Son haftalarda Avrupa Kupaları
maçları, lig müsabakaları derken çok karşılaşma izlemek zorunda kalıyorduk. Bu
hafta Avrupa Kupası maçları olmayınca Çarşamba 2, Cumartesi 1 ve Pazar günü 2,
toplam 5 müsabaka seyredebildim. O yoğun tempodan sonra bu sayı tabii ki çok az
geldi. Aslında buna ihtiyacımız da varmış. Hem biraz dinlenmiş olduk, hem de
kafamızı toparladık.
Bu haftaki karşılaşmalara geçmeden
önce, sizlere birkaç bilgi aktarmak istiyorum.
Önceliği Federasyon Başkanı Prof.
Dr. Hüsnü Can’a vereyim. Başkan Cumartesi günü İstanbul da kulüplerle bir
toplantı yaptı ve 4 sezonu kapsayacak lig statüsü taslağını görüşe sundu. Bu
konuda katılımcıların düşüncelerini aldı. Ancak bu düşünülen statünün henüz bir
taslak olduğunu, sadece bilgilendirmek açısından bunu kulüplerle paylaştığını
söyledi. Ayrıca eğer seçimi kazanırsa, bir lig kurulu oluşturulacağını ve
gerçek statünün asıl o zaman bu kurul ile görüşlerine başvurulacak kişi ve
kulüplerin ortak kararından sonra ortaya çıkacağını belirtti.
Bu açıklamanın bana göre dip notu,
eğer seçilirsek bu sezon ligden düşme olmayacak ve 4 yıl lig 20 takımla
oynanacak. Her sezon iki takım 1. Lige veda ederken, 2. Lig den iki takım terfi
edecek.
Gelelim 2005-2009
yıllarında oynanması düşünülen lig sistemine;
20 takımlı lig, kur’a çekilerek A
ve B gruplarına ayrılacak. Her grupta 10’ar takım olacak. Ancak çekilen kur’a
sonucunda ayni şehrin takımları bir grupta fazla sayıda yer alırsa, federasyon
onları eşit olarak gruplara dağıtabilecek.
Bu iki grup iki devreli lig
oynayacaklar. Gruplarında ilk 5 sırayı alan 10 takım 1. Grubu, ilk 5’in dışında
bitiren 10 ekip de 2. Grubu oluşturacaklar.
Bu iki grup yine iki devreli lig
oynayacaklar. 1. Grubun ilk 4 sırasını alan takımlar geçen sezon da olduğu gibi
4’lü Final Grubu’nu oluşturacaklar ve iki devreli, 2 ayrı şehir de maçlarını
oynayarak şampiyonu belirleyecekler. Bu arada Final Grubu oynayacak olan 4
takım ligde elde ettikleri sıralamaya göre de puan alacaklar.
2. Grubu birinci bitiren ekip bir
sonraki sezon CEV Kupası’nda oynama hakkını elde ederken, son sırayı alan iki
takım da lige veda edecek.
Puan sistemi bu yılki gibi olacak.
İşte ana hatlarıyla taslak lig
statüsü böyle. Bu açıklamanın üzerine kulüpler, görüşlerini başkana ilettiler.
Bunun ötesinde Başkan Hüsnü Can,
seçimi büyük bir olasılıkla 28–29–30 Ocak da yapmak istediklerini söyledi.
Bu arada Başkan, 2010 Bayanlar
Dünya Şampiyonası, 2009 Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne talip olduklarını ve
bunun için yazışmaların sürdüğünü belirtti.
Ayrıca 2007 ile 2008 Grand Prix
Finalleri’ni de ülkemize almak için çaba gösterdiklerini söyledi.
Hatırlarsanız 3 hafta önce yazdığım
yazıda düşündüğüm lig sistemini sizlerle paylaşmıştım. Hüsnü Can’ın açıkladığı
statü ile benim düşündüğüm arasında çok küçük farklar var.
Başkan grupların belirlenmesinde
kur’a çekilecek diyor, ben lig sıralaması esas alınarak
serpanter sisteminin grupları belirlemede daha doğru olacağını yazmışım. Sonra
daha adil olur düşüncesiyle gruplarında 4.-5.-6.-7. sırayı alan ekiplere çapraz
sistem ile iki maç oynatılmalı önerisini getirmişim. (A Grubu 4. sü, B Grubu 7.’si ile, B Grubu 4. sü, A Grubu 7. si
ile, A Grubunu 5. tamamlayan, B grubu 6. sı ile, B Grubu 5. si de A Grubu 6. si
ile yani
4-7, 5-6 ile eşleşirler. Bu takımlar kendi aralarında biri içeri de, biri
dışarı da iki maç oynarlar. Kazananlar üst gruba yükselir, kaybedenler alt
gruba iner)
Yine daha etik olacağını düşünerek
iki devreli ilk etabı oynayan takımlar
a) Puanlarını taşısınlar.
b) Veya sıralamada ki yerlerine
göre puan alsınlar (Geçtiğimiz sezon 4’lü Finale
yükselen takımların aldıkları puanlar gibi: 1. 4 puan, 2. 3 puan, 3. 2 puan, 4.
1 puan, 5. 0 puan. Alt gruptakiler de bunun tersi) diye yazmışım.
Ve espriyle karışık şöyle devam
etmiştim;
“Bu düşüncemi ve
sistemi bir adım daha ileri taşıyalım; Hoşuma gitmese de, adil bulmasam da
sonunda 6 takımlı veya 4 takımlı final grubu oynatalım. Anladım, siz ayni zaman
da basketbol hayranısınız ve ille de sonunda 8 takımlı Play-Off istiyorsunuz. Kırılmayın canım hadi sizin dediğiniz
olsun.”
Bu arada ligin 20 takımla
oynanmasını ileri sürerken nedenlerimi de şöyle sıralamışım:
“Öncelikle şu anda ki
1. Türkiye Ligi gerek görsel, gerekse yazılı medya da bile kendine zor yer
buluyor. Bir alt ligi ise bilen, hatırlayan yok. Sadece web sitelerinde onlarla
ilgi, o da özel çabalarla bilgi bulabiliyorsunuz. Hangi gazete de 2. ve 3.
liglerle ilgili yazılara rastladınız ki? Hadi voleybolu bırakalım, gazetelerde
tam sayfa yer bulan basketbolun ikinci ligini okuyabiliyor musunuz? Futbol da
bile ancak spor gazetelerinde 2., 3. ligler küçük
yerler buluyor. O halde, o zaman da tüm gözler yine 12 takımlı bu üst lig de
olacaktır. Bunun dışında ki liglerin kalitesi ne olursa olsun bana göre kolay kolay gündeme gelmez. Sponsor yasalarının hayata geçmesine
karşın firmalar, 1. lig kulüplerine bile zorlukla destek verirken, bir alt
ligde ki ekipler nasıl sponsor bulacaklar?
İşte bunun için ben her yıl 20
takımlı bir lig istiyorum. Çünkü bu 20 takımdan her hangi biri, her hangi bir
firmaya cazip gelebilir. Ve bir anda alt sıralarda dolaşan bir takım, iyi bir
destekle birden ilk sıralar için mücadele edebilecek hale gelebilir. Çünkü önü açıktır.
Bu nedenle voleybola yatırımı düşünen firma, beklentilerinin gerçekleşmesi için
en kısa yolu tercih eder. Yani 1 yıl bekleyip adından söz ettireceğine bu
emeline üst ligde ki takıma destek vererek çok kısa bir zamanda ulaşabilirler.”
Öte yandan Başkan Hüsnü Can’ın
açıkladığı sistemde aklımın yatmadığı bir nokta var.
10’ar takımlı gruplar iki devre
oynadıktan sonra 1. ve 2. grubu oluşturuyorlar. Bu gruplarda ki takımlar bir
kez daha iki devreli lig oynuyorlar ve 2. grubu 1. sırada tamamlayan ekibe CEV
Kupası’nda oynama hakkı veriliyor.
İşte bu bana ters geliyor. Çünkü 1.
Grupta kıyasıya mücadele eden ve bu bölümü 4. veya 5. sırada bitiren ekip
yerine, (Avrupa’ya katılım sayısına göre) 2. grubun birincisi, yani ligi 11. tamamlayan takıma Avrupa yolunu
açmak doğru olmasa gerek.
Bu konu açıldığında, Başkan gerekçe
olarak, “Alt grupta oynayan takımların
mücadelesini daha aktif hale getirmek düşünüldü” diyor. Ama acaba
Avrupa yolunu açmak yerine, Ulusal Bayan Voleybol Takımımızın Menajeri Nafiz Pekel’in dediği gibi, “2. Gurubu 1. bitirene
para ödülü verilmeli” düşüncesi bana daha mantıklı
geliyor, siz ne dersiniz?
Biliyorsunuz Federasyon Başkanlığı
seçimleri için hazırlıklar hızlandı. Geçtiğimiz günlere kadar aday olduklarını
açıklayan sadece Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can ve Tanju Argun vardı.
Bu arada henüz resmi bir açıklama yapmayan Mete Döğüşçü’nün
de bu yarışta olacağı söyleniyordu.
Perşembe günü Mete Döğüşçü telefonla beni aradı ve seçim ile ilgili
düşünceleri söyledi.
Ben, “Adaylığını hala niye açıklamadın?” Diye sordum.
Yanıtı şöyle oldu: “Ben aday olduğumu çok önceden açıkladım. Ama burada bir yanlış
anlaşılma var. Bizler yani Ben, Hüsnü Can ve Tanju Argun şu anda aday adayıyız.
Önce seçim için müracaat edeceğiz. Başvurumuz incelenecek. Sonra seçime
girmemiz uygun görülürse aday olacağız. Yoksa ben aday adaylığımı çok önceden
zaten açıklamıştım. Şimdi başvuruda bulunarak resmi aday olacağım.”
Bu açıklamanın ardından da beraber
yola çıktığı ağabeylerinden, arkadaşlarından ve yönetiminde yer alacaklardan
bazılarının isimlerini verdi. Bende bunları size iletmek istiyorum:
Naci Bayamlıoğlu,
Teoman Yazgan, Reşit Yücesoy,
Ender Kurt, Prof. Dr. Zafer Hasçelik, Prof. Dr.
İbrahim Tokdemir, Prof Dr. Celal Karpuzoğlu,
İsmet Özgümüş, Ahmet Kavas, Cihat Çetinkaya.
Bu isimleri okuduğunuz da tabii ki
çoğunu tanıdınız. Bu listede görüldüğü gibi iki eski Voleybol Federasyon
Başkanı Naci Bayamlıoğlu ve Teoman Yazgan da yer alıyor.
Diğer başkan adayları ise
yönetiminde yer alacak isimleri kısa bir zaman içinde açıklayacaklar. Böylece
ilk isim veren Mete Döğüşçü oldu.
Bu arada Döğüşçü’ye
“iki başkan adayı da senin onlarla birlikte hareket
edeceğini söylüyorlar bu konunun gerçeği ne?” Diye sordum.
Yanıtı şöyleydi: “Ben, şimdilik kimse ile birleşmeyi düşünmüyorum. Bu arada geçtiğimiz
bir akşam Ankara’ya gelen Tanju Argun ile birlikte bir yemek yedik ve fikir
alışverişinde bulunduk. Güzel ve çok medeni bir toplantı oldu. Her halde bunun
duyulması üzerine benim Tanju Argun ile birleşeceğim konuşuluyor. Aslında
başkan adaylarının bir araya gelmesi güzel bir adım. Hepimiz voleybola hizmet
etmek için yola çıkıyoruz. Yani hedefimiz tek. Onun için bu yarışı germenin,
kanlı bıçaklı hale getirmenin bir anlamı yok. Herkes yapacaklarını söyler,
beraber yola çıktığı kişileri açıklar, sonunda camiamız kimi uygun görürse o
kazanır. Zaten voleybolumuza da bu yakışır.” Doğru söze başka bir
şey eklemeye gerek var mı?
Çarşamba günü Burhan Felek de
Eczacıbaşı-Gaziantep Şahinbey Belediyesi mücadelesini izledim. Güzel bir maç
olmadı. İki takımda çok hata yaptı. Özellikle Şahinbey Belediyesi’nin yaptığı
hatalar çok fazlaydı. Daha önceden de yazdığım gibi Gaziantep takımında servise
karşı manşet sorunu hala devam ediyor. Aldıkları manşetlerin çoğu içeri
kaçıyor. Oynama istekleri var, maça da asılıyorlar ama bu sorunu aşamadıkları
için istediklerini elde edemiyorlar, bir müddet sonra da oyundan düşüyorlar.
Birkaç hafta önce transfer olan Nisa ile oyuncular arasında henüz tam bir uyum
yok. İlk seti kazanmalarına karşın bu durum çok net olarak görülüyor. Daha
sonraki setlerde ise, biraz daha anlaşma ortamı buldular. Görünen o ki ikinci
yarı bu da bir sorun olmaktan çıkacak. Eğer manşet hatalarını azaltırlarsa,
hızlı oynamayı, ortaya oyuncuları kullanmayı seven Nisa ile iyi işler
yapabilirler. Bu karşılaşmada bile Nisa, Sevil’i çok kullandı. Bunun da
semeresini aldılar. Bu arada libero Başak defansta çok
başarılı ama servise karşı manşetleri bu maçta iyi değildi. Bir an önce
istikrarı yakalamalı.
Eczacıbaşı’na gelince; Değişen bir
şey yok. Bu takıma şaşırıyorum. Avrupa maçlarında iyi oynuyorlar ve ilginç
sonuçlar alıyorlar. Ama lig de bu takımı ara ki bulasın. Biraz rakip dişli
çıkarsa veya zorlarsa hemen duraklıyorlar, hatalar fazlalaşıyor ve bunun
bedelini de setler vererek ödüyorlar. Yani bu takım sanki iki kimlikli. Dışarı
da kurt, içeri de kuzu. Bakalım ne zaman düzelecekler?
Eczacıbaşı, Şahinbey Belediyesi
karşılaşmasına hasta olan Bahar’ın yerine Merve Çarkçı’yı
sürdü. Genç pasör ilk set oldukça tutuktu. Heyecandan
ve hata yapma korkusundan olsa gerek genelde en kolay nereye ve kime
atabilecekse, oraya atmaya çalıştı. İkinci setten itibaren üzerinde ki stresi
attı ve daha rahat oynamaya başladı. Paslar düzeldi, doğru tercihler yaptı,
ortadan ve arkadan oynamaya çalıştı. Ama şu bir gerçek ki
yolu daha çok uzun. Bu arada bir cümle de antrenör
Motta’ya. Aslında Merve’nin bu kadar tutuk olmasının
asıl sorumlusu O. Eğer kolay kazanılan maçlarda, açık giden setlerde genç ve
yedek oyunculara şans vermezsen, ihtiyaç olduğunda işte onlarda Merve gibi
bocalama geçirirler. Yoksa ben takımı oturtmak için yedekleri fazla
kullanmıyorum dersen, bir başka gün bu oyunculara ihtiyacın olduğunda karşında
Şahinbey Belediyesi gibi gücü sınırlı bir takım yerine, daha güçlü bir ekip
bulursan, (Üstelik de Müge sakat olduğu için
oynamadı) o zaman işin hangi boyutlara
uzanacağını hep birlikte görürüz.
Maça gelince; yazacak fazla bir şey
yok. Tatsız, heyecansız, yukarıda da değindim gibi hataların çok olduğu bir
karşılaşma oldu. Oyunun başında Eczacıbaşı 3-0 öne
geçti, Gaziantep ekibi farkı azalttı: 4-3, etkili servislerle ev sahibi tekrar
atak yaptı; 6-3, 8-6, 10-6, 12-8. Şahinbey Belediyesi topu öldürdü: 12-9.
Servise Nisa geldi. O’nun servisleri etkili ve 2’den manşet için açılan
Esra’ya, toplar fileden uzak kalınca genç pasör Merve
hata yapmamak için en kolay yolu seçip, topları
Seti kaybeden Eczacıbaşı, bunun
acısını Gaziantep ekibinden kötü çıkardı. Etkili servisler (Özellikle önce Gökçen, sonra Aihua) ve bloklarla sonuca gitti: 25-12 (3-3, 6-3, 8-4, 16-7,
19-8,
22-9)
3. sete Şahinbey Belediyesi iyi
başladı. Nisa’nın etkili servisleri, Eczacıbaşı’nda manşetler bozuldu, hücumlar
sayı olmadı, Gaziantep ekibi bir anda 0-5 öne geçti.
Sonra 3-6, 5-8 oldu. Ev sahibi 8-8
de eşitliği yakaladı. Karşılıklı sayılarla süren mücadele de bazen Eczacıbaşı,
bazen Şahinbey öne geçti ve 20-19’dan sonra Mavi-Beyazlıların servis ve blok
üstünlüğü seti getirdi: 25-19.
4. sete yine iyi giren misafir ekip
oldu: 0-3, 2-5, 4-6 ama bu devam etmedi. Eczacıbaşı
üst üste 3 sayı alarak 7-6 öne geçti. 8-9’a kadar
kopma olmadı. Bu arada maçın hakemlerinin bazı ters kararlarını iyi
değerlendiren Eczacıbaşı oyunun kontrolünü eline geçirdi ve 13-9
öne geçti. İkinci teknik molaya 16-12 girildi.
Şahinbey arada ki farkı iki sayıya kadar düşürse de 20-18,
Eczacıbaşı daha fazlasına izin vermedi ve iyi oynamasa da karşılaşmayı 3-1
kazandı.
Bu iki takımın Pazar günü ortaya
koyduğu oyunu ve aldıkları sonuçlara ise açıkçası şaşırdım. 3 gün önce vasatı
geçmeyen bir oyun. Pazar günü ise, şaşırtıcı bir tempo. Boşuna
“Bayanların ne yapacaklarını önceden kestirmek zordur.” Dememişler. Söyleyenlere bir kez daha hak verdim. Gün gün yazdığım için Eczacıbaşı’nın Yeşilyurt ile oynadığı maç
için düşüncelerimi daha sonra yazacağım.
Burhan Felek’de
ki maçtan sonra Akatlar’a geçtik. Önce Beşiktaş-Emlak
Bankası karşılaşmasını izledik. Ev sahibi için kolay bir mücadele oldu ve 3-0 kazandı.
Sonra sıra Beşiktaş-Fenerbahçe derbisine geldi.
Güç farklılığına karşın güzel bir
maç oldu. Beşiktaş iyi direndi. Hırslı oynadılar ama karşılarında güçlü bir
rakip vardı. Bu nedenle de özellikle son iki set çok sıkıştırmalarına karşın
sonucu değiştiremediler. Bunun en büyük nedeni, servise karşı manşet hataları
ve ataklardan zor sayı üretmeleriydi. Böyle olunca da Fenerbahçe gibi güçlü ve
tecrübeli ekibi yenmek olası değildi.
Maç karşılıklı sayılarla başladı:
3-3, 5-5. Bu arada pasör Camillo, önce Muhittin’e, sonra da Soner’e 2 tekli blok yapınca ( Bu iki blok, 1.85 boyuyla takımın en kısası olan Arjantinli oyuncunun
mu başarısıydı?,Yoksa Beşiktaş’ın iki köşe smaçörünün
mü hatasıydı? Yorumunu size bırakıyorum) 5-7
öne geçen Sarı-Lacivertliler oldu. İlk teknik molaya 6-8
girildi. Sonra 7-10, 10-13 oldu. Setin başından bu
yana direnen ve iyi oynayan Timothy’nin katkısıyla
fark bire kadar düşse de ikinci teknik mola 13-16 ile
geçildi. Sonra 14-18, 16-21 oldu. Karşılıklı kaçan
servislerle (Beşiktaş
2, Fener 3) set 21-25
bitti.
İlk set yumuşak servis atan Siyah-Beyazlılar,
bu ısrarlarından vazgeçince, Sarı-Lacivertlileri hata yapmaya zorladılar. Böyle
olunca da 4-2 öne geçtiler. Buna Fenerbahçe Burak’ın
servisleriyle cevap verdi: 4-6. İlk teknik molaya 8-7
girildi. 9-9’dan sonra Camillo’nun Beşiktaş’ı
zorlayan servisleri ve bloklarla 3 sayılık bir fark oluştu: 10-13.
Camillo’nun servisini Siyah- Beyazlılar hücuma
dönüştürdü ve Barış’ın bloğundan giden topla 11-13 oldu. Ardından gelen blok,
sonra da Burak’ın dışarı giden atağıyla tekrar eşitlik geldi: 13-13. Karşılıklı sayılarla 19-19’a kadar gelindi. Peter’in attığı çok yumuşak servisi kolay hücuma sokan
Fenerbahçe, Barış’ın sayısıyla 19-20 öne geçti.
Servise gelen Camillo, yine Beşiktaş manşetini
zorlamaya başladı.
3. sete iyi başlayan Fenerbahçe
oldu. Beşiktaşlı oyuncuların hatalarıyla bir anda sayılar 1-8
oldu. Oluşan farkın tempoyu düşürmesi Sarı- Lacivertlilerin avantajı oldu: 3-12, 6-16, 11-19, 14-20, 17-23, 19-24. Artık maç bitti diye
düşünüyorduk ki ortaya Timothy çıktı. Önce 2’den
yaptığı atakla takımına sayıyı kazandırdı: 20-24.
Ardından etkili servisleri, Fenerbahçe’nin manşetini bozdu, hücumlar ya
bloklarda kaldı, ya da bloktan sekerek ev sahibi için avantaj yarattı. Böyle
olunca da fark kapandı: 23-24. Ne var ki takımını
buraya taşıyan Kanadalı oyuncu bu kritik anda servisi kaçırınca seti 23-25 alan
Sarı- Lacivertliler maçı da 0-3 kazanmayı bildiler.
Bu arada Fenerbahçe Bayan Voleybol
Takımı da Haldun Alagaş da CEV Kupası’nda Çeyrek
Finale yükselen ligin güçlü ekibi Türk Telekom Avea’yı
3-2 yenmeyi başararak son haftalardaki çıkışının
rastlantı olmadığını ispat etti.
Bugünün diğer ilginç bir sonucu da
Ankara da Ziraat Bankası’nın, SSK’dan 3-2 ile zor
sıyrılmasıydı.
Günün İstanbul daki
tek mücadelesinde Fenerbahçe, genç ve yabancısız Arçelik
karşısında zaman zaman sıkışsa da maçı 3-1 kazanmayı bildi.
Güzel bir karşılaşma oldu. Arçelik gücünün yettiğince rakibiyle oynadı. Ancak
oyuncuların arasındaki kapasite ve tecrübe farkı tabii ki Sarı-Lacivertlilerin
lehineydi. Sonuçta bunu gösterdi. Ama 3-1 yenilmesine
karşın Arçelik’in mücadelesi, özellikle Volkan, pasör
Arslan ve libero Hasan’ın performansı çok iyi idi.
Karşılaşmaya Arçelik
çok istekli girdi ama karşılarında oyunu kontrol altında tutmayı bilecek kadar
tecrübeli oyuncular vardı. Üstelik de Fenerbahçe bunu en iyi yapan takımların
başında geliyordu. Çarşamba günü Beşiktaş maçını da böyle kazanmışlardı. Bu kez
de böyle oldu.
İlk seti 16-25
aldılar. İkinci sette iyi oyununu sayılara dönüştürmeyi başaran Arçelik, ilk teknik molayı 8-4,
ikinci teknik molayı da 16-15 önde geçti. Ama bu çabası yine de seti rakibinin
almasını engelliyemedi: 24-26.
3. sete yine iyi başlayan Arçelik oldu. İlk teknik molaya 8-4
girdi. Ancak oyuncular bu kez daha önceki setlerde ki hataları yapmadılar ve
arayı açarak ikinci teknik molayı 16-9 geçtiler. Sonra
da seti 25-20 kazandılar.
Güzel bir 4. set izledik. Arçelik’in oyuna asılması, Sarı-Lacivertlileri hatalara
zorlarken ilk teknik mola 8-7 geçildi. 11-11 den sonra iki takımın da üst üste kaçan servisleri (Fenerbahçe 4, Arçelik
2) tempoyu düşürse de ikinci teknik
molayı Fenerbahçe 15-16 önde geçti.
16-16’dan sonra Arçelikli
genç oyuncuların hataları fazlalaştı. Bu da Sarı-Lacivertli takımın işini
kolaylaştırdı; 16-19, 18-22 ve set 19-25, maçta 1-3
sonuçlardı.
İSTATİSTİKLER
Arçelik: 84 servis, 13 hata, 6 sayı.
Servise karşı 71 manşet, 6 hata, yüzdesi 86. Exc: %
24. 90 hücum, 45 sayı, yüzdesi 50. 5 blok.
Fenerbahçe:
96 servis,
18 hata, (Çok fazla) 10 sayı. 64 manşet, 1 hata, yüzdesi 81. Exc: % 14 (İlginç !), 94 atak 55 sayı, yüzdesi 59. 9 blok.
Orhan: 17 servis, 4 hata, 3 sayı. 11 manşet, 2 hata, yüzdesi 82. Exc: % 9!!! 14 hücum, 9 sayı,
yüzdesi 64.
Volkan:
14 servis, 4 hata, 1 sayı. 36 atak, 22 sayı, yüzdesi 61.
Resül: 10 servis, 1 hata, 2 sayı, 6 hücum,
3 sayı, yüzdesi 50.
Murat: 12 servis, hata da, sayı da yok. 16 manşet, 2 hata, yüzdesi 81. Exc: 19. 18 hücum 5 sayı, yüzdesi 28.
Emin: 12 servis, 1 hata, sayı yok. 9 atak, 4 sayı, yüzdesi 44.
Arslan: 18 servis, 2 hata, sayı yok. 3 atak, 2 sayı, yüzdesi 67.
Hasan: servise karşı 42 manşet, 1 hata, yüzdesi 93. Exc:
31
FENERBAHÇE:
Camillo: 20 servis, 1 hata, 1 sayı. 3 atak,
1 sayı, yüzdesi 33.
Barış: 14 servis, 4 hata, 1 sayı. 13 manşet, 1 hata, yüzdesi 69. (Exc: Yazılmamış, ayni şey Porello’da da olmuş) 20 hücum 10 sayı,
yüzdesi 50.
Burak: 21 servis, 5 hata, 3 sayı. 13 hücum, 10 sayı, yüzdesi 77.
Rıdvan: 6 servis, 1 hata, sayı yok. 11 manşet, hata yok, yüzdesi 91. Exc:18. 9 atak, 6 sayı, yüzdesi 67.
Santiago: 15 servis, 2 hata, 2 sayı. 29 hücum, 20 sayı, yüzdesi 69.
Hakan:16 servis, 4 hata, 3 sayı. 10 atak, 6 sayı, yüzdesi 60.
Porello: 3 servis, 1 hata. 7 manşet, hata
yok, yüzdesi 57. 6 atak, 2 sayı, yüzdesi 33.
Nuri: 32 manşet, hata yok, yüzdesi 88. Exc: 22.
(Bu karşılaşmanın
istatistik bilgileri için Arda Yolaç’a teşekkür
ederim)
Bu arada geçen hafta İstanbul da
Fenerbahçe’yi yenen Polis Akademisi, Cumartesi günü de Ziraat Bankası’nı yine
ayni sonuçla 3-2 yenerek başarısını perçinledi.
Maça geçmeden önce bir güzellikten
söz etmek istiyorum. Karşılaşma öncesi Yeşilyurt Spor Kulübü Başkanı Süha Balın’ın bu sezon başında Eczacıbaşı’na transfer olan eski
oyuncuları Esra’ya bir plaket vererek başarılar
dilemesi çok anlamlı bir jestti. Bence bu hareket, güzel bir örnek olarak
hafızalarımıza kazındı. Tribünleri dolduran seyircilerin, bizlerin, hakemlerin,
oyuncuların, yani tüm salonu dolduranların alkışları da bunun göstergesiydi.
Daha önceki satırlarımda “Eczacıbaşı, dışarı da kurt içeri de kuzu” diye yazmıştım. Mavi-Beyazlılar her halde Yeşilyurt’u da Avrupa
Kupaları’nda oynadığı ve Çeyrek Finale yükseldiği için Avrupa takımı olarak
değerlendirmiş olacaklar ki, adeta rakibi karşısında fırtına gibi estiler.
Sadece ilk setin başlarında biraz sıkıştıkları ve geri düştükleri mücadeleyi
hiç birimizin tahmin etmediği bir skorla ve sayı farkıyla kazandılar.
Eczacıbaşı’nın bu oyununu gördükten sonra insan bir şarkı da olduğu gibi
sormaktan kendini alamıyor. “Daha önceleri neredeydiniz?”
Karşılaşma için yazacak fazla bir
şey yok. Eczacıbaşı, Yeşilyurt’a adeta göz bile açtırmadı. Etkili servis atıp,
ev sahibinin manşetini bozunca, zaten hücumlar da top öldürme sıkıntısı yaşayan
Yeşilyurt iyice oyundan düştü. Özge’nin manşetlerden iyi çıkmayan topları biraz
da fileye yaklaştırmasının etkisiyle de rakibinin bloklarına teslim oldular.
Bu arada Yeşilyurt’un servis
hedefinin neden libero Gülden ve Esra olduğunu
anlayamadım. Hadi, Esra önden manşet için açılıyordu bu doğru bir adres
olabilir ama bu güne kadar Eczacıbaşı’nın manşette ki yumuşak karnı olan Çinli
dururken denen Gülden de ısrar edildi ki? Aslında bu yanlış hedef değişseydi,
bir şey fark eder miydi? Tabii ki hayır. Bu kadar çok
hata yapan bir Yeşilyurt’un rakibine direnmesi bile zordu.
Maça iyi giren ev sahibi oldu.
Etkili servisler, Mavi-Beyazlıları hataya zorlayınca sayılar önce 4-1, sonra 6-4 oldu. İlk teknik molaya 8-6
girildi. 9-9 da rakibini yakalayan Eczacıbaşı,
kontrolü eline aldı: 11-14. İkinci teknik mola 14-16 geçildi. Mavi-
Beyazlıların yükselen temposuyla ara açıldı: 14-18,
16-21. Sette 18-25 bitti.
Sonra için söylenecek bir şey yok.
Eczacıbaşı oynadı, Yeşilyurt direnemedi bile: 14-25 ve
8-25. karşılaşma da 0-3 sona erdi.
Eczacıbaşı için tek olumsuzluk,
setlerin bu kadar açık farkla kazanılmasına karşın antrenör
Motta’nın yedekleri oyuna almamasıydı. Bu konudaki
görüşümü Şahinbey Belediyesi karşılaşmasını yorumlarken yazmıştım. Onun için
tekrarlamaya gerek yok.
Bugüne damgasını vuran maçlara
gelince;
Beşiktaş’ın, İller Bankası’nı
Ankara da 3-0, Emlak Toki’nin,
Telekom’u ayni sonuçla set vermeden 3-0 geçmeleri ilginçti.
Asıl ilginç sonuç ise İzmir den
çıktı. Gaziantep Şahinbey Belediyesi, kimsenin beklemediği bir sonuca imza
atarak, DYO Karşıyaka’yı hem de deplasman da 3-1
yenerek sürpriz yaptı.
İşte benim gözümle bir haftanın
değerlendirmesi böyleydi. Hepinizin yeni yılını kutlar, her şeyin gönlünüzce
olmasını dilerim. Haftaya buluşmak dileğiyle, Hoşça kalın.
A L E V A N A K Ö K