GÜNEŞ SİGORTA ÜZDÜ

 

Geçtiğimiz hafta Güneş Sigorta’nın davetlisi olarak gazeteci arkadaşlarım ile birlikte Las Palmas’a gittik. Uzun ve yorucu bir yolculuk, ardından kaybedilen maçın yarattığı sıkıntıya karşın ben yine de güzel bir seyahat olduğunu düşünüyorum. Afrika’ya yakın olan Kanarya Adaları’nın bu önemli tatil yöresine gitme fırsatı bir daha kolay kolay insanın eline geçmez Bu nedenle Emekliler Cenneti sayılan bu yeri görmemizi sağlayan Güneş Sigorta’ya teşekkür ederim. Gündüzleri 30 dereceyi bulan sıcaklık ve Ocak ayında denize giren yüzlerce kişiyi izlemek tabii ki insanı şaşırtıyor. Bu arada bir rastlantı sonucu her yıl düzenledikleri festivale de denk geldik. Hele okulların samba yarışmasının renkli görüntüleri ve müzik, oradaki günlerimizi daha da güzelleştirdi.

Evet, bu keyifli günler içindeki olumsuzluk ise, takımımızın yenilmesi ve Çeyrek Finali kaçırmasıydı. Eğer Güneş Sigortalı oyuncular hep birlikte kötü bir günlerinde olmasalar Hotel Cantur’u yenip yollarına devam ederlerdi. Çünkü rakip daha önceden de izlediğiniz gibi sıkı bir takım görüntüsü vermiyordu. Ama Güneş de, Güneş gibi değildi. Bir türlü bitmeyen hatalar ve istikrarsızlık sonunda bizlere pahalıya patladı. Oysa iyi oynamayı bırakın biraz kıpırdandığımızda bile rakibimiz ile didişir hale geliyorduk. Takım halinde kötü oynadığımız bir karşılaşmada bile ilk iki set 25–27, 23–25 gitti. Hele ilk seti 24–25 öne geçmemize karşın kaybetmek, ikinci sete 7–1 başlayıp 13–8 gibi yakalanan bir avantajı koruyamamak hepimizi kahretti.

 

Güzel bir salonda az bir seyircinin izlediği, yani seyirci baskısının olmadığı maça ev sahibi iyi başladı: 3-6. İlk teknik molaya 4-8 girildi. Sonra 7-12 oldu. Bu sayıya kadar dağınık bir görüntü veren takımımız toparlanmaya başladı. Servisler düzeldi, hücumlardan sayılar çıktı ve bunun sonucunda da 15-15 de rakibi yakaladık. Neslihan’ın aldığı topları sayılara dönüştürmesiyle de başa baş bir mücadele başladı. 22-22’ye kadar gelindi. Sonra Hotel Cantur 22-24 öne geçti. Samsonova 2’den öldürdü: 23-24. Samsonova’nın servisini çıkardılar, Vahen 4’den vurdu, Aysun’un bloğundan sekti, hücuma dönüştürdük ve Mayboroda 4’den sayıyı getirdi: 24-24. Samsonova’nın ikinci servisini oyunda tuttular, 4’den Vahen vurdu, Necla’nın defansı topun oyunda kalmasını sağladı, Neslihan 2’den vurdu, bu kez onların defansı çıkardı ama top tekrar bize geldi ve fırsatı kaçırmadık: 25-24. Samsonova’nın 3. servisi yine etkili ama atağa dönüştürdüler, defansımız yine başarılı ancak Mayboroda bu avantajı sayıya dönüştüremedi, onların hücumunu çıkardık, yine Mayboroda öldüremedi, Hotel Cantur’un atağı, defansımız yine başarılı, bu kez Elif pası ortadaki Aysun’a attı ama bu pasın ne yeri, ne de yüksekliği beklenildiği gibi değildi, Aysun bileğiyle kapatmaya çalıştı ancak başarılı olamadı ve top yandan dışarı gitti: 25-25. 3 kez set sayısı için hücum yapmamıza karşın bu büyük avantaj da böylece gitmiş oldu. Bu arada acaba Elif, bu setin ortalarından itibaren aldığı topların çoğunu sayıya dönüştüren 2’de ki Neslihan’ı niye düşünmedi diye birbirimize sorarken, rakip servisi kullandı, Samsonova ve Necla topa birlikte hamle yaptılar, bunun yarattığı tereddüt yüzünden top yan yana olan bu iki oyuncuya da, kısa aralıklarla çarptı ve yükseldi, Mayboroda içeriye atılması gereken bu topu pas olarak 2’de ki Neslihan’a gönderdi ve tabii ki 4 pas. Bu büyük hata ile sayılar 25-26 oldu. Servisi oyunda tuttuk, Neslihan’ın atağı ölmedi, çıkan topa vuran Vahen seti bitirdi: 25-27.

 

Elimizden kaçan fırsatın hırsıyla ikinci sete fırtına gibi girdik. Servisler, bloklar, defanstan çıkan topların sayıya dönüşmesiyle bir anda 7-1 öne geçtik. İlk teknik molayı 8-4 geçtik. Sonra da 13-8 yaptık. Ne var ki bu arada ekibimiz ikili hücum turundaydı (Elif 2, Tatyana 3, Samsonova 4). Las Palmas takımı servisleri 4’ den manşet için açılan Samsonova’ya atmaya başladı. Ukraynalı oyuncu manşet hatası yapmadı ama topu alıp hücuma gelmesi geciktiği için sıkıştık. Aslında bunda Elif’in pasları, manşet alan ve hücuma zor gelen Samsonova’ya ısrarla atmasının da etkisi büyüktü. Böyle olunca da öldüremediğimiz topları defanstan kolay hücuma dönüştüren Canturlu oyuncular, blok için ortada kalan Elif’in bulunduğu bölgeden yaptıkları ataklarla arayı kapattılar: 13-12. Molaya girdik. Bu işe yaradı ve Vahen servisi kaçırdı: 14-12. Böylece bu kriz pozisyonu aştık. İkinci teknik molaya 16-14 önde girdik. Ancak devam etmedi. Bir anlık durgunluk ve giden 4 sayı ile 16-18 geriye düştük. Toparlandık: 18-18. 20-20 kadar başa baş geldik. Rakibimiz aldığı 3 sayı ile durumu 20-23 yaptı. Bu ana kadar sahaya pek görünmeyen Tatyana çıktı, yerine Ebru girdi. O’nun bloğu: 21-23. Topu öldürdüler: 21-24. Cevap verdik: 22-24. Ebru’nun servisi, Necla’nın defansı ve Neslihan’ın hücumu: 23-24. Ebru’nun ikinci servisini oyunda tuttular, yapılan hücumu Ebru çıkardı,

 

(Ebru oynadığı kısa zaman dilimi içinde başarılı oldu, en azından Tatyana’dan daha faydalıydı

– Ebru: 4 servis attı, hata yok, 2 manşet aldı, 1 hata, yüzdesi 50. Exc: % 50. 1 blok. Tatyana: 14 servis, 1 hata, sayı yok. 4 manşet hata yok, yüzdesi 75. Exc:  % 50. 4 hücum 1 sayı, yüzdesi 25, 2 metrelik bu oyuncu da 3 sette blok yine yok.-

Ama 3. sete Buzayev yine vatandaşı ile başladı. Umarım artık Şampiyonlar Ligi hedefi de kalmadığına göre Ebru ve Gözde ye daha çok oynama şansı verir)

 

Elif 2’de ki Neslihan’a attı O’nun atağı dışarı gitti: 23-25.

2-0 dan sonra yapacak bir şey kalmadı. Hotel Cantur üst üste yaptığımız hataları iyi değerlendirdi ve seti 20-25 (6-4, 8-5, 11-6, 16-8, 20-13, 23-18)  maçı da 0-3 kazandı.

 

Böylece maçı kaybeden Güneş Sigorta grup maçlarını 5. sırada tamamlarken, Hotel Cantur çeyrek Finale yükseldi.

Gerçi “Takımımız kazanıp üçüncü olsaydı, diğer grubun birincisi İtalyan Novara ile eşleşecekti ve yoluna devam etme şansı olmayacaktı” diyeceksiniz ama, olsun, en azından çeyrek Finale çıkıp şansımızı deneyecektik. Olmadı.

 

BEŞİKTAŞ ÇEYREK FİNALDE

 

Bizler Las Palmas da iken, Beşiktaş Tenerife’ye 3-2 yenilmesine karşın Çeyrek Finale yükseldi. Aslında hiç birimiz böyle bir sonucu beklemiyorduk. Gerçi İspanyol ekibi Tenerife 4’lü Finali almamış olsaydı bu şansı yakalayamayacaktık ama nasıl olursa olsun sonunda takımımız çeyrek Finale yükseldi. Önemli olan bu.

 

VE LİGLER

 

Bu Las Palmas daki tembellik günlerinden sonra kendimizi yine liglerimizin içinde bulduk.

Çarşamba günü öğleden sonra İstanbul’a gelebildiğimiz için o günkü maçları kaçırdık. Özellikle Arçelik-Arkas Saint Joseph karşılaşmasının çok güzel olduğunu sonradan arkadaşlarımızdan duydum. Gerçekten ilginç bir skor. Bir hafta önce Muğla da TKİ Gelispor’a 3-0 gibi kolay teslim olan Arçelik’in zirve adaylarından Arkas’ı set vermeden yenmesi tabii ki çok kişi gibi beni de şaşırttı. Ama lig işte böyle sürprizlerle daha da güzel oluyor.

Bu arada ayni gün Ankara da son haftaların başarılı takımı Polis Akademisi’nin de Çankaya Belediyesi’nden son anda sıyrılabilmesi de ilginçti.  

 

BEŞİKTAŞ - FENERBAHÇE

 

Cumartesi günü Akatlar da iki ezeli rakibin mücadelesi izledim. Favori Siyah-Beyazlı takımdı ve karşılaşmayı da ikinci set dışında sıkışmadan 3-0 kazandı.

Maç için söylenecek fazla bir şey yok. Göze batan tek olay, Beşiktaş’ın yeni yabancısı Hırvat İlona’ydı. Henüz alışma devresindeki bu oyuncunun Siyah-Beyazlı ekibe faydalı olacağını düşünüyorum. Fiziği iyi, tekniği iyi. Manşet alıyor, defans yapıyor, hücumları etkili, sert olmasa da istikrarlı smaç servis atıyor. Top oyunda fazla kalmadığı için bloğunu göremedim, onun için bir yorum yapamıyorum. Bence tek sorunu biraz ağır. 4’den manşet için açıldığında hele topla buluşursa, hücuma yavaş geliyor. Bu da blok geçmekte sıkıntı yaratabilir. Bunlar tabii ki ilk izlenimler. Birkaç maç sonra daha kolay bir yorum yapabileceğiz.

 

ECZACIBAŞI – TÜRK TELEKOM

 

Günün en ilginç karşılaşması hiç şüphesiz ki Eczacıbaşı-Türk Telekom mücadelesiydi. Beşiktaş-Fenerbahçe maçıyla çakıştığı için 5 setlik bu çekişmeyi izleyemedik. Güzel bir karşılaşma olmuş. Eczacıbaşı sonunda bir puan bırakarak rakibinden sıyrılmayı başarmış. Ancak Esra’yı kaybetmiş. Eski sakatlığı tekrarlayan Esra’yı hemen Mustafa Karahan’a götürmüşler. İlk muayenede fazla bir sorun yok gibi görünse de kesin teşhis MR dan sonra belli olacakmış. Umarım iyi çıkar ve Esra sahalara çabuk döner. Geçmiş olsun Esra.

Bu arada Telekom ile antrenör Muhammet Görken’in yolları ayrılmış. Sebep ne olursa olsun ben sezon ortasında teknik adam değişikliğine her zaman karşıyım. Bu nedenle üzüldüm.

 

GALATASARAY- TOKAT BELEDİYE

 

Pazar günü Burhan Felek de günün ilk maçında Galatasaray ile Tokat Belediye Plevne Spor kozlarını paylaştı. Çok zevkli bir karşılaşma olacağını düşünüyordum ancak beklediğimi bulamadım. 5 setlik bir maç olmasına rağmen iki takımda iyi oynamadı. Oyuncular çok hata yaptılar. Bu arada Sarı-Kırmızılı ekip sakatlığı nedeniyle oynayamayan Bekir ve Fırat’ı aradı. (İkisine de geçmiş olsun) Bu iki oyuncu takımlarındaki yerlerini almış olsalardı sonuç değişir miydi? Bilemiyorum. Tokat seyircisi her zaman olduğu gibi yine takımlarını yalnız bırakmamıştı. Bu güzel bir görüntü yarattı. Sonunda ekipleri kazandığı için de tabii ki mutlu olarak salondan ayrıldılar.

 

İlk set 11-10 dan sonra daha etkili olan Galatasaray, Levent’in servislerinden ve bloklardan gelen sayılar ile arayı açtı: 16-10, 18-11, 20-15 ve seti de 25-18 kazandı.

 

İkinci sete iyi başlayan yine Sarı-Kırmızılılar oldu: 3-1, 8-4, 11-9. Ama hataları aza indiren Tokat, Samo’nun servisleriyle  12-14 öne geçmeyi başardı. İkinci teknik molaya da 13-16 önde girdi. Daha sonra 15-18 oldu. Bu kez ev sahibi toparlanarak 21-21 de eşitliği yakaladı. Tokat Belediye tekrar 2 sayılık bir avantaj elde etti: 21-23. Erkan’ın blok autuyla 22-23 oldu. Ardından Şevki’nin servisi yan çizgiye yakın düştü: 23-23. Engin’in ortadan atağıyla 23-24 Tokat yine öne geçti. Levent 4’den vurdu: 24-24. Buna Serdar cevap verdi: 24-25. Ali servisi attı, İbrahim’in ortadan atağı ölmedi ama Tokat da bu topu hücuma sokamadı, dönen topa Erkan vurdu, ölmedi, Tokat bir kez daha bu çıkan topu atağa dönüştüremedi, Ulaş, pası Levent’e attı, ancak bu oyuncu blokta kaldı: 24-26.

 

Üçüncü sete yine iyi başlayan Galatasaray oldu: 5-3, 8-5, 10-8, 14-12. Tokat rakibini yakaladı ve ikinci teknik molaya da 15-16 önde girdi. 17-17 de Tokat topu öldürdü: 17-18. Bu sırada Erkan rakibin ayağının geçtiğini işaret ederek hakeme itiraz etti. Çetin Acar’ın bu itiraza cevabı sarı kart oldu: 17-19. Ardından da Tokat’ın, bloğuyla sayı farkı 3’e çıktı ve sette koptu: 22-25.

 

Daha önceden olduğu gibi sete iyi başlayan bir kez daha Sarı-Kırmızılılar oldu: 4-1, 8-4, 9-6. Bu devam etmedi. 11-11 de yakalandılar ama tekrar öne geçmeyi başardılar: 13-11. 13-13 de yine sayılar eşitlendi. İkinci teknik molaya 16-15 girildi. Sonra 18-15, 21-17 oldu. Sette 25-19 geldi.

 

Kader setinde önce Galatasaray öne geçti: 4-2, 6-3. Bu devam etmedi ve üst üste kaybedilen 5 sayı ile Tokat saha değişimini 6-8 önde döndü. 12-12’ye kadar başa baş gelindi. Murat’ın 4’den blokta kalan atağıyla Tokat 12-13 öne geçti. Belediye servisi kullandı, top oyunda kaldı, Ulaş’ın kötü pasını Erkan dışarı vurdu: 12-14. Sarı-Kırmızılılar servisi oyunda tuttular, Ulaş 2. topu plaseledi, ölmedi ama hücumu da yapılamadı. Dönen topa Erkan vurdu: 13-14. Engin’in ortadan hücumundan gelen sayı ile Tokat seti 13-15, maçı da 2-3 kopardı.

 

FENER’E, SSK ŞOKU

 

Günün ikinci maçında Fenerbahçe karşısında adeta coşan SSK, mücadeleden 3-0 gibi kimsenin beklemediği net bir skorla galip ayrılmayı başardı.

Sarı-Lacivertliler de stres kırığı nedeniyle ayağı alçıya alınan ve yaklaşık 1,5 ay oynayamayacak olan pasör Camillo’nun yerine Uğur görev yaptı. Bu arada Darius da yedek pasör olarak çıktı. Fenerbahçe’nin Porello’nun yerine getirdiği yeni yabancı oyuncusu Brezilyalı Joelson ise, zaman zaman oyuna alındı.

Maçın genelinde Sarı-Lacivertliler iyi bir görüntü vermediler. Çok hata yaptılar. Özellikle servise karşı manşetlerde zorlandılar, hücumlarda az sayı üretirken, bloklarda da iyi bir görüntü çizemediler. SSK ise tüm karşılaşma boyunca istekliydi. Bunun semeresini de çok önemli bir galibiyet alarak gördüler. Aslında Ankara ekibi ilginç bir takım. 2 köşe smaçörü çok kalite değil ama canla başla oynuyorlar, İki orta oyuncusu Murat 1982 doğumlu, 2.00 metre, İbrahim 1986 doğumlu, 2.10, pasör çaprazı Fatih 1984 doğumlu, 2.08 boyunda, Libero Serkan 1984 doğumlu, oyuna girip çıkan Murat Karakaya ise, 1987 li. Yani genç ve tecrübesiz ama fizikleri iyi oyuncular. Bunun faydasını da iyi blok yaparak görüyorlar. Bu takımın asıl silahı ise, Finlandiyalı pasörleri Hanni. Kısa bir zaman önce takıma alınan bu oyuncuyu bir fırsatını bulursanız mutlaka izleyin. Şu anda tartışmasız ligin en iyi pasörlerinden biri diyebilirim. Takımını çok iyi yönetiyor. İyi manşet geldiğinde yatık toplarla smaçörleri genelde tekli blokta bırakıyor. Bu nedenle Fenerbahçe blokları çok aksadı. Bu da karşılaşmanın kaderini çizdi. SSK’ya büyük katkı sağlayan ve takımın oyun gücünü ikiye katlayan Finli pasör üstelik de 30 bin dolara gelmiş. Bu da gösteriyor ki yabancılarını iyi seçersen sonuçta kazanan sen oluyorsun.

 

Güzel bir ilk set oldu. İlk teknik molaya Sarı-Lacivertli takım 8-6 girdi. Ama Uğur’un önde olduğu turu (Uğur 2- Barış 3- Burak 4) 4’e açılan Barış’a servis atarak iyi değerlendiren Hanni, SSK’nın öne geçmesini sağladı: 8-10. Sonra 10-14 oldu. İkinci teknik molaya 14-16 girildi. Fenerbahçe toparlandı ve eşitliği yakaladı: 16-16. Santiago servisi kullandı, dışarı düşen bu servis için çizgi hakemi içeride gösterdi, baş hakem Hakan Alkan da bu karara uydu: 17-16.

Burada bir parantez açalım; Ancak bu hatalı karar için protokol tribününde oturan SSK’ bir yönetici büyük tepki gösterdi. Bağırdı, çağırdı. Protokol Tribünündeki bu davranışı tabii ki hoş olmadı. Aslında zaman zaman başka maçlarda da bu tür hareketlerle karşılaşıyoruz. Bunun iyi bir görüntü oluşturmadığını burada oturanlar artık anlamak zorundalar. Eğer takımlarını desteklemek istiyorlarsa gidip seyircinin arasında otursunlar. Özellikle hakemlere gösterdikleri tepkileri ve davranışları bu güzel spora yakışmıyor.

Devam edelim; başa baş mücadele son sayılara kadar sürdü. Brezilyalının öldürdüğü topla 23-23 oldu. Buna 6’dan yaptığı hücumla Alexander cevap verdi: 23-24. İbrahim’in servisi, Uğur manşetten gelen topu 4’deki Barış’a attı, vurulan topu defans çıkardı, Maxim’in 4 den atağı ölmedi, Barış’ın 4’den ikinci hücumu Murat’ın bloğunda kaldı: 23-25.

 

İkinci sette de karşılıklı sayılar vardı: 3-3, 6-6, 8-7, 10-10, 13-13, 14-16, 15-18, 20-22, 21-22. Santiago’nun kaçırdığı servisle SSK 21-23’lük avantaj yakaladı. Joelson’un 4’den öldürdü: 22-23. Ama sayı alan Brezilyalı servisi kaçırdı: 22-24. İbrahim’in servisi, oyunda kaldı, Barış Uğur’un pasını sayıya dönüştüremedi, SSK bu avantajı Maxim’in 4’den atağıyla kaçırmadı: 22-25.

 

Üçüncü sete Fenerbahçe iyi başladı: 5-1. İlk teknik molayı 8-4 geçti. Ancak bunu devam ettiremedi ve 8-8 de eşitlik geldi. 10-10 dan sonra Ankara ekibi arayı açmaya başladı: 10-13, 11-14, 11-16. Sarı-Lacivertlilerin farkı kapatma çabası sonucu değiştirmedi ve  SSK yakaladığı şansı iyi kullanarak seti 21-25 maçı da 0-3 kazandı.

 

Yeri gelmişken bir küçük cevap hakkımı kullanmak istiyorum. Hatırlayacağınız gibi Fenerbahçe’nin Dukla Liberec’e yenilerek elenmesini eleştirirken, bunun nedenleri arasında Arjantinli Porello’nun sakatlığının ileri sürülerek Yunanistan’a satılmasını da göstermiş ve bunun Sarı-Lacivertlilere pahalıya patladığını ve tarihi bir fırsatı, yani 4’lü final şansının 20-30 bin dolar için sokağa atıldığını yazmıştım.

Antrenör Abdullah Paşaoğlu Perşembe günü Fenerbahçe Televizyonu’ na konuk olarak bu eleştirilerime sert yanıtlar verirken şunları söyledi:

Basındaki bazı arkadaşlar yazdıkları yazılarda ve çıktıkları televizyon programlarında Porello’nun gönderilişini, O’nun yerine libero Nuri’nin oynatılmasını eleştiriyorlar. Ayrıca  Barış’ın da Liberoluk yaptıktan sonra tekrar smaçörlüğe dönmesini ve Nuri’nin libero olarak oynarken Arçelik de Dünya’nın sayılı antrenörlerinden biri olan Gajic tarafından da birkaç maç smaçör olarak oynatıldığını da unutuyorlar. Bu arada Porellonun niçin satıldığını, Fenerbahçe’nin 20-30 bin doları yok muydu? Diye soruyorlar. Şunu bilmeliler ki Fenerbahçe’nin parası çok. Ama sokağa atılacak parası yok.”

Bu söylediklerin adresi ben olduğuma göre müsaade ederseniz cevap hakkımı kullanayım ve böylece bu konuyu da kapatmış olalım.

 

Önce Barış ve Nuri den başlayalım:

Paşaoğlu’nun anlattığı bu iki olay sırasında ben Arçelik de görev yapıyordum. Onun için konuyu herkesten daha iyi biliyorum. Barış bir sezon libero oynadı. Daha sonra sezon bittikten sonra Ulusal Takıma gitti. Orada tekrar smaçör olarak uzun bir dönem çalıştı ve daha sonra da oynadı. Nuri ise, liberoluk yaptığı dönemde üst üste yaşanan sakatlıklar kısıtlı kadro da sorun yaratınca,  kaç maç olduğunu şimdi hatırlamıyorum, smaçör oynadı. Yabancılar iyileşince de yerine döndü. Paşaoğlu’nun hatırlamadığı şey, Orada, her hangi bir oyuncu başka takıma satılıp zor durumda kalınmadı. Ayrıca Arçelik, lig de  orta sıralarda mücadele eden bir takımdı. Yani bu değişiklik fazla bir şey ifade etmiyordu. Ama Fenerbahçe de Porello’nun sakat diye satılması (Bu arada Arjantinli oyuncuyu sakat sakat Yunan takımı Paok nasıl aldı? Ve gittiğinden bu yana da bu sakat oyuncu nasıl oynuyor? Açıkçası pek de anlamış değilim) yerine Nuri’nin oynamak zorunda kalması bir hatadır. Çünkü bu hareketle Sarı-Lacivertli takım, tarihinde ilk kez mücadele ettiği Avrupa Kupası’nda 4’lü Final şansını yitirmiştir.

Fenerbahçe’nin parasına gelince;  Sayın Paşaoğlu, sadece Sarı-Lacivertlilerin değil hiçbir kulübün sokağa atılacak parası yoktur. Ancak 20-30 bin dolar için Fenerbahçe den başka bir kulübün de 4’lü Final şansını sokağa attığını ne gördüm, ne de duydum. Siz böyle bir olayı biliyor musunuz? İşte benim söylemek isteğim ve yanıtını aradığım soru budur.

Ben yazıyorum, siz televizyonda cevap veriyorsunuz, ben yine yazarak size yanıt vermeye çalışıyorum. Tabii ki tartışma havada kalıyor. Umarım bir gün, bir kanalda bir araya gelir, bu konuyu masaya yatırır Sarı-Lacivertlilerin, neyi, nasıl kaybettiğini açıklığa kavuştururuz.

Bu arada bana mail ile sitemlerini ileten “Huzursen” dostum. Söylediklerinde haklılık payı var. Ancak Fenerbahçe Televizyonu’ nda bir maçta yorum yapıyorsanız, doğal olarak ağırlık Sarı-Lacivertli takım yönünde olur. Onun için bu konuda alınmanıza gerek yok. 

Yazımı hakem dostlarımızdan Miyase-Çetin Akbulut ve Arzu-Tayfun Şener’e baş sağlığı dileyerek noktalayayım.

Haftaya buluşmak üzere, hoşça kalın.

 

A   L   E   V      A   N   A   K   Ö   K