YENİLİKLER GELİYOR

 

 

Cuma günü Faruk Mutkanın sunduğu TRT’ nin voleybol programının konuğu Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can’ . (Bu arada yeğenini kaybeden Can’a baş sağlığı dilerim). Japonya da yapılan FIVB toplantısında voleybolda yapılması düşünülen bazı değişikliklerden söz etti. İlgiyle izledim.

Cumartesi günü CNN Türk’ deki Metin Görgün’ ün programına bağlandığım bölümde de bu yapılması düşünülen değişikliklerden söz ettim. Belki, Cuma günü TRT deki ve bir gün sonra da Metin’in programını izleyememişsinizdir diye düşünerek buraya da bir kez daha almayı düşündüm.

Başkan’ın yaptığı açıklamaya göre;

a) Voleybol da gücün artması nedeniyle topun oyunda az kaldığı, bunun da seyir zevkini azalttığı gerekçesiyle topun havasının biraz daha indirilmesi,

b) Liberonun da bir yedeğinin olması,

c) Servisin kaçması durumunda, tenis de olduğu gibi ikinci bir servis hakkının verilmesi düşünülüyormuş.

Bunlar 1-2 turnuva da denenecek, eğer olumlu izlenimler edinilirse, değiştirilecekmiş.

Ben bu 3 değişikliği de olumlu buldum. Hele servis değişikliğini çok daha fazla benimsedim. Biliyorsunuz bugünkü servis olayını, voleybolun etiğine hep aykırı buldum. (Daha önceden de bu konuda yazmış ve birçok televizyon programında da fırsat buldukça değinmiştim.) Çünkü servisin fileye çarpıp rakip alana düşmesini, yani servis atanın hata yapmasına karşın filenin azizliği sayesinde sayı kazanmasını içime hiç sindiremedim. Belki bu yeni kural değişikliği ile bu sorun da ortadan kalkmış olacak. Tabii ki iyi de olacak.


DÜNYA ŞAMPİYONASI KUR’ ALARI


31 Ekim 2006’ da Japonya’ da yapılacak olan Dünya Bayanlar Voleybol Şampiyonası’ nda grubumuzun diğer takımları da belli oldu. Biliyorsunuz, D Grubu’ nda mücadele edecek ekibimizin grubunda İtalya ve Küba vardı. Çekilen kur’ a ile Peru, Mısır ve Sırbistan Karadağ da diğer takımlar oldular.

 

Bu arada statüden de biraz söz edeyim; 4 grupta 6’ şar takım tek devreli lig usulü mücadeleye girecekler. Gruplarda ilk 4 sırayı alacak ekipler 2. tura çıkacaklar. Burada A-D ile B-C eşleşecek. 2. turda, 8’er takımlı 2 grupta (E ve F) kozlar paylaşılacak.  Bir sıralama ortaya çıkacak. Buna göre gruplarda ilk iki sırayı alan ekipler çapraz eşleşme ile 1-4 için (1E- 2F, 1F- 2E ile oynayacak kazananlar 1-2, kaybedenler 3-4 için oynayacak), gruplarda 3-4 olanlar yine çapraz eşleşme ile (3E- 4F, 3F- 4E) 5-8, yine gruplarda 5-6 sırayı alanlar da (5E- 6F, 5F- 6E), 9-12 için oynayacaklar.

Şimdi gelelim bizim takımın ve grubunun açılımına; D Grubunda ekibimiz tek devreli lig usulü 5 rakibiyle oynayacak. İlk 4 içine gireceğine kesin gözüyle baktığımıza göre, 2. turda rakipleri  Polonya, Japonya, Kore, Tayvan, Kenya, Kosta Rica dan 4’ü olacak. (Diğer gruplara oranla çok güzel bir eşleşme değil mi?). A grubundan gelen takımlarla 4 karşılaşma oynanacak olan Filenin Sultanları, elde edecekleri yere göre de, eşleşeceği F Grubu takımlarıyla yapacakları maçlar sonunda Dünya sıralamasında ki yerini bulacak.

Şu anda 2006 Ekim’ine daha çok zaman var. Rakiplerimizin o güne kadar performanslarının ne olacağını ve bizim nerelerde olduğumuzu şimdiden bilmek çok zor. Onun için bu günden yorum yapmak doğru değil. Ama yukarıdaki tabloya baktığımızda iyi şeylerin bizleri beklediği de bir gerçek. Grubumuzda İtalya ve Küba’nın her zaman Dünya platformlarında yer aldığını, Sırbistan Karadağ’ın ise, uzun süren ve adım adım yükselen bir yapılanma ile buralara geldiği biliyorum ama diğer gruplara baktığımda da yolumuzun bir hayli aydınlık olduğunu da düşünmeden edemiyorum doğrusu. Çünkü Peru ve Mısır’ın bize rakip olamayacağını, silahları fazla olan takımımızın iyi bir çıkış yakalasa da Sırbistan Karadağ’ı yeneceğini, İtalya ve Küba ile de kapışacak gücümüz olduğuna inanıyorum. A Grubundan gelecek takımlara baktığımda ise (Polonya, Japonya, Kore ve Tayvan’ın bizden bir fazlalığı olmadıklarını. Her ne kadar, Asya takımlarının bize ters geldiğini düşünsem de), şansımızın bir hayli yüksek olduğu bir gerçek.

O halde, sorunlardan arınmış, sen- ben kavgalarının yaşanmadığı voleybolumuzun ve herkesin desteklediği, iyi seçilmiş oyunculardan oluşan, iyi hazırlanmış bir Ulusal Takımımızın yeni bir tarih yazmaması için bir sebep göremiyorum. 

Evet, değerli voleybol dostları. Şans bu kez bize iyice göz kırptı. Bunun kıymetini bilelim. Başkanıyla, yöneticisiyle, antrenörüyle, sporcusuyla, her zaman takımımıza destek veren basınıyla, kısır çekişmeleri bir süreliğine de olsa dondurarak, el ele verelim. Eğer bu fırsatı kaçırırsak, gelecek nesiller de, tarih de bizi asla affetmez.

 

ECZACIBAŞI KAZANDI

 

Avrupa Şampiyonlar Ligi’ndeki temsilcilerimiz gruplarında ki 4. maçlarını oynadı. Eczacıbaşı, Rusya da Uralochka’yı 3-1 yenerken, Güneş Sigorta çeyrek final yolunda çok önemli olduğunu düşündüğümüz Calisia karşılaşmasını kaybetti.

Eczacıbaşı’nın güzel galibiyetiyle ilgili geçen hafta ki yazımda kısa da olsa söz etmiştim. Daha detaylı bilgi edinme şansım olmadı. Zaten televizyon programlarına bağlanan menajer Selcan Teoman gerekli bilgileri verdi. Umarım takımımız bu başarının devamını getirir. Bundan sonra oynayacağı üst üste 3 maçını da (Portekiz ekibi Cat Trofa ile biri içeri de, diğeri dışarıda 2 karşılaşma ve hemen ardından Uralochka ile Ayazağa da rövanş mücadelesi var) kazanma şansı fazla. Eğer her şey isteğimizi gibi giderse çeyrek final için önümüzde açılmış olacak.

 

BAHAR- NİLAY TAKASI

 

Eczacıbaşı ile söz açılmışken devam edeyim. Biliyorsunuz son günlerde camiada en çok konuşulan konulardan biri de Bahar-Nilay takasıydı. Benim bu yazım belki de sitemizde yer aldığı gün, bu takas da gerçekleşmiş olacak. Bu değişiklik umarım hem iki kulübe, hem de iki sporculara hayırlı olur.

Ancak ben bu takastan bir voleybol adamı olarak mutlu olmadım.

Neden mi?

Eczacıbaşı Bahar ile yollarını niye ayırdı? Motta’ya göre; Ulusal Takımımızın başarılarında büyük pay sahibi olan Bahar sistemine uymuyordu. Ayrıca Eczacıbaşı’nın geleceğini planladığı şu günlerde, bu oyuncu yerine genç pasör Naz’ı takıma adapte edecekti.

Peki bu düşünce doğrultusunda Nilay’ın bu takımda ne işi var? Gelecekte Ulusal Takımımızın pasörlüğünü yüklenmesini beklediğimiz bu iki oyuncuyu birbirine kırdırmanın anlamı nedir? “Rekabet iyidir, birbirilerine rakip olacak bu iki oyuncu daha iyi olabilmek için çaba harcayacaklar ve bu da iyiye doğru gidişlerini çabuklaştıracak” diyenleriniz olabilir. Ama bu konuda sizlere katılmam da söz konusu değil. Çünkü gerek Naz, gerekse Nilay, zirve mücadelesi yapan Eczacıbaşı ve Emlak TOKİ gibi iki iyi kadrolu ekibin ilk altısında oynuyorlar. Yani takımlarını yönetiyorlar. Her karşılaşmada yer alıyorlar ve her oynadıkları maçta, Onlar için büyük bir tecrübe oluyor. Şimdi bu takasla bu büyük şansı ikisi de kaçıracağı gibi, birbirlerini de kesecekler. Bazen Naz, bazen Nilay oynayacak. Ama işin gerçeği bu iki oyuncu her maç değişecekler. Yani artık sürekli oynama şansını yitirecekler. Ayrıca oynama ve takımı oynatma isteği bu iki oyuncuyu da strese sokacak. “O hata yaparsa ben girer oynarım, inşallah da yapar” düşüncesi içlerini kemirecek. Oynadıkları anlar da daEyvah, yanlış yaparsam Motta beni çıkarır” sıkıntısı, rahat olamadıkları için daha çok hata yapmalarına yol açacak. Bu stres belki Nilay için bir şey ifade etmeye bilir. Çünkü O, geçen yıl Nihal ile bunu bolca yaşadı. Aslında bu iki oyuncu arasındaki bu rekabet, hem Nilay, hem Nihal, hem de TOKİ için sorunlar yarattı. Sonunda Nihal, Gaziantep Şahinbey Belediyesi’ne gitti, Nilay kaldı. Ve iki oyuncu da geçen yıla oranla, takımlarını bu sezon çok daha iyi oynatıyorlar.

Hadi Nilay bu rekabete alışık dedik. Peki ya 15 yaşındaki Naz, bu stresi nasıl kaldıracak? Bence bu takas, yukarıda da yazdığım gibi bu iki oyuncu için de iyi olmayacak. Hâlbuki Nilay, yerine Nisa alınsaydı, Naz için çok daha iyi olacaktı. Arkasında çok tecrübeli bir pasör bulunan bu genç oyuncu, Bahar’ dan sonra, Nisa’ dan da çok şey öğrenecek, ayrıca omuzlarına yüklenen Eczacıbaşı gibi bir takımın yükünü sıkıştığı anlarda tecrübeli Nisa ile paylaştığını bildiği için daha rahat oynayacaktı. Bunun örneğini de Nilay, bize şu ana kadar Emlak da oynadığı güzel maçlarıyla çok iyi gösterdi. Yani Nilay, bunu çok iyi yaşadı.

Bu takastan kimler ne kazanacak?” sorusunun yanıtına gelince; Bence Bahar ve iki kulüp kazanacak. Bahar çok iyi bir kadrosu olan Emlak da oynamaktan mutlu olacak. Ankara ekibi de zirve yarışında kendini daha güvenli hissedecek. Eczacıbaşı ve Motta ise, tek pasörle oynama sıkıntısından kurtulacağı gibi, Naz- Nilay yarışmasından yararlanmaya çalışacak. Ancak tüm bunlara karşın iki genç ve yetenekli pasör de kaybedecek. Çünkü artık ikisi de devamlı oynayamayacak ve biri mutlaka yedek bekleyecek. Bu arada Motta’nın da “Naz’ı hazırlamak için, Bahar dan vazgeçti” söylemlerinin de doğruluğu tartışma yaratacak.

Alan razı, satan razı sana ne?” Diyenlere cevabım tabii ki yok. Ancak gerek Naz’ın, gerekse Nilay’ın bu takastan benim gibi, hiç de mutlu olmayacaklarına eminim.

Öte yandan bu takas konusuyla ilgili düşüncelerimi yazarken, takımların yönetici ve antrenörleri için, oyuncuların pek öneminin olmadığının bir kez daha ortaya çıktığını vurgulamak istedim. Hepsi bu.

 

GÜNEŞ ÜZDÜ

 

Şampiyonlar Ligi’ndeki diğer temsilcimiz Güneş Sigorta ise, Polonya’nın Calisia takımına yenilerek hepimizi üzdü. Her yönü ile çok önemli olduğunu söyleyip durduğumuz maç oyuncularımızı çok germiş olacak ki, özellikle ilk iki set gerçek oyunlarını bir türlü ortaya koyamadılar. Aslında ekibimiz bana göre rakibinden daha iyi bir kadroya ve daha iyi oyunculara sahipti. Eğer fazla stres yapmadan mücadele edebilseydik biz bu takımı yenerdik. Zaten biraz dengeli oynadığımız, hataları azalttığımız 3. ve 4. setler de bunun en güzel kanıtıydı.

Peki neleri yapamadık? Öncelikle Calisialı oyuncuların çok yüklendikleri servisleri karşılamakta çok zorlandık. Bunun sonucunda da iyi hücum yapamadık. Bu arada birçok maçta kötü manşetleri iyi pasa dönüştürme becerisini gösteren İryna, bu kez istediğimizi yapamadı. Ya fileye yakın top attı, ya da topun yüksekliği azdı. Ayrıca pas tercihlerinde de iyi değildi. Böyle olunca da en büyük gücü “Hücum” olan Güneş Sigorta’nın silahları tutukluk yaptı. Ayrıca Polonya ekibinin etkili servislerine biz, ayni şekilde cevap veremedik. Çabuk oynayan takımlara karşı en büyük silah bilindiği gibi servistir. Ya uzun atarak, topun fileye gelişini geciktirir ve arkadaşlarına blokta, defansta yerleşme şansı verirsin, ya da fileye yakın (3 metre içine veya civarına) kısa servis atarak, pasörün yakın alınan manşetlerde zorlanmasını, ayrıca manşet alan atak oyuncularının da fileden açılıp hücuma gelme şansını azaltırsın. Biz bunu sadece Aysun’un uzun servisleriyle ve zaman zaman da Deniz’in 4 metre çıvarına attığı servislerle gördük. Bu iki oyuncu, özellikle de Aysun, her servise gelişinde takımımız rahatladı, sayılar kazandırdı.

Bu arada taktik olarak genelde oyuncularımız önden manşet almak için açılan smaçörlere servis attılar. Düşünce doğruydu, ama topu, bu kadar yumuşak, üstelikte tam kucaklarına (Oyuncuların sağını- solunu, ya da önünü- arkasını hedefleyemedik) atarsan, bunun doğal olarak bir anlamı olmaz. Zaten olmadı da. Bir de ben Güneşli oyuncuların bu kadar basit hata yaptıkları bir Avrupa maçı görmedim. Öyle ilginç hatalar vardı ki şaşırmamak elde değildi. İşte tüm bu olumsuzluklara karşın yine de 3-2 oynadık. Hele bir 5. set ve maç bitişi vardı ki içimi acıttı. Evet, takımımız iyi oynamadı, hatalar yaptı ama karşılaşma hakemin bir yanlış düdüğü ile bitmemeliydi. Sayılar 14-14 olsaydı, büyük bir olasılıkla kazanacaktır. Çünkü 9-13 den gelmiştik. Gerçekten yazık oldu, hem de çok yazık. Ancak ben bu maçın bu şekilde oynanmasının ve hakem hatasıyla bitişin bundan sonra ki karşılaşmalar için oyuncularımızı hırslandıracağını düşünüyorum. Eğer takımımız normal oyununu oynarsa, Calisia’yı Polonya da yenebilir. Bu da asla sürpriz olmaz. Daha 6 maç var. Bunların sonuçları da açık. Yani yolumuz daha uzun. Güç dengeleri yakın takımların mücadele ettiği bu grupta her maç farklı olur. Sadece, Bakü de Azerrail’i yenerek elde ettiğimiz avantajı kaçırdık. Hepsi bu.

 

Maçın kısaca setlerine de değineyim:

Calisia’nın servisleri 2-2 den sonra manşetimi bozunca sayılar önce 3-6, 5-8, sonra da 6-10 oldu. Dos Santos’un servisleri farkı kapatmamızı sağladı: 9-10. Polonya takımı tekrar sıçradı: 11-14. Buna biz de cevap verdik. Deniz’in servisleri ve hücumlardan gelen üst üste 5 sayı ile ikinci teknik molaya 16-14 girdik. Moladan sonra Deniz servisi attı, manşeti içeri kaçırdılar. Alsak atak yapsak 17-14 olacaktı. Ama iki oyuncumuz aralarına düşen bu avantaj topu seyretti: 16-15. Ardından Gözde’nin plasesi dışarıda: 16-16. 17-17 de iki sayı bulduk ve 19-17 öne geçtik. Ancak peş peşe 3 sayı verdik: 19-20. Sonra 22-23’e kadar bir sayı geriden geldik servisi kullandılar, Deniz’in vurduğu top bloktan döndü, ama tüm oyuncularımız bu arada Necla da 3 metre civarında dublaj a girince, oyuncularımızın da, bizim de bakışlarımız arasında top boş alana düştü: 22-24. Bu hataya bir de Wozniakowska’nın servisten aldığı direk sayı da eklenince set gidiverdi: 22-25.

 

İkinci sete daha iyi ve az hatalı başladık. Bunun semeresini de gördük: 8-6, 10-7, 12-8, 13-10, 16-12, 98-15, 20-16. sonra ilk sette ki manşet ve hücum sorunu yine ortaya çıktı ve fark 1 sayıya indi: 20-19. Topu öldürdük: 21-19. Bir sayı da Calisia dan 21-20. Neslihan ile 22-20 oldu. Servise Neslihan geldi. Buzayev Neslihan’ı çıkardı, yerine Ebru’yu aldı . Oyuna yeni giren Ebru risk almadı ve yumuşak bir servis attı. Polonyalı oyuncular çabuk atakla sayıyıyı buldular: 22-21 (Şimdi buradaki değişikliği tartışmak gerekir. Buzayev, oyunun başından beri bir türlü iyi servis atamayan ve kaçıran Neslihan’ı değiştirmesi normal karşılanabilir. Ama yerine giren Ebru’ya bu kadar yumuşak servis attırıp, rakibin kolay sayı bulmasına yol açıyorsa, o zaman Neslihan riskine neden girmediği de, ya da Ebru’ya neden güçlü servis attırmadığı da sanırım sorulabilir). Arkasından iki sayı daha verdik: 22-23. servisi kaçırdılar: 23-23. Bu kez Dos Santos da servisi dışarı attı: 23-24. Bir hata daha yapınca, genelde hep önde götürdüğümüz seti de 23-25 kaybettik.

 

3. ve 4. setler de artık hataları azaltan ve rakibin üstüne özellikle Aysun’un servisleriyle çöken bir Güneş Sigorta vardı. Böylece 25-17 ve 25-18 ile skoru 2-2’ye taşıdık.

 

Sonra kader seti geldi. Bakü’deki ilk maçını 3-2, Haldun Alagaş daki ikinci karşılaşmasını da 0-2 den yine 3-2 almayı başaran takımımızın, tarihi bir kez daha tekerrür ettirip bu karşılaşmayı da 3-2 ile geçeceğine inancımız iyice büyüdü. Ne var ki hatalar yine yakamıza yapıştı: 0-2, 3-5, 5-8, 6-10, topu öldürdük. 7-10. Bu arada Buzayev daha önce Neslihan’a yaptığını bu kez Dos Santos’a yaptı. Serviste bu oyuncuyu çıkarıp yerine Ebru’yu aldı. Ebru’nun servisi yine çok yumuşak ama bu kez ataklarını blokla kestik: 8-10. Ebru’nun ikinci yumuşak servisi, bu kez dışarı vurdular: 9-10. Umutların arttığı bu anda, çekirge misali 3. kez attığımız kolay serviste sıçrayamadık: 9-11. Ardından iki sayı daha kaptırdık: 9-13.  Çıkmayan candan umut kesilmez” misali, herkes gibi bende Neslihan’ın sayısıyla şöyle bir yerimden kırdandım: 10-13. Servisi attık, öldüremediler. Top gitti- geldi derken Neslihan dan bir sayı daha: 11-13. İryna’nın ikinci servisi ve Gözde den tam zamanında bir blok: 12-13. İryna dan 3. servis, hücumu yaptılar, bloktan sektirdik ama top kötü yere gitti: 12-14. Servisi attılar, öldüremedik, O’nlar vurdu çıkardık ve Deniz 2’den sayıyı getirdi: 13-14. Sayıyı takımına kazandıran Deniz’in servisi güzel, hücum yaptılar ama karşılarında bloğumuz var. Top bloğumuzdan hiç kimsenin olmadığı arka alana yöneldi, herkes nefesini tuttu. Ve top çizginin içine düştü. Çizgi hakemi içeride gösterdi. Oyuncularımız ve tüm salondakiler sevinirken, Polonyalılar üzgün ve şaşkın birbirlerine bakmaya başladılar. Ancak karşılaşmanın baş hakemi Çek Karin Zahorkova’nın topun dışarıda olduğunu gösteren işaretini verip, ardından düdüğünü çalarak seti de, maçı da bitirdiğini ilan etmesiyle, sevinç ve üzüntü yer değiştirdi (Bu hakemi belki hatırlayanlarınız olacaktır. 2003 Avrupa Şampiyonası’nda Ulusal Takımımızın, Almanya ile oynadığı maçta da görev yapan ve aleyhimize çaldığı düdüklerle büyük tepkimizi çekmişti). İtirazlar sonucu değiştirmedi ve kazanmayı çok istediğimiz mücadeleden yenik ayrıldık. Bu arada bu karşılaşmayı televizyonda ben yorumluyordum. Son sayıyı defalarca monitörden izledim. Top kesinlikle içerideydi. Daha sonra TRT 3 bu karşılaşmayı banttan yayınladı ve bu son anı çok net olarak hepimize bir kez daha yansıttı. Neticede iyi oynamadığımız ama yine de son anda ki hakem hatasıyla kaybettiğimiz bu maç, çeyrek final yolunda şimdilik ayağımıza taş koymuş oldu.

 

HAFTA SONU MAÇLARI

 

Cumartesi günü İstanbul da sadece İst. B. Belediyesi- TKİ Gelispor karşılaşması vardı.

Beklenildiği gibi 3-0 bitti. Ama özellikle Ankara ve Hatay da çok önemli 3 maç oynandı.

Selim Sırrı da günün ilk mücadelesinde Beşiktaş, Çankaya Belediyesi’ni 3-2 yenerek ilk 5 için şansını iyice artırdı. Daha sonra zirve yarışının iddialı iki takımı Halkbank ile Fenerbahçe kozlarını paylaştı. Zevkli ve seyirciyi mutlu eden bu müsabakadan 3-2 galip ayrılmayı başaran ev sahibi oldu. Ne var ki bu müsabaka da seyircinin çıkardığı olaylar voleybola yakışmadı. Bu konuda taraflar kadar diğer kulüplerde çok dikkatli olmak zorundalar.

 

Hatay da ise, ilk 5 içinde yer bulabilmenin uğraşını veren Polis Gücü ile Tokat Belediyesi Plevnespor karşılaştı. Heyecanı yüksek 5 setlik bu güzel maçı son seti 20-22 almayı başaran Tokat 3-2 kazandı.

 

BEŞİKTAŞ- KARŞIYAKA

 

Pazar günü oynanan karşılaşmalarda heyecan yönünden Cumartesi’yi aratmadı. 7 maçtan ikisi, 3-2, 3’ü 3-1 ve diğer ikisi de 3-0 bitti.

 

Burhan Felek de Galatasaray, İst. Emlak Bankası’nı 3-0 ile geçti.

 

Akatlar da Beşiktaş, Karşıyaka’ya bir set kaptırdı. Aslında Beşiktaş kaptırdı dan çok, İzmir takımı seti aldı demek daha doğru olur. B Grubu’nun yenilgisiz takımı Siyah- Beyazlılar ilk seti çok kolay 25-15 aldılar.

İkinci sette direnmeye başlayan Karşıyaka, Elena’nın arkadaşlarını iyi yönlendirmesi, Deniz’in, özellikle de Barun’un hücumda ki başarısıyla 23-25 ile skora 1-1’lik dengeyi getirdi.

Bu giden set Beşiktaş’ın tekrar toparlanması sağladı. Oyunun kontrolünü eline alan Siyah- Beyazlılar, Arzu’nun pasları, Shapovta ile Rykova’nın atakları ve Eda’nın bloklarıyla sonuca gittiler. Setleri 25-16, 25-19 alarak maçtan 3-1 galip ayrıldılar.

 

Ankara da Fenerbahçe, 2-0 geri düştüğü mücadelede, İller Bankası’ndan, Eczacıbaşı da Diyarbakır da Dicle Üniversitesinden son anda 3-2 ile sıyrıldılar.

 

Diğer karşılaşmalarda ise, Şişli, Başkent de Gazi Üniversitesi’ni, Telekom da İstanbul da Yeşilyurt’u 3-1 yendi. Güneş Sigorta da, Yalova deplasmanından 3-0 ile 3 puan aldı.

 

UĞUR’ DAN, İLLER- FENER MAÇI YORUMU

 

Bu hafta sonu son anda karar verip Gazi Üni. And. Iht. - Şişli ve İller Bankası - Fenerbahçe maçlarını izlemeye gittim. Ilk maça biraz geç geldiğim için fazla yorum yapamayacağım.2. setin ortasında geldim. O zamandan sonra da Sisli özellikle bloktaki etkili oyunuyla And. Iht. a karsı büyük üstünlük kurdu.3. setin 2. teknik molasına kadar da Şişli’nin olumlu oyunu devam etti. Skor 16-6 Sisli lehine idi ama ondan sonra ne olduysa birden Sisli oyundan duştu ve skor 20-16 ya kadar geldi.Ama Sisli tekrar toparlandı ve hem 3. seti hem de maçı kazandı.Bu grup gerçekten her duruma acık görünüyor.Özellikle Fenerbahçe,Galatasaray,Sisli,Karşıyaka ve İller Bankası arasındaki mücadele çok hoş geçiyor.Bu 5 takımdan 3 tanesi 5. sırayı alacak ve diğer 2 takıma gerçekten yazık olacak.Sanırım bundan sonra izlenmesi gereken maçlar bu beşlinin kendi arasında yapacağı maçlar :)

 

İller Bankası - Fenerbahçe maçını baştan sona izleme sansım oldu.Ufak ayrıntılarla kısaca anlatıp geçeceğim.Öncelikle maça gelen taraftarların salonun yarısını doldurdu.Su zamanda fena sayılmaz.Her zamanki gibi 3 büyüklerin maçı olunca file arkasında yine o bildik sahneler yasandı.Fenerbahçe taraftarları koltukların üzerinde zıplıyorlardı.Maç başlamadan önce fark ettiğim o bölgede 1-2 kırık sandalye vardı.Maç esnasında yenileri eklenmiş olabilir diye düşünüyorum.Yeşim Abla’nın taraftar konusunda dediklerine katılıyorum.Sırtını sahaya donup ses kirliliği yaratan ve salon eşyalarına zarar veren kişiler taraftar olamaz.

 

Maça gelince, İller Bankası maça gerçekten çok istekli başladı. Setin basında hemen üstünlüğü ele aldı ve bunu da setin sonuna taşımayı basardı. Ancak setin sonunda fark biraz kapandı. Buna rağmen İller bu seti 25-22 kazanmayı basardı. Bu sette göze batan en önemli olay ise İller Bankası’nın yapmış olduğu 9 adet bloktu. Fenerbahce gerçekten bloğu geçmekte zorlandı. Bu sette Seda’yı nerdeyse hiç kullanamadı Fenerbahçe, böyle olunca da hucumda çok vasat bir görüntü çizdiler.

 

İkinci sette de İller Bankası güzel oyununu devam ettirdi. Gizem takimini gerçekten iyi yönetti bu sette. İller Bankası hucumda topu iyi dağıttı ve blokta da basarîli oyununa devam etti. Fenerbahçe ise Seda’yı yavaş yavaş oyuna sokmaya başladı. Bilindik hücum hatalarını yapsa da Seda oyuna yavaş yavaş adapte oldu bu sette. Sonuçta İller Bankası seti 25-16 aldı ve çok büyük bir avantaj yakaladı.

Üçüncü sette de İller Bankası’nın oyunu kontrol edeceğini beklerken Fenerbahçe bir anda sete 5-1 önde girdi. Bu setle birlikte roller tamamen değişti. İller Bankası blokta zayıfladı ve tersine Fenerbahçe blok yapmayı hatırladı. İyi oynayan Gizem bocalamaya baslarken maça kotu başlayan Özge toparlanmaya başladı. Seda’nın da hücuma iyice katılmasıyla bu sette herşey Fenerbahçe’nin istediği gibi gitti. İller Bankası’nda Tihana'nin hucumda çok etkili olamaması, Angelova’nin ilk setten sonra resmen yok olması, Guldeniz’in de Fenerbahçe tarafından etkisiz hale getirilmesiyle İller Bankası orta oyuncusu Nadezda'ya kaldı. Öyle olunca da Fenerbahçe büyük farkla önde girdiği seti 25-18 önde bitirmeyi basardı. Dördüncü set de 3. setle yaniydi diyebiliriz. Fenerbahçe bu sete 9-1 önde girdi. Bu büyük avantajını da sürdürmeyi basardı. Bir ara 20-15 e geldi skor ama Fenerbahçe farkın daha fazla kapanmasına izin vermedi ve seti 25-19 kazandı. İller Bankası Fenerbahçe’nin canlı bloğu ve savunması karsısında skor üretmekte zorlandı. Smaçörlerinden verim alamayan İller Bankası’nda ayakta kalan tek isim Nadezda oldu. Özellikle blokta inanılmaz bir performans gösterdi. Ancak özellikle 4. ve son sette Gizem'den çok kotu paslar alınca o da hücumdan duştu ve İller Bankası’nın hücumu taşıyacak oyuncusu kalmadı nerdeyse.

 

Son sete de Fenerbahçe 3-0 önde başladı. İller Bankası yine top öldürmekte zorlandı. Fenerbahçe’de ise Seda bu seti adeta tek basına oynadı. Diğer oyuncuların da biraz eslik etmesiyle Fenerbahçe bu seti de 15-9 kazandı ve 2-0 geriye düştüğü bir maçtan altın gibi 2 puan çıkardı.

 

Maçta zor şartlar altında biraz hücum istatistiği tuttum :) İşinizi görür sanırım :) Bu kadarıyla idare edin :) İstatistiklerde göreceğiniz en önemli şey bence Nadezda'nin 10 bloğu olacak. Ayrıca İstatistiklerde yazmıyor ama 15 sayıda biten tie-break setinde Seda’nın 7 sayısı var :)

Teşekkürler Uğur Şahin bu güzel bilgiyi verdiğin için. 

 

ALİ OSMAN TATLISU İŞ BAŞINDA

 

Voleybola gerek sporcu, gerekse antrenör olarak yıllarca emek veren Nuray- Ali Osman Tatlısu Ailesi yine ortaya çıktı. İstanbul dan sonra Antalya ya yerleşen voleybol tutkunu Tatlısular bilindiği burada da voleybolu yaymak için çok çaba harcadılar. Bu arada Manavgat’ı 1. Lige çıkaran ama sonra geri çekilen Ali Osman dan birkaç gün önce bir mail aldım.

Mailinde “Uzun uğraşlardan sonra Antalya Belediyesi’ni ikna ettim ve bir voleybol takımı kurduk. Antalya DSİ den öğrencilerim olan oyuncuları transfer ederek iyi bir ekip oluşturduk. Bu sezon 3. ligde mücadele edeceğiz ve büyük bir olasılıkla da ikinci lige yükseleceğiz. Sonra da hedefimiz, 1. Lige çıkmak olacak. Bu arada gelecek sezon bir de bayan takımı kuracağız. Eğer Antalya da oynamak isteyen, oyuncular varsa benim ile irtibat kurabilirler.”

Görüyorsunuz değil mi, voleybol tutkusu işte böyle bir şey. Nereye giderseniz gidin, tüm engellere, başarılarınızı kıskanıp yolunuza taş koyanlar olsa da, sonunda yine voleybolu yaymak, gençlere spor yapma olanağı yaratmak, takımlar kurmak ve hedefler koymak  en büyük amacınız oluyor. İşte onlardan biri de Tatlısu Ailesi.

Ali Osman, çabalarını yine keyifle okudum ve küskünlüğü bırakıp yine voleybola dönmene sevindim. Sonuna kadar arkandayım. Ne türlü destek istersen iste, senin yanındayım. Ama yılmak ve pes etmemek koşuluyla…

 

Bu arada Ali Osman dan söz açılmışken, Onunla yıllarca İstanbul Üniversitesi’nde birlikte antrenörlük yapan ve şu anda da Çanakkale Belediyesi’nin 2. Ligde başarılı olması için uğraş veren Şaban Çıbık’a da destek olmaya çalışacağım. 

 

VOLEYBOL VAKFI

 

Geçtiğimiz hafta Voleybol Vakfı’nda görevlerine son verilenlere neden 1 aydır tazminatları ödenmedi diye sormuştum. Şimdi ise, Siyami Akay dışında kalanlara ödendiğini duydum. Bu konuda ki hassasiyetleri için teşekkür ediyorum. Ancak Siyami Akay’a neden ödenmediği konusunda da bir açıklama yaparlarsa sevinirim. Çünkü “Ancak mahkemeye başvurup, mahkeme de O’nun lehine karar verirse tazminatını alabilir” deniyormuş. Doğrusu nedir?   

 

BİR NOT:

 

Sevgili İzem, sıkıntılarını çok iyi biliyor ve anlıyorum. Ama şunu unutma ki, voleybol ateşi içine düşmüş herkes, sonunda bir yerde onunla buluşur. Sadece işin peşini bırakmamak şartıyla. Seninle bu konuları daha çok konuşacağız.

Gelecek hafta tekrar buluşmak dileğiyle, sevgiyle kalın, hoş çakalın.

 

A  L  E  V     A  N  A  K  Ö  K