BAŞKAN HÜSNÜ CAN’ IN TOPLANTISI

 

Son haftalarda Avrupa Kupaları maçları, lig müsabakaları derken çok karşılaşma izlemek zorunda kalıyorduk. Bu hafta Avrupa Kupası maçları olmayınca Çarşamba 2, Cumartesi 1 ve Pazar günü 2, toplam 5 müsabaka seyredebildim. O yoğun tempodan sonra bu sayı tabii ki çok az geldi. Aslında buna ihtiyacımız da varmış. Hem biraz dinlenmiş olduk, hem de kafamızı toparladık.

Bu haftaki karşılaşmalara geçmeden önce, sizlere birkaç bilgi aktarmak istiyorum.

Önceliği Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can’a vereyim. Başkan Cumartesi günü İstanbul da kulüplerle bir toplantı yaptı ve 4 sezonu kapsayacak lig statüsü taslağını görüşe sundu. Bu konuda katılımcıların düşüncelerini aldı. Ancak bu düşünülen statünün henüz bir taslak olduğunu, sadece bilgilendirmek açısından bunu kulüplerle paylaştığını söyledi. Ayrıca eğer seçimi kazanırsa, bir lig kurulu oluşturulacağını ve gerçek statünün asıl o zaman bu kurul ile görüşlerine başvurulacak kişi ve kulüplerin ortak kararından sonra ortaya çıkacağını belirtti.      

Bu açıklamanın bana göre dip notu, eğer seçilirsek bu sezon ligden düşme olmayacak ve 4 yıl lig 20 takımla oynanacak. Her sezon iki takım 1. Lige veda ederken, 2. Lig den iki takım terfi edecek.

 

DÜŞÜNÜLEN LİG SİSTEMİ

 

Gelelim 2005-2009 yıllarında oynanması düşünülen lig sistemine;

20 takımlı lig, kur’a çekilerek A ve B gruplarına ayrılacak. Her grupta 10’ar takım olacak. Ancak çekilen kur’a sonucunda ayni şehrin takımları bir grupta fazla sayıda yer alırsa, federasyon onları eşit olarak gruplara dağıtabilecek.

Bu iki grup iki devreli lig oynayacaklar. Gruplarında ilk 5 sırayı alan 10 takım 1. Grubu, ilk 5’in dışında bitiren 10 ekip de 2. Grubu oluşturacaklar.

Bu iki grup yine iki devreli lig oynayacaklar. 1. Grubun ilk 4 sırasını alan takımlar geçen sezon da olduğu gibi 4’lü Final Grubu’nu oluşturacaklar ve iki devreli, 2 ayrı şehir de maçlarını oynayarak şampiyonu belirleyecekler. Bu arada Final Grubu oynayacak olan 4 takım ligde elde ettikleri sıralamaya göre de puan alacaklar.

2. Grubu birinci bitiren ekip bir sonraki sezon CEV Kupası’nda oynama hakkını elde ederken, son sırayı alan iki takım da lige veda edecek.

Puan sistemi bu yılki gibi olacak.

İşte ana hatlarıyla taslak lig statüsü böyle. Bu açıklamanın üzerine kulüpler, görüşlerini başkana ilettiler.

Bunun ötesinde Başkan Hüsnü Can, seçimi büyük bir olasılıkla 28–29–30 Ocak da yapmak istediklerini söyledi.

 

DÜNYA ŞAMPİYONASI’NA TALİBİZ

 

Bu arada Başkan, 2010 Bayanlar Dünya Şampiyonası, 2009 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne talip olduklarını ve bunun için yazışmaların sürdüğünü belirtti.

Ayrıca 2007 ile 2008 Grand Prix Finalleri’ni de ülkemize almak için çaba gösterdiklerini söyledi.

 

LİG SİSTEMİ İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜM

 

Hatırlarsanız 3 hafta önce yazdığım yazıda düşündüğüm lig sistemini sizlerle paylaşmıştım. Hüsnü Can’ın açıkladığı statü ile benim düşündüğüm arasında çok küçük farklar var.

Başkan grupların belirlenmesinde kur’a çekilecek diyor, ben lig sıralaması esas alınarak 

serpanter sisteminin grupları belirlemede daha doğru olacağını yazmışım. Sonra daha adil olur düşüncesiyle gruplarında 4.-5.-6.-7. sırayı alan ekiplere çapraz sistem ile iki maç oynatılmalı önerisini getirmişim. (A Grubu 4. , B Grubu 7.’si ile, B Grubu 4. , A Grubu 7. si ile, A Grubunu 5. tamamlayan, B grubu 6. sı ile, B Grubu 5. si de A Grubu 6. si ile yani

4-7, 5-6 ile eşleşirler. Bu takımlar kendi aralarında biri içeri de, biri dışarı da iki maç oynarlar. Kazananlar üst gruba yükselir, kaybedenler alt gruba iner)

Yine daha etik olacağını düşünerek iki devreli ilk etabı oynayan takımlar

a) Puanlarını taşısınlar.

b) Veya sıralamada ki yerlerine göre puan alsınlar (Geçtiğimiz sezon 4’lü Finale yükselen takımların aldıkları puanlar gibi: 1. 4 puan, 2. 3 puan, 3. 2 puan, 4. 1 puan, 5. 0 puan. Alt gruptakiler de bunun tersi) diye yazmışım.

Ve espriyle karışık şöyle devam etmiştim;

Bu düşüncemi ve sistemi bir adım daha ileri taşıyalım; Hoşuma gitmese de, adil bulmasam da sonunda 6 takımlı veya 4 takımlı final grubu oynatalım. Anladım, siz ayni zaman da basketbol hayranısınız ve ille de sonunda 8 takımlı Play-Off istiyorsunuz. Kırılmayın canım hadi sizin dediğiniz olsun.”

 

NEDEN 20 TAKIMLI LİG?

 

Bu arada ligin 20 takımla oynanmasını ileri sürerken nedenlerimi de şöyle sıralamışım:

Öncelikle şu anda ki 1. Türkiye Ligi gerek görsel, gerekse yazılı medya da bile kendine zor yer buluyor. Bir alt ligi ise bilen, hatırlayan yok. Sadece web sitelerinde onlarla ilgi, o da özel çabalarla bilgi bulabiliyorsunuz. Hangi gazete de 2. ve 3. liglerle ilgili yazılara rastladınız ki? Hadi voleybolu bırakalım, gazetelerde tam sayfa yer bulan basketbolun ikinci ligini okuyabiliyor musunuz? Futbol da bile ancak spor gazetelerinde 2., 3. ligler küçük yerler buluyor. O halde, o zaman da tüm gözler yine 12 takımlı bu üst lig de olacaktır. Bunun dışında ki liglerin kalitesi ne olursa olsun bana göre kolay kolay gündeme gelmez. Sponsor yasalarının hayata geçmesine karşın firmalar, 1. lig kulüplerine bile zorlukla destek verirken, bir alt ligde ki ekipler nasıl sponsor bulacaklar?

İşte bunun için ben her yıl 20 takımlı bir lig istiyorum. Çünkü bu 20 takımdan her hangi biri, her hangi bir firmaya cazip gelebilir. Ve bir anda alt sıralarda dolaşan bir takım, iyi bir destekle birden ilk sıralar için mücadele edebilecek hale gelebilir. Çünkü önü açıktır. Bu nedenle voleybola yatırımı düşünen firma, beklentilerinin gerçekleşmesi için en kısa yolu tercih eder. Yani 1 yıl bekleyip adından söz ettireceğine bu emeline üst ligde ki takıma destek vererek çok kısa bir zamanda ulaşabilirler.”

 

BİR BAŞKA ÖNERİ

 

Öte yandan Başkan Hüsnü Can’ın açıkladığı sistemde aklımın yatmadığı bir nokta var.

10’ar takımlı gruplar iki devre oynadıktan sonra 1. ve 2. grubu oluşturuyorlar. Bu gruplarda ki takımlar bir kez daha iki devreli lig oynuyorlar ve 2. grubu 1. sırada tamamlayan ekibe CEV Kupası’nda oynama hakkı veriliyor.

İşte bu bana ters geliyor. Çünkü 1. Grupta kıyasıya mücadele eden ve bu bölümü 4. veya 5. sırada bitiren ekip yerine, (Avrupa’ya katılım sayısına göre) 2. grubun birincisi, yani ligi 11. tamamlayan takıma Avrupa yolunu açmak doğru olmasa gerek.

Bu konu açıldığında, Başkan gerekçe olarak, “Alt grupta oynayan takımların mücadelesini daha aktif hale getirmek düşünüldü” diyor. Ama acaba Avrupa yolunu açmak yerine, Ulusal Bayan Voleybol Takımımızın Menajeri Nafiz Pekel’in dediği gibi, “2. Gurubu 1. bitirene para ödülü verilmeli” düşüncesi bana daha mantıklı geliyor, siz ne dersiniz?

 

METE DÖĞÜŞÇÜ 3. ADAY    

 

Biliyorsunuz Federasyon Başkanlığı seçimleri için hazırlıklar hızlandı. Geçtiğimiz günlere kadar aday olduklarını açıklayan sadece Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can ve Tanju Argun vardı. Bu arada henüz resmi bir açıklama yapmayan Mete Döğüşçü’nün de bu yarışta olacağı söyleniyordu.

Perşembe günü Mete Döğüşçü telefonla beni aradı ve seçim ile ilgili düşünceleri söyledi.

Ben, “Adaylığını hala niye açıklamadın?” Diye sordum.

Yanıtı şöyle oldu: “Ben aday olduğumu çok önceden açıkladım. Ama burada bir yanlış anlaşılma var. Bizler yani Ben, Hüsnü Can ve Tanju Argun şu anda aday adayıyız. Önce seçim için müracaat edeceğiz. Başvurumuz incelenecek. Sonra seçime girmemiz uygun görülürse aday olacağız. Yoksa ben aday adaylığımı çok önceden zaten açıklamıştım. Şimdi başvuruda bulunarak resmi aday olacağım.”

Bu açıklamanın ardından da beraber yola çıktığı ağabeylerinden, arkadaşlarından ve yönetiminde yer alacaklardan bazılarının isimlerini verdi. Bende bunları size iletmek istiyorum:

Naci Bayamlıoğlu, Teoman Yazgan, Reşit Yücesoy, Ender Kurt, Prof. Dr. Zafer Hasçelik, Prof. Dr. İbrahim Tokdemir, Prof Dr. Celal Karpuzoğlu, İsmet Özgümüş, Ahmet Kavas, Cihat Çetinkaya. 

Bu isimleri okuduğunuz da tabii ki çoğunu tanıdınız. Bu listede görüldüğü gibi iki eski Voleybol Federasyon Başkanı Naci Bayamlıoğlu ve Teoman Yazgan da yer alıyor.

Diğer başkan adayları ise yönetiminde yer alacak isimleri kısa bir zaman içinde açıklayacaklar. Böylece ilk isim veren Mete Döğüşçü oldu.

Bu arada Döğüşçü’yeiki başkan adayı da senin onlarla birlikte hareket edeceğini söylüyorlar bu konunun gerçeği ne?” Diye sordum.

Yanıtı şöyleydi: “Ben, şimdilik kimse ile birleşmeyi düşünmüyorum. Bu arada geçtiğimiz bir akşam Ankara’ya gelen Tanju Argun ile birlikte bir yemek yedik ve fikir alışverişinde bulunduk. Güzel ve çok medeni bir toplantı oldu. Her halde bunun duyulması üzerine benim Tanju Argun ile birleşeceğim konuşuluyor. Aslında başkan adaylarının bir araya gelmesi güzel bir adım. Hepimiz voleybola hizmet etmek için yola çıkıyoruz. Yani hedefimiz tek. Onun için bu yarışı germenin, kanlı bıçaklı hale getirmenin bir anlamı yok. Herkes yapacaklarını söyler, beraber yola çıktığı kişileri açıklar, sonunda camiamız kimi uygun görürse o kazanır. Zaten voleybolumuza da bu yakışır.” Doğru söze başka bir şey eklemeye gerek var mı?

 

ECZACIBAŞI - ŞAHİNBEY BELEDİYESİ

 

Çarşamba günü Burhan Felek de Eczacıbaşı-Gaziantep Şahinbey Belediyesi mücadelesini izledim. Güzel bir maç olmadı. İki takımda çok hata yaptı. Özellikle Şahinbey Belediyesi’nin yaptığı hatalar çok fazlaydı. Daha önceden de yazdığım gibi Gaziantep takımında servise karşı manşet sorunu hala devam ediyor. Aldıkları manşetlerin çoğu içeri kaçıyor. Oynama istekleri var, maça da asılıyorlar ama bu sorunu aşamadıkları için istediklerini elde edemiyorlar, bir müddet sonra da oyundan düşüyorlar. Birkaç hafta önce transfer olan Nisa ile oyuncular arasında henüz tam bir uyum yok. İlk seti kazanmalarına karşın bu durum çok net olarak görülüyor. Daha sonraki setlerde ise, biraz daha anlaşma ortamı buldular. Görünen o ki ikinci yarı bu da bir sorun olmaktan çıkacak. Eğer manşet hatalarını azaltırlarsa, hızlı oynamayı, ortaya oyuncuları kullanmayı seven Nisa ile iyi işler yapabilirler. Bu karşılaşmada bile Nisa, Sevil’i çok kullandı. Bunun da semeresini aldılar. Bu arada libero Başak defansta çok başarılı ama servise karşı manşetleri bu maçta iyi değildi. Bir an önce istikrarı yakalamalı.

 

DIŞARIDA KURT, EVDE KUZU

 

Eczacıbaşı’na gelince; Değişen bir şey yok. Bu takıma şaşırıyorum. Avrupa maçlarında iyi oynuyorlar ve ilginç sonuçlar alıyorlar. Ama lig de bu takımı ara ki bulasın. Biraz rakip dişli çıkarsa veya zorlarsa hemen duraklıyorlar, hatalar fazlalaşıyor ve bunun bedelini de setler vererek ödüyorlar. Yani bu takım sanki iki kimlikli. Dışarı da kurt, içeri de kuzu. Bakalım ne zaman düzelecekler?

 

Eczacıbaşı, Şahinbey Belediyesi karşılaşmasına hasta olan Bahar’ın yerine Merve Çarkçı’yı sürdü. Genç pasör ilk set oldukça tutuktu. Heyecandan ve hata yapma korkusundan olsa gerek genelde en kolay nereye ve kime atabilecekse, oraya atmaya çalıştı. İkinci setten itibaren üzerinde ki stresi attı ve daha rahat oynamaya başladı. Paslar düzeldi, doğru tercihler yaptı, ortadan ve arkadan oynamaya çalıştı. Ama şu bir gerçek ki yolu daha çok uzun. Bu arada bir cümle de antrenör Motta’ya. Aslında Merve’nin bu kadar tutuk olmasının asıl sorumlusu O. Eğer kolay kazanılan maçlarda, açık giden setlerde genç ve yedek oyunculara şans vermezsen, ihtiyaç olduğunda işte onlarda Merve gibi bocalama geçirirler. Yoksa ben takımı oturtmak için yedekleri fazla kullanmıyorum dersen, bir başka gün bu oyunculara ihtiyacın olduğunda karşında Şahinbey Belediyesi gibi gücü sınırlı bir takım yerine, daha güçlü bir ekip bulursan, (Üstelik de Müge sakat olduğu için oynamadı) o zaman işin hangi boyutlara uzanacağını hep birlikte görürüz.

 

Maça gelince; yazacak fazla bir şey yok. Tatsız, heyecansız, yukarıda da değindim gibi hataların çok olduğu bir karşılaşma oldu. Oyunun başında Eczacıbaşı 3-0 öne geçti, Gaziantep ekibi farkı azalttı: 4-3, etkili servislerle ev sahibi tekrar atak yaptı; 6-3, 8-6, 10-6, 12-8. Şahinbey Belediyesi topu öldürdü: 12-9. Servise Nisa geldi. O’nun servisleri etkili ve 2’den manşet için açılan Esra’ya, toplar fileden uzak kalınca genç pasör Merve hata yapmamak için en kolay yolu seçip, topları 4’ de ki Aihua’ya attı. Ne var ki Çinli’nin atakları bloklardan yansıdı. Gaziantep ekibi bu seken topları hücuma kolay sokunca da 12-12 oldu. İkinci teknik molaya Eczacıbaşı 16-14 önde girdi. Ardından da sayı farkını 3’e çıkardı: 17-14. konuk ekip 20-20 de tekrar eşitliği yakaladı. Mavi- Beyazlılar tekrar öne geçti: 22-20. Şahinbey Belediyesi topu öldürdü: 22-21. Servisi Nisa kullandı, Merve’nin pası 6’da ki Mesude’ye ama bu oyuncu 3 metre çizgisine basarak hücum yaptı: 22-22. Nisa’nın ikinci servisi, Aihua öldüremedi, dönen top sayı: 22-23. Mesude 6’dan sayıyı buldu: 23-23. Esra’nın servisi etkili, Başak’ın manşeti içeri kaçtı, bu avantaj topu Çinli öldüremedi ve dönen top sayı: 23-24. Vasic’in servisi etkili, Esra’dan direk manşet hatası: 23-25.                  

 

Seti kaybeden Eczacıbaşı, bunun acısını Gaziantep ekibinden kötü çıkardı. Etkili servisler (Özellikle önce Gökçen, sonra Aihua) ve bloklarla sonuca gitti: 25-12 (3-3, 6-3, 8-4, 16-7,

19-8, 22-9) 

 

3. sete Şahinbey Belediyesi iyi başladı. Nisa’nın etkili servisleri, Eczacıbaşı’nda manşetler bozuldu, hücumlar sayı olmadı, Gaziantep ekibi bir anda 0-5 öne geçti. Sonra 3-6, 5-8 oldu. Ev sahibi 8-8 de eşitliği yakaladı. Karşılıklı sayılarla süren mücadele de bazen Eczacıbaşı, bazen Şahinbey öne geçti ve 20-19’dan sonra Mavi-Beyazlıların servis ve blok üstünlüğü seti getirdi: 25-19.

 

4. sete yine iyi giren misafir ekip oldu: 0-3, 2-5, 4-6 ama bu devam etmedi. Eczacıbaşı üst üste 3 sayı alarak 7-6 öne geçti. 8-9’a kadar kopma olmadı. Bu arada maçın hakemlerinin bazı ters kararlarını iyi değerlendiren Eczacıbaşı oyunun kontrolünü eline geçirdi ve 13-9 öne geçti. İkinci teknik molaya 16-12 girildi. Şahinbey arada ki farkı iki sayıya kadar düşürse de 20-18, Eczacıbaşı daha fazlasına izin vermedi ve iyi oynamasa da karşılaşmayı 3-1 kazandı.

 

Bu iki takımın Pazar günü ortaya koyduğu oyunu ve aldıkları sonuçlara ise açıkçası şaşırdım. 3 gün önce vasatı geçmeyen bir oyun. Pazar günü ise, şaşırtıcı bir tempo. Boşuna “Bayanların ne yapacaklarını önceden kestirmek zordur.” Dememişler. Söyleyenlere bir kez daha hak verdim. Gün gün yazdığım için Eczacıbaşı’nın Yeşilyurt ile oynadığı maç için düşüncelerimi daha sonra yazacağım.

 

BEŞİKTAŞ - FENERBAHÇE

 

Burhan Felek’de ki maçtan sonra Akatlar’a geçtik. Önce Beşiktaş-Emlak Bankası karşılaşmasını izledik. Ev sahibi için kolay bir mücadele oldu ve 3-0 kazandı.

Sonra sıra Beşiktaş-Fenerbahçe derbisine geldi.

Güç farklılığına karşın güzel bir maç oldu. Beşiktaş iyi direndi. Hırslı oynadılar ama karşılarında güçlü bir rakip vardı. Bu nedenle de özellikle son iki set çok sıkıştırmalarına karşın sonucu değiştiremediler. Bunun en büyük nedeni, servise karşı manşet hataları ve ataklardan zor sayı üretmeleriydi. Böyle olunca da Fenerbahçe gibi güçlü ve tecrübeli ekibi yenmek olası değildi.

 

Maç karşılıklı sayılarla başladı: 3-3, 5-5. Bu arada pasör Camillo, önce Muhittin’e, sonra da Soner’e 2 tekli blok yapınca ( Bu iki blok, 1.85 boyuyla takımın en kısası olan Arjantinli oyuncunun mu başarısıydı?,Yoksa Beşiktaş’ın iki köşe smaçörünün mü hatasıydı? Yorumunu size bırakıyorum) 5-7 öne geçen Sarı-Lacivertliler oldu. İlk teknik molaya 6-8 girildi. Sonra 7-10, 10-13 oldu. Setin başından bu yana direnen ve iyi oynayan Timothy’nin katkısıyla fark bire kadar düşse de ikinci teknik mola 13-16 ile geçildi. Sonra 14-18, 16-21 oldu. Karşılıklı kaçan servislerle (Beşiktaş 2, Fener 3) set 21-25 bitti.

 

İlk set yumuşak servis atan Siyah-Beyazlılar, bu ısrarlarından vazgeçince, Sarı-Lacivertlileri hata yapmaya zorladılar. Böyle olunca da 4-2 öne geçtiler. Buna Fenerbahçe Burak’ın servisleriyle cevap verdi: 4-6. İlk teknik molaya 8-7 girildi. 9-9’dan sonra Camillo’nun Beşiktaş’ı zorlayan servisleri ve bloklarla 3 sayılık bir fark oluştu: 10-13. Camillo’nun servisini Siyah- Beyazlılar hücuma dönüştürdü ve Barış’ın bloğundan giden topla 11-13 oldu. Ardından gelen blok, sonra da Burak’ın dışarı giden atağıyla tekrar eşitlik geldi: 13-13. Karşılıklı sayılarla 19-19’a kadar gelindi. Peter’in attığı çok yumuşak servisi kolay hücuma sokan Fenerbahçe, Barış’ın sayısıyla 19-20 öne geçti. Servise gelen Camillo, yine Beşiktaş manşetini zorlamaya başladı. 3 metre üstüne çıkan toplar, köşelere atılan pasları önce Soner, sonra Timothy bloklara vurunca misafir ekip 19-22 öne geçti. Siyah- Beyazlıların çabası farkı 1 sayıya düşürdü: 21-22. Burak 21-23 yaptı. Uğur cevap verdi: 22-23. Servisi Soner kullandı. Çıkan topa Rıdvan vurdu. Top dışarı giderken 5’de defans yapan Soner kaçamadı ve üstüne değdi: 22-24. Uğur bir kez daha takımına sayıyı kazandırdı: 23-25. son sözü Porello söyledi: 23-25.

 

3. sete iyi başlayan Fenerbahçe oldu. Beşiktaşlı oyuncuların hatalarıyla bir anda sayılar 1-8 oldu. Oluşan farkın tempoyu düşürmesi Sarı- Lacivertlilerin avantajı oldu: 3-12, 6-16, 11-19, 14-20, 17-23, 19-24. Artık maç bitti diye düşünüyorduk ki ortaya Timothy çıktı. Önce 2’den yaptığı atakla takımına sayıyı kazandırdı: 20-24. Ardından etkili servisleri, Fenerbahçe’nin manşetini bozdu, hücumlar ya bloklarda kaldı, ya da bloktan sekerek ev sahibi için avantaj yarattı. Böyle olunca da fark kapandı: 23-24. Ne var ki takımını buraya taşıyan Kanadalı oyuncu bu kritik anda servisi kaçırınca seti 23-25 alan Sarı- Lacivertliler maçı da 0-3 kazanmayı bildiler.

 

Bu arada Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı da Haldun Alagaş da CEV Kupası’nda Çeyrek Finale yükselen ligin güçlü ekibi Türk Telekom Avea’yı 3-2 yenmeyi başararak son haftalardaki çıkışının rastlantı olmadığını ispat etti.

Bugünün diğer ilginç bir sonucu da Ankara da Ziraat Bankası’nın, SSK’dan 3-2 ile zor sıyrılmasıydı.

 

ARÇELİK - FENERBAHÇE

 

Günün İstanbul daki tek mücadelesinde Fenerbahçe, genç ve yabancısız Arçelik karşısında zaman zaman sıkışsa da maçı 3-1 kazanmayı bildi.

Güzel bir karşılaşma oldu. Arçelik gücünün yettiğince rakibiyle oynadı. Ancak oyuncuların arasındaki kapasite ve tecrübe farkı tabii ki Sarı-Lacivertlilerin lehineydi. Sonuçta bunu gösterdi. Ama 3-1 yenilmesine karşın Arçelik’in mücadelesi, özellikle Volkan, pasör Arslan ve libero Hasan’ın performansı çok iyi idi. 

Karşılaşmaya Arçelik çok istekli girdi ama karşılarında oyunu kontrol altında tutmayı bilecek kadar tecrübeli oyuncular vardı. Üstelik de Fenerbahçe bunu en iyi yapan takımların başında geliyordu. Çarşamba günü Beşiktaş maçını da böyle kazanmışlardı. Bu kez de böyle oldu.

 

İlk seti 16-25 aldılar. İkinci sette iyi oyununu sayılara dönüştürmeyi başaran Arçelik, ilk teknik molayı 8-4, ikinci teknik molayı da 16-15 önde geçti. Ama bu çabası yine de seti rakibinin almasını engelliyemedi: 24-26.

 

3. sete yine iyi başlayan Arçelik oldu. İlk teknik molaya 8-4 girdi. Ancak oyuncular bu kez daha önceki setlerde ki hataları yapmadılar ve arayı açarak ikinci teknik molayı 16-9 geçtiler. Sonra da seti 25-20 kazandılar.

 

Güzel bir 4. set izledik. Arçelik’in oyuna asılması, Sarı-Lacivertlileri hatalara zorlarken ilk teknik mola 8-7 geçildi. 11-11 den sonra iki takımın da üst üste kaçan servisleri (Fenerbahçe 4, Arçelik 2) tempoyu düşürse de ikinci teknik molayı Fenerbahçe 15-16 önde geçti.

16-16’dan sonra Arçelikli genç oyuncuların hataları fazlalaştı. Bu da Sarı-Lacivertli takımın işini kolaylaştırdı; 16-19, 18-22 ve set 19-25, maçta 1-3 sonuçlardı.   

 

İSTATİSTİKLER

 

Arçelik: 84 servis, 13 hata, 6 sayı. Servise karşı 71 manşet, 6 hata, yüzdesi 86. Exc: % 24. 90 hücum, 45 sayı, yüzdesi 50. 5 blok.

 

Fenerbahçe: 96 servis, 18 hata, (Çok fazla) 10 sayı. 64 manşet, 1 hata, yüzdesi 81. Exc: % 14 (İlginç !), 94 atak 55 sayı, yüzdesi 59. 9 blok.

 

OYUNCULAR

 

ARÇELİK:

 

Orhan: 17 servis, 4 hata, 3 sayı. 11 manşet, 2 hata, yüzdesi 82. Exc: % 9!!! 14 hücum, 9 sayı, yüzdesi 64.

 

Volkan: 14 servis, 4 hata, 1 sayı. 36 atak, 22 sayı, yüzdesi 61.

 

Resül: 10 servis, 1 hata, 2 sayı, 6 hücum, 3 sayı, yüzdesi 50.

 

Murat: 12 servis, hata da, sayı da yok. 16 manşet, 2 hata, yüzdesi 81. Exc: 19. 18 hücum 5 sayı, yüzdesi 28.

 

Emin: 12 servis, 1 hata, sayı yok. 9 atak, 4 sayı, yüzdesi 44.

 

Arslan: 18 servis, 2 hata, sayı yok. 3 atak, 2 sayı, yüzdesi 67.

 

Hasan: servise karşı 42 manşet, 1 hata, yüzdesi 93. Exc: 31

 

FENERBAHÇE:

 

Camillo: 20 servis, 1 hata, 1 sayı. 3 atak, 1 sayı, yüzdesi 33.

 

Barış: 14 servis, 4 hata, 1 sayı. 13 manşet, 1 hata, yüzdesi 69. (Exc: Yazılmamış, ayni şey Porello’da da olmuş) 20 hücum 10 sayı, yüzdesi 50.

 

Burak: 21 servis, 5 hata, 3 sayı. 13 hücum, 10 sayı, yüzdesi 77.

 

Rıdvan: 6 servis, 1 hata, sayı yok. 11 manşet, hata yok, yüzdesi 91. Exc:18. 9 atak, 6 sayı, yüzdesi 67.

 

Santiago: 15 servis, 2 hata, 2 sayı. 29 hücum, 20 sayı, yüzdesi 69.

 

Hakan:16 servis, 4 hata, 3 sayı. 10 atak, 6 sayı, yüzdesi 60.

 

Porello: 3 servis, 1 hata. 7 manşet, hata yok, yüzdesi 57. 6 atak, 2 sayı, yüzdesi 33.

 

Nuri: 32 manşet, hata yok, yüzdesi 88. Exc: 22.

(Bu karşılaşmanın istatistik bilgileri için Arda Yolaç’a teşekkür ederim)

 

Bu arada geçen hafta İstanbul da Fenerbahçe’yi yenen Polis Akademisi, Cumartesi günü de Ziraat Bankası’nı yine ayni sonuçla 3-2 yenerek başarısını perçinledi.

 

ECZACIBAŞI - YEŞİLYURT

 

Maça geçmeden önce bir güzellikten söz etmek istiyorum. Karşılaşma öncesi Yeşilyurt Spor Kulübü Başkanı Süha Balın’ın bu sezon başında Eczacıbaşı’na transfer olan eski oyuncuları Esra’ya bir plaket vererek başarılar dilemesi çok anlamlı bir jestti. Bence bu hareket, güzel bir örnek olarak hafızalarımıza kazındı. Tribünleri dolduran seyircilerin, bizlerin, hakemlerin, oyuncuların, yani tüm salonu dolduranların alkışları da bunun göstergesiydi.

Daha önceki satırlarımda “Eczacıbaşı, dışarı da kurt içeri de kuzu” diye yazmıştım. Mavi-Beyazlılar her halde Yeşilyurt’u da Avrupa Kupaları’nda oynadığı ve Çeyrek Finale yükseldiği için Avrupa takımı olarak değerlendirmiş olacaklar ki, adeta rakibi karşısında fırtına gibi estiler. Sadece ilk setin başlarında biraz sıkıştıkları ve geri düştükleri mücadeleyi hiç birimizin tahmin etmediği bir skorla ve sayı farkıyla kazandılar. Eczacıbaşı’nın bu oyununu gördükten sonra insan bir şarkı da olduğu gibi sormaktan kendini alamıyor. “Daha önceleri neredeydiniz?”

 

Karşılaşma için yazacak fazla bir şey yok. Eczacıbaşı, Yeşilyurt’a adeta göz bile açtırmadı. Etkili servis atıp, ev sahibinin manşetini bozunca, zaten hücumlar da top öldürme sıkıntısı yaşayan Yeşilyurt iyice oyundan düştü. Özge’nin manşetlerden iyi çıkmayan topları biraz da fileye yaklaştırmasının etkisiyle de rakibinin bloklarına teslim oldular.

Bu arada Yeşilyurt’un servis hedefinin neden libero Gülden ve Esra olduğunu anlayamadım. Hadi, Esra önden manşet için açılıyordu bu doğru bir adres olabilir ama bu güne kadar Eczacıbaşı’nın manşette ki yumuşak karnı olan Çinli dururken denen Gülden de ısrar edildi ki? Aslında bu yanlış hedef değişseydi, bir şey fark eder miydi? Tabii ki hayır. Bu kadar çok hata yapan bir Yeşilyurt’un rakibine direnmesi bile zordu.

 

Maça iyi giren ev sahibi oldu. Etkili servisler, Mavi-Beyazlıları hataya zorlayınca sayılar önce 4-1, sonra 6-4 oldu. İlk teknik molaya 8-6 girildi. 9-9 da rakibini yakalayan Eczacıbaşı, kontrolü eline aldı: 11-14. İkinci teknik mola 14-16 geçildi. Mavi- Beyazlıların yükselen temposuyla ara açıldı: 14-18, 16-21. Sette 18-25 bitti.

Sonra için söylenecek bir şey yok. Eczacıbaşı oynadı, Yeşilyurt direnemedi bile: 14-25 ve

8-25. karşılaşma da 0-3 sona erdi.

 

Eczacıbaşı için tek olumsuzluk, setlerin bu kadar açık farkla kazanılmasına karşın antrenör Motta’nın yedekleri oyuna almamasıydı. Bu konudaki görüşümü Şahinbey Belediyesi karşılaşmasını yorumlarken yazmıştım. Onun için tekrarlamaya gerek yok. 

 

Bugüne damgasını vuran maçlara gelince;

Beşiktaş’ın, İller Bankası’nı Ankara da 3-0, Emlak Toki’nin, Telekom’u ayni sonuçla set vermeden 3-0 geçmeleri ilginçti.

Asıl ilginç sonuç ise İzmir den çıktı. Gaziantep Şahinbey Belediyesi, kimsenin beklemediği bir sonuca imza atarak, DYO Karşıyaka’yı hem de deplasman da 3-1 yenerek sürpriz yaptı.

İşte benim gözümle bir haftanın değerlendirmesi böyleydi. Hepinizin yeni yılını kutlar, her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim. Haftaya buluşmak dileğiyle, Hoşça kalın.

 

A L E V    A N A K Ö K

 

alevanakok@yahoo.com