viraj da karşımızda bir kez daha Polonya ve antrenörü Niemczyk vardı. Almanya’nın Çinli antrenörü ve oyuncularıyla anlaşan, bu voleybola yakışmayan, Polonya asıllı Alman vatandaşı teknik adam, bizi yoldan alıkoyan tek sonuçla maçın noktalanmasını sağladı. Böylece takımımız averajla 4. sıraya düştü ve Grand Prix gibi önemli ve bizim için bir başka ilk olan bu güzel organizasyona gidemedi. Karşılaşmanın Almanya ve Polonya’nın birlikte gitmesi için gerekli tek skor olan 3-1 Polonya galibiyeti ile bitmesi hepimizde büyük bir öfke doğurdu. Göz göre göre yapılan şike seyircilerin yoğun tepkisine karşın sonucu değiştirmedi. Yapılan şikâyetlerden ise doğal olarak bir sonuç çıkmadı.
Bu olay teknik kadromuzu, oyuncularımızı ve tüm voleybol severleri çok üzdü ama umudumuzu kaybettirmedi. Çünkü önümüzde daha çok turnuvalar vardı.

AKDENİZ OYUNLARI

2005 yılı yine bizim için yoğun ve yeni ilklerin senesiydi.
3 yıldır katıldığımız Boris Yeltsin Turnuvası’nda bu kez bir set yüzünden üçüncü olduk. Eğer son maçımızda 3-2 yenildiğimiz Hollanda’yı geçebilseydik, ev sahibini geride bırakarak birinci olacaktık.
Bu turnuvanın ve iyi hazırlanmanın yararını Akdeniz Oyunları’nda kürsüye çıkarak gördük. İspanya da tüm rakiplerini yenmeyi başaran Filenin Sultanları, sonunda istediğimiz ve beklediğimiz başarıyı yakalayarak kürsünün en üst basamağına çıktılar. Boyunlarında altın madalya, Ulusal Marşımızı hep birlikte söylediler. Televizyon başındaki bizlerle birlikte.

YENİ BİR İLK DAHA: DÜNYA ŞAMPİYONASI

Ne var ki bu güzel başarıyı Azerbaycan da gösteremedik ve Grand Prix’e katılma şansını elde edemedik. Ama bir hafta sonra Ankara da Dünya Şampiyonası Son Eleme Grubu’nda yine bir ilke imza atarak tarihimizde bayanlarda ilk kez Japonya da yapılacak Dünya Şampiyonasında oynama hakkını yakaladık.
Seyircinin büyük desteğiyle Belçika’yı 3-1, Ukrayna’yı 3-2 geçen Ulusal Takımımız, son maçında Hollanda’ya yenilse de grup ikincisi olarak 2006 Dünya Şampiyonası vizesini aldı.

2005 AVRUPA ŞAMPİYONASI

Avrupa ikincisi olarak katıldığımız Hırvatistan da ki 2005 Avrupa Şampiyonası’nda bu kez işler iyi gitmedi. Pula’ da ki A Grubu’nda mücadele eden bayanlarımız önce Rusya’ya, ardından İtalya’ya ayni sonuçla 0-3 yenildi. 3. maçında Hollanda’ya takılan ekibimiz, son iki karşılaşmasında Bulgaristan’ı ve İspanya’yı yenmesine karşın ancak klasman grubuna kalabildi.
Klasman Grubu’nda ev sahibi Hırvatistan’ı 3-1 ile geçen Filenin Sultanları, Hollanda’ya bir kez daha yenilince Avrupa Şampiyonası’nı 6. olarak tamamladı. Bu bizim beklemediğimiz bir sonuçtu. Ancak alınan altıncılık yine de takımımızın 2007 Avrupa Şampiyonası’na direk, diğer turnuvalara da son gruptan katılabilme hakkını kazanmamızı sağladı.
2 yıl gibi kısa bir zaman dilimi içinde bir çok ilki gerçekleştiren Ulasal Bayan Voleybol Takımımızın oyuncuları ve kurmayları, şimdi “Dünya Şampiyonası’nda nasıl başarılı oluruz?” un planlarını yaparken en büyük hedeflerinin de, 2008 Olimpiyat Oyunları’na katılmak olduğunu belirtiyorlar.