2005 yılı voleybolumuz açısından pek iyi başlamadı. Avrupa Kupaları’nda mücadele eden
takımlarımız bu senenin ilk haftasını 8 maçta 1 galibiyet, 7 yenilgi ile
kapatmıştı. İkinci hafta da bize kabus oldu. Bu kez de
ayni sonuç çıktı. Düşünebiliyor musunuz?
Avrupa’nın İtalya dan sonra voleyboldaki en
başarılı ülkesiyiz diye öğünürken iki hafta da oynadığımız 16 maçta 2 galibiyet
14 yenilgi aldık. Tabii ki bu sonuçlarla da büyük bir hayal kırıklığı yaşadık.
Geçtiğimiz haftada olduğu gibi sadece
yüzümüzü Eczacıbaşı güldürdü. Gerçi Çarşamba günü İtalyanlar ile oynayan Halk
Bankası, Yeşilyurt, Yunan Olympiakos ile karşılaşan
Ziraat Bankası ve Azerbaycan da, Azerrail Bakü önüne çıkan Beşiktaş dan (Kaldı ki bu takımımızdan 3-2’lik bir yenilgi bile ummuyorduk) bir beklentimiz yoktu ama Güneş Sigorta’nın Uralochka’ya,
Türk Telekom’un Slovak Senika’ya, turu kaybetse de
Fenerbahçe’nin yenilgisini asla beklemiyorduk. Hele Telekom tam bir hüsran
oldu.
Eğer ekibimiz bu mücadeleyi
kazansaydı adını 4’lü Finale yazdıracaktı. Ve üstelik de finalde ilk günü iki
İtalyan takımı kozlarını paylaşırken Telekom bunlara oranla çok daha güçsüz
olan Rus Balakowa-İspanyol Albacete
galibiyle oynayacaktı. (Bu iki ekip arasında ki ikinci maç
oynanmadı onun için hangisinin yoluna devam ettiğini bilmiyorum, bu nedenle
ikisini de yazdım) bu da belki de final demekti.
Gerçekten çok yazık oldu. Gerçi karşılaşmanın başında yaşanan sakatlık bir
şansızlıktı ama ne olursa olsun Ankara ekibinin bu rakibini mutlaka elemesi
gerekirdi. Çünkü fırsat ayağına gelmişti. 1-1’den sonraki, yani 3. sette
Telekom’un 23-20 den seti hediye etmesi içimizi
acıktı. Hâlbuki ne güzel gidiyorduk. Gelin kısaca bir daha o son sayıları
hatırlayalım. (Maçı televizyondan
izlediğimi yazayım, sonra hem İstanbul da, hem de Ankara da nasıl oluyorsun?
Diye eleştiriler geliyor) 23-20 de
3 hücumdan bir sayı çıkaramadık. Topu öldürsek 24-20
olacak iş bitecekti. Ardından 23-21 de önce İrina, sonra Nuray ile yaptığımız 2 ataktan yine sayı
bulamadık. Bu toplardan biri ölse yine seti alacak avantajı yakalayacaktık. 23-22 de bu kez Eda’nın hücumu defanstan çıktı ve bu fırsatı
da kaçırdık. 23-23 de Eda’nın blokta kalan atağı ve
ardından da atılan servisten verilen direk sayı ile set 23-25 gitti.
Şimdi bir kez daha düşünün; 23-20 de 3,
23-21 de 2, 23-22 de 1, 23-23 de 1 yani toplam 7 hücumdan tek sayı alamamışız. Eh, böyle olunca da
sonuçta yenilgi kaçınılmaz. İşte bu set maçın kaderini çizmiş oldu ve takımımız
4’lü Final’in o güzel atmosferini, heyecanını ve voleybol tarihimize adlarını
yazdırma şansını Slovaklara altın bir tepsi içinde sundular. Yazık, hem de çok
yazık oldu. Bu konuyu geçen haftaki yazımda Telekom’a yaptığım küçük uyarı ile
bitireyim.
“8 Avrupa Kupası maçından sadece
Eczacıbaşı'nın galibiyet çıkardığı Çarşamba ve Perşembe gününde içimizi ısıtan
bir güzel haber de Türk Telekom Avea'dan geldi.
Takımımız, Slovakya da oynadığı CEV Kupası Çeyrek Final maçında 2-1 öne geçmesine karşın Senica'ya
3-2 yenildi ama alınan bu skor rövanş için büyük bir avantaj oldu.
Şimdi Ankara ekibinin Çarşamba günü
işi bitireceğine eminim. Ancak yine de küçük bir uyarı yapmadan geçemeyeceğim.
Çünkü bu tür skorlar her zaman tehlikelidir. Oyuncuları ve teknik kadroyu
rehavete itebilir. Üstelik de bu takımın çeyrek finale gelişi biraz ilginç
olmuştu. Evinde ki ilk karşılaşmayı 2-0 geriye düşmesine karşın, sonra dan toparlanarak 3-2 kazanmıştı. Bu skora bakıp Sırbistan
Karadağ takımımın Telekom'un rakibi olacağına inanmıştık. Ancak Senica hepimizi yanıltmış ve rövanşı da deplasmanda 3-1 kazanarak çeyrek finale yükselmişti. İşte bunu
hatırladığımdan ekibimize "DİKKAT" diyorum. Ve çekirgeyi ikinci kez
sıçratmamaları için uyarıyorum.”
FENER KENDİ ETTİ KENDİ
BULDU
Ayni
hayal kırıklığını yaşatan bir başka takımımız da Fenerbahçe oldu. Onlar da 4’lü
Final gibi Fenerbahçe tarihine altın harflerle yazılacak bir başarıyı ellerinin
tersiyle ittiler. En azından maçı kazansaydık o bile bir teselli olacaktı.
Bu
haftaki yazılarımda geriye dönüşler biraz fazla olacak. Bunları “Ben demiştim” gibi kendime bir paye çıkarmak olarak algılamayın,
sadece benim gibi düşünenlerin çok olduğunu, ancak bunları dile getirme
şansları olmadığı için onlara tercümanlık yaptığımı ve bazı şeylerin istenirse
önceden de görülebileceğini anlatmak için alıntılar yapacağım.
Peki geçen hafta Sarı-Lacivertliler için ne yazmışız?
“Bu kupadaki diğer
temsilcimiz Fenerbahçe'nin ise, Çek Cumhuriyeti'nde Ducla
Liberec'e 3-0 yenilmesi
setleri 17-25, 21-25, 23-25 kaybetmesi bende hayal kırıklığı yarattı.
Takımımızda Arjantinli Santiago sakatlığı nedeniyle forma giyememiş. Bu arada libero Nuri, smaçör olarak görev yapmış, onun yerine de
libero olarak Kerem oynamış.
Eh, böyle bir kadronun da 3-0 yenilmesi çok doğal. Bu şekilde bakınca aldıkları
sayılar bile insana iyi geliyor. Ama burada ki en büyük yanlışlık, Santiago'nun
sakatlığının bilinmesine karşın diğer Arjantinli Pablo Porollo'nun
gönderilmesi.
Fener TV'de ki Perşembe günü
voleybol programına bağlanan antrenör Abdullah Paşaoğlu, bu oyuncunun bırakılma nedenini, yerine yeni
alınacak bir voleybolcuya yer açmak olarak açıkladı.
Bu kararı kim
verdiyse, çok büyük bir hata yapmış oldu. Fenerbahçe bu sezon bilindiği gibi
tarihinde ilk kez voleybol da Avrupa Kupası maçları oynuyor. Üstelik de bu ana
kadar başarılı olarak çeyrek finale yükseldi. Kur’ a şansı sayesinde de
eleyebileceği bir rakip ile eşleşti. Yani Sarı-Lacivertli takım Top Teams Kupası'nın en son bölümü olan 4'lü Final Grubu'na çok
yaklaşmıştı. Eğer ekibimiz Ducla Liberec'i
geçme başarısını gösterseydi, (Hala bitmiş bir şey yok ama 3-0'lık yenilgi ve
14 sayılık fark, kupalar için kapanması zor bir dezavantaj gibi görünüyor) yeni
bir tarih daha yazacaktı. Final Grubuna yükselecek ve büyük bir olasılıkla da
derece yaparak, bu sezonun en flaş takımlarından biri olacaktı. Ayrıca Fenerbahçe
ilk 4 içine kalınca, ligi ilk sırada bitirecek ekibimizin de önünü açacak
ve bu takımın gelecek sezon şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmesini
sağlayacaktı. Bu belki de kendisi olacaktı.
Görüyorsunuz, eğer
Sarı-Lacivertliler elenirse hem kendileri, hem de Türk Voleybolu neler kaçırmış
olacak. Yazık değil mi? En azından 20-30 bin dolar kar edeceğim diye Porello'nun
gönderilmesine değer miydi? Hadi Arjantinliyi gönderdiniz, nerede O'nun yerine
alınacak yeni yabancı. Böylesine kritik, daha doğrusu hayati bir maç öncesi,
üstelik de telafisi olmayan bir karşılaşma öncesi bu hata nasıl yapıldı?
Umarım Fenerbahçe, Çarşamba günü bu
takımı eler ve her şey normale döner. Aksi olursa, böylesine büyük bir başarıyı
ve fırsatı kaçırmamanın üzüntüsünü hep birlikte yaşayacağız.”
Sonuç
da Sarı-Lacivertliler rövanş maçını da 0-3
kaybettiler. Gerçi 23-25 kaybedilen set ile birlikte
zaten tur gitmişti. İkinci setten itibaren de teknik kadro Santiago’yu çıkarıp
yerine Erhan’ı aldı. İyi ki de aldılar. Erhan çıktı aslanlar gibi oynadı.
Üstelik de pasör çaprazı oynadı. Aferin ona. Hiç
değilse o kendine verilen fırsatı kaçırmadı.
Bu
arada maç ile gördüklerime geçmeden önce Fenerbahçe için bir uyarı daha
yapayım. Porello gitti ama yerine hala bir oyuncu
alınamadı. Eğer girişimlerden bir sonuç çıkmazsa işte o zaman Sarı-Lacivertliler
için tehlike çanları çalmaya başlayacak. Çünkü Erhan ve pasör
Uğur dışında, 17 maçlık uzun bir ikinci devre maratonunu kaldıracak yedek
oyuncuları yok. Santiago sakatlandı 4’lü Final kaçtı. Yaşanacak başka bir
şansızlık bu kez lig sonunda ki 4’lü Final Grubu’nun uçup gitmesine yol
açabilir. Bu nedenle bu yabancı oyuncu eksikliğini bir an önce gidermek
zorundalar. Bunun ilk uyarısını da Pazar günü Burhan Felek de oynadıkları Hatay
Polisgücü maçında gördük. Biraz yorgunluk, biraz
moralsizlik, biraz da işi hafife alma az daha Sarı-Lacivertlilere ligin 16.
sırasında yer alan ve şu ana kadar 18 karşılaşmadan ancak 2 galibiyet çıkarmayı
başaran rakibine yılın sürprizini yapma şansını verecekti. Gerçi yine de
3-2’lik sonuçla bir puan gitti ama netice de bunun her zaman telafisi var. Bu
konuya daha sonra tekrar değineceğim.
Turu
kaçırdığımız ilk sete bir göz atarsak;
Notlarıma,
maça iyi başladığımızı yazmışım. Gerçekten de karşılaşmanın başlarında takımımız
istekli ve ne yaptığını bilen bir görüntü veriyordu. Bunun semeresini de
aldığımız sayılarla gördük: 4-1, 6-3, 8-4. Bu
başlangıç açıkçası salondaki herkesi umutlandırmıştı. Çünkü Çek takımının
bizden üstün bir tarafı yoktu. Daha önce Ziraat’ın bu takımı Ankara da 3-1 yendiği karşılaşmayı televizyon izlemiş ve çok net
olmasa da bir fikir edinmiştik. Sadece iyi fizikleri ve disiplinli bir oyunları
vardı. Fenerbahçe’nin 8-4’den sonra arayı açacağını ve belki de daha ilk sette,
bir önceki maçta ki 14 sayılık farkın 6-7 sayısını
kapatma şansını yakalayacağını düşünmeye başladık. Ama üst üste kaçmaya
başlayan servisler, rakibin servisleri karşısında bozulan manşetler ve
köşelerden oynama zorunluluğuna bir de pasörümüz Camillo’nun fileye yakın attığı paslar eklenince hücumda
yaşanan sıkıntılar başladı. Bunların üst üste koyduğunuz da o güzel gidişimizin
durduğunu gözlemeye başladık. Bir anda fark kapandı: 9-8.
Çabuk toparlanıp tekrar yüklendik. Özellikle Santiago’nun ataklarından gelen
sayılarla bu kez 12-9 öne geçtik. Sonra 14-11 oldu. Ama hatalardan bir türlü kurtulamamanın
kaybettirdiği sayılarla 14-14 de yine yakalandık. İlk teknik molaya Dukla
Liberek 15-16 girdi.
Servisler kaçmaya devam edince tempomuz düştü, hırsımız azaldı ve Çek takımı 2
sayılık bir avantaj yakaladı: 17-19. Sonra fark 3’e
çıktı: 19-22. Artık setin başında ki “Bu sette sayı farkını azaltırız”
düşüncesinden çok “Ne olursa
olsun toparlanalım en azından seti alalım, sonrası nasılsa gelir.” Umudunu sarıldık. Hele
Santiago’nun 2’den vurduğu topun ölmesi, ardından servisten bir de direk sayı
bulması (21-22) keyfimizi yerine getirmişti ki,
Santiago ikinci servisi fileye taktı: 21-23. (Bu kaçan servisle birlikte bu sette oyuncularımız 13 servis hatası
yapmışlar. İşte setin de maçın da gidişinin en somut örneği. 25 sayıdan 13’ünü
rakibe avantaj oyarak kaçırdığımız servislerden verince de zaten yapacak bir
şey kalmaz) Bu tekrar endişenin içine düşmemize yol açtı. Servisi
kullandılar, Rıdvan’ın hücumu blok üstünden dışarı gitti. Çizgi hakemimiz elden
gösterdi. Daha önce çizgi hakemlerinin bazı kararlarını bozan İtalyan, bu kez
bayrağa uydu ve topu bize verdi: 22-23. Bu kez 4’den Zadrazil sayıyı takımına kazandırdı: 22-24. Etkili bir servis attılar, Rıdvan’ın manşeti
iyi değil, 4’e ve fileye çok yakın çıktı. Camillo zor
topu pasa dönüştürdü, Barış bu fileye çok yakın topu öldürmeyi başararak tekrar
umutlarımızı yeşertti. Hakan’ın servisi etkili ama 4’den yaptıkları hücumu ne
bloğumuz, ne de defansımız önleyemeyince 23-25 ile
sette, tur da elerimizden uçup gidiverdi.
Sonrasını
anlatmaya gerek yok. Oyuncularımızın moralsizliği, üst üste yapılan hatalar, Liberec’in işini kolaylaştırdı ve ikinci teknik molaya
kadar arayı açarak geldiler: 8-16. Bu sayıdan sonra
biraz toparlandık, hatalar, özellikle de servis kaçırma azaldı. Mücadeleye
dengeyi getirdiğimiz gibi aldığımız sayılarla da farkı kapattık: 16-17. Onlar arayı tekrar açtılar: 19-23, 20-23. Bırakmadık
ve yakaladık: 23-23. “Hiç
değilse tur gitti ama maçı kazanalım” dedik ama o da olmadı ve set yine 23-25 gitti.
Son set
de 10-11’e kadar karşılıklı sayılar gelindiyse de, Liberec
tekrar üstünlüğü eline geçirdi ve seti 19-25, maçı da
0-3 alarak 4’lü Finale yükselmenin keyfini yaşadı.
Fenerbahçe
maçından önce Haldun Alagaş da günün ilk
karşılaşmasında da Güneş Sigorta’nın Uralochka’ya
yenilmesinin hayal kırıklığını yaşadık. Hâlbuki bir çok
kişi gibi, bizlerde takımımızın maçı kazanacağını ve çeyrek finale
yaklaşacağımızı umuyorduk. Üstelik de Bergamo’nun
Polonya da ki Stal Bielsko Biala karşılaşmasına 3 iyi oyuncusu Lioubov
Kılıç, Grün ve Barazza’yı
götürmeyerek 3-2 yenilmesinin oyuncularımızı daha da
hırslandıracağını düşünüyorduk. Üstelik de Uralochka liberosunu getirememiş, ayrıca iki Kübalı oyuncuları Ruiz ve Barros da vize almayı
unuttukları için İstanbul’a geç gelmişlerdi.
Kısacası
her şey lehimize görünüyordu. Tek sorun antrenörlerinin
hastalanması nedeniyle takımın başında sahaya ünlü ve çok tecrübeli Karpol’un çıkacak olmasıydı.
Ancak
evdeki hesap çarşıya uymadı.
Maç
başladığında oyuncularımızın isteksiz bir görüntüleri vardı ama sayılar fazla
zorlanmadan geliyordu: 3-0, 6-3, 8-5, 10-6, 12-8,
14-11, 16-11, 17-12 ve 18-15. İşte ne olduysa bu sayı da oldu. Takımımız birden
durdu. Aslında birden demek pek doğru değil. Çünkü buraya gelene kadar gerçi
her şey yolunda gibi görünse de sorunlar da az değildi. Öncelikle Tatyana ve Mayboroda sahada pek
yoktular. Samsonova servislere hedef olduğu için
hücumlarda zorlanıyor, takımın skor yükünü çekmesi beklenen Neslihan bir türlü
gerçek performansına ulaşamıyor, Elif’in pasları ve oyuncu tercihleri istenen
düzeye çıkamıyordu. Aysun yine takımın en iyisi
olarak göze çarpıyordu. Üstelik de bunlara bir de bloklardaki zaaflarımız
ekleniyordu. Tüm bunlara karşın yine de işler istediğimiz gibi gidiyordu. 18-15 de bir top öldürdüler. Sonra Elif 2, Tatyana 3, Samsonova 4
pozisyonunda servise 10 numaralı Sheshenina geldi.
O’nun 4’den manşet için açılan Samsonova’ya attığı
taktik servisler hücumda ki sıkıntıları artırınca üst üste giden 4 sayı ile bir
anda 18-19 geriye düştük. 21-21’e karşılıklı sayılarla
geldik. Samsonova’nın 2’den blok autuyla önce 22-21, sonra da Aysun’un Ruiz’e yaptığı blokla 23-21 öne geçtik. Plotnikova
2’den öldürdü: 23-22. Ardından bu oyuncunun smaç servisi Samsonova
dan direkt sayı olunca yine eşitlik geldi: 23-23. Plotnikova’nın ikinci servisi file: 24-23. Aysun’un servisi 1’den hücuma soktular, çıkardık ama Mayboroda blokta kaldı: 24-24. Barros’un
smaç servisi direkt sayı: 24-25. Barros’un ikinci
servisi oyunda kaldı, ama Mayboroda auta vurdu:
24-26.
Görüyorsunuz
23-22 den sonra yaptığımız hataları. Servisten iki
direkt sayı ve Mayboroda’dan biri blokta kalan, biri
de auta giden iki hata. Yani toplam 4 direkt sayı.
İkinci
sete iyi başlayan ve özellikle de Ruiz ile (Bu oyuncunun 4’den paralele vurduğu toplar
da blokta bir kez elimize top bile değmedi) sayılar bulan Rus ekibi 15-18’e kadar önde
geldi.
Elif’in
servisleri manşetlerinde sorunlar yaratınca aldığımız sayılarla bu sette ilk
kez öne geçmeyi başardık: 19-18. Sonrası ise kolaydı:
25-22.
Kazanılan
setle takımımızın toparlanacağını umuyorduk ama olmadı. Uralochka
yine kontrolü eline geçirdi ve bozulan manşetlerimizin, hücumda ölmeyen
toplarımızın ve bloksuz oyunumuzun yardımıyla da (Neslihan-Elif-Mayboroda
üçlüsünün önde olduğu pozisyonlar da bloktan tek sayı alamadık. Buna Tatyana’nın önde olduğu turu da ekleyebiliriz. Bloktan 4
sette aldığımız 9 sayının 6’sını Aysun, 3’ünün ise Samsonova kazandırdı) seti aldı gitti: 20-25
(3-5, 5-8, 5-11, 8-14, 12-16, 17-21, 18-23)
4.
sette de bir türlü toparlanamayan ve hatalardan sıyrılamayan takımımız önünde Uralochka19-22 ye kadar önde geldi. (0-3,
3-6, 5-8, 8-11, 10-14, 13-16, 15-18) Servisi çıkardık ama öldüremedik, Ruiz bize yardımcı oldu ve auta vurdu: 20-22. Ardından
öldüremedikleri topu 2’den Neslihan ile sayıya dönüştürdük. Bu atak ile 8-9’dan
sonra ikinci kez arada ki sayı farkını 1’e düşürmüş olduk: 21-22. Plotnikova cevap verdi: 21-23. Servisi oyunda tuttuk, Aysun’un hücumu bloktan döndü, ilk setin sonlarında olduğu
gibi önce Mayboroda
yapacağını yaptı ve avuta vurdu: 21-24. Ardından Samsonova
dan servise karşı direk manşet hatası ve 21-25.
Bu maça
ilgili ilave edeceğim başka bir şey de, Rus takımının artık o kule gibi
paslarla hücum etmekten vazgeçerek çabuk bir oyunu benimsemesi. Bunun da nedeni
Kübalıların varlığı. Her halde Ruslar ve Karpol, bu
iki Kübalı yıldıza kendi oyun tarzını benimsetemeyince, çaresiz onların hızlı
ve modern voleybolun gerekleri olan yatık toplarla hücum şeklini kabullenmek
zorunda kalmış.
Maçı 1-3 kaybettik ve şimdi kalan iki maçımıza gözümüzü çevirdik.
Umarım bu bizim için bir ders olmuştur ve çok yakınlarında dolaştığımız Çeyrek
Finali yakalarız.
İSTATİSTİKLER:
Böyle
bir yenilgiden sonra istatistiklerin bir önemi yok gibi görünüyor. Ama ben özellikle
vermek istiyorum. Çünkü bu yenilgi de kimlerin payı olduğu ortaya çıksın. Gerçi
voleybol bir takım oyunudur. Ama yine de oyuncular arasında ki farkı görmekte
yarar var.
Önce
genel bilgiler;
Güneş Sigorta: 91 servis attık, 10 hata
yaptık, 11 direk sayı aldık. Servise karşı 84 kez topla buluştuk, 9 hata yaptık
(Bunların
5’i Samsonova dan), yüzdemiz 79. Exc:
% 52. 103 hücumdan 51 sayı kazandık, yüzde 50. 9 bloğumuz var (3 Samsonova, 6 Aysun)
Uralochka: 96 servis attılar, 12 hata
yaptılar, 8 direk sayı aldılar. Servise karşı 80 kez topla buluştular, 10 direk
hataları var, yüzdeleri 66. Exc: % 52. 91 atak
yaptılar, 54 sayı aldılar, yüzdeleri 59. 6 bloktan sayı kazandılar.
OYUNCULAR:
Samsonova:
18
servis, 1 hata, 2 sayı. 47 manşet, 5 hata, yüzdesi 83. Exc:
% 57. 22 hücum, 11 sayı, yüzdesi 50.
Tatyana:
17
servis, 2 hata, 1 sayı. 10 manşet, hata yok, yüzdesi 60. Exc:
20. 11 hücum, 3 sayı % 27. Blok yok (Manşet iyi değil, hücum da kayıp, blokta ise
vahim. 2 metrelik oyuncumuzun tek blok sayısı yok)
Aysun:
15 servis,
1 hata, 2 sayı, 15 atak, 9 sayı, yüzdesi 60. 6 blok. (Her zaman olduğu gibi takımın en iyisi. Aysun’un ayrıca bu sezon ortaya koyduğu istikrar da hiç göz
ardı edilmemeli. Kocaman bir aferin)
Mayboroda:
10
servis, 2 hata, sayı yok. 3 manşet, 2 hata, yüzdesi 33. 17 hücum, 6 sayı,
yüzdesi 35. Blok yok. (Bu kadar kötü performansa karşın neden bu kadar oyunda kalır? O’nun
yerine niçin bir başka oyuncu denenmez? Şaşırmamak elde değil. Hadi tecrübeli
desek, o da değil. Bu arada küçük bir not daha; Buzayev’e
bu maç sonrası basın toplantısında bu soruldu. Ama O, Ebru’nun sakat olduğunu,
Gözde’nin de İtalya da ki karşılaşma da çok kötü oynadığını söyledi. Ancak o maçı ölçü
almak yerine, bu kadar kötü oynayan Mayboroda’nın
hatta Tatyana’nın yerine yine de en azından Gözde bir
kez daha denenebildi diye düşünüyorum)
Neslihan:
11
servis, 4 hata, 1 sayı. 5 manşet, 1 hata, yüzdesi 80. Exc:
% 60.(Güzel bir
performans, bir aferin de O’na ama sadece bu konuda. Yoksa bu maçta Neslihan o
bildiğimiz takımı sırtlayan ve alıp galibiyete taşıyan Neslihan değildi.) 33 atak, 18 sayı, yüzdesi 55. Blok yok. (Neslihan, bir oyuncu her zaman iyi
oynayamaz, bu karşılaşmada da sen biraz tutuktun. Hücumda daha iyi bir
performansa ulaşman gerekirdi. Hadi servis kaçabilir, bu konuda fazla bir şey
söyleyemem. Ama blok için ayni şekilde düşünemem. Senin gibi star
bir oyuncunun bu konuda neden eksik kaldığını anlayamıyorum. Bak, servise karşı
manşetin bile iyi sinyaller veriyor. Ancak bloklar nerede? Lütfen bu konuya
biraz daha önem ver. Çünkü senden söz ederken “Bloğu yok” denmesini bu spora
gönül vermiş kimse istemiyor. Sadece hücum ve servisinle değil, voleybolun tüm
gereklerini uygulayan, “Komple bir oyuncu” olarak seni tanımlamak istiyoruz.
İleri de oynamayı düşündüğün İtalya’ya bu özellikleri kazanmış gidersen
başarını katlarsın)
Elif:
20
servis, hata yok, 5 direk sayı. (Bir
aferin de Elif’e bu güzel servisleri için) 4 atak, 3 sayı, yüzdesi 75. Blok yok. (Aslında
bu O’nun eksikliği değil. Öne geldiğinde orta kalmayıp, köşe de oynasa eminim
ki bu konuda da takıma katkısı olur. Bir de pas tercihlerinde ve topların
fileye yakınlığı konusuna dikkat etmeli)
Necla:
19
manşet, 1 hata, yüzdesi 84. Exc: % 63. (Güzel bir performans)
Şimdi
takım iyi oynamadı ve yenildi diyorsun ama istatistikleri verirken bol bol “Aferin” dağıtıyorsun, bu çelişki değil
mi? Dediğinizi duyar gibiyim. Bir bakıma doğru düşünüyorsunuz. Benim “Aferin”
lerim oyunun geneline değil. Bazı
oyuncularımızın bölüm bölüm yapabildiği güzel
hareketlere ve takımlarına katkılarına. Aysun’un
6 bloğu ve istikrarı, Neslihan’ın servise karşı manşetleri, Elif’in servisten 5
sayısı belki maçın kazanılmasına yardımcı olmadı ama bu oyuncularımızın bu
karşılaşmada göze batan özelliklerini de es geçemezdim. Bu arada, bu “Aferin”
ler yabancılarla, bizim oyuncularımızın arasında ki
farkı göstermek açısından da önemliydi.
Gelelim
Uralochkalı oyunculara;
Tebekina:
18
servis, 2 hata, 1 sayı. 22 manşet, 6 hata, yüzdesi 41. Exc:
% 18. 8 atak, 3 sayı, yüzdesi 38. 1 blok.
Plotnikova:
14
servis, 5 hata, 3 sayı. 37 manşet, 2 hata, yüzdesi 73. Exc:
% 57. 15 hücum 9 sayı, yüzdesi 60. 1 blok.
Ruiz:
14
servis, 1 hata, sayı yok. 14 manşet, 1 hata, yüzdesi 79. Exc:
% 79 (Çok iyi bir performans,
çünkü takımımızın servisleri etkiliydi) 34 hücum, 24 sayı, yüzdesi 71. 1.75 boyunda ki bu Ruiz’e boşu boşuna iyi oyuncu demiyorlar)
2 blok.
Jerkov:
14
servis, 1 hata, sayı yok. 16 atak, 7 sayı, yüzdesi 44. Blok yok.
Barros:
19
servis, 3 hata, 3 sayı. 5 manşet, 1 hata, yüzdesi 80. Exc:
% 80. 14 hücum, 10 sayı, yüzdesi 71. 2 blok.
Sheshenina:
16 servis,hata yok, 1 sayı. 2 hücum, 1 sayı, yüzdesi 50. Blok
yok.
Top Teams Kupası’ndaki temsilcimiz Eczacıbaşı, bu iki haftanın
bize keyif veren tek ekibiydi. Hem içeri de, hem de deplasman da Fransız Villebon’u 2 kez set vermeden 3-0
yenerek 4’lü Finale adını yazdırdı. Böylece Mavi-Beyazlılar 8. kez Avrupa
Kupaları’nda
Final
Grubu’nda mücadele etme hakkını elde etmeyi başarmış oldu. (Bugüne kadar hangi takımımızın Avrupa
Kupaları’nda finale yükseldiğini, derecesini, oynadığı ülke ve şehri,
antrenörünü merak ediyorsanız. 8 Mart 2004 tarihli “İyi ve kötü” başlıklı
yazıma girip bu özel araştırmamdan bilgi edine bilirsiniz)
Eczacıbaşı
şimdi 12-13 Mart
da henüz yeri belli olmayan bir ülke de 4’lü Final oynayacak. İlk gün bir
şansızlık sonucu takımımız İtalyan Pallovolo Chieri ile karşılaşacak. Diğer eşleşme ise, Tongeren (Belçika)-Bayer
Leverkusen (Almanya) arasında.
Bu
maçlarla ilgili görüşlerimi o günler geldiğinde yazacağım.
Avrupa
Kupaları’ndaki bu kara tablo içinde Eczacıbaşı dışında içimizi ısıtan bir başka
güzellik de Yıldız Kız Ulusal Takımımızın elde ettiği büyük başarıydı.
Geçtiğimiz haftaki yazımda fazla bir detay elimde olmadığı için onları sadece
kutlayabilmiştim. Çarşamba günü Adnan Kıstak ile Haldun Alagaş
da iki Avrupa Kupası maçı arasında biraz konuşma şansımız oldu.
Ekibimizin
iyi oynadığını ve gelecek için büyük umut verdiğini söylerken, çok mutluydu. Bu
takımın adım adım hedefe yürüyüşünü şöyle özetledi:
“Biliyorsunuz bu takım önce Şarköy de Balkan
Şampiyonu oldu. Şimdi de güçlü rakiplerini geçerek elemeleri grup birincisi
olarak tamamladı. Şimdi ise sırada, eğer bir kura şansızlığı yaşanmazsa Estonya da ki finallerde derece bekliyoruz. İlginç ve
beğeni toplayan bir ekibiz. Bundan önceki yıllarda rakipler karşısında hem
fiziğimizden şikâyet eder, oyuncularımızın kısa kaldığını söylerdik. Bu takım
bu sorunu da aştı. Boy ortalaması 1.85 civarında. Teknikleri de çok iyi. Bunun
da semeresini elemelerde hiç yenilmeden birinci gördük. Ayrıca 3 oyuncumuzda en
iyiler arasında ki yerlerini aldılar. Biliyorsunuz, Naz, en değerli oyuncu ve
en iyi pasör, Meryem en iyi blokör,
Neriman da en iyi smaçör seçildi. Tabii ki bunlar güzel şeyler. Bu da
gösteriyor ki Genç Kız ve A Bayan Ulusal Takımlarımızın geleceğinden bir endişe
duymamıza neden yok.”
Adnan
bunları söylerken aklıma Naz takıldı. O’nu ilk kez Muğla da İlköğretim Okulları
Yıldızlar Türkiye Voleybol Şampiyonası’nda izlemiştim ve döndükten sonra bu
organizasyonla ilgili yazdığım yazı da (05 Mayıs 2003) göze batan
oyunları anlatırken O’nun içinde kısaca şöyle demişim:
“İstanbul Bahçeşehir Koleji’
nde Naz
(1990) (Eskilerin çok iyi tanıdığı
Ankara’ nın bir zamanlar gözde oyuncularından olan
adaşım solak Alev’ in kızı) diye bir
oyuncu vardı ki, onu anlatmak gerçekten zor. Tek başına aldı maçları gitti ve
takımını şampiyon yaptı. Mükemmel fiziği, tekniği, ve
özellikle de bloğuyla finallerin tartışmasız en iyi oyuncusuydu.”
O
günden bu yana geçen zaman içinde Naz’ı bir daha izleyemedim ama hakkında hep
bilgileri aldım. Hani eskilerin bir lafı vardır; “Adam olacak çocuk .... ” diye başlar. İşte Naz da o
günden bu yana hızla gelişti ve sonunda böylesine güzel bir başarıya imza attı.
Aferin O’na.
Bu
arada altyapılarla ilgili konu açılmışken, yine o günkü yazımda bazı şeylere de
değinmişim. İzin verirseniz onları da tekrar buraya almak istiyorum. Kısaca bir
hatırlatma olsun;
“Bu hafta
değişik bir konu ile karşınızdayım. Aylardır voleybolun hep
zirvesiyle yani 1. Türkiye Ligleri ile ilgili yazılar yazdım durdum. Maç
trafiğinin yoğunluğu nedeniyle gözüm ne ikinci, ne üçüncü ligleri, ne de
gençler, yıldızlar, küçükler karşılaşmalarını gördü. Ligler bitince nihayet bu
fırsatı yakalayabildim.
Geçtiğimiz hafta Muğla’ da oynanan
İlköğretim Okulları Yıldızlar Türkiye Voleybol Şampiyonası’ na
gittim.
3 gün boyunca finallerde mücadele
eden 8 kız, 8 erkek takımını izledim.
Şunu memnunlukla belirtmeliyim ki
1988, 1989 ve 1990 doğumlu bazı oyuncuların seviyelerini çok iyi buldum. “Alt
yapılar çöktü, oyuncu yetişmiyor” diye feryat eden bizlerin bu konuyu biraz
abarttığını düşündüm. Kız olsun, erkek olsun, gelecekte “Ben voleybolcu
olacağım” diye bağıran gençlerle karşılaştım. Hemen hemen
her takımda manşet alan, hücum eden, iyi servis atıp, iyi blok yapan, hatta
geri atak yapan 1-2
sporcu mutlaka vardı. 16 takımda mücadele eden ortalama iyi 1 oyuncu olduğu
düşünülürse, bu turnuvada en azından
Bu arada Muğla’ daki
final maçlarına gelmeden önce, yarı finallerde mücadele eden bu ekiplerin
öğretmen ve antrenörleriyle yaptığım konuşmalarda,
elenen bazı takımlarda da gerek fizik, gerekse teknik olarak gelecek vaat eden
oyuncular olduğunu duydum. Tabi ki bunlar güzel şeyler.
Bu da gösteriyor ki bizler ve büyük
şehirlerde yaşayanlar Anadolu’ da yetişen bu çiçeklere, sırtımızı dönmüşüz ve
onları görmezlikten gelmişiz. “Pasör yok, köşe oyuncusu yok, oyuncuların
teknikleri yok, boyları kısa, yani artık voleybolcu yetişmiyor” diye yıllardır
söyleniyoruz. Ama çıkış yapmak için fırsat kovalayanları da
görmüyoruz. Anadolu’ da oyuncu yetiştirmek için çaba sarf eden voleybol
gönüllülerinin tavsiyelerini kulak arkası ediyoruz. Çoğunlukla araştırmak
gereğini bile duymuyoruz. (Herkesi bunun içine
katmıyorum. Tabii ki Anadolu yu tarayan ve oralardan
kaynak bulan antrenörler, takımlar var ama azınlıkta
oldukları da açık”
Şimdi o
günlerde yazdığım bu satırlarla, bu günlerdeki başarıların örtüşmesi tabii ki
en çok beni sevindiriyor ve mutlu ediyor.
Bu
hafta Cumartesi günü 1, Pazar günü ise 3 karşılaşma izleyebildim. Ayrıca, biraz
vaktim vardı, 2 set Eczacıbaşı- Güneş Sigorta Yıldız Kız ve Pazar günü de 2
sette Galatasaray-Ataşehir Bayanlar 2. Lig
karşılaşmasına göz atma şansını yakaladım.
İsterseniz
önce onlardan kısaca söz edeyim. Eczacıbaşı ve Güneş Sigorta yıldız kız
takımlarının arasındaki mücadeleyi beğendim. İki ekip de çatır çatır voleybol oynuyor. Düzenleri,
sistemleri, oyuncuların voleybol adına yaptıkları gerçekten çok güzel. 1.
Lig de seyrettiğimiz karşılaşmalardan tek eksik olan oyuncuların tecrübesi ve
güçleri. Ama bu iki takımda ki oyunculara bakınca gelecek için insanın
kafasında güzel şeyler oluşuyor. Onları bu kadar iyi hazırlayan, bu kadar güzel
voleybol öğreten antrenörleri tebrik ederim. Bu
geleceğin yıldızlarını izlerken tek olumsuz düşüncem, liberolar
oldu. Keşke federasyon bir karar alsa da, küçükler ve yıldızlarda libero ile oynamak yasaklansa. O zaman libero
ile değişen bu küçüklerin teknik gelişmeleri daha da hızlı olacak.
Galatasaray-Ataşehir mücadelesinde ise, eski oyuncuları görme şansını
yakaladım. Hatta bir kısmı alt yapılarda oynarken, çalıştırdığım takımlara
karşı forma giymişlerdi. Onları izlemek güzel. Ancak
bu grubun ilk iki sırasını paylaşan iki ekibin voleybol seviyesini ve
kalitesini iyi bulmadım. Gelecek sezon belki de 1. Lig de oynayacaklar ama bu
kadrolarla işleri hiç kolay olmayacak. Takıma ciddi takviyeler yapmaları
gerekecek. Büyük bir olasılıkla da bu takviyeler yabancılardan oluşacak. Bu da
doğal olarak maddi açılımlara neden olacak. Bunun ne oranda gerçekleşeceğini de
hep birlikte göreceğiz.
Çarşamba
günü Şampiyonlar Ligi’nde Uralochka’ya kaybetmenin
moralsizliğini üstünden atamamış olan Güneş Sigorta, İller Bankası karşısında
yine de ilk set dışında fazla sıkışmadan sonuca gitti ve maçı 3-0 kazandı.
Genç
bir oyuncu kadrosuyla mücadele eden Ankara ekibi zaman zaman
iyi oynuyor ama devamlılıkları yok. Ayrıca çok hata yapıyorlar. Manşet
sorunları var. Bu takımla ilgili söyleyeceğim bir iki küçük şey var. Önce Gizem
den başlayayım. Geçen maçlarında onu birkaç konuda eleştirmiştim. Bir küçük
ilave daha (Beni ne
çok eleştiriyorsun deme). Bu kez blokların gözüme çarptı. Blok için filenin üstüne az
çıkıyorsun. Bu da senin ellerini içeri sokmanı engelliyor. Rakibin en önemli
hücum silahları daima köşe oyuncularıdır. Yani senin karşına gelirler. Eğer
ellerin içere girmezse onları nasıl durdurursun? Yapacağın düz bloklar yüzünden
eline çarpan her top blok aut olur. Bu da takımına olumsuz yansır. Sen Güneş
Sigorta’nın oyuncususun. Burada kiralık oynuyor ve gelişiyorsun. Kısa bir zaman
sonra asıl takımına döneceksin. O zamana kadar senin için söylenen hatalarını
aza indirirsen, kazanırsın. Yoksa önünde ki Elif ve Seda dan
formayı kapamazsın. (Daha önceden de birkaç kez bu genç oyuncuların kiralık oynaması konusuna
değinmiştim. Yeri geldi bir kez daha kısaca değineyim. Hedefe oynayan geniş
kadrolu takımların yönetici ve antrenörleri, yeni
yetişen genç oyuncular takımda oynama şansı bulamıyorsa, onları başka ekiplere
kiralayın, gelişsinler Bunu özellikle Güneş Sigorta çok iyi yapıyor. Onlar
ileride mutlaka bunun semeresini göreceklerdir. Umarım bu sizlere de da örnek
olur.) (Kız-
erkek ayırımı yapmıyorum)
Bir
küçük not da antrenör Burhan’a; Çok güzel bir takımın
var. Bu genç oyuncuları seyrederken insan onların mücadelesinden keyif alıyor.
Biliyorum her antrenör gibi sende maçlar kazanmak ve
alabileceğin en üst dereceyi elde etmeye çalışıyorsun. Bu çok
doğal. Ancak takımın gücü ve oyuncuların genç olmasının getirdiği
hataların çokluğu yüzünden şu anda hedeflediğin ilk 5 dışına düşebilirsin. O
zaman lütfen, yabancı oyuncunun ve her zaman takımına katkı sağlamak için büyük
çaba harcayan, hırslı, üstelik de benim
sevdiğim oyunculardan biri olan Fulya’nın yerine diğer oyuncularını kullan.
Özellikle de Meryem’e daha çok şans vermeye çalış. Bunu senden hepimiz
bekliyoruz. O zaman Ulusal Takımlara yaptığın katkı çok daha büyük olacak.
Ancak bu düşüncemden Angelova ve Fulya’yı dışla
anlamı çıkmasın. Özellikle Fulya sana iyi bir abla ve iyi bir yardımcı olur. O
bunu fazlasıyla hak ediyor.
Pazar
günü çekişmeli bir maçla başladı. İki takımın da çok hata yapması, özellikle de
çok servis kaçırmaları (İlk set 13 servis kaçtı.
Avrupa
Kupası yorgunu olmasına karşın Halk Bankası son set dışında fazla hırpalanmadan
maçı 0-3 kazandı. Ankara ekibi, kaliteli yedeklerini
de hesaba katarsak iyi bir takım. Tekniği kuvvetli oyuncuları var. Pasör Krnic de iyi oynatıyor. Avrupa Kupaları’nda üst üste
seviyesi yüksek ekiplerle iyi maçlar oynamaları takıma hem güven, hem de hava
vermiş. Bu onların lig de iyi yerlere geleceğinin habercisi. Bu
kadar tekniği kuvvetli oyuncuların servise karşı bu kadar zorlanmaları ise
olumsuzlukları. (Gerçi
direkt hata yapmıyorlar ama çıkan toplar pasörün işini
zorlaştırıyor)
Bu sorunu bir an önce çözmeleri gerekiyor.
Arçelik’e gelince, sezon başından bu yana güçleri oranında iyi
oynuyorlar. Ama kutlar sofrasında bu gençlerden oluşan kadrosuyla henüz yer
bulmaları olanak dışı. Yine de ilk yarıyı 9 galibiyetle kapatmaları başarı.
İlginç
bir maç oldu. Yukarı da da değindiğim gibi işi biraz
hafife alan, yorgun ve moralsiz Fenerbahçe az daha sezonun en büyük sürprizine
izin veriyordu. Zorda olsa sonunda maçı 3-2 kazandı ve
eskilerin değişiyle, “Zararın
neresinden dönülse kardır” diyerek iki puan ile yetindi.
İlk iki
seti fazla zora sokmadan 25-18, 25-21 alan Sarı-Lacivertliler
tempoyu kaybedip, hatalar da yapmaya başlayınca 3. seti 22-25, büyük bir
çekişmenin yaşandığı 4. seti de 23-25 rakibine kaptırdı. Beklemedikleri iki
seti ve bir puanı alan Hatay Polisgücü bunları
yeterli görmüş olmalı ki 5. sette Fenerbahçe’nin oyuna asılmasıyla da erken
teslim oldu: 15-12. Böylece Sarı-Lacivertliler iki
puan ile yetinmek zorunda kaldılar.
KÜÇÜK BİR CEVAP
Geçen
hafta Eczacıbaşı-Emlak Toki karşılaşması sonrası İnessa’ya bir eleştirim olmuştu. Ben şunları yazmıştım;
“Teneva'ya ne olmuş böyle?
Ankara'nın havası mı, suyu mu yaramadı bilmiyorum ama bildiğim tek şey, çok
kötü oynamasıydı. Bulgar Ulusal Takımını sırtlayan bu oyuncu her halde bir daha
bu kadar kötü istese de oynayamaz. Saha da
didinen ve bir şeyler yapmaya çalışan, hatta aldığı sayılardan sonra
rakibi hareket yapacak kadar hırslı olan İnessa dan başka kimse yoktu. (Bir küçük
parantez de gelinimiz olan bu oyuncuya açayım. İnessa,
kazanmayı çok istediğin için belki çok hırslandın ama bu yine de aldığın
sayılardan sonra rakip oyunculara bakarak bağırman, hatta çok aşırı olmasa da
hareket yapman hoş olmadı. Karşı takımdaki oyuncuların bir
çoğunu iyi tanıyorsun ve onlar senin arkadaşların. Bu bakımdan biraz
daha dikkatli olman gerekir. Çünkü bu oyuncularla 4'lü Final Grubu'nda da karşı
karşıya geleceksin. Şimdiden bu maçların tansiyonunu yükseltme. Bu arada bir de
özel uyarı. Teneva gibi Ankara seni de fazla
etkilemiş. Kiloların artmış. Bu da senin daha çabuk olmanı ve yüksekliğini
engelliyor. Dikkat!!!)”
Bu
uyarıyı İnessa her halde Türkçe si yeterli olmadığı
için veya O’na okuyanın doğru tercüme edememesinden olsa gerek beni yanlış
anlamış ve bunu da “Forum” sayfamıza yazdığı yazı ile cevaplamış.
Şöyle yazmış:
|
sain Alev Anakok!Turkiye Avropa
Dunya Olimpiyat sampionlugu
nasil kazanilir,nasil calisir bilyormusumuz?eminimbilyorsunuzdur.Benim
17 yillik voleybol hayatim bu olaylar dolu.ben
kazanmak icin sahaya cikarim
size yalnis gelen seylar kazanmanin gerekleridir kazanmassam
uyuyamam.lutfen elestirlerinizi
yaparkenbirazsporcu psifoloji
ile dusunun o zaman daha iyi biz sporculari anlarsiniz.bir kucukrica.beni rimsi ile kiyaslamain.Ben Inessaim. |
İnessa, senin hırsına kimsenin
bir şey söylediği yok. Yazımı daha iyi tercüme ederlerse, daha iyi anlarsın.
Benim sözüm hırsını karşı tarafa hareket yaparak veya bağırarak göstermen. Bu
hoş değil. Eczacıbaşılı oyuncular sana tepki göstermediler ama başka bir
takımın oyuncuları bu kadar sessiz kalmayabilirler. Ya da o günkü karşılaşmanın
hakemi Murat Özcan gibi yumuşak biri maçı yönetmeyebilir. O zaman başın
fazlasıyla ağrır. Takımına da zararın fazla olur. Daha önce İstanbul Haldun Alagaş da Fenerbahçe ile oynadığınız maçta olduğu gibi kırmızı
koltuğu boylarsın. Ben seni sadece daha dikkatli olman için iyi niyetle
uyardım. Gerisi senin bileceğin bir iş. Ancak unutma
Türkçe de bir ata sözü vardır: “Keskin sirke küpüne zarar
verir” Ben, bu değişi, ne kadar kariyerli veya tecrübeli olursan ol, aklından
çıkarma derim.
Bir yazının daha sonuna geldim.
Gelecek hafta izninizi istiyorum. Yurt dışında olacağım. Ancak Çarşamba günü
döneceğim. O nedenle haftaya birlikte olamayacağız.
Bu arada geçtiğimiz bayram, Korhan
Gün den telefonuma bayramımı kutlayan bir mesaj aldım. Çok hoşuma gitti. Bu
bayram bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Kalpler vardır, sevgileri paylaşmak için,
İnsanlar
vardır, dostlukları paylaşmak için,
Önemli
günler vardır, sevdiklerinizi hatırlamak için,
Bayramınız
kutlu olsun.”
Tekrar birlikte olmak dileğiyle,
hoşça kalın.
A
L
E V A
N A K
Ö K