YENİLİKLER GELİYOR
Cuma günü Faruk Mutkan’
ın sunduğu TRT’ nin
voleybol programının konuğu Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can’ dı. (Bu arada yeğenini kaybeden Can’a
baş sağlığı dilerim). Japonya da yapılan FIVB
toplantısında voleybolda yapılması düşünülen bazı değişikliklerden söz etti.
İlgiyle izledim.
Cumartesi günü CNN Türk’ deki Metin
Görgün’ ün programına bağlandığım bölümde de bu yapılması düşünülen
değişikliklerden söz ettim. Belki, Cuma günü TRT deki ve bir gün sonra da
Metin’in programını izleyememişsinizdir diye düşünerek buraya da bir kez daha
almayı düşündüm.
Başkan’ın yaptığı açıklamaya göre;
a) Voleybol da gücün artması
nedeniyle topun oyunda az kaldığı, bunun da seyir zevkini azalttığı
gerekçesiyle topun havasının biraz daha indirilmesi,
b) Liberonun da bir yedeğinin
olması,
c) Servisin kaçması durumunda,
tenis de olduğu gibi ikinci bir servis hakkının verilmesi düşünülüyormuş.
Bunlar 1-2
turnuva da denenecek, eğer olumlu izlenimler edinilirse, değiştirilecekmiş.
Ben bu 3 değişikliği de olumlu
buldum. Hele servis değişikliğini çok daha fazla benimsedim. Biliyorsunuz
bugünkü servis olayını, voleybolun etiğine hep aykırı buldum. (Daha önceden de bu konuda yazmış ve birçok televizyon programında da
fırsat buldukça değinmiştim.) Çünkü servisin fileye çarpıp
rakip alana düşmesini, yani servis atanın hata yapmasına karşın filenin
azizliği sayesinde sayı kazanmasını içime hiç sindiremedim. Belki bu yeni kural
değişikliği ile bu sorun da ortadan kalkmış olacak. Tabii ki iyi de olacak.
DÜNYA ŞAMPİYONASI KUR’ ALARI
31 Ekim
Bu arada statüden de biraz söz
edeyim; 4 grupta
Şimdi gelelim bizim takımın ve
grubunun açılımına; D Grubunda ekibimiz tek devreli lig usulü 5 rakibiyle
oynayacak. İlk 4 içine gireceğine kesin gözüyle baktığımıza göre, 2. turda
rakipleri Polonya, Japonya, Kore,
Tayvan, Kenya, Kosta Rica dan 4’ü olacak. (Diğer gruplara oranla çok güzel bir eşleşme değil mi?). A grubundan gelen takımlarla 4 karşılaşma oynanacak olan Filenin
Sultanları, elde edecekleri yere göre de, eşleşeceği F Grubu takımlarıyla
yapacakları maçlar sonunda Dünya sıralamasında ki yerini bulacak.
Şu anda 2006 Ekim’ine daha çok
zaman var. Rakiplerimizin o güne kadar performanslarının ne olacağını ve bizim
nerelerde olduğumuzu şimdiden bilmek çok zor. Onun için bu günden yorum yapmak
doğru değil. Ama yukarıdaki tabloya baktığımızda iyi şeylerin bizleri beklediği
de bir gerçek. Grubumuzda İtalya ve Küba’nın her zaman Dünya platformlarında
yer aldığını, Sırbistan Karadağ’ın ise, uzun süren ve adım adım
yükselen bir yapılanma ile buralara geldiği biliyorum ama diğer gruplara
baktığımda da yolumuzun bir hayli aydınlık olduğunu da düşünmeden edemiyorum
doğrusu. Çünkü Peru ve Mısır’ın bize rakip olamayacağını, silahları fazla olan
takımımızın iyi bir çıkış yakalasa da Sırbistan Karadağ’ı yeneceğini, İtalya ve
Küba ile de kapışacak gücümüz olduğuna inanıyorum. A Grubundan gelecek
takımlara baktığımda ise (Polonya, Japonya, Kore ve Tayvan’ın bizden bir fazlalığı olmadıklarını.
Her ne kadar, Asya takımlarının bize ters geldiğini düşünsem de), şansımızın bir hayli yüksek
olduğu bir gerçek.
O halde, sorunlardan arınmış, sen-
ben kavgalarının yaşanmadığı voleybolumuzun ve herkesin desteklediği, iyi
seçilmiş oyunculardan oluşan, iyi hazırlanmış bir Ulusal Takımımızın yeni bir
tarih yazmaması için bir sebep göremiyorum.
Evet, değerli voleybol dostları. Şans bu kez bize iyice göz kırptı. Bunun kıymetini bilelim.
Başkanıyla, yöneticisiyle, antrenörüyle, sporcusuyla,
her zaman takımımıza destek veren basınıyla, kısır çekişmeleri bir süreliğine
de olsa dondurarak, el ele verelim. Eğer bu fırsatı kaçırırsak, gelecek
nesiller de, tarih de bizi asla affetmez.
ECZACIBAŞI KAZANDI
Avrupa Şampiyonlar Ligi’ndeki
temsilcilerimiz gruplarında ki 4. maçlarını oynadı. Eczacıbaşı, Rusya da Uralochka’yı 3-1 yenerken, Güneş
Sigorta çeyrek final yolunda çok önemli olduğunu düşündüğümüz Calisia karşılaşmasını kaybetti.
Eczacıbaşı’nın güzel galibiyetiyle
ilgili geçen hafta ki yazımda kısa da olsa söz etmiştim. Daha detaylı bilgi
edinme şansım olmadı. Zaten televizyon programlarına bağlanan menajer Selcan Teoman gerekli bilgileri verdi. Umarım
takımımız bu başarının devamını getirir. Bundan sonra oynayacağı üst üste 3
maçını da (Portekiz ekibi Cat
Trofa ile biri içeri de, diğeri dışarıda 2 karşılaşma
ve hemen ardından Uralochka ile Ayazağa
da rövanş mücadelesi var) kazanma şansı fazla. Eğer her şey
isteğimizi gibi giderse çeyrek final için önümüzde açılmış olacak.
BAHAR- NİLAY TAKASI
Eczacıbaşı ile söz açılmışken devam
edeyim. Biliyorsunuz son günlerde camiada en çok konuşulan konulardan biri de
Bahar-Nilay takasıydı. Benim bu yazım belki de
sitemizde yer aldığı gün, bu takas da gerçekleşmiş olacak. Bu değişiklik umarım
hem iki kulübe, hem de iki sporculara hayırlı olur.
Ancak ben bu takastan bir voleybol
adamı olarak mutlu olmadım.
Neden mi?
Eczacıbaşı Bahar ile yollarını niye
ayırdı? Motta’ya göre; Ulusal Takımımızın
başarılarında büyük pay sahibi olan Bahar sistemine uymuyordu. Ayrıca
Eczacıbaşı’nın geleceğini planladığı şu günlerde, bu oyuncu yerine genç pasör Naz’ı takıma adapte edecekti.
Peki bu düşünce doğrultusunda Nilay’ın bu
takımda ne işi var? Gelecekte Ulusal Takımımızın pasörlüğünü
yüklenmesini beklediğimiz bu iki oyuncuyu birbirine kırdırmanın anlamı nedir? “Rekabet iyidir, birbirilerine rakip
olacak bu iki oyuncu daha iyi olabilmek için çaba harcayacaklar ve bu da iyiye
doğru gidişlerini çabuklaştıracak”
diyenleriniz olabilir. Ama bu konuda sizlere katılmam da söz konusu değil.
Çünkü gerek Naz, gerekse Nilay, zirve mücadelesi
yapan Eczacıbaşı ve Emlak TOKİ gibi iki iyi kadrolu ekibin ilk altısında
oynuyorlar. Yani takımlarını yönetiyorlar. Her karşılaşmada yer alıyorlar ve
her oynadıkları maçta, Onlar için büyük bir tecrübe oluyor. Şimdi bu takasla bu
büyük şansı ikisi de kaçıracağı gibi, birbirlerini de kesecekler. Bazen Naz,
bazen Nilay oynayacak. Ama işin gerçeği bu iki oyuncu
her maç değişecekler. Yani artık sürekli oynama şansını yitirecekler. Ayrıca
oynama ve takımı oynatma isteği bu iki oyuncuyu da strese sokacak. “O hata
yaparsa ben girer oynarım, inşallah da yapar” düşüncesi içlerini kemirecek. Oynadıkları anlar da da “Eyvah, yanlış yaparsam Motta
beni çıkarır” sıkıntısı, rahat
olamadıkları için daha çok hata yapmalarına yol açacak. Bu stres belki Nilay için bir şey ifade etmeye bilir. Çünkü O, geçen yıl
Nihal ile bunu bolca yaşadı. Aslında bu iki oyuncu arasındaki bu rekabet, hem Nilay, hem Nihal, hem de TOKİ için sorunlar yarattı.
Sonunda Nihal, Gaziantep Şahinbey Belediyesi’ne gitti, Nilay
kaldı. Ve iki oyuncu da geçen yıla oranla, takımlarını bu sezon çok daha iyi
oynatıyorlar.
Hadi Nilay
bu rekabete alışık dedik. Peki ya 15 yaşındaki Naz, bu stresi nasıl kaldıracak?
Bence bu takas, yukarıda da yazdığım gibi bu iki oyuncu için de iyi olmayacak. Hâlbuki
Nilay, yerine Nisa alınsaydı, Naz için çok daha iyi
olacaktı. Arkasında çok tecrübeli bir pasör bulunan bu genç oyuncu, Bahar’ dan sonra, Nisa’ dan da çok şey öğrenecek, ayrıca omuzlarına
yüklenen Eczacıbaşı gibi bir takımın yükünü sıkıştığı anlarda tecrübeli Nisa
ile paylaştığını bildiği için daha rahat oynayacaktı. Bunun örneğini de Nilay, bize şu ana kadar Emlak da oynadığı güzel maçlarıyla
çok iyi gösterdi. Yani Nilay, bunu çok iyi yaşadı.
“Bu takastan kimler ne
kazanacak?” sorusunun yanıtına gelince; Bence
Bahar ve iki kulüp kazanacak. Bahar çok iyi bir kadrosu olan Emlak da
oynamaktan mutlu olacak. Ankara ekibi de zirve yarışında kendini daha güvenli hissedecek.
Eczacıbaşı ve Motta ise, tek pasörle
oynama sıkıntısından kurtulacağı gibi, Naz- Nilay
yarışmasından yararlanmaya çalışacak. Ancak tüm bunlara karşın iki genç ve
yetenekli pasör de kaybedecek. Çünkü artık ikisi de
devamlı oynayamayacak ve biri mutlaka yedek bekleyecek. Bu arada Motta’nın da “Naz’ı hazırlamak için, Bahar dan
vazgeçti” söylemlerinin de doğruluğu
tartışma yaratacak.
“Alan razı, satan razı sana ne?” Diyenlere cevabım tabii ki yok. Ancak gerek Naz’ın, gerekse Nilay’ın bu takastan benim gibi, hiç de mutlu
olmayacaklarına eminim.
Öte yandan bu takas konusuyla
ilgili düşüncelerimi yazarken, takımların yönetici ve antrenörleri
için, oyuncuların pek öneminin olmadığının bir kez daha ortaya çıktığını
vurgulamak istedim. Hepsi bu.
GÜNEŞ ÜZDÜ
Şampiyonlar Ligi’ndeki diğer
temsilcimiz Güneş Sigorta ise, Polonya’nın Calisia
takımına yenilerek hepimizi üzdü. Her yönü ile çok önemli olduğunu söyleyip
durduğumuz maç oyuncularımızı çok germiş olacak ki, özellikle ilk iki set
gerçek oyunlarını bir türlü ortaya koyamadılar. Aslında ekibimiz bana göre
rakibinden daha iyi bir kadroya ve daha iyi oyunculara sahipti. Eğer fazla
stres yapmadan mücadele edebilseydik biz bu takımı yenerdik. Zaten biraz
dengeli oynadığımız, hataları azalttığımız 3. ve 4. setler de bunun en güzel
kanıtıydı.
Peki neleri yapamadık? Öncelikle Calisialı
oyuncuların çok yüklendikleri servisleri karşılamakta çok zorlandık. Bunun
sonucunda da iyi hücum yapamadık. Bu arada birçok maçta kötü manşetleri iyi
pasa dönüştürme becerisini gösteren İryna, bu kez
istediğimizi yapamadı. Ya fileye yakın top attı, ya da topun yüksekliği azdı.
Ayrıca pas tercihlerinde de iyi değildi. Böyle olunca da en büyük gücü “Hücum” olan Güneş Sigorta’nın silahları tutukluk yaptı. Ayrıca Polonya
ekibinin etkili servislerine biz, ayni şekilde cevap veremedik. Çabuk oynayan
takımlara karşı en büyük silah bilindiği gibi servistir. Ya uzun atarak, topun
fileye gelişini geciktirir ve arkadaşlarına blokta, defansta
yerleşme şansı verirsin, ya da fileye yakın (
Bu arada taktik olarak genelde
oyuncularımız önden manşet almak için açılan smaçörlere
servis attılar. Düşünce doğruydu, ama topu, bu kadar yumuşak, üstelikte tam
kucaklarına (Oyuncuların sağını- solunu, ya da
önünü- arkasını hedefleyemedik) atarsan, bunun doğal olarak bir
anlamı olmaz. Zaten olmadı da. Bir de ben Güneşli oyuncuların bu kadar basit
hata yaptıkları bir Avrupa maçı görmedim. Öyle ilginç hatalar vardı ki
şaşırmamak elde değildi. İşte tüm bu olumsuzluklara karşın yine de 3-2 oynadık. Hele bir 5. set ve maç bitişi vardı ki içimi
acıttı. Evet, takımımız iyi oynamadı, hatalar yaptı ama karşılaşma hakemin bir
yanlış düdüğü ile bitmemeliydi. Sayılar 14-14 olsaydı,
büyük bir olasılıkla kazanacaktır. Çünkü 9-13 den
gelmiştik. Gerçekten yazık oldu, hem de çok yazık. Ancak ben bu maçın bu
şekilde oynanmasının ve hakem hatasıyla bitişin bundan sonra ki karşılaşmalar
için oyuncularımızı hırslandıracağını düşünüyorum. Eğer takımımız normal
oyununu oynarsa, Calisia’yı Polonya da yenebilir. Bu
da asla sürpriz olmaz. Daha 6 maç var. Bunların sonuçları da
açık. Yani yolumuz daha uzun. Güç dengeleri yakın takımların mücadele
ettiği bu grupta her maç farklı olur. Sadece, Bakü de
Azerrail’i yenerek elde ettiğimiz avantajı kaçırdık.
Hepsi bu.
Maçın kısaca setlerine de
değineyim:
Calisia’nın servisleri 2-2 den sonra manşetimi bozunca
sayılar önce 3-6, 5-8, sonra da 6-10 oldu. Dos Santos’un servisleri farkı kapatmamızı sağladı: 9-10. Polonya takımı tekrar sıçradı: 11-14. Buna biz de
cevap verdik. Deniz’in servisleri ve hücumlardan gelen üst üste 5 sayı ile
ikinci teknik molaya 16-14 girdik. Moladan sonra Deniz
servisi attı, manşeti içeri kaçırdılar. Alsak atak yapsak 17-14
olacaktı. Ama iki oyuncumuz aralarına düşen bu avantaj topu seyretti: 16-15. Ardından Gözde’nin plasesi dışarıda: 16-16. 17-17 de
iki sayı bulduk ve 19-17 öne geçtik. Ancak peş peşe 3 sayı verdik: 19-20. Sonra 22-23’e kadar bir sayı geriden geldik servisi
kullandılar, Deniz’in vurduğu top bloktan döndü, ama tüm oyuncularımız bu arada
Necla da
İkinci sete daha iyi ve az hatalı
başladık. Bunun semeresini de gördük: 8-6, 10-7, 12-8,
13-10, 16-12, 98-15, 20-16. sonra ilk sette ki manşet ve hücum sorunu yine
ortaya çıktı ve fark 1 sayıya indi: 20-19. Topu öldürdük: 21-19. Bir sayı da Calisia dan 21-20. Neslihan ile 22-20 oldu. Servise
Neslihan geldi. Buzayev Neslihan’ı çıkardı, yerine
Ebru’yu aldı . Oyuna yeni giren Ebru risk almadı ve
yumuşak bir servis attı. Polonyalı oyuncular çabuk atakla sayıyıyı
buldular: 22-21 (Şimdi buradaki
değişikliği tartışmak gerekir. Buzayev, oyunun
başından beri bir türlü iyi servis atamayan ve kaçıran Neslihan’ı değiştirmesi
normal karşılanabilir. Ama yerine giren Ebru’ya bu kadar yumuşak servis
attırıp, rakibin kolay sayı bulmasına yol açıyorsa, o zaman Neslihan riskine
neden girmediği de, ya da Ebru’ya neden güçlü servis attırmadığı da sanırım sorulabilir). Arkasından iki sayı daha verdik: 22-23. servisi kaçırdılar: 23-23. Bu kez Dos
Santos da servisi dışarı attı: 23-24. Bir hata daha
yapınca, genelde hep önde götürdüğümüz seti de 23-25 kaybettik.
3. ve 4. setler de artık hataları
azaltan ve rakibin üstüne özellikle Aysun’un
servisleriyle çöken bir Güneş Sigorta vardı. Böylece 25-17
ve 25-18 ile skoru 2-2’ye taşıdık.
Sonra kader seti geldi. Bakü’deki ilk maçını 3-2, Haldun Alagaş daki ikinci karşılaşmasını
da 0-2 den yine 3-2 almayı başaran takımımızın, tarihi bir kez daha tekerrür
ettirip bu karşılaşmayı da 3-2 ile geçeceğine inancımız iyice büyüdü. Ne var ki
hatalar yine yakamıza yapıştı: 0-2, 3-5, 5-8, 6-10,
topu öldürdük. 7-10. Bu arada Buzayev
daha önce Neslihan’a yaptığını bu kez Dos Santos’a yaptı. Serviste bu oyuncuyu çıkarıp yerine Ebru’yu
aldı. Ebru’nun servisi yine çok yumuşak ama bu kez ataklarını blokla kestik: 8-10. Ebru’nun ikinci yumuşak servisi, bu kez dışarı
vurdular: 9-10. Umutların arttığı bu anda, çekirge misali 3. kez attığımız
kolay serviste sıçrayamadık: 9-11. Ardından iki sayı daha kaptırdık: 9-13. “Çıkmayan candan umut kesilmez” misali, herkes gibi bende Neslihan’ın sayısıyla şöyle bir yerimden
kırdandım: 10-13. Servisi attık, öldüremediler. Top gitti- geldi derken
Neslihan dan bir sayı daha: 11-13. İryna’nın
ikinci servisi ve Gözde den tam zamanında bir blok: 12-13. İryna
dan 3. servis, hücumu yaptılar, bloktan sektirdik ama top kötü yere gitti:
12-14. Servisi attılar, öldüremedik, O’nlar vurdu çıkardık ve Deniz 2’den
sayıyı getirdi: 13-14. Sayıyı takımına kazandıran Deniz’in servisi güzel, hücum
yaptılar ama karşılarında bloğumuz var. Top bloğumuzdan hiç kimsenin olmadığı
arka alana yöneldi, herkes nefesini tuttu. Ve top çizginin içine düştü. Çizgi
hakemi içeride gösterdi. Oyuncularımız ve tüm salondakiler sevinirken,
Polonyalılar üzgün ve şaşkın birbirlerine bakmaya başladılar. Ancak
karşılaşmanın baş hakemi Çek Karin Zahorkova’nın
topun dışarıda olduğunu gösteren işaretini verip, ardından düdüğünü çalarak
seti de, maçı da bitirdiğini ilan etmesiyle, sevinç ve üzüntü yer değiştirdi (Bu hakemi belki hatırlayanlarınız olacaktır.
2003 Avrupa Şampiyonası’nda Ulusal Takımımızın, Almanya ile oynadığı maçta da
görev yapan ve aleyhimize çaldığı düdüklerle büyük tepkimizi çekmişti). İtirazlar sonucu değiştirmedi ve
kazanmayı çok istediğimiz mücadeleden yenik ayrıldık. Bu arada bu karşılaşmayı
televizyonda ben yorumluyordum. Son sayıyı defalarca monitörden izledim. Top
kesinlikle içerideydi. Daha sonra TRT 3 bu karşılaşmayı banttan yayınladı ve bu
son anı çok net olarak hepimize bir kez daha yansıttı. Neticede iyi
oynamadığımız ama yine de son anda ki hakem hatasıyla kaybettiğimiz bu maç,
çeyrek final yolunda şimdilik ayağımıza taş koymuş oldu.
HAFTA SONU MAÇLARI
Cumartesi günü İstanbul da sadece
İst. B. Belediyesi- TKİ Gelispor karşılaşması vardı.
Beklenildiği gibi 3-0 bitti. Ama özellikle Ankara ve Hatay da çok önemli 3 maç
oynandı.
Selim Sırrı da günün ilk
mücadelesinde Beşiktaş, Çankaya Belediyesi’ni 3-2
yenerek ilk 5 için şansını iyice artırdı. Daha sonra zirve yarışının iddialı
iki takımı Halkbank ile Fenerbahçe kozlarını
paylaştı. Zevkli ve seyirciyi mutlu eden bu müsabakadan 3-2
galip ayrılmayı başaran ev sahibi oldu. Ne var ki bu müsabaka da seyircinin
çıkardığı olaylar voleybola yakışmadı. Bu konuda taraflar kadar diğer
kulüplerde çok dikkatli olmak zorundalar.
Hatay da ise, ilk 5 içinde yer
bulabilmenin uğraşını veren Polis Gücü ile Tokat Belediyesi Plevnespor
karşılaştı. Heyecanı yüksek 5 setlik bu güzel maçı son seti 20-22
almayı başaran Tokat 3-2 kazandı.
BEŞİKTAŞ- KARŞIYAKA
Pazar günü oynanan karşılaşmalarda
heyecan yönünden Cumartesi’yi aratmadı. 7 maçtan ikisi, 3-2,
3’ü 3-1 ve diğer ikisi de 3-0 bitti.
Burhan Felek de Galatasaray, İst.
Emlak Bankası’nı 3-0 ile geçti.
Akatlar da Beşiktaş, Karşıyaka’ya bir set kaptırdı. Aslında Beşiktaş kaptırdı
dan çok, İzmir takımı seti aldı demek daha doğru olur.
B Grubu’nun yenilgisiz takımı Siyah- Beyazlılar ilk seti çok kolay 25-15 aldılar.
İkinci sette direnmeye başlayan
Karşıyaka, Elena’nın arkadaşlarını iyi yönlendirmesi,
Deniz’in, özellikle de Barun’un hücumda ki
başarısıyla 23-25 ile skora 1-1’lik dengeyi getirdi.
Bu giden set Beşiktaş’ın tekrar
toparlanması sağladı. Oyunun kontrolünü eline alan Siyah- Beyazlılar, Arzu’nun
pasları, Shapovta ile Rykova’nın
atakları ve Eda’nın bloklarıyla sonuca gittiler. Setleri 25-16,
25-19 alarak maçtan 3-1 galip ayrıldılar.
Ankara da Fenerbahçe, 2-0 geri düştüğü mücadelede, İller Bankası’ndan, Eczacıbaşı
da Diyarbakır da Dicle Üniversitesinden son anda 3-2 ile sıyrıldılar.
Diğer karşılaşmalarda ise, Şişli,
Başkent de Gazi Üniversitesi’ni, Telekom da İstanbul da Yeşilyurt’u 3-1 yendi. Güneş Sigorta da, Yalova deplasmanından 3-0 ile 3 puan aldı.
UĞUR’ DAN, İLLER- FENER MAÇI YORUMU
Bu hafta sonu son anda karar verip Gazi Üni.
And. Iht. - Şişli ve İller Bankası - Fenerbahçe maçlarını
izlemeye gittim. Ilk maça biraz geç geldiğim için fazla yorum yapamayacağım.2.
setin ortasında geldim. O zamandan sonra da Sisli özellikle bloktaki etkili
oyunuyla And. Iht. a karsı büyük üstünlük kurdu.3. setin 2. teknik molasına
kadar da Şişli’nin olumlu oyunu devam etti. Skor 16-6 Sisli lehine idi ama
ondan sonra ne olduysa birden Sisli oyundan duştu ve skor 20-16 ya kadar geldi.Ama Sisli tekrar toparlandı ve hem 3. seti hem de maçı
kazandı.Bu grup gerçekten her duruma acık görünüyor.Özellikle Fenerbahçe,Galatasaray,Sisli,Karşıyaka
ve İller Bankası arasındaki mücadele çok hoş geçiyor.Bu 5 takımdan 3 tanesi 5. sırayı
alacak ve diğer 2 takıma gerçekten yazık olacak.Sanırım bundan sonra izlenmesi
gereken maçlar bu beşlinin kendi arasında yapacağı maçlar :)
İller Bankası - Fenerbahçe maçını baştan sona izleme sansım oldu.Ufak ayrıntılarla
kısaca anlatıp geçeceğim.Öncelikle maça gelen taraftarların salonun yarısını
doldurdu.Su zamanda fena sayılmaz.Her zamanki gibi 3 büyüklerin maçı olunca
file arkasında yine o bildik sahneler yasandı.Fenerbahçe taraftarları koltukların
üzerinde zıplıyorlardı.Maç başlamadan önce fark ettiğim o bölgede 1-2 kırık sandalye vardı.Maç esnasında yenileri eklenmiş
olabilir diye düşünüyorum.Yeşim Abla’nın taraftar konusunda dediklerine katılıyorum.Sırtını
sahaya donup ses kirliliği yaratan ve salon eşyalarına zarar veren kişiler
taraftar olamaz.
Maça gelince, İller Bankası maça gerçekten çok istekli başladı. Setin basında
hemen üstünlüğü ele aldı ve bunu da setin sonuna taşımayı basardı. Ancak setin
sonunda fark biraz kapandı. Buna rağmen İller bu seti 25-22
kazanmayı basardı. Bu sette göze batan en önemli olay ise İller Bankası’nın yapmış
olduğu 9 adet bloktu. Fenerbahce gerçekten bloğu geçmekte zorlandı. Bu sette Seda’yı
nerdeyse hiç kullanamadı Fenerbahçe, böyle olunca da hucumda çok vasat bir görüntü
çizdiler.
İkinci sette de İller Bankası güzel oyununu devam ettirdi. Gizem
takimini gerçekten iyi yönetti bu sette. İller Bankası hucumda topu iyi dağıttı
ve blokta da basarîli oyununa devam etti. Fenerbahçe ise Seda’yı yavaş yavaş oyuna sokmaya başladı. Bilindik hücum hatalarını
yapsa da Seda oyuna yavaş yavaş adapte oldu bu sette.
Sonuçta İller Bankası seti 25-16 aldı ve çok büyük bir
avantaj yakaladı.
Üçüncü sette de İller
Bankası’nın oyunu kontrol edeceğini beklerken Fenerbahçe bir anda sete 5-1 önde girdi. Bu setle birlikte roller tamamen değişti.
İller Bankası blokta zayıfladı ve tersine Fenerbahçe blok yapmayı hatırladı.
İyi oynayan Gizem bocalamaya baslarken maça kotu başlayan Özge toparlanmaya başladı.
Seda’nın da hücuma iyice katılmasıyla bu sette herşey
Fenerbahçe’nin istediği gibi gitti. İller Bankası’nda Tihana'nin
hucumda çok etkili olamaması, Angelova’nin ilk setten sonra resmen yok olması,
Guldeniz’in de Fenerbahçe tarafından etkisiz hale getirilmesiyle İller Bankası
orta oyuncusu Nadezda'ya kaldı. Öyle olunca da Fenerbahçe
büyük farkla önde girdiği seti 25-18 önde bitirmeyi basardı.
Dördüncü set de 3. setle yaniydi diyebiliriz. Fenerbahçe bu sete 9-1 önde girdi. Bu büyük avantajını da sürdürmeyi basardı.
Bir ara 20-15 e geldi skor ama Fenerbahçe farkın daha
fazla kapanmasına izin vermedi ve seti 25-19 kazandı. İller Bankası Fenerbahçe’nin
canlı bloğu ve savunması karsısında skor üretmekte zorlandı. Smaçörlerinden
verim alamayan İller Bankası’nda ayakta kalan tek isim Nadezda
oldu. Özellikle blokta inanılmaz bir performans gösterdi. Ancak özellikle 4. ve
son sette Gizem'den çok kotu paslar alınca o da hücumdan duştu ve İller Bankası’nın
hücumu taşıyacak oyuncusu kalmadı nerdeyse.
Son sete de Fenerbahçe
3-0 önde başladı. İller Bankası yine top öldürmekte zorlandı.
Fenerbahçe’de ise Seda bu seti adeta tek basına oynadı. Diğer oyuncuların da
biraz eslik etmesiyle Fenerbahçe bu seti de 15-9 kazandı
ve 2-0 geriye düştüğü bir maçtan altın gibi 2 puan çıkardı.
Maçta zor şartlar altında
biraz hücum istatistiği tuttum :) İşinizi görür sanırım
:) Bu kadarıyla idare edin :) İstatistiklerde göreceğiniz en önemli şey bence Nadezda'nin 10 bloğu olacak. Ayrıca İstatistiklerde yazmıyor
ama 15 sayıda biten tie-break setinde Seda’nın 7 sayısı
var :)
Teşekkürler Uğur Şahin bu güzel bilgiyi
verdiğin için.
ALİ OSMAN TATLISU İŞ
BAŞINDA
Voleybola gerek sporcu, gerekse antrenör olarak yıllarca emek veren Nuray- Ali Osman Tatlısu Ailesi yine ortaya çıktı. İstanbul dan sonra Antalya ya yerleşen voleybol tutkunu Tatlısular bilindiği burada da voleybolu yaymak için çok
çaba harcadılar. Bu arada Manavgat’ı 1. Lige çıkaran ama sonra geri çekilen Ali
Osman dan birkaç gün önce bir mail aldım.
Mailinde “Uzun uğraşlardan sonra Antalya
Belediyesi’ni ikna ettim ve bir voleybol takımı kurduk. Antalya DSİ den
öğrencilerim olan oyuncuları transfer ederek iyi bir ekip oluşturduk. Bu sezon
3. ligde mücadele edeceğiz ve büyük bir olasılıkla da ikinci lige yükseleceğiz.
Sonra da hedefimiz, 1. Lige çıkmak olacak. Bu arada gelecek sezon bir de bayan
takımı kuracağız. Eğer Antalya da oynamak isteyen, oyuncular varsa benim ile
irtibat kurabilirler.”
Görüyorsunuz değil mi, voleybol
tutkusu işte böyle bir şey. Nereye giderseniz gidin, tüm engellere,
başarılarınızı kıskanıp yolunuza taş koyanlar olsa da, sonunda yine voleybolu
yaymak, gençlere spor yapma olanağı yaratmak, takımlar kurmak ve hedefler koymak en büyük
amacınız oluyor. İşte onlardan biri de Tatlısu
Ailesi.
Ali Osman, çabalarını yine keyifle
okudum ve küskünlüğü bırakıp yine voleybola dönmene sevindim. Sonuna kadar
arkandayım. Ne türlü destek istersen iste, senin yanındayım. Ama yılmak ve pes
etmemek koşuluyla…
Bu arada Ali Osman dan söz açılmışken, Onunla yıllarca İstanbul
Üniversitesi’nde birlikte antrenörlük yapan ve şu anda da Çanakkale
Belediyesi’nin 2. Ligde başarılı olması için uğraş veren Şaban Çıbık’a da destek olmaya çalışacağım.
VOLEYBOL VAKFI
Geçtiğimiz hafta Voleybol Vakfı’nda
görevlerine son verilenlere neden 1 aydır tazminatları ödenmedi diye sormuştum.
Şimdi ise, Siyami Akay
dışında kalanlara ödendiğini duydum. Bu konuda ki hassasiyetleri için teşekkür
ediyorum. Ancak Siyami Akay’a
neden ödenmediği konusunda da bir açıklama yaparlarsa sevinirim. Çünkü “Ancak mahkemeye başvurup, mahkeme
de O’nun lehine karar verirse tazminatını alabilir” deniyormuş. Doğrusu nedir?
BİR NOT:
Sevgili İzem, sıkıntılarını çok iyi
biliyor ve anlıyorum. Ama şunu unutma ki, voleybol ateşi içine düşmüş herkes,
sonunda bir yerde onunla buluşur. Sadece işin peşini
bırakmamak şartıyla. Seninle bu konuları daha çok konuşacağız.
Gelecek hafta tekrar buluşmak
dileğiyle, sevgiyle kalın, hoş çakalın.
A
L
E V A
N A K
Ö K