AVRUPA MAÇLARI ÜZDÜ

 

Yeni yılın ilk haftası Avrupa Kupaları'nda mücadele eden takımlarımız açısından iyi geçmedi. 8 ekibimizden sadece Eczacıbaşı Top Teams de galibiyete uzanabildi. Bir de CEV Kupası'nda deplasmanda oynayan Türk Telekom, Slovak rakibine 2-3 yenilmesine karşın tur için umudunu devam ettirdiğinden tesellimiz oldu.

Gerçi 4 ekibimizin İtalyanlar ile, Ziraat'in de deplasmanda Olympiakos takımıyla oynadığını düşünürsek fazla üzülmemize bir neden yok ama Fenerbahçe'nin Çek Dukla Liberec'e mazereti ne olursa olsun 3-0 gibi net bir skorla teslim olmasının da su götürür bir tarafı yok.

Böyle bir küçük girişten sonra gelelim maçlarımızın benim gözümle eleştirilerine;

 

ÖNCE ŞAMPİYONLAR LİGİ

 

Çarşamba günü Beşiktaş-Sant'rsola Asystel Novara mücadelesini izledim. İtalyan ekibi hem grup birinciliğini garantilemenin rahatlığı, hem de Beşiktaş'ı hafife alması nedeniyle sakat olan  Romen Nucu ile birlikte, takımın aslarından çok yakından tanıdığımız  Polonyalı Glinka (Ben biraz da bu oyuncunun gelmeyişini, Ankara daki Grand Prix Elemelerin de Almanya-Polonya karşılaşmasında yapılan şikeye bağlıyorum. Büyük bir olasılıkla seyircinin tepkisinden korkmuş olabilirler. ) ve Belçikalı De Carne'yi getirmediler.    

Bu 3 oyuncunun oynamaması tabii ki takımın gücünü azalttı ancak bu hiçbir zaman Beşiktaş'ın iyi mücadelesine gölge düşürmez. Neticede belki bu 3 voleybolcu yoktu ama  Hollandalı Ulusal takımımın yıldızlarından Flier, Çinli pasör He Qi, Sırbıstan Karadağlı Spasojevic ve Radulovic, İtalyan Ulusal Takımının liberosu Cardullo, Anzanello, Nikolini, Vigano gibi iyi oyuncular vardı.   

Rakibin İtalyan olması, ilk maçta alınan kolay yenilgi oyuncularımızı fazlasıyla etkilemiş olmalı ki maça çok dağınık ve hatalarla başladık. Spasojevic'in servisleriyle bir anda 1-5 oldu. Biraz kıpırdansak da ilk teknik molaya 5-8 girildi. Sonra 7-11 oldu. Bu arada oynadıkça sayılar kazanılması, topun gidip gelmesi, blokların ve defansın düzelmesi, yani hataların azalmasıyla mücadeleye denge geldi: 11-12. Bir ara 15-14 öne geçtik. İkinci teknik molaya 16-15 girdik. Topu öldürdüler: 16-16 ve antrenörleri 11 numaralı Nicolini'yi çıkarıp, servise 12 numaralı Sırbıstan Karadağlı oyuncu  Radulovic'i aldı. O'nun etkili servisleri, manşetimizi bozarken, hücum hataları başladı ve 3 sayılık bir fark oluştu: 16-19. Bu arada pasör Arzu'nun fileye yakın pasları, smaçörlerin bloklarda kalan atakları, tempomuzun düşmesine de yol açınca Novara'nın işi kolaylaştı ve  giden sayılarla 17-22 oldu, sette 19-25 gitti.

2. sete iyi başlayan yine İtalyanlar oldu: 3-6, 6-8. Ama ilk setin ortalarında olduğu gibi oyuncularımız tekrar oyuna asılmaya başladılar. İrina'nın sayısıyla da 9-9 da eşitliği yakaladılar. Sonra başa baş bir mücadele başladı. Servislerimiz, hücumlarımız,  özellikle de defansımızın başarısıyla 13-12 öne geçmeyi başardık. Sonra 14-12 oldu, ardından da ikinci teknik molaya 16-13 girdik. Flier'in 6'dan vurduğu topun dışarı gitmesiyle 17-13 oldu. İtalyanlar 17-14 yaptı. Eda'nın 2'ye dolaşarak vurduğu toptan kazanılan sayı, İrina'nın etkili servisinin manşetten direkt içeri kaçması ve Sarah'ın gelen topu sayıya dönüştürmesi, Eda'nın bir başka sayısı bir anda aranın açılmasına ve 6 sayılık bir farkı yakalamamızı sağladı: 20-14. İyi oyun bu  avantajı kaçırmaya hiç niyetimizin olmadığının göstergesiyle, nitekim seti 25-20 kazandık.

Seti almak bizi biraz fazla rahatlatmış olmalı ki tempomuzu kaybettik hataları fazlalaştırdık, özellikle servise karşı manşetler ve hücumlar çok aksamaya başladı, bunun sonucunda da Novara rahatladı: 2-6, 3-8, 4-11, 9-14. Biraz oyuna girmeye çalıştık, farkı azalttık 12-14 ama bu yeterli olmadı. İtalyan ekibi kontrolü elinden bırakmadı: 12-16, Flier'in smaç servisleri: 13-20. Seti de 20-25 verdik.

1-2 geriye düşmek oyuncularımızı hırslandırmıştı ve 4. sete iyi başladık. Servis attık, blok yaptık 4-1 öne geçtik. Bu arada Novaralı oyuncuların bloktan kaçmak için avuta vurdukları toplarla durumu 6-1 yaptık. İlk teknik molaya 8-3 girdik. Bu arada Sarah'ın yerine sete başlayan Betül'ün iyi oyunu, defansı, ataklardan sayılar üretmesine diğer oyuncularda katkı yapınca rahatladık: 11-5, 13-6, 16-10. İtalyanlar sete asılmaya başladı ve 21-17'den sonra da farkı kapattılar: 21-20. Deniz'in 4'den paralele verdiği topla 22-20 oldu. Sarah'ın servisini manşet içeri kaçırdı, aldık ve 4'den İrina ile hücum yaptık. Top bloktan dışarı gitti, ancak çizgi hakemi bunu görmedi ve bayrağı kaldırdı. Başhakemde buna uydu. İtirazlar sonucu değiştirmedi ama emin olun ki bu top gerçekten, hem de çok elden gitmişti. Sayılar 23-20 olacağına 22-21 oldu. Deniz bu yanlış karara 2'den cevap verdi: 23-21. Duygu'nun servisini oyunda tuttular, yaptıkları atak, Eda'nın bloğundan yansıdı, defansımız bu avantaj topu kolay aldı, Arzu topu Eda'ya attı ve sayı: 24-21. Duygu'nun servisi, hücum yine Eda'nın bloğundan sekti ama Duygu defansta yerini kaybetmişti, yani biraz içerideydi, topu alamadı: 24-22. Deniz arkadaşının hatasını affettirdi: 25-22.

5. sete iki takımda hırslı başladı. Top oyunda çok kalmasına karşın oyuncularımız biraz daha becerikli olunca 4-0 öne geçtik. Ama yine topun oyunda çok kalmasına karşın bu kez İtalyan ekibinin oyuncuları daha becerikli olmayı bildiler ve bu büyük avantajı kullanamamış olduk:

4-4. Sonra dişe diş bir mücadele başladı. Biz 1 sayı öne geçtik, onlar yakaladılar  ve 12-11'e kadar geldik. Arzu'nun etkili servisini oyunda tutular, yaptıkları hücumu defanstan çıkardık ama bu avantaj topu arka arkaya iki basit hata yüzünden kullanamadık ve tekrar eşitlik geldi: 12-12. (Eğer bu topu öldürebilseydik 13-11 öne geçecektik, büyük bir olasılıkla da bu seti ve maçı almamız anlamına gelecekti) Çinli'nin servisini çıkardık ama Deniz öldüremedi, Novara bu fırsatı kaçırmadı: 12-13. Çinli'nin ikinci servisi, bu kez Deniz blokta kaldı: 12-14. Çinli'nin 3. servisi topu yine öldüremedik, ancak bu kez onlar hata yaptılar: 13-14. Tekrar umutlandık ama Sarah servisi fileye takarak hayallerimizi yıktı: 13-15. 2-3.

Gerçekten çok yazık oldu. İyi oynadık, iyi mücadele ettik ama son sayılarda ki basit hatalar yüzünden bu burnu büyük, sanki küçük dağları ben yarattım havasında ki kasıntı İtalyan antrenör Frigoni Angiolino'ya büyük bir ders verme fırsatını kaçırdık.             

 

İSTATİSTİKLER:

 

102 servis attık, 10 tane kaçırdık, 4 direkt sayı alabildik (5 set için çok az), servise karşı 98 kez topla buluştuk, 10 hata yaptık, yüzdemiz 77. Exc: % 63 (Oldukça iyi bir yüzde. Çünkü Siyah- Beyazlıların bu güne kadar manşetlerde hep sıkıntıları vardı) 141 atak yaptık, 59 sayı aldık, yüzde 42. Blok dan 12 sayı kazandık.

Novara, 107 servis attı, 9 hata yaptı, 8 kazandı. 88 manşet aldı, 6 hata yaptı, yüzdesi: 86. Exc: % 72 (Güzel bir rakam). 149 hücum yaptı, 66 sayı üretti, yüzdesi 44. Bloktan 7 sayı aldı.

Oyuncuların istatistiklerini de vereyim;

Duygu: 23 servis, hata yok, 1 sayı, 10 atak, 5 sayı, yüzdesi 50. 3 blok.

İrina: 16 servis, hata yok, 1 sayı, 29 manşet, 1 hata, yüzdesi 83. Exc: % 62. 27 hücum 11 sayı, yüzdesi 41. 5 blok.

Deniz: 12 servis, 1 hata, sayı yok.24 manşet, 1 hata, yüzdesi 79. Exc: % 67. 43 hücum 14 sayı, yüzdesi 33. 4 blok.

Arzu: 14 servis, 3 hata, 1 sayı. 3 hücum, 1 sayı, yüzdesi 33.

Eda: 10 servis, 3 hata, sayı yok. 26 atak, 13 sayı, yüzdesi 50.

Sarah: 10 servis, 3 hata, (Biri maçı bitiren servis) sayı yok. 17 manşet, 5 hata, yüzdesi 65. Exc: % 59. 20 hücum, 9 sayı, yüzdesi 45.

Betül: 17 servis, hata yok, 1 sayı. 12 manşet, 1 hata, yüzdesi: 67. Exc: % 58. 7 atak, 6 sayı, yüzdesi 86 (Bravo Betül. Sonra dan girip bu kadar iyi bir performans göstermek çok hoş)

Nihan:  15 manşet, 2 hata, yüzdesi 80. Exc: % 67.

 

Bu arada Şampiyonlar Ligi'ndeki diğer temsilcimiz Güneş Sigorta 7. maçında Foppapedretti' ye beklenildiği gibi 3-0 yenildi. Şimdi takımımız için asıl önemli olan maçlar sırada var. Önce İstanbul daki Rus Uralochka, daha sonra da Fransa da Cannes ve İspanya da oynayacağımız Las Palmas karşılaşmaları durumumuzu çözecek. 

 

ECZACIBAŞI - VİLLABON

 

Beşiktaş maçıyla çakıştığı için bu çok görmek istediğim karşılaşmaya gidemedim. Ancak takımımızın iyi oynadığını söylediler. Zaten maçı 3-0 kazanmaları da bunun kanıtı olmalı. Gerçi ikinci sette rakip bir hayli sıkıştırmış ama sonuçta kazanan yine kızlarımız olmuş. 3-0'lık bu sonuçla büyük bir aksilik olmaz ise, ki olmayacak, Eczacıbaşı 4'lü Finale şimdiden adını yazdırmış oldu.

Maçla ilgili fazla bir detayım yok. Zaten karşılaşmayı, büyük bir bölümünüz televizyondan izlediniz. Karşılaşmanın istatistiklerini Cengiz Tokgöz den rica ettim. Bana ulaştırdı. Onları yazarak en azından bu maçla ilgili sizi bilgilendireyim.

 

SETLER VE MOLALAR:

 

1. Set: 8-2, 16-7. 25-18.

2. Set: 7-8, 14-16. 27-25.

3. Set: 7-8, 16-10. 25-19.

 

İSTATİSTİKLER:

 

Eczacıbaşı: 75 servis atmış, 6 hata yapmış, 5 sayı kazanmış. Servise karşı 56 kez topla buluşmuş, 9 hata yapmış, yüzdesi 55. Exc: % 36 (Düşük). 68 ataktan, 37 sayı üretmiş, yüzdesi 54. 7 bloktan sayı kazanmış.

Villebon: 64 servis atmış, 8 hata yapmış, 9 direkt sayı almış. 69 manşete karşın 11 hata yapmış, yüzdesi 55. Exc: % 39. 75 hücumdan 30 sayı kazanmış, yüzdesi 40. 9 bloktan sayı almış.

Oyuncularımız:

Bahar: 5 servis, hata yok, sayı yok (Ama bana göre burada bir yanlışlık var. 3 setlik maçta 5 servis çok az) 2 atak yapmış, ikisi de sayı yani yüzde yüz. Blok yok.

Özlem: 8 servis, 1 hata, 1 sayı. 1 manşet, 1 hata, 5 hücum, 2 sayı, yüzdesi 40. (Bahar yine Özlem'i unutmuş gibi görünüyor) 1 blok.

Gökçen: 15 servis, 2 hata, 1 sayı. 5 atak, 3 sayı, yüzdesi 60. Blok yok.

Aihua: 13 servis, hata da, sayı da yok. 14 manşet, 3 hata, yüzdesi 64. Exc: % 43. 17 hücum, 10 sayı, yüzdesi 59. 2 blok. (Son haftalarda ortaya koyduğu en iyi performanslardan biri. Gerçi bir yabancı oyuncu için asla yeterli değil ama eski maçlarla kıyasladığımızda kötü de değil. Hep eleştirdiğim Aihua'nın bu oyununu ne yazık ki seyredemedim.  Ben olmayınca daha iyi oynadığına göre, artık Eczacıbaşı karşılaşmalarını izlemesem mi? Acaba)

Mesude: 13 servis, 3 hata, sayı yok. 24 hücum, 10 sayı, yüzdesi 42. 3 blok.

Esra: 21 servis, hata yok, 3 sayı. 15 manşet, 2 hata, yüzdesi 33. Exc: % 20 (Esra'ya ne oldu? Uzun bir dönemdir her halde ilk kez bu kadar düşük bir manşet yüzdesiyle oynadı. Umarım bu bir maçlıktır. Çünkü hem Eczacıbaşı'nın hem de Ulusal Takımın bu görünmez kahramanına çok ihtiyaçları var) 15 atak, 10 sayı, yüzdesi 67. 1 blok.

Gülden: servise karşı 26 manşet, 3 hata, yüzdesi 65. Exc: % 42 (Bir libero için iyi bir yüzde sayılmaz)

Bu istatistikle bakınca, Eczacıbaşı'nda tek eleştirilecek şey; servisler den ve bloklardan az sayı üretebilmesi. Halbuki takımımızın en büyük özelliği ve bu güne kadar maçları koparan  en önemli artıları bu servis- blok ikilisiydi.

 

HALK BANKASI - LUBE MACERATA

 

Çarşamba günü Ankara da Halk Bankası, İtalyanların yıldızlar topluluğu bir takımı, Lube Macerata'yı misafir etti.

Takımımız bu güçlü rakibi karşısında iyi mücadele etti ama sonuçta aldığı 3-1'lik yenilgi turu çok zora soktu. Karşılaşmayı televizyon izledim. Gerçekten Macerata çok iyi bir ekip. Zaten 13 maçta 9 galibiyet, 4 yenilgi ve topladığı 27 puanla lig de 3. sırada olması da bunun göstergesi. Hele iki oyuncu vardı ki hayran olmamak elde değil. Biri Küba asıllı Denis, diğeri de Sırbıstan Karadağlı Milkovic. Özellikle Denis'i izlerken eski günler ve O'nun büyük kaçış hikayesi gözümün önüne geldi. Hatırlarsanız Arçelik ile Belçika'ya gittiğimiz bir turnuvada O'nu izlemiş ve 31 Aralık 2001 tarihli yazımda da anlatmıştım.

Hadi gelin, geriye, yani eski yazıma sizi döndürme zahmetine sokmayayım ve beni yeni okumaya başlayanlara da en azından bir bilgileri olması açısından bu bölümü tekrar buraya nakledeyim.

 

"Bu hafta Arçelik ile Belçika'ya gittim. Her yıl Noel zamanı düzenlenen ve ünlü takımların katıldığı Flanders Volley Gala 2001'de mücadele eden ekiplerin maçlarını izledim. Gerçekten bir voleybol sever için çok güzel ve çok kaliteli bir turnuva yaşadım. Kısa bir zaman dilimine sığdırılmasına karşın her maç voleybol adına bir ders niteliğindeydi.

İnsan bu tür maçları izleyince üst düzeydeki takımların ortaya koyduğu voleybolun hangi noktada olduğunu daha iyi anlıyor. Güçler birbirine yakın olunca her maç ilginç görüntülere sahne oluyor.

Bu yıl turnuvaya Küba Milli Takımı, ev sahibi Roeselare, Unicaja Almeria (İspanya), Arçelik, Luzniki Moscow (Rusya), Paris Volley (Fransa) katıldı.

Bu takımların hepsini çok yakından tanıyorsunuz. Bilindiği gibi 4'ü Şampiyonlar Ligi'nde oynuyor. Küba Milli Takımını anlatmaya ise gerek yok. Geçtiğimiz ay Japonya da yapılan Şampiyonlar Kupası'nda 1. oldu. Gerçekten keyifle izlenen bir takım. Başlarında da çok tanıdık bir dost, Herrera vardı. Onunla 4 gün boyunca beraber olduk. Boş zamanların çoğunu lobide sohbet ederek ve maç dönüşü bir şeyler içerek geçirdik. O, her zaman ki sevecen, neşeli tavrıyla bizleri güldürdü durdu.

Sık sık Türkiye' de onunla milli takımlarda beraber olan oyuncuları sordu, bilgiler aldı. O dönemle ilgili yaşadığı ilginç olayları esprilerle anlattı. Kısacası onunla birlikte doyumsuz anlar yaşadık.

Arçelik'in 4. olduğu turnuvanın final maçında Paris Volley sürpriz bir sonuca imza attı ve Küba Milli Takımı'nı izleyenlerin şaşkın bakışları arasında 3-1 (26/24, 25/14, 15/25, 25/21) yenerek birinci oldu.

Bu maç adeta voleybolda bir ders niteliği taşıyordu. Bir tarafta hücumda tutulması zor bir Küba, diğer tarafta hataları en aza indirmiş, teknik özellikleri yüksek bir Paris Volley. Tabii ki bu sistemde rakip kim olursa olsun kazanan, en az hata yapan olacaktı. Sonuçta da öyle oldu.  Kübalı oyuncular çok servis kaçırıp, çok hücum hatası yapınca beklenmedik bir yenilgiyle karşı karşıya kalmaktan kurtulamadılar.

Aslında Küba gibi bir dünya devinin yenilmesi kolay değil ama burada bir konsantrasyon eksikliğinden de söz etmek yerinde olur.

Neydi bu durum. Bu ilginç olayı bizler şaşkınlıkla yaşadık. Eminim sizlere de ilginç gelecektir.

İlk gün Küba takımında 4 numarada oynayan Denis diye bir oyuncu izledik. Anlatılması zor bir voleybolcu. Özellikleri saymakla bitmez. Nokta manşeti, hücumdaki inanılmaz performansı, blok başarısı ve etkili smaç servisleriyle (Smaça girişi de çok ilginç, bir o yana, bir yana dönüyor sonra topa yükleniyor) ilk maçtan itibaren seyircinin gözdesi oldu. Tabii ki Küba'nın da itici gücüydü. Transfer etmek için menajerlerin peşinde koştuğu bu oyuncu ikinci gün ortadan kayboluverdi. Ve biz oradan ayrılana kadar da kimse nerede olduğu, nereye gittiğini öğrenemedi. Herkesin ortak yorumu ise iltica ettiğiydi.

Kaybolduğu akşam olayı Herrera şöyle anlattı.

"Hep birlikte sabah kahvaltısına indik. Sonra da toplantıya girdik. Ben oyun planını anlatıyorum. Denis şunu yapacak, şuradan vuracak, servisleri bu oyuncuya atacak diye konuşmama devam ederken, Denis'e anlayıp anlamadığını sordum. Cevap alamadım. Başımı çevirip Denis'i aradım. Ama aramızda yoktu. Aradık, sorduk, soruşturduk ama Denis kayıptı. Pasaportu ve tüm eşyaları odasındaydı. Hemen polisi aradık. Konsolosluğa haber verdik ama sonuçta Denis'i bulamadık."

Evet, o andan itibaren Denis'i kimse bulamadı.

Aslında böylesine iyi bir oyuncuyu sadece iki maç izlemek şansızlığımız oldu. Gerçi pasör çaprazı oynayan Marchall'ın da ondan aşağı kalır tarafı yoktu. İzleyenlere büyük keyif verdi. Bu arada Osvaldo Hernandes'i, yıllarca smaçör oynadıktan sonra pasör olarak görev yapan Alain Roca'yı, Louis Hernandes'i seyretmeye doyamadık."

 

İşte sevgili dostlar bu anlattığım Çarşamba günü bir kısmınızın salonda, bir kısmınızın da televizyondan seyrettiği  Denis, o iltica eden Denis.

 

DİĞER AVRUPA MAÇLARIMIZ

 

Çarşamba günü diğer 3 takımımız karşılaşmalarını deplasman oynadılar. Ziraat Bankası Yunanistan da Olympiakos'a kök söktürmesine karşın bu güçlü rakibinden set koparmayı başaramadı. Aslında set sayıları iyi (20-25, 25-27, 23-25) ama rövanş da böyle bir ekip karşısında 3-0' ı yakalamak da kolay değil.

Bu kupadaki diğer temsilcimiz Fenerbahçe'nin ise, Çek Cumhuriyeti'nde Ducla Liberec'e 3-0 yenilmesi setleri 17-25, 21-25, 23-25 kaybetmesi bende hayal kırıklığı yarattı. Takımımızda Arjantinli Santiago sakatlığı nedeniyle forma giyememiş. Bu arada libero Nuri, smaçör olarak görev yapmış, onun yerine de libero olarak Kerem oynamış.

Eh, böyle bir kadronun da 3-0 yenilmesi çok doğal. Bu şekilde bakınca aldıkları sayılar bile insana iyi geliyor. Ama burada ki en büyük yanlışlık, Santiago'nun sakatlığının bilinmesine karşın diğer Arjantinli Pablo Porollo'nun gönderilmesi.

Fener TV'de ki Perşembe günü voleybol programına bağlanan antrenör Abdullah Paşaoğlu, bu oyuncunun bırakılma nedenini, yerine yeni alınacak bir voleybolcuya yer açmak olarak açıkladı.

Bu kararı kim verdiyse, çok büyük bir hata yapmış oldu. Fenerbahçe bu sezon bilindiği gibi tarihinde ilk kez voleybol da Avrupa Kupası maçları oynuyor. Üstelik de bu ana kadar başarılı olarak çeyrek finale yükseldi. Kura şansı sayesinde de eleyebileceği bir rakip ile eşleşti. Yani Sarı- Lacivertli takım Top Teams Kupası'nın en son bölümü olan 4'lü Final Grubu'na çok yaklaşmıştı. Eğer ekibimiz Ducla Liberec'i geçme başarısını gösterseydi, (Hala bitmiş bir şey yok ama 3-0'lık yenilgi ve 14 sayılık fark, kupalar için kapanması zor bir dezavantaj gibi görünüyor) yeni bir tarih daha yazacaktı. Final Grubuna yükselecek ve büyük bir olasılıkla da derece yaparak, bu sezonun en flaş takımlarından biri olacaktı. Ayrıca Fenerbahçe ilk 4 içine kalınca, ligi ilk sırada  bitirecek ekibimizin de önünü açacak ve bu takımın gelecek sezon şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmesini sağlayacaktı. Bu belki de kendisi olacaktı.

Görüyorsunuz, eğer Sarı-Lacivertliler elenirse hem kendileri, hem de Türk Voleybolu neler kaçırmış olacak.  Yazık değil mi? En azından 20-30 bin dolar kar edeceğim diye Porello'nun gönderilmesine değer miydi? Hadi Arjantinliyi gönderdiniz, nerede O'nun yerine alınacak yeni yabancı. Böylesine kritik, daha doğrusu hayati bir maç öncesi, üstelik de telafisi olmayan bir karşılaşma öncesi bu hata nasıl yapıldı?

Umarım Fenerbahçe, Çarşamba günü bu takımı eler ve her şey normale döner. Aksi olursa, böylesine büyük bir başarıyı ve fırsatı kaçırmamanın üzüntüsünü hep birlikte yaşayacağız.

 

TELEKOM ŞANSLI

 

8 Avrupa Kupası maçından sadece Eczacıbaşı'nın galibiyet çıkardığı Çarşamba ve Perşembe gününde içimizi ısıtan bir güzel haber de Türk Telekom Avea'dan geldi. Takımımız, Slovakya da oynadığı CEV Kupası Çeyrek Final maçında 2-1 öne geçmesine karşın Senica'ya 3-2 yenildi ama alınan bu skor rövanş için büyük bir avantaj oldu.

Şimdi Ankara ekibinin Çarşamba günü işi bitireceğine eminim. Ancak yine de küçük bir uyarı yapmadan geçemeyeceğim. Çünkü bu tür skorlar her zaman tehlikelidir. Oyuncuları ve teknik kadroyu rehavete itebilir. Üstelik de bu takımın çeyrek finale gelişi biraz ilginç olmuştu. Evinde ki ilk karşılaşmayı 2-0 geriye düşmesine karşın, sonra dan toparlanarak 3-2 kazanmıştı. Bu skora bakıp hepimiz Sırbistan Karadağ takımımın Telekom'un rakibi olacağına inanmıştık. Ancak Senica hepimizi yanıltmış ve rövanşı da deplasmanda 3-1 kazanarak çeyrek finale yükselmişti. İşte bunu hatırladığımdan ekibimize "DİKKAT" diyorum. Ve çekirgeyi ikinci kez sıçratmamaları için uyarıyorum.  

 

YEŞİLYURT'UN GÜCÜ YETMEDİ

 

Perşembe gününün tek karşılaşmasında ise Yeşilyurt, bir başka İtalyan takımı Vini Monte Sciavo Jesi'ye 1-3 yenilerek tur şansını yitirdi.

Maç öncesinde Vini Monte'nin lig de11 maçta 5 galibiyet, 6 yenilgi ve 14 puan ile 7. sırada olması, Yeşilyurt'un yabancısız, Pelin dışında genç oyunculardan oluşan kadrosuna karşın en azından iyi bir mücadele bekliyordum.

Ancak Sciavo'nun  kadrosu elimize geçtiğinde hem şaşırdım, hem de kafamda bir acaba? Sorusu oluştu. Çünkü İtalyan Ulusal Takımı'nın pasörü Lo Bianco, orta oyuncusu Lecceri, köşe oyuncuları tecrübeli Togut ve De Luca vardı. Ayrıca 6 yabancısı bulunan Koleva, Petkova (Bulgaristan), Turlea (Romanya), Ritschelova (Çek Cumhuriyeti) ve Amerika Ulusal takımı Liberosu Sykora, Vini Monte de forma giyen diğer oyunculardı. Böyle bir kadroya sahip bir ekip nasıl olur da ligde 7. sırada kalırdı. Her halde bir problemleri olması gerekiyordu. Nitekim maç başladığında bu takımın sorunları hemen göze çarptı. Öncelikle servise karşı manşet sıkıntıları vardı. 1.71'lik pasörün, yani Lo Bianco'nun önde olduğu pozisyonda blok zaafını kapatamıyorlardı. Bu da onlara defans zorluğu yaşatıyordu. Ayrıca aşırı derecede de servis kaçırıyorlardı. Bu sorunlara karşın manşet geldiğinde çabuk ve iyi hücum yaparak sonuca kolayca gidebildikleri de bir gerçekti. Hatta hücumda daha önce şampiyonlar Ligi'nde Güneş ve Beşiktaş karşısında seyrettiğim Foppapedretti ve Novara'dan fazla da bir farkları da yoktu. Ortadan Lecceri ve 2'ye dolaşarak hücum eden Ritschelova'yı durdurmak çok zordu. Hele Çek oyuncu Yeşilyurt'u çökerten isim oldu. 1.91'lik boyuyla vurduğu topların büyük çoğunluğunu sayıya dönüştürdü. Yeşilyurt iyi oynamasına, hatta zaman zaman oyuncular kapasitelerinin üzerine çıkmalarına karşın Ritschelova'yı file üstünde bir türlü durduramadılar. Eğer bu oyuncuya ve Togut'a biraz blok yapabilselerdi (Fizik olarak kısa kaldık) ikinci bir set daha gelebilirdi.

İşte böyle güçlü ve iyi oyunculardan oluşan bir kadrosu olan Schiavo, Yeşilyurtlu oyuncuları da psikolojik olarak etkilemiş olmalı ki, maç başladığında sanki teslim olmaya hazır bir görünümleri vardı. Tedirginlik, rakibi gözde büyütme hemen oyuna da yansıdı. Atılan servisler karsında manşet alamadılar. Bunun sonucunda doğal olarak hücumda yapamadılar. Bu iki soruna birde rakibin çabuk oynaması eklenince, bloklar da ve defansta da kayboldular. İtalyan takımının çok servis kaçırması zaman zaman oyuncularımızı kıpırdatsa da sonucu değiştirecek hareketler yapılamadı ve doğal alarak da Schiavo her önde götürdüğü seti (2-2, 5-8, 7-8, 8-12, 11-16, 14-18, 15-23) 17-25 kazandı.

İkinci sete İtalyanlar yine iyi başladılar: 0-3, 3-7. Topu öldürdük: 4-7. Bahar'ın etkili servisleri, rakibin hatalı manşetleri, defanstan çıkan topların sayılara dönüşmesi derken bir anda 7-7 oldu. Bu eşitlik, oyuncularımızın kendilerine olan güvenlerini getirince oyuna ortak olduk. Servisler düzeldi, bloklardan toplar sekmeye başladı, defans ortaya çıktı, ataklar dan sayılar geldi. Bu arada Pelin'in servislerinin katkısıyla da 13-11 öne geçmeyi başardık. Artık sahada rakibiyle başa baş, dişe diş mücadele eden bir Yeşilyurt vardı. İlk sette başka, bu sette ise bambaşka bir oyun ortaya koymamız,  Vini Monteli oyuncuları da şaşırttı, hatalarının çoğalmasına yol açtı. Bundan iyi yararlanarak ikinci teknik molaya 16-13 girdik. Sonra etkili servislerimizle köşelerden atak yapmak zorunda bıraktığımız İtalyanları bloklarla da kesmeye başladık. Defansımız iyice ortaya çıktı, hücumlardan sayılar geldi ve 4 sayılık bir farka ulaştık: 21-17. sonra 22-19 oldu.  Ama karşımızda çok tecrübeli bir oyuncular grubu vardı. Bir anlık duraklama ve hatalar (Önce Banu 2'den avuta vurdu, sonra Bahar blokta kaldı) 22-22 de yakalanmamıza yol açtı. Bu krizi Banu'nun 2'den vurduğu topla aştık: 23-22. Banu'nun yan çizgiye düşen servisine çizgi hakemi "İçeri de" dedi. Çek Cumhuriyeti'nden Baş Hakem Karin Zahorcova önce tereddüt etti, sonra uydu. İtalyanların bu karara tepkisi vardı ama netice de sayı bizim oldu:24-22. Banu'nun ikinci servisi yine etkili ancak hücuma dönüştürdüler, çıkardık ama Özge'nin 4'e atmak istediği top çok kötü ve filenin altında kalan bu pasa orada ki Bahar'ın yapacak hiçbir şeyi yok: 24-23.  Özge'nin bu hatasına servise gelen Çek oyuncu Ritschelova da topu dışarı atarak karşılık verdi: 25-23.

Seti kazanmanın morali ve 3. sete 4-0'lık bir başlangıç. Ne var ki devam etmedi ve İtalyan ekibi önce sayıları eşitledi: 4-4, sonra da iki sayı öne geçti: 4-6. İlk teknik molaya da 6-8 girildi. 8-10 oldu. Bu arada kaçmaya başlayan servisler, bozulan manşetler, bloklarda kalan hücumlar takımımızın oyundan düşmesine yol açınca fark açılmaya başladı: 11-14, 12-16, 15-20, 18-23 ve sette 21-25 gitti.

4. Sete toparlanmış bir görüntü ile başladık. Bunun sonucunda karşılıklı sayılarla 8-8'e kadar geldik. Ancak bu sırada Özge'nin 2'de ki Pelin'e üst üste 2 pas atma sevdası iki sayı geriye düşmemize yol açtı: 8-10. Halbuki bu sırada 4'de Banu vardı ve Özge'nin yüzü dönük olduğu bu oyuncuya pas atması çok daha kolaydı. Ancak o en zoru seçti, 2'ye atmaya çalıştı ama bu pasların ne yüksekliği, ne de uzandığı bölge Pelin'e rahat hücum yapma şansı tanıyacak şekilde değildi. Özge 3. topu Banu'ya attı ve sayı oldu. Bu iki sayının boşu boşuna gittiğinin göstergesiydi. Bu hataya karşın takım bozulmadı ve inatçı oyununu sürdürdü, 10-10 da rakibi yine yakaladı. Ve Pelin'in servisten direkt kazanılan sayı ile 11-10 da öne geçtik. 3 sayı üst üste alarak öne geçmeyi başardığımıza göre, acaba bu hataları yapmamış olsaydık, bu an kırılma noktası olabilir miydi? Seti kopartabilir miydik? Sorularının yanıtları kafalara takılı kaldı.

Neyse devam edelim; Ritschelova 2'ye dolaştı: 11-11. Togut'un kaçan servisi: 12-11. Ama Ergül de servisi dışarı attı: 12-12. Bizim 8-8'de kaçırdığımız kırılma noktasını 12-12 de İtalyanlar yakaladı. Önce Banu'nun hücum hatası, sonra Bahar'ın blokta kalan atağı, ardından Banu'nun 4'den bloklarda kalan iki hücumu ile bir anda 4 sayılık bir fark oluştu: 12-16. Sonun da Bahar'ın iki sayısıyla 14-16 oldu. Topu öldürdüler: 14-17. Bu arada Özge'nin 5'den kaçtığı pozisyon da yani Aslıhan 4, Bahar 3, Banu 2 pozisyonun da servise karşı manşetlerin de bozulmasıyla tıkandık ve Vini Monte Schiavo aldığı sayılarla arayı açtı 14-22, seti de 18-25 kazanarak bir mucize olmazsa turu şimdiden geçtiğini ilan etti.

Maç sonrası Yeşilyurt'un ortaya koyduğu oyun her ne kadar hatalar fazla da olsa beni tatmin etti. Bu kadro ile tur atlaması zaten olası değildi ama en azından mücadele etti. Yeşilyurt'un bu Avrupa Kupası'nda oynadığı zor maçların onlar açısından iyi birer tecrübe olduğu ve bunun lig de oynayacakları karşılaşmalara olumlu yansıyacağını düşünüyorum. Bu tabii ki Beşiktaş gibi diğer ekiplerimiz içinde geçerli.

 

VE LİG MAÇLARI

 

Cumartesi günü Şişli-Dicle Üniversitesi mücadelesini izledim. Zevkli bir maç oldu. Ancak iki takımında servise karşı manşetlerde çok hata yapması, hücumlarda ki istikrarsızlık, blokların azlığı seyir zevkini biraz azalttı. Sonuç da iki ekip açısından da önemli olan bu karşılaşmayı, hataları daha aza indiren Şişli, 4. sette bir ara 13-19 geri düşmesine karşın daha sonra toparlanarak 3-1 kazandı.

İlk set, 7-8' den sonra servislerinin de etkisiyle üst üste kazandığı sayılarla oyunun kontrolünü eline geçiren (13-8) ev sahibi, rakibinin direncini kırınca seti 25-17 aldı.

İkinci setten itibaren başa baş bir mücadele vardı. İkinci teknik molaya Dicle Üniversitesi 14-16 girdi. Şişli önce rakibini yakaladı: 16-16. sonra da 18-16 öne geçti. Dicle bırakmadı: 18-18. Şişli yine atak yaptı: 21-18. Ancak ev sahibinin hücum hatalarını iyi değerlendiren Diyarbakır ekibi 22-22 de eşitliği tekrar sağladı ve 1 sayı da öne geçti: 22-23. Demet ve Pınar'ın ayni topa hamle yapmasıyla gelen hata ile 22-24 oldu. Buna bir de fileye vurulan hücum eklenince Dicle seti 22-25 kazandı.

3. sete iyi başlayan Şişli ilk teknik molaya 4 sayı farkla girdi: 8-4. Bu üstünlüğünü devam ettirdi: 13-8. Ve ikinci teknik molayı da 16-13 önde geçti. Ancak bu avantajı koruyamadı. 20-20 de sayılara eşitlik geldi. Ama sonuçta yine de seti 25-22 kazanmayı bildi.

İlginç bir 4. set yaşadık. Oyuna iyi başlayan Üniversite bunun semeresini de gördü: 2-5, 5-8, 6-10, 9-14, 10-16, 13-19. Artık herkes 5. seti düşünmeye başlamıştı ki, işler birden tersine döndü ve Serpil'in servisleri Ebru- Sevgi ikilisinin manşetlerini bozmayı başardı. İkili hücum turunda olan (Esin 2, Violet 3, Serap 4) Dicle de ataklar ya dışarı gitti, ya da bloklara takıldı. (Pınar'ın hem bloklarda ki, hem de hücumda ki başarısını unutmamak gerekir) Böyle olunca da Şişli aldığı üst üste 5 sayı ile farkı kapattı: 18-19. Bu sayıda Serpil'in attığı servis dışarı gidiyordu ki 8,5 metre civarında duran Hanna topu aldı, çıkan topu pasör köşeye attı, bu kez orada Demet'in bloğu vardı: 19-19. İşte belki de bu basit hata setin kırılma noktası oldu. Çünkü Hanna bıraksa ve top auta gitseydi sayılar 18-20 olacaktı ve bu avantajı Dicle belki de koruyacaktı. Ama şans Şişli'nin yanındaydı. Buna bir de Olga'nın hücum sayısını ilave edince ev sahibi 13-19 dan, sayıları 20-19'a getirmiş oldu. Violet sonunda 4'den sayıyı buldu: 20-20. Rossana 2'den öldürdü: 21-20. Violet 2'den karşılık verdi: 21-21. Üniversite'nin servisini oyundan ev sahibi topu öldüremedi ama bu kez Hanna 4'den taptığı atakta blokta kaldı: 22-21. Bir önceki hücumu bloğa takılan Hanna, bu kez blok auttan sayıyı buldu: 22-22. Olga 4'den vurdu sayı: 23-22. Pınar'ın servisi direk sayı: 24-22. Pınar'ın servisi yine etkili, Dicle topu oyunda tuttu ama hücum yapamadı ama Olga maçı bitirme şansını kullanamadı ve topu dışarı vurdu: 24-23. Ne var ki Sevgi'nin servisi file de kalınca seti 25-23 alan Şişli maçı da 3-1 kazanmış oldu.

 

ECZACIBAŞI - EMLAK TOKİ

 

Bayanlar Ligi'nde üst sıralar için mücadele eden iki takımın kozlarını paylaştığı maçta Eczacıbaşı, Emlak Toki'yi 3-0 yendi. Bu sonuç ile Mavi-Beyazlılar ikinci sıradaki yerlerini  korurken, rakibine 3. yenilgisini tattırmış oldu.

Karşılaşma öncesi çok güzel ve kaliteli bir maç olacağını düşünüyordum. Ama beklentim gerçekleşmedi. Bunun en büyük nedeni de iki kişi ile manşet karşılaşmayı tüm eleştirilere karşın sürdüren Ankara ekibinin Eczacıbaşı'nın servisleri karşısında çok hata yapmasıydı. Özellikle Bulgar oyuncu Teneva'nın manşet hataları aşırı derece fazlaydı. Aslında bu oyuncunun hataları sadece manşetler ile sınırlı değildi. Ne blok yaptı, ne de hücumlarından sayılar çıkarabildi. Teneva'ya ne olmuş böyle? Ankara'nın havası mı, suyu mu yaramadı bilmiyorum ama bildiğim tek şey, çok kötü oynamasıydı. Bulgar Ulusal Takımını sırtlayan bu oyuncu her halde bir daha bu kadar kötü istese de oynayamaz. Saha da  didinen ve bir şeyler yapmaya çalışan, hatta aldığı sayılardan sonra rakibi hareket yapacak kadar hırslı olan İnessa dan başka kimse yoktu. (Bir küçük parantez de gelinimiz olan bu oyuncuya açayım. İnessa, kazanmayı çok istediğin için belki çok hırslandın ama bu yine de aldığın sayılardan sonra rakip oyunculara bakarak bağırman, hatta çok aşırı olmasa da hareket yapman hoş olmadı. Karşı takımdaki oyuncuların bir çoğunu iyi tanıyorsun ve onlar senin arkadaşların. Bu bakımdan biraz daha dikkatli olman gerekir. Çünkü bu oyuncularla 4'lü Final Grubu'nda da karşı karşıya geleceksin. Şimdiden bu maçların tansiyonunu yükseltme. Bu arada bir de özel uyarı. Teneva gibi Ankara seni de fazla etkilemiş. Kiloların artmış. Bu da senin daha çabuk olmanı ve yüksekliğini engelliyor. Dikkat!!!)

Oyunun başlarında Ankara ekibinin İnessa- Teneva- Oxsana üçlüsü ile yaptığı bloklar sayıları dengede tuttu: 6-6. İlk teknik molaya Mavi- Beyazlılar 8-6 önde girdi. Teneva'yı bulan servisler ve Emlak'ın hücum da yaşadığı zorluklarla sayılar önce 10-7, sonra 12-7, 14-9 oldu. Bu kez Duygu'nun etkili servislerine Esra cevap verince Ankara takımı farkı azalttı: 14-12. İkinci teknik molaya 16-13 girildi. Ardından 20-16 oldu. Emlak topu öldürdü: 20-17. Nihal'ın 3'den 5'e, manşete açılan Esra'yı  bulan servisleri, Bahar 2, Esra 3, Gökçen 4 turunda hücum sıkıntısı yarattı ve sayılara eşitlik geldi: 20-20. Sonunda Esra sayıyı buldu: 21-20. Bahar'n servisi, 2'den atak yapan Melis blokta kalınca 22-20 oldu. Oxana öldürdü: 22-21, Esra cevap verdi: 23-21. Eczacıbaşı'nın servisi çıktı ama Nihal'ın pası çok kötü, Teneva ancak içeri tokatlayabildi, Mavi- Beyazlılar fırsatı kullanamadı, derken top gitti- geldi ve son noktayı Mesude koydu. Plase-blok karışımı iki eliyle arkaya doğru attığı top, dışarı gitti: 23-22. Ardından bir de Aihua'nın plasesine hakem Murat Özcan faul çalınca sayılar eşitlendi: 23-23. Duygu'nun ikinci servisi kaçtı: 24-23. Oxsana 2'den öldürdü: 24-24. Bu oyuncunun servisi oyunda kaldı, Bahar Özlem'e attı, ölmedi, çıkan topu  Emlak hücuma dönüştüremedi, Mesude vurdu çıktı, Nihal 6'da ki Melis'e pas attı ama bu hücum filede kaldı: 25-24. İnessa 2'ye dolaştı: 25-25. Mesude 4'den sayıyı buldu: 26-25. Takımını öne geçiren  Mesude'nin etkili servisi Teneva'ya. O'nun manşeti içeri kaçtı, Özlem penaltıyı kaçırmadı: 27-25.

İkinci sette iki takımda hataları aza indirince oyuna hareket geldi. Özellikle vurulan topların defanslardan çıkması seyir zevkini de artırdı. İlk teknik molaya 8-6 Eczacıbaşı önde girdi. Ardından sayılar 9-6 oldu. Emlak'ın öldürdüğü topla fark 2'ye düştü: 9-7. Bu arada Özlem 2, Bahar 3, Esra 4 turunda Ankara takımı servisleri manşet için önden açılan Esra'ya atmaya başladı, bu ikili hücum turunda ölmeyen topların getirdiği sıkıntıyla TOKİ 3 sayı kazandı: 9-10. Bunun moraliyle de Ankara ekibi birsayı daha aldı: 10-12  Ama bunu devam ettiremediği gibi, yapılan hatalarla üstünlüğü rakibine kaptırdı: 15-12. (5 sayı üst üste) İkinci teknik molaya 16-13 girildi. Bir türlü manşet hatalarını düzeltemeyen Emlak aranın açılmasına engel olamadı: 18-14, 20-16, 23-19. Sette 25-19 bitti.

3. sette 18-17'ye kadar başa baş bir mücadele vardı. Ne var ki iki kişi ile manşet karşılama düşüncesinden bir türlü sıyrılamayan TOKİ kenar yönetimi, bunun bedelini bir kez daha ödedi ve Mavi- Beyazlılar aldıkları 4 sayı ile 22-17 öne geçtiler. Ankara ekibinin rakibi yakalama çabaları arada ki farkı en fazla 2 sayıya kadar düşürse de (23-21) sonucu değiştirmedi ve seti 25-22 alan Eczacıbaşı, maçı da 3-0 kazandı.

Bu karşılaşmayı kazanan Mavi-Beyazlılar için söylenecek fazla bir şey yok gibi. Ancak birkaç maçtır bozulan servise karşı manşet hataları hala devam ediyor. Ayrıca Bahar'ın orta oyuncuları kullanmamakta ki ısrarı da sürüyor. (Gerçi manşetler iyi değildi ama) 3 sette yanlış tutulmadıysa ortaya sadece 7 pas attı. (1. set 2, 2. set 4, 3. set 1) Orta oyuncuları 2'ye tek adım dolaştırdığı pasların sayısı da bu kez düşüktü: 6. Ben yazmaktan, Bahar da ortaya pas atmamaktan bıkmadı. Bakalım sonunda hangimiz pes edeceğiz.

 

FENERBAHÇE - ARKAS

 

Eczacıbaşı-Emlak TOKİ gibi, Fenerbahçe-Arkas Saint Joseph maçı da beklediğimizin altında bir mücadeleye sahne oldu. Karşılaşma öncesi tahminlerde tam ortada bir maç olacağını düşünüyorduk. Hatta Çarşamba günü Çek Cumhuriyeti nde 3-0 yenilmenin getirdiği moral bozukluğunun yanında, seyahatin yorgunluğu, ayrıca da Santiago'nun sakatlıktan yeni çıkmış olması Arkas'ı daha avantajlı hala getiriyordu. Ama İzmir takımı  çok hata yapınca eline geçen bu güzel fırsatı kullanamamış oldu.

Fenerbahçe karşılaşmaya isteksiz bir görüntü de başladı. Manşetler aksarken, hücumda da sıkıntılar yaşanıyordu. Hele Camillo'nun önde olduğu pozisyonlarda bu daha da göze çarpıyordu. İşte bunu iyi değerlendiren Arkas, iyi oynamamasına karşın  ilk teknik molaya 6-8 girdi. Sonra da arayı açarak 9-13 yaptı. Hatalardan bir türlü sıyrılamayan Fenerbahçe 12-16 girilen ikinci teknik moladan sonra kıpırdanmaya başladı. Maçın başından bu yana ayakta kalmayı başaran Santiago ile sonunda sayılara eşitlik geldi: 18-18. İzmir ekibi tekrar öne geçti: 20-22. Arjantinli oyuncunun sayısıyla 21-22 oldu. Barış servisi Libero Umut'a attı. O' nun manşeti filenin üstüne çıktı. Ufuk arkası fileye dönük pasını attı ama hakem İlhami Şenyurt faul çaldı ve topun rakip sahada olduğunu işaret etti: 22-22. Aslında  bu düdük hatalıydı. Çünkü bir pasörün iki eliyle üstelik de fileye arkası dönük bir şekilde, rakip sahadaki topu pas olarak atması, fizik kurallarına bile aykırıydı. Sayılar 21-23 olacağına eşitlendi. Renato topu öldürdü: 22-23. Santiago cevap verdi: 23-23. Burak servisi kaçırdı: 23-24. Barutov'un servisi etkili, Rıdvan'ın manşeti 3 metre dışına geldi, ancak Camillo bu topu vatandaşına çok güzel bir pas olarak gönderince sayılar tekrar eşitlendi: 24-24. Maçın yıldızı Santiago servisi dışarı attı: 24-25. Renato'nun servisi, Arjantinli 1'den yaptığı hücum ile kendini affettirdi: 25-25. Rıdvan'ın servisi, çıkan topu Ufuk ortada ki Markovic'e attı. Bu oyuncunun atağı Hakan'ın bloğunda kaldı: 26-25. Ve Fenerbahçe, setin başında bu yana üçüncü kez öne geçmeyi başardı. (3-1, 20-19) Rıdvan'ın ikinci servisi,  Ufuk, önde Camillo olmasına karşın bu kez de pası 1' de ki Barutov'a attı. Bu oyuncu dışarı vurdu: 27-25. 

İki takımında manşetlerinin bozukluğu nedeniyle, servislerin maçın kaderinde ne kadar etkili olduğunu özellikle bu sette daha çok gördük. 4-4'den sonra Burak'ın etkili servisleri, hatalar ve ölmeyen toplar derken Sarı- Lacivertliler ilk teknik molaya 4 sayılık bir avantajla girdiler: 8-4. Ev sahibinin üstünlüğü devam etti: 10-7, 13-10. Arkas bırakmadı, 15-15 de eşitlik geldi.  Rıdvan'ın hücumu Fenerbahçe'nin ikinci teknik molaya 16-15 önde girmesini sağladı. Bu arada Sarı- Lacivertliler de manşet düzelince ortadan hücumlar başladı. Bu Santiago'yu da rahatlattı. Bir de buna etkili servisler ve bloklar eklenince oyunu kontrol altına alan ev sahibi 19-17'den sonra seti kopardı: 25-18.

3. sette 3-3'den sonra Arkas kaçtı, Fenerbahçe onu kovaladı ve ikinci teknik molaya 14-16 girildi. Daha sonra 14-17 oldu. Ama ikinci setin sonlarında olduğu gibi Camillo'nun taktik servislerini İzmir ekibi sayıya dönüştüremeyince 17-17 eşitlik geldi. 21-21'e kadar başa baş gelindi. Bu sırada Rıdvan'ın servisi ve ardından Arkas da yaşanan pasör-smaçör anlaşmazlığı ile Fenerbahçe 22-21 öne geçti. Rıdvan'ın ikinci servisi, Ufuk Markovic'e attı, ölmedi, Sarı- Lacivertliler fırsatı kullanamadılar ama Barutov blokta kaldı: 23-21. Rıdvan dan bir servis daha, Ufuk yine Markovic'e attı, bu oyuncu bir kez daha öldüremedi, ev sahibi sayıyı buldu: 24-21. Barutov öldürdü: 24-22. Fenerbahçe'nin attığı servis çıktı, Ufuk sanki diğer oyuncularla dargınmışçasına yine Markovic'e attı. 20-20 den sonra 4. topunu alan Markovic bu kez dışarı vurunca set 25-22, maç da 3-0 Fenerbahçe'nin oldu.

Bu arada günün bir başka önemli mücadelesinde Halk Bankası, Polis Akademisi'ni 3-1 yenerek puanını 43'e çıkararak ikinci sıraya yerleşti. Arkas'ı yenen Fenerbahçe set averajı ile üçüncülüğe yükselirken, Polis Akademisi 4. sıraya indi. Arkas ise 37 puanda ve 5. sırada kaldı.

 

YILDIZLARA BRAVO

 

Slovakya da Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu maçlarını oynayan Yıldız Kız Ulusal Takımımız tüm rakiplerini yenerek grup birincisi oldu. Sırasıyla İsrail, Fransa, İtalya ve Slovakya'yı 3-0, son günde Finlandiya'yı 3-1 yenen kızlarımız Nisan ayında Estonya da yapılacak olan Avrupa Şampiyonası'nda oynama hakkını elde etti. Bu güzel başarıyı getiren takımımızı ve teknik kadroyu kutluyorum.

 

Bu hafta ki yazımın çok uzun olduğunun farkındayım. Birçok kişi de belki okumaktan sıkılıp yarıda bırakmıştır. Ama o kadar çok olay vardı ki bunları yazmazsam, sanki bir eksiklik yapmışım hissine kapılacaktım. Ama söz,  artık yazılar bu kadar uzun olmayacak.

 

Haftaya görüşmek dileğiyle, hoşça kalın.

 

 

A  L  E  V     A  N  A  K  Ö  K