Geçtiğimiz hafta Güneş Sigorta’nın
davetlisi olarak gazeteci arkadaşlarım ile birlikte Las
Palmas’a gittik. Uzun ve yorucu bir yolculuk,
ardından kaybedilen maçın yarattığı sıkıntıya karşın ben yine de güzel bir
seyahat olduğunu düşünüyorum. Afrika’ya yakın olan Kanarya Adaları’nın bu
önemli tatil yöresine gitme fırsatı bir daha kolay kolay
insanın eline geçmez Bu nedenle Emekliler Cenneti sayılan bu yeri görmemizi
sağlayan Güneş Sigorta’ya teşekkür ederim. Gündüzleri 30 dereceyi bulan
sıcaklık ve Ocak ayında denize giren yüzlerce kişiyi izlemek tabii ki insanı
şaşırtıyor. Bu arada bir rastlantı sonucu her yıl düzenledikleri festivale de
denk geldik. Hele okulların samba yarışmasının renkli görüntüleri ve müzik,
oradaki günlerimizi daha da güzelleştirdi.
Evet, bu keyifli günler içindeki
olumsuzluk ise, takımımızın yenilmesi ve Çeyrek Finali kaçırmasıydı. Eğer Güneş
Sigortalı oyuncular hep birlikte kötü bir günlerinde olmasalar Hotel Cantur’u yenip yollarına
devam ederlerdi. Çünkü rakip daha önceden de izlediğiniz gibi sıkı bir takım
görüntüsü vermiyordu. Ama Güneş de, Güneş gibi değildi. Bir türlü bitmeyen
hatalar ve istikrarsızlık sonunda bizlere pahalıya patladı. Oysa iyi oynamayı
bırakın biraz kıpırdandığımızda bile rakibimiz ile didişir hale geliyorduk.
Takım halinde kötü oynadığımız bir karşılaşmada bile ilk iki set 25–27, 23–25
gitti. Hele ilk seti 24–25 öne geçmemize karşın kaybetmek, ikinci sete 7–1
başlayıp 13–8 gibi yakalanan bir avantajı koruyamamak hepimizi kahretti.
Güzel bir salonda az bir seyircinin
izlediği, yani seyirci baskısının olmadığı maça ev sahibi iyi başladı: 3-6. İlk teknik molaya 4-8 girildi. Sonra 7-12
oldu. Bu sayıya kadar dağınık bir görüntü veren takımımız toparlanmaya başladı.
Servisler düzeldi, hücumlardan sayılar çıktı ve bunun sonucunda da 15-15 de rakibi yakaladık. Neslihan’ın aldığı topları
sayılara dönüştürmesiyle de başa baş bir mücadele başladı. 22-22’ye kadar
gelindi. Sonra Hotel Cantur
22-24 öne geçti. Samsonova
2’den öldürdü: 23-24. Samsonova’nın
servisini çıkardılar, Vahen 4’den vurdu, Aysun’un bloğundan sekti, hücuma dönüştürdük ve Mayboroda 4’den sayıyı getirdi: 24-24. Samsonova’nın
ikinci servisini oyunda tuttular, 4’den Vahen vurdu,
Necla’nın defansı topun oyunda kalmasını sağladı, Neslihan 2’den vurdu, bu kez
onların defansı çıkardı ama top tekrar bize geldi ve fırsatı kaçırmadık: 25-24.
Samsonova’nın 3. servisi yine etkili ama atağa
dönüştürdüler, defansımız yine başarılı ancak Mayboroda
bu avantajı sayıya dönüştüremedi, onların hücumunu çıkardık, yine Mayboroda öldüremedi, Hotel Cantur’un atağı, defansımız yine başarılı, bu kez Elif pası
ortadaki Aysun’a attı ama bu pasın ne yeri, ne de
yüksekliği beklenildiği gibi değildi, Aysun bileğiyle
kapatmaya çalıştı ancak başarılı olamadı ve top yandan dışarı gitti: 25-25. 3
kez set sayısı için hücum yapmamıza karşın bu büyük avantaj da böylece gitmiş
oldu. Bu arada acaba Elif, bu setin ortalarından itibaren
aldığı topların çoğunu sayıya dönüştüren 2’de ki Neslihan’ı niye düşünmedi diye
birbirimize sorarken, rakip servisi kullandı, Samsonova
ve Necla topa birlikte hamle yaptılar, bunun yarattığı tereddüt yüzünden top
yan yana olan bu iki oyuncuya da, kısa aralıklarla çarptı ve yükseldi, Mayboroda içeriye atılması gereken bu topu pas olarak 2’de
ki Neslihan’a gönderdi ve tabii ki 4 pas. Bu büyük hata ile sayılar 25-26 oldu. Servisi oyunda tuttuk, Neslihan’ın atağı ölmedi,
çıkan topa vuran Vahen seti bitirdi: 25-27.
Elimizden kaçan fırsatın hırsıyla
ikinci sete fırtına gibi girdik. Servisler, bloklar, defanstan çıkan topların
sayıya dönüşmesiyle bir anda 7-1 öne geçtik. İlk
teknik molayı 8-4 geçtik. Sonra da 13-8
yaptık. Ne var ki bu arada ekibimiz ikili hücum turundaydı (Elif 2, Tatyana
3, Samsonova 4).
Las Palmas takımı
servisleri
(Ebru oynadığı kısa zaman dilimi içinde başarılı oldu, en azından Tatyana’dan daha faydalıydı
– Ebru: 4 servis attı, hata yok, 2
manşet aldı, 1 hata, yüzdesi 50. Exc: % 50. 1 blok. Tatyana: 14 servis, 1 hata, sayı yok. 4 manşet hata yok,
yüzdesi 75. Exc:
% 50. 4 hücum 1 sayı, yüzdesi 25, 2 metrelik bu oyuncu da 3 sette blok
yine yok.-
Ama 3. sete Buzayev
yine vatandaşı ile başladı. Umarım artık Şampiyonlar Ligi hedefi de kalmadığına
göre Ebru ve Gözde ye daha çok oynama şansı verir)
Elif 2’de ki Neslihan’a attı O’nun
atağı dışarı gitti: 23-25.
2-0 dan
sonra yapacak bir şey kalmadı. Hotel Cantur üst üste yaptığımız hataları iyi değerlendirdi ve
seti 20-25 (6-4, 8-5, 11-6, 16-8, 20-13, 23-18) maçı da 0-3 kazandı.
Böylece maçı kaybeden Güneş Sigorta
grup maçlarını 5. sırada tamamlarken, Hotel Cantur çeyrek Finale yükseldi.
Gerçi “Takımımız kazanıp üçüncü olsaydı, diğer grubun birincisi İtalyan Novara ile eşleşecekti ve yoluna devam etme şansı
olmayacaktı” diyeceksiniz ama,
olsun, en azından çeyrek Finale çıkıp şansımızı deneyecektik. Olmadı.
Bizler Las
Palmas da iken, Beşiktaş Tenerife’ye
3-2 yenilmesine karşın Çeyrek Finale yükseldi. Aslında
hiç birimiz böyle bir sonucu beklemiyorduk. Gerçi İspanyol ekibi Tenerife 4’lü Finali almamış olsaydı bu şansı
yakalayamayacaktık ama nasıl olursa olsun sonunda takımımız çeyrek Finale
yükseldi. Önemli olan bu.
Bu Las Palmas daki tembellik günlerinden
sonra kendimizi yine liglerimizin içinde bulduk.
Çarşamba günü öğleden sonra
İstanbul’a gelebildiğimiz için o günkü maçları kaçırdık. Özellikle Arçelik-Arkas Saint Joseph
karşılaşmasının çok güzel olduğunu sonradan arkadaşlarımızdan duydum. Gerçekten ilginç bir skor. Bir hafta önce Muğla da TKİ Gelispor’a 3-0 gibi kolay teslim
olan Arçelik’in zirve adaylarından Arkas’ı set vermeden yenmesi tabii ki çok kişi gibi beni de
şaşırttı. Ama lig işte böyle sürprizlerle daha da güzel oluyor.
Bu arada ayni gün Ankara da son
haftaların başarılı takımı Polis Akademisi’nin de Çankaya Belediyesi’nden son
anda sıyrılabilmesi de ilginçti.
Cumartesi günü Akatlar
da iki ezeli rakibin mücadelesi izledim. Favori Siyah-Beyazlı takımdı ve
karşılaşmayı da ikinci set dışında sıkışmadan 3-0
kazandı.
Maç için söylenecek fazla bir şey
yok. Göze batan tek olay, Beşiktaş’ın yeni yabancısı Hırvat İlona’ydı.
Henüz alışma devresindeki bu oyuncunun Siyah-Beyazlı ekibe faydalı olacağını düşünüyorum.
Fiziği iyi, tekniği iyi. Manşet alıyor, defans yapıyor, hücumları etkili, sert olmasa da istikrarlı
smaç servis atıyor. Top oyunda fazla kalmadığı için bloğunu göremedim, onun
için bir yorum yapamıyorum. Bence tek sorunu biraz ağır. 4’den
manşet için açıldığında hele topla buluşursa, hücuma yavaş geliyor. Bu da blok
geçmekte sıkıntı yaratabilir. Bunlar tabii ki ilk izlenimler. Birkaç maç sonra
daha kolay bir yorum yapabileceğiz.
ECZACIBAŞI – TÜRK TELEKOM
Günün en ilginç karşılaşması hiç
şüphesiz ki Eczacıbaşı-Türk Telekom mücadelesiydi. Beşiktaş-Fenerbahçe maçıyla
çakıştığı için 5 setlik bu çekişmeyi izleyemedik. Güzel bir karşılaşma olmuş.
Eczacıbaşı sonunda bir puan bırakarak rakibinden sıyrılmayı başarmış. Ancak
Esra’yı kaybetmiş. Eski sakatlığı tekrarlayan Esra’yı hemen Mustafa Karahan’a götürmüşler. İlk muayenede fazla bir sorun yok
gibi görünse de kesin teşhis MR dan sonra belli
olacakmış. Umarım iyi çıkar ve Esra sahalara çabuk döner. Geçmiş olsun Esra.
Bu arada Telekom ile antrenör Muhammet Görken’in
yolları ayrılmış. Sebep ne olursa olsun ben sezon ortasında teknik adam
değişikliğine her zaman karşıyım. Bu nedenle üzüldüm.
Pazar günü Burhan Felek de günün
ilk maçında Galatasaray ile Tokat Belediye Plevne
Spor kozlarını paylaştı. Çok zevkli bir karşılaşma olacağını düşünüyordum ancak
beklediğimi bulamadım. 5 setlik bir maç olmasına rağmen iki takımda iyi
oynamadı. Oyuncular çok hata yaptılar. Bu arada Sarı-Kırmızılı ekip sakatlığı
nedeniyle oynayamayan Bekir ve Fırat’ı aradı. (İkisine de geçmiş
olsun) Bu iki oyuncu takımlarındaki yerlerini almış
olsalardı sonuç değişir miydi? Bilemiyorum. Tokat seyircisi her zaman olduğu
gibi yine takımlarını yalnız bırakmamıştı. Bu güzel bir görüntü yarattı.
Sonunda ekipleri kazandığı için de tabii ki mutlu olarak salondan ayrıldılar.
İlk set 11-10 dan
sonra daha etkili olan Galatasaray, Levent’in servislerinden ve bloklardan
gelen sayılar ile arayı açtı: 16-10, 18-11, 20-15 ve seti de 25-18 kazandı.
İkinci sete iyi başlayan yine Sarı-Kırmızılılar
oldu: 3-1, 8-4, 11-9. Ama hataları aza indiren Tokat, Samo’nun
servisleriyle 12-14
öne geçmeyi başardı. İkinci teknik molaya da 13-16
önde girdi. Daha sonra 15-18 oldu. Bu kez ev sahibi
toparlanarak 21-21 de eşitliği yakaladı. Tokat
Belediye tekrar 2 sayılık bir avantaj elde etti: 21-23.
Erkan’ın blok autuyla 22-23 oldu. Ardından Şevki’nin servisi yan çizgiye yakın
düştü: 23-23. Engin’in ortadan atağıyla 23-24 Tokat
yine öne geçti. Levent 4’den vurdu: 24-24. Buna Serdar
cevap verdi: 24-25. Ali servisi attı, İbrahim’in ortadan atağı ölmedi ama Tokat
da bu topu hücuma sokamadı, dönen topa Erkan vurdu, ölmedi, Tokat bir kez daha
bu çıkan topu atağa dönüştüremedi, Ulaş, pası Levent’e attı, ancak bu oyuncu
blokta kaldı: 24-26.
Üçüncü sete yine iyi başlayan
Galatasaray oldu: 5-3, 8-5, 10-8, 14-12. Tokat
rakibini yakaladı ve ikinci teknik molaya da 15-16 önde girdi. 17-17 de Tokat topu öldürdü: 17-18. Bu sırada Erkan rakibin
ayağının geçtiğini işaret ederek hakeme itiraz etti.
Daha önceden olduğu gibi sete iyi
başlayan bir kez daha Sarı-Kırmızılılar oldu: 4-1,
8-4, 9-6. Bu devam etmedi. 11-11 de yakalandılar ama
tekrar öne geçmeyi başardılar: 13-11. 13-13 de yine sayılar eşitlendi. İkinci
teknik molaya 16-15 girildi. Sonra 18-15,
21-17 oldu. Sette 25-19 geldi.
Kader setinde önce Galatasaray öne
geçti: 4-2, 6-3. Bu devam etmedi ve üst üste
kaybedilen 5 sayı ile Tokat saha değişimini 6-8 önde döndü. 12-12’ye kadar başa
baş gelindi. Murat’ın 4’den blokta kalan atağıyla Tokat 12-13
öne geçti. Belediye servisi kullandı, top oyunda kaldı, Ulaş’ın
kötü pasını Erkan dışarı vurdu: 12-14. Sarı-Kırmızılılar
servisi oyunda tuttular, Ulaş 2. topu plaseledi, ölmedi ama hücumu da
yapılamadı. Dönen topa Erkan vurdu: 13-14. Engin’in
ortadan hücumundan gelen sayı ile Tokat seti 13-15, maçı da 2-3 kopardı.
Günün ikinci maçında Fenerbahçe
karşısında adeta coşan SSK, mücadeleden 3-0 gibi
kimsenin beklemediği net bir skorla galip ayrılmayı başardı.
Sarı-Lacivertliler de stres kırığı
nedeniyle ayağı alçıya alınan ve yaklaşık 1,5 ay oynayamayacak olan pasör Camillo’nun yerine Uğur
görev yaptı. Bu arada Darius da yedek pasör olarak çıktı. Fenerbahçe’nin Porello’nun
yerine getirdiği yeni yabancı oyuncusu Brezilyalı Joelson
ise, zaman zaman oyuna alındı.
Maçın genelinde Sarı-Lacivertliler
iyi bir görüntü vermediler. Çok hata yaptılar. Özellikle servise karşı
manşetlerde zorlandılar, hücumlarda az sayı üretirken, bloklarda da iyi bir
görüntü çizemediler. SSK ise tüm karşılaşma boyunca istekliydi. Bunun
semeresini de çok önemli bir galibiyet alarak gördüler. Aslında Ankara ekibi
ilginç bir takım. 2 köşe smaçörü çok kalite değil ama canla başla oynuyorlar,
İki orta oyuncusu Murat 1982 doğumlu,
Güzel bir ilk set oldu. İlk teknik
molaya Sarı-Lacivertli takım 8-6 girdi. Ama Uğur’un
önde olduğu turu (Uğur
2- Barış 3- Burak 4) 4’e açılan Barış’a
servis atarak iyi değerlendiren Hanni, SSK’nın öne
geçmesini sağladı: 8-10. Sonra 10-14 oldu. İkinci
teknik molaya 14-16 girildi. Fenerbahçe toparlandı ve
eşitliği yakaladı: 16-16. Santiago servisi kullandı,
dışarı düşen bu servis için çizgi hakemi içeride gösterdi, baş hakem
Burada bir parantez açalım; Ancak
bu hatalı karar için protokol tribününde oturan SSK’ lı
bir yönetici büyük tepki gösterdi. Bağırdı, çağırdı. Protokol Tribünündeki bu
davranışı tabii ki hoş olmadı. Aslında zaman zaman
başka maçlarda da bu tür hareketlerle karşılaşıyoruz. Bunun iyi bir görüntü
oluşturmadığını burada oturanlar artık anlamak zorundalar. Eğer takımlarını
desteklemek istiyorlarsa gidip seyircinin arasında otursunlar. Özellikle
hakemlere gösterdikleri tepkileri ve davranışları bu güzel spora yakışmıyor.
Devam edelim; başa baş mücadele son
sayılara kadar sürdü. Brezilyalının öldürdüğü topla 23-23
oldu. Buna 6’dan yaptığı hücumla Alexander cevap
verdi: 23-24. İbrahim’in servisi, Uğur manşetten gelen
topu 4’deki Barış’a attı, vurulan topu defans çıkardı, Maxim’in
4 den atağı ölmedi, Barış’ın 4’den ikinci hücumu Murat’ın bloğunda kaldı:
23-25.
İkinci sette de karşılıklı sayılar
vardı: 3-3, 6-6, 8-7, 10-10, 13-13, 14-16, 15-18,
20-22, 21-22. Santiago’nun kaçırdığı servisle SSK 21-23’lük avantaj yakaladı. Joelson’un 4’den öldürdü: 22-23.
Ama sayı alan Brezilyalı servisi kaçırdı: 22-24. İbrahim’in servisi, oyunda
kaldı, Barış Uğur’un pasını sayıya dönüştüremedi, SSK bu avantajı Maxim’in 4’den atağıyla kaçırmadı: 22-25.
Üçüncü sete Fenerbahçe iyi başladı:
5-1. İlk teknik molayı 8-4 geçti. Ancak bunu devam
ettiremedi ve 8-8 de eşitlik geldi. 10-10 dan sonra Ankara ekibi arayı açmaya başladı: 10-13, 11-14, 11-16.
Sarı-Lacivertlilerin farkı kapatma çabası sonucu değiştirmedi ve SSK yakaladığı şansı iyi kullanarak seti
21-25 maçı da 0-3 kazandı.
Yeri gelmişken bir küçük cevap
hakkımı kullanmak istiyorum. Hatırlayacağınız gibi Fenerbahçe’nin Dukla Liberec’e yenilerek
elenmesini eleştirirken, bunun nedenleri arasında Arjantinli Porello’nun sakatlığının ileri sürülerek Yunanistan’a
satılmasını da göstermiş ve bunun Sarı-Lacivertlilere pahalıya patladığını ve
tarihi bir fırsatı, yani 4’lü final şansının 20-30 bin
dolar için sokağa atıldığını yazmıştım.
Antrenör Abdullah Paşaoğlu Perşembe günü Fenerbahçe Televizyonu’ na konuk olarak bu eleştirilerime sert yanıtlar verirken
şunları söyledi:
“ Basındaki bazı arkadaşlar
yazdıkları yazılarda ve çıktıkları televizyon programlarında Porello’nun gönderilişini, O’nun yerine libero
Nuri’nin oynatılmasını eleştiriyorlar. Ayrıca Barış’ın da Liberoluk yaptıktan sonra
tekrar smaçörlüğe dönmesini ve Nuri’nin libero olarak
oynarken Arçelik de Dünya’nın sayılı antrenörlerinden
biri olan Gajic tarafından da birkaç maç smaçör
olarak oynatıldığını da unutuyorlar. Bu arada Porello’
nun niçin satıldığını, Fenerbahçe’nin 20-30 bin doları yok muydu? Diye soruyorlar. Şunu bilmeliler
ki Fenerbahçe’nin parası çok. Ama sokağa atılacak parası yok.”
Bu söylediklerin adresi ben
olduğuma göre müsaade ederseniz cevap hakkımı kullanayım ve böylece bu konuyu
da kapatmış olalım.
Önce Barış ve Nuri den başlayalım:
Paşaoğlu’nun anlattığı bu iki olay sırasında ben Arçelik
de görev yapıyordum. Onun için konuyu herkesten daha iyi biliyorum. Barış bir
sezon libero oynadı. Daha sonra sezon bittikten sonra
Ulusal Takıma gitti. Orada tekrar smaçör olarak uzun
bir dönem çalıştı ve daha sonra da oynadı. Nuri ise, liberoluk yaptığı dönemde
üst üste yaşanan sakatlıklar kısıtlı kadro da sorun yaratınca, kaç maç olduğunu şimdi hatırlamıyorum, smaçör oynadı. Yabancılar iyileşince de yerine döndü. Paşaoğlu’nun hatırlamadığı şey, Orada, her hangi bir oyuncu
başka takıma satılıp zor durumda kalınmadı. Ayrıca Arçelik,
lig de orta
sıralarda mücadele eden bir takımdı. Yani bu değişiklik fazla bir şey ifade
etmiyordu. Ama Fenerbahçe de Porello’nun sakat diye
satılması (Bu arada Arjantinli
oyuncuyu sakat sakat Yunan takımı Paok
nasıl aldı? Ve gittiğinden bu yana da bu sakat oyuncu nasıl oynuyor? Açıkçası
pek de anlamış değilim) yerine Nuri’nin oynamak zorunda kalması bir hatadır. Çünkü bu
hareketle Sarı-Lacivertli takım, tarihinde ilk kez mücadele ettiği Avrupa
Kupası’nda 4’lü Final şansını yitirmiştir.
Fenerbahçe’nin parasına
gelince; Sayın Paşaoğlu,
sadece Sarı-Lacivertlilerin değil hiçbir kulübün sokağa atılacak parası yoktur.
Ancak 20-30 bin dolar için Fenerbahçe den başka bir
kulübün de 4’lü Final şansını sokağa attığını ne gördüm, ne de duydum. Siz
böyle bir olayı biliyor musunuz? İşte benim söylemek isteğim ve yanıtını
aradığım soru budur.
Ben yazıyorum, siz televizyonda
cevap veriyorsunuz, ben yine yazarak size yanıt vermeye çalışıyorum. Tabii ki
tartışma havada kalıyor. Umarım bir gün, bir kanalda bir araya gelir, bu konuyu
masaya yatırır Sarı-Lacivertlilerin, neyi, nasıl kaybettiğini açıklığa
kavuştururuz.
Bu arada bana mail ile sitemlerini
ileten “Huzursen” dostum. Söylediklerinde haklılık
payı var. Ancak Fenerbahçe Televizyonu’ nda bir maçta
yorum yapıyorsanız, doğal olarak ağırlık Sarı-Lacivertli takım yönünde olur.
Onun için bu konuda alınmanıza gerek yok.
Yazımı hakem dostlarımızdan Miyase-Çetin Akbulut ve Arzu-Tayfun Şener’e baş sağlığı
dileyerek noktalayayım.
Haftaya buluşmak üzere, hoşça
kalın.
A
L
E V A
N A K
Ö K