Yazıma başlamadan önce beni gerek
telefonla arayan ve gerekse mail göndererek geçmiş olsun diyen tüm voleybol
dostlarına teşekkür ederim. İki günlük sıkı bir ilaç küründen sonra Çarşamba
günü ancak ayağa kalkabildim ve Haldun Alagaş’a gidip
Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin Avrupa Kupası maçlarını izleyebildim. Aslında pek
izledim de denemez, biraz fulü
seyrettim. Daha sonra bu maçlarla ilgili yorumlarımı okurken bunu belki
sizlerde fark edeceksiniz.
Geçtiğimiz hafta “Dedikodular başladı” başlıklı yazımdan son Dünya Baltacıoğlu aradı ve “Bu yazdıkların
dedikodu olmaktan çıktı, gerçeklik kazandı. Yeni başkan adayı Tanju Argun,
Bursa da kulüplerle görüşürken ‘Eğer voleybol camiası bizi göreve getirirse,
gelecek sezon lig 20 takımla oynanacak’ diyerek bu konuda ilk adımı attı.
Ayrıca teknik kurulu da çalışmalarını tamamlamak üzere” dedi. Bu arada Tanju bey den düşündükleri
yeni lig statüsü ile ilgili bir de mail aldım. Ama bilgisayarlarımız arasında
her halde yazılım farkı var ki, okumam mümkün olmadı. Bunun üzerine Dünya bana
yeniden göndereceğini söyledi. Ama bu güne kadar ulaşmadı.
Ancak bu yazı gelene kadar ligle
ilgili görüşümün bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun nedeni,
sizlerinde “20 takımlı bir lig nasıl oynanmalı?” sorusunu kendinize sorarak bir takım şablonlar hazırlamanızı ve
bunları da forum köşemize göndererek tartışmaya açmanızı bekliyorum. “El elden üstündür” dendiğine göre, ilginç önerilerin
ortaya çıkacağına eminim.
Ben ne düşünüyorum?
Öncelikle şunu bir kez daha başından
hatırlatayım. Bildiğiniz gibi ben, Play-Off sistemlerinin hep adaletsiz olduğunu yazdım. Bunun için
zaman zaman tepkiler aldım. Hatta bunun ötesinde beni
başka şekilde suçlayanlarda oldu. Ama geçtiğimiz sezon Erkekler 4’lü
Finalleri’nde yaşanan Halk Bankası örneği, yıllardır bir türlü anlatamadığım
olayları çarpıcı bir şekilde ortaya koyunca, “Eh, pek de haksız
sayılmazmışsın” diyenler fazlalaşmıştı.
Bunları niye yazdım, 20 takımlı lig
için yapacağım öneride Play-Off
sistemi de, 4’lü Final de yok. Ama sonunda istenirse bunlardan birini de ilave
edebilirsiniz.
Serpanter sistemine göre ve bu sezon lig sıralaması esas alınarak 18 takım iki
gruba bölünür:
A Grubu: 1-4-5-8-9-12-13-16-17
ve 2. Lig 2.si
B Grubu: 2-3-6-7-10-11-14-15-18 ve 2. lig 1.si
10’ar takımlı bu iki grupta tek
devreli ligler oynanır. İlk 3 sırayı alan ekipler bir üst gruba otomatik olarak
yükselir. 8.-9.-10. olanlar alt gruba iner.
A Grubu 4. sü,
B Grubu 7.’si ile, B Grubu 4. sü,
A Grubu 7. si ile,
A Grubunu 5. tamamlayan, B grubu 6. sı ile, B
Grubu 5. si de A Grubu 6. si ile
(Yani 4-7, 5-6 ile) eşleşirler.
Bu takımlar kendi aralarında biri
içeri de, biri dışarıda iki maç oynarlar. Kazananlar üst gruba yükselerek
3+3+4= 10, kaybedenler 3+3+4= 10 alt grubu oluştururlar. Bu gruplarda ki 10’ar takım kendi
aralarında iki devreli lig oynarlar. Son sırayı alan 2 takım küme düşer, üst
gruptakiler sıralamayı belirler ve dereceye girenler Avrupa da ülkemizi temsil
etme hakkını yakalarlar.
Tüm bu maçlar 9+2+18= En fazla 29
hafta da biter. Şu andaki iki devreli lig 34+2= 36 hafta.
Benim düşündüğüm ilk şablon bu.
Hadi biraz daha geliştirelim. Gruplarda oynanan maçlarda sıralamaya göre bir
üst tura yükselen veya klasman adını verdiğimizi düşündüğümüz alt gruba
düşenler;
a) Puanlarını taşısınlar.
b) Veya sıralamadaki yerlerine göre
puan alsınlar (Geçtiğimiz
sezon 4’lü Finale yükselen takımların aldıkları puanlar gibi: 1. 4 puan, 2. 3
puan, 3. 2 puan, 4. 1 puan, 5. 0 puan. Alt gruptakiler de bunun tersi)
Biraz daha geliştirelim. Tek
devreli ilk bölümü de iki devre oynatalım. 9+9+9+9= 36 hafta. Bu sezonla ayni.
Bir adım daha ileri taşıyalım;
Hoşuma gitmese de, etik bulmasam da sonunda 6 takımlı veya 4 takımlı final
grubu oynatalım. Anladım, siz ayni zamanda basketbol hayranısınız ve ille de sonunda
8 takımlı Play-Off
istiyorsunuz. Kırılmayın canım hadi sizin dediğiniz olsun.
Bir başka sistem mi düşünüyorsunuz?
Hadi bakalım o zaman da 20 takımlı başka sistemler üretin.
Küçük bir not:
Ligin daha uzun oynanmasını
isterken Ulusal Takımın maçlarını ve Avrupa Kupaları’nda mücadele edecek
ekiplerimizin maç trafiğini unutmayın.
Bu arada 20 takımlı lig ile ilgili
birkaç şey daha söylemek istiyorum.
Duyduğum kadarıyla Tanju Argun’un
teknisyen grubu sadece gelecek sezon ligi 20 takım düşünüyormuş. Daha sonra
takım sayısını kademeli olarak asıl hedefleri olan 12’ye düşürecekler ve adını
da değiştireceklermiş. Yani “Süper Lig” veya
benzeri bir isim verilecekmiş. Bunun dışında kalitesi yüksek 1. Lig
kurulacakmış. 3. Ligler ise bölgesele dönüşecekmiş.
Hatırlarsanız Başkan Hüsnü Can da
12 takımlı ligi çok istemişti. Ben 12 takımlı Süper Lig’e de, kalitesi
artırılacak 1. Lige de karşıyım. Neden mi?
Öncelikle şu andaki 1. Türkiye Ligi
gerek görsel, gerekse yazılı medyada bile kendine zor yer buluyor. Bir alt ligi
ise bilen, hatırlayan yok. Sadece web sitelerinde onlarla ilgi, o da özel
çabalarla bilgi bulabiliyorsunuz. Hangi gazete de 2. ve 3. liglerle ilgili
yazılara rastladınız ki? Hadi voleybolu bırakalım, gazetelerde tam sayfa yer
bulan basketbolun ikinci ligini okuyabiliyor musunuz? Futbolda bile ancak spor
gazetelerinde 2., 3. ligler küçük yerler buluyor. O
halde, o zaman da tüm gözler yine 12 takımlı bu üst ligde olacaktır. Bunun
dışındaki liglerin kalitesi ne olursa olsun bana göre kolay kolay
gündeme gelmez. Sponsor yasalarının hayata geçmesine karşın firmalar, 1. lig
kulüplerine bile zorlukla destek verirken, bir alt ligdeki ekipler nasıl sponsor bulacaklar?
İşte bunun için ben her yıl 20
takımlı bir lig istiyorum. Çünkü bu 20 takımdan her hangi biri, her hangi bir
firmaya cazip gelebilir. Ve bir anda alt sıralarda dolaşan bir takım, iyi bir
destekle birden ilk sıralar için mücadele edebilecek hale gelebilir. Çünkü önü
açıktır. Bu nedenle voleybola yatırımı düşünen firma, beklentilerinin gerçekleşmesi
için en kısa yolu tercih eder. Yani 1 yıl bekleyip adından söz ettireceğine bu
emeline üst ligdeki takıma destek vererek çok kısa bir zamanda ulaşabilir.
Benim düşüncem kısaca böyle.
Son haftalarda olduğu gibi yine
haftanın değerlendirmesine takımlarımızın Avrupa Kupaları’nda oynadıkları
maçlara göz atarak başlamak istiyorum.
Önce Şampiyonlar Ligi’nden
başlayayım. Biliyorsunuz Beşiktaş, B Grubu’nda mücadele ediyor ve Çarşamba günü
Polonya ekibi Calisia Winiary
ile Haldun Alagaş da oynadı ve mücadeleyi 3-1 kazandı. Bu sonuçla Siyah-Beyazlılar hem ikinci
galibiyetlerini aldılar, hem de 6 takımlı grupta 4. sıraya yükseldiler.
Oyunun genelinde, iyi servis atan
rakibine hep üstünlük sağladı. Gerçi 4 sette manşetten direk hata fazla yapılmadı
ama pasöre iyi gelmeyen toplar hücumlarda sorun oldu.
Bu nedenle smaçörlerin hata oranları fazlalaştı. Maçın
kaderini de genelde bu çizdi. (Beşiktaş 127 ataktan ancak 48 sayı alabildi. % 38. Kalisz
130 hücumdan 48 sayı çıkardı. % 37. Görüyorsunuz iki takım içinde ne kadar
düşük bir yüzde)
Oyuna iyi başlayan Polonya ekibi
oldu ve hemen 0-2 öne geçti. Çabuk toparlandık.
Özellikle köşelerden hücum yaparak kontrolü elimize geçirdik ve ilk teknik
molaya da 8-4 önde girdik. Ancak bu farkı koruyamadık.
Çünkü Kalisz’in attığı servisleri istediğimiz gibi
oyuna sokup topları öldüremedik ve 12–12 de yakalandık. 14-14’den sonra yine
taktik servislerle ve bloklarla üstünlüğü ele geçirerek seti 25-21
aldık.
İkinci sete bu kez iyi başlayan biz
olduk: 4-1. Ama sonunu getiremedik ve 6-4 den sonra
manşet ve hücum hatalarıyla (Arzu 4, Deniz 3, Heval 2
pozisyonundaydık) üst üste 7 sayı kaybettik: 6-11. Oluşan bu farkla hem
moralimiz bozuldu, hem de tempomuzu kaybettik. Sonradan toparlanıp arada ki
farkı 1’e (16–17) düşürsek de bu kez de Deniz-Heval-Eda
üçlüsü hücum da tıkandı ve bir anda sayılar 16-24
oldu. Bir turda 7, bir başka turda 8, yani iki turda toplam 15 sayı veren bir
takım nasıl set kazanabilir ki? Tabi ki olası değil. Sette zaten 16-25 bitti.
Üçüncü sette hataları azaltan,
servisleri iyileştiren, bunlara birde akıllı hücumları ekleyen Beşiktaş, tekrar
oyuna ağırlığını koydu ve 8-5’den sonra arada ki sayı farkını büyüttü: 13–8, 16-10, 18-13, 22-14. Tamam, set geldi derken, ekibimiz yine
bir duraklama içine girdi. Rakibin sadece içeri tokatladığı yumuşak hücumları
bile oyunda tutamayan Siyah- Beyazlılar arada ki sayı farkının azalmasına neden
oldular: 23–20. Sonunda alınan iki sayı oyuncularımızı da, bizi de rahatlattı: 25–21.
2-1 öne geçmemize karşın 4. sete 0-4 başladık. İrina’nın
servisleri, defanstan çıkan toplar ve hücumdan gelen sayılarla eşitliği
yakaladık: 4-4. 12-11’e kadar başa baş geldik. Bu
sırada İrina’nın 4’den manşet için açılan 3 numaralı Wozniakowska’ya attığı etkili servisleri Kalisz’e hücum zorluğu getirince, bloklarımız, defanstan
çıkardığımız topların sayılara dönüştürülmesiyle üst üste gelen 8 sayı ile (20–11)
set de koptu:25-20. Böylece maçı da 3-1 kazandık.
Şimdi takımımız Çarşamba günü bu karşılaşmanın rövanşını oynayacak.
Şampiyonlar Ligi’ndeki diğer
temsilcimiz Güneş Sigorta ise, Polonya da Stal Bielsko Biala’ya 3-2 yenildi. Son maçlarında 2-0 dan
sonra oynamayı alışkanlık haline getiren takımımız bu kez 2-2’ye taşıdığı
mücadeleyi 3-2 kaybetti. Aslında bu yenilginin fazla bir önemi yok. Sadece
yolumuzu biraz uzattı. Gerçi kazansaydık büyük bir avantaj yakalayacaktık ama
sonuçta bu hafta bu ekiple evimizde oynayacağız ve mutlaka da rövanşı olacağız.
Top Teams
Kupası’nda ülkemizi temsil eden Fenerbahçe, bu kupanın favorilerinden Yunan Olympiakos’u misafir etti. Çok iyi bir ekip olan Olimpiyakos da biri Arjantinli, biri Amerikalı iki oyuncu
vardı ki insan seyretmeye doyamıyor. Dünya’nın en iyi smaçörleri
arasında gösterilen Milinkovic’in İstanbul’a gelmesi
tüm voleybolseverler açısından büyük şanstı. Ne yazık
ki çok az sayıda insan böylesine bir starı
izleyebildi. Her zaman olduğu gibi altyapılarda çalışan antrenörlerimiz
ve oyuncularımız yine tembellik yaparak bu büyük fırsatı kaçırdılar. Gerçekten
yazık oldu. Bir smaçörün takımına nasıl sayı
kazandırması gerektiğini, teknik bir voleybolcunun neler yapabildiğini tüm
çıplaklığı ile gözler önüne seren bu Arjantinli’yi
seyretmek gerçekten büyük keyifti. Sadece o mu? Tam bir görünmez kahraman olan
Amerikalı Salmon Riley. Ve
bu ikiliye “Ben de
bir yıldızım” dercesine adeta tek başına
karşı koyan Fenerbahçe’nin Arjantinlisi Santiago’nun direnişi, voleybol adına
çok güzel görüntülerin ortaya çıkmasına yol açtı.
Maça gelince; Rakibin gücünden ve
oyuncularının kalitesinden çekinen Sarı-Lacivertiler
sete bir anda 0-6 gibi bir farkla başladılar. Çok
servis kaçırmamız, ortadan çabuk oynayan Yunan takımı karşısında blok
yapamayışımız, iyi olmayan manşetlerimiz oyuna girmemizi engelleyince 14-18’e
kadar geriden geldik. Camilo’nun servisleri, hatalar
ve yaptığımız 2 net blokla rakibi yakaladığımız gibi bir sayı da öne geçmeyi
başardık: 20–19. 27-27’ye kadar da karşılıklı sayılarla gelindi. Bu sırada
Santiago ikili blokta kaldı: 27–28. Camillo ikinci
topu plaseledi: 28-28. Camillo
servisi 4’den manşet için açılan ABD li Salmon’a attı. Manşet
İkinci sette iki takım oyuncularının
da yaptığı hatalar oyunun temposunun düşmesine neden oldu. Böyle olunca da başa
baş ama kalitesi olmayan bölümler yaşadık. Ne var ki servise karşı, özellikle
de Rıdvan ve libero Nuri’nin manşet hataları 19–20 den sonra Yunan ekibinin
işine yaradı: 22-25.
3. sette oyunun kontrolü hep Olympiakos’un elindeydi. Zaman zaman
aradaki farkı azaltsak da 14-18’e kadar önde geldiler. Toparlandık, aradaki
sayı farkını kapattık: 18–19. 20-21 de çok geç kalınsa
da Rıdvan-Porello değişikliği yapıldı. Olympiakos bir sayı daha aldı: 20-22.
Santiago’nun sayısı, ardından bir de blok sonunda nihayet eşitliği getirdi:
22-22.Topu öldürdüler: 22-23. Santiago 4’den cevap verdi: 23-23. Barış’ın
servisi, 10 numaralı 36 yaşında ki tecrübeli Tsakiropoulos
auta vurdu: 24-23. Barış’ın ikinci servisi Milinkovic
vurdu, Porello çıkardı ama bu topu hücuma
dönüştüremedik, Milinkovic bu kez defansımıza şans
tanımadı: 24-24. Brezilyalı Da Silva servisi dışarı
attı: 25-24. Burak’ın servisi çizgiye yakın düştü. Çizgi hakemi içeri de gösterdi,
Ukraynalı baş hakem uydu: 26-24. Bu top gerçekten
dışarıda mıydı göremedik ama sonuçta ne olursa olsun set bizimdi.
4. Sette 15-15’e kadar karşılıklı
sayılarla gelindi ama Milinkovic takımının 15-16 ilk teknik molaya önde girmesini sağladı. Sonra yine Milinkovic’in sayısı, ardından Santiago’nun hücum hatası
derken 15-18 oldu ve bu avantajı tabi ki Yunan ekibi
kaçırmadı: 21-25.
Böylece takımımız mücadeleyi 1-3 kaybetti ama yine de 1 maçı olmasına karşın grubu ikinci
sırada tamamlamayı başardı ve adını çeyrek finale yazdırdı.
Adını grup maçları bitmeden çeyrek
finale yazdıran bir başka ekibimizde İsviçre de Zeiler
Koniz’ı 3-1 yenen Eczacıbaşı
oldu. Takımımız şimdi Salı günü daha önce yenildiği Hollanda ekibi Longa 59 ile
evinde oynayacak. Eğer bu maçı kazanırsak (ki ben yeneceğimize
inanıyorum) o zaman grup birincisi olacağız
ve 4’lü final yolunda önümüz iyice açılacak.
Bu kupadaki diğer temsilcimiz
Ziraat Bankası, İspanya da Tenerife 3-1 kaybedince işini zora soktu. Çarşamba günü takımımız
Romen Tulsea’yı Ankara da misafir edecek. Eğer Ziraat
bu maçı kazanırsa, ayni gün Çek Cumhuriyetin de oynanacak olan Dukla-Tenerife maçının sonucunu
bekleyecek. Olasılıklar fazla. Biz Tulsea’yı 3-0 geçersek ve ev sahibi Dukla
kazanırsa grup ikincisi olarak çeyrek finale çıkacağız. Tulsea
maçı 3-1 biter, Tenerif de
3-2 yenilirse o zaman iş sayılara kalacak. Böylesine zorlu hesapların yapıldığı
bir pozisyona boşu boşuna girdik. Çünkü işi başından sıkı tutacaktık. Evimizde 3-0 kazanacağımız maçlarda rakiplere birer set hediye etme
alışkanlığından sıyrılamadık. Bu arada İspanya da son maçta da seti 24–20
öndeyken vermişiz. Neyse hala umudumuz olduğuna göre geçmiş için hayıflanmanın
artık kimseye bir yararı yok. Önümüze bakalım ve Avrupa’ya devam etmenin
yollarını arayalım.
Bu hafta 3 takımımız CEV Kupası 3.
tur ilk maçlarını oynadılar. Halk Bankası büyük bir iş başardı ve İtalyan
takımı Trentino’yu evinde 3-1
yenerek güne damgasını vurdu. Takımımızın antrenörü
Mustafa Çayır’ın bu maçla ilgili ilginç bir hareketi oldu. Pasör Krnic dışında yabancılarını kenarda tutarken 5 Türk
oyuncuyu sahaya sürmüş. Onlar da kendilerine güvenen antrenörlerini
yanıltmadılar ve zor bir deplasman maçını kazanarak rövanş
için büyük bir avantaj yakaladılar.
Şimdi sıra rövanş da. Ancak gevşemeye asla yer yok. Çünkü rakip ne olursa olsun bir İtalyan
takımı. Bu nedenle işi çok sıkı tutup ayağımıza gelen bu fırsatı çok iyi
kullanmalıyız.
Bu kupadaki diğer iki bayan
temsilcimiz Telekom ve Yeşilyurt da ilk maçlarını kazandılar. Telekom evinde
oynamanın avantajını çok iyi değerlendirerek İspanyol ekibi Caja
de Avila’yı 3-0 yendi. Ben
takımımızın rövanşı da kazanarak tur atlayacağına inanıyorum.
Yeşilyurt’a gelince işi Telekom
kadar kolay değil. Çünkü elde ettiği 3-2’lik galibiyet rövanş için iyi bir skor
değil. Bu sonuç evinde oynayacak Slovak Slavia
Bratislava’yı avantajlı kılıyor ama yine de tur için şansımız devam
ediyor.
Cuma günü İzmir de oynanan bu
mücadele için DYO Karşıyakalı yöneticilerden 7 gazeteci arkadaşlarımla birlikte
davet aldık. Antrenör Ertan Albakrak’ı da kıramayınca
Aylin Üstündağ, Ebru Çıdal,
Karşılaşmanın geneline bakınca ev
sahibi iyi bir oyun ortaya koydu. Özellikle hücumda daha etkiliydi. Beşiktaş,
DYO Karşıyaka’nın servisleri karşısında çok zorlandı. Bunun sonucunda da
Tuba’nın blok dezavantajını kullanmaya çalışsalar da ataklarda sıkıntıları
oldu. İzmir ekibi ise, İrina ve Arzu’nun bulunduğu
bölgelerden hücum yaptı. Özellikle Deniz ile çok sayı buldu. Güneş maçında
Tuba’nın paslarının yüksekliğinin az olduğunu yazmıştım. Bu maçta Tuba, topu
biraz daha yükseltti ama Tatiana’ya attığı paslar
yine çok alçaktı. Bu arada genç Aslı’nın çok blok yaparak takımına güç
kattığını da eklemeliyim. Ancak köşelere çabuk atılan toplara giderken
dağılması, yani fileden açık kalması, bloktan aldığı sayıların çoğalmasını
engelledi.
Aslında maç öncesi hepimizin
tahmini çok çekişmeli ve heyecanı bol bir mücadele izleyeceğimiz yönündeydi.
Hele karşılaşma başlayıp topun oyunda kaldığı süreler artınca keyiflendik. Ama 7–8
girilen ilk teknik moladan sonra her şey değişti. Yoğun bir maç trafiğinin
yorgun düşürdüğü Beşiktaş karşısında, çok iyi mücadele eden ve maçı kazanmak
için adeta kenetlenmiş DYO Karşıyaka, oyunun kontrolünü eline geçirmekte
gecikmedi. Bunda Tuba’nın etkili servislerinin yanı sıra, Arzu’nun önde olması
nedeniyle ikili hücum turunda Beşiktaşlıların ataklarının bloklarda erimesinin
de rolü fazlaydı: 12–8. Bu krizi aşmayı başaran Siyah-Beyazlılar karşısında bu
kez üçlü hücum turunda olmalarına karşın İzmir ekibi ataklardan sayı çıkaramadı
ve 12–12 de eşitlik geldi. Ardından bu kez krizi atlatan DYO Karşıyaka, bu
garip gidiş de ikinci teknik molaya 16–12 girdi. Aslında bu iniş çıkışın tek
nedeni iki takımın pasörlerinin de iyi pas
atamamasıydı. 4 sayılık avantaj, ev sahibini daha iyi oynamaya iterken,
özellikle Deniz ve Pizele’nin sayılarıyla 18-13 oldu. Beşiktaş biraz kıpırdandı: 19–16. Ama Tatiana’nın servisleri, Arzu’ya iyi manşet gelmemesinin
hücumda yarattığı sıkıntılarla aradaki fark tekrar açıldı: 23–16. Sette 25-17 sona erdi.
İkinci setten itibaren DYO
Karşıyaka’nın temposu yükseldi. Etkili servis attılar, iyi blok yaptılar,
defanstan çıkan topları da kolay hücuma dönüştürerek 8–6 girilen ilk teknik
moladan sonra arayı açtılar: 11–7, 16-10, 19-13. Bir
ara fark azalsa da (19-16) bu İzmir ekibinin seti almasına engel teşkil etmedi:
25-19.
2-0 dan
sonra ev sahibi iyice oyundan düşen Beşiktaş karşısında sonuca kolay gitti:
8-5, 9-6, 15-6, 16-7, 20-9, 23-12, 25-14. Maçı da beklemediği kadar kolay
kazandı: 3-0.
Cumartesi günü yolda geçtiği için
İstanbul daki iki favori takımın Ankaralı
rakipleriyle yaptıkları karşılaşmaları izleyemedim. Güneş Sigorta- SSK’yı,
Eczacıbaşı da TED Kolejlileri set vermeden yenmeyi bildiler.
Pazar günü önce Burhan Felek de
Galatasaray-Ziraat Bankası maçını izledim. Genelde güzel bir maç oldu ama
hataların çokluğu oyunun temposunu oldukça düşürdü. Sakatlıkları nedeniyle
Sarı-Kırmızı takımda Erkan hiç oynamadı, Fırat ise son set oyuna girdi. Ankara
ekibi tam kadro ile mücadele ederken, yedek oyuncularına hiç şans tanımadı.
Ziraat Bankası her yönü ile iyi
takım. Ancak çok hata yapıyorlar ve yorgun bir görüntüleri var. Etkili smaç
servis atıldığında manşetlerde sıkıntıları çoğalıyor. Takımda herkes smaç servis
atıyor ama bu servisler güçlü değil. Rakibi bunaltmak için daha sert atmaları
ve hedef seçilen oyuncunun kucağına değil, onu zorlayacak bölgelere topu
yönlendirmeleri gerekiyor. Rakip çabuk toplarla köşelerden oynadığı anlarda iki
orta oyuncusu Ahmet ve Fatih, bloklarda hem geç kalıyorlar, hem de uçuyorlar.
Bloktan sonra düştükleri yerler genelde köşe oyuncusunun arkası oluyor. Bu da onların iyi yerleşemediklerinin en güzel göstergesi. Ayrıca
özelikle köşelerden atak yapan oyuncular, iyi gelmeyen paslarda bile topa
yüklenerek rakibin bloğunu geçmeye çalışıyorlar. Bu da hatalar getiriyor.
Smaçör sadece gücüyle takımına sayı kazandıramaz. Zaman zaman
teknik becerileri de mutlaka ortaya koymak gerekir. Bence, işte çok iyi bir
takım görüntüsü veren Ziraat’ın, istikrarlı oynayamamasının, önde olduğu
anlarda bile setler kaybetmesinin başlıca nedeni bu.
Bir küçük uyarı da pasör Hüseyin’e; O’ nu çok küçük yaşlardan beri dikkatle ve
keyifle izliyorum. Geldiği nokta da ortada. Üstelik de
güler yüzü, sevecen tavrıyla benim gibi herkesin de en çok sempati duyduğu
oyuncuların başında geliyor. Ancak son zamanlarda Hüseyin, maçları sanki biraz
hafife alır havasında. O’ nda oyuna ağırlığını
koymaktan çok görevimi yapıyorum görüntüsü sezinliyorum. Bunun başlıca nedeni
de rakip servisi atar atmaz filenin
Sarı-Kırmızılılara gelince; her
zaman olduğu gibi Erkan’ın oynayamamasına karşın yine de canla başla mücadele
ettiler. Ancak Ulaş dışında inişli-çıkışlı bir grafik çizmeleri tek setle
yetinmelerine yol açtı.
Maça Galatasaray çok iyi başladı.
Özellikle çok etkili smaç servislerle, yorgun bir görüntü veren ayrıca konsantrasyon eksikliği çeken Ziraat Bankası’nı oyundan
düşürdüler ve seti de 25–19 kazandılar.
İkinci settin başlarında Ankara
takımımın hataları azaltmasıyla başa baş bir mücadele ortaya çıktı. Bir ara
Ziraat 5–8 öne geçse de 12-13’e kadar kopma olmadı. Bu sayıdan sonra Başkent
ekibinin servislerini oyuna sokmakta zorlanan Sarı-Kırmızılıların temposu
düştü. Silahları çok olan Ziraat, 13–18 öne geçti. Sonra 16–20 oldu. Ancak bu
sayıda Krasimir servis kaçırdı: 17–20. Ulaş servisi
kullandı, Hüseyin arkadaşının moralini düzeltmek için topu O’na attı. Ama Krasimir’in 1’den yaptığı atak dışarı gitti: 18–20. Servis
atıldı, top çıktı, Hüseyin inat mı etti? Yoksa “rakip artık bir daha O’
na atacağımı düşünmez, blok yerleşimini başka yere
kaydırır” diye mi düşündü? Bilemiyorum ama attığı topu Krasimir bir
kez daha avuta vurdu: 19–20. Ulaş’ın yeni bir etkili
servisi, bu kez manşet kötü çıktı ve 2 numaranın olduğu bölgenin dışına gitti,
Hüseyin zor yetişti ve istemeden de olsa yine pası ayni oyuncuya attı, Krasimir bu kez hata yapmadı ama vurduğu top ölmedi ve geri
geldi, Hüseyin yine O’na attı. Ve sonunda sayı: 19–21. Bu iki sayılık avantajı
koruyan Ziraat 22-24’e önde geldi. Murat’ın hücumu: 23-24.
Topu öldüren Murat’ın servisi etkili, manşet kötü, Hüseyin topa yetişemedi ve
manşetle 4’e uzattı, Pieter topu bloktan kaçırmak
yerine yüklendi: 24-24. Murat’ın ikinci servisi, Krasimir
2’den sayı: 24-25. Ahmet’in smaç servisi arka çizgiye yakın düştü. Çizgi hakemi
içeride verdi, baş hakem Ersin Altıparmak buna uydu: 24-26.
Topun düştüğü yeri tam olarak göremedik, sanki içeride gibiydi. Ama yine de
emin olamadık.
3. ve 4. setlerde gerçek temposuna
ulaşamasa da güçlü kadrosuyla Ankara takımı oyunun kontrolünü hep elinde
tutarak setleri 15-25, 21-25 aldı. Maçta 1-3 bitti.
Günün ikinci maçında
Eczacıbaşı, İller Bankası karşısında çok
iyi oynamasa da sonuçta 3-1 kazandı. Mavi-Beyazlı
takımı son haftalarda çok seyrettiğim ve çok eleştirdiğim için bu hafta biraz
es geçeceğim. Ancak fazla bir değişiklik yok. Çok çalışmaktan, üst üste maç oynamaktan
yorgun düştüklerini ve kısa bir zaman sonra istenen, beklenen, oyunlarını oynayacaklarını
söylüyorlar. Hep birlikte göreceğiz, onlara bu avansı vermek gerekiyor.
Bahar’ın 2’den, zaman zaman Esra ve Aihua’yı ortaya
dolaştırması güzel. Mesude’nin hem 6’dan, hem de
1’den geri atak yapması da hoş. Ama manşetlerde hala sıkıntılar var. Üstelik de
Bahar, hala orta oyuncuları az kullanmakta ısrar ediyor. İller karşısında da
çok iyi sayamadım ama 4 sette Özlem’ e 8, Sinem’e 9 top attı. Üstelik de
karşıda 3 pozisyon bloğu yüksek olmayan 1.80’lik Fulya vardı. (2’ye dolaştırmasını saymıyorum, çünkü neticede o da köşeden atak
sayılır) Bu arada da köşe ağırlıklı
hücumlar rakibin tedbir almasını da kolaylaştırıyor.
İller’ e gelince; Genç bir takım
olmalarının getirdiği heyecan ve oynama isteği hep var. Ancak manşetleri ve
blokları iyi değil. Bu arada iyi manşet gelmediği için Gizem’in pasları da
istikrar kazanamıyor. Öte yandan Gizem’in pas tercihlerini, topların yüksekliği
ile attığı yerleri de pek beğenmedim. Ortaya Fulya’ya attığı paslar filenin
ancak iki karış üstüne çıkıyor. Doğal olarak bu yükseklik smaçöre
topu kullanma şansını vermiyor. Bir de 2’ye attığı toplar da istikrarı
yakalayamıyor. Bazen çok yatırıyor, top sahanın dışına yöneliyor, bazen fileden
açıyor o zamanda top smaçörün arkasında kalıyor.
Bunları biraz daha çalışırsa kendini daha çok geliştirme şansını yakalar. Çünkü
sezon başına oranla
oyun içinde daha aktif hale gelmiş.
Seda oyuna çok iyi başladı ve adeta
vurduğu her topu sayıya çevirdi ama daha sonra düştü. Düştükten sonra plaseye sığındı. Aslında onun gibi takımı sırtlayan bir
oyuncunun bu kadar plase atması tabi ki güzel değil.
Ben en çok Güldeniz’i beğendim. Voleybol adına her
şeyi yapıyor. Smaç servis atıyor, manşet alıyor, defans yapıyor,
hücumlarıyla sayılar üretiyor, yani takımın kazandığı her sayı da onun parmağı
var.
Oyuna iyi başlayan İller ilk seti 18-25 gibi açık bir farkla aldı. İkinci ve üçüncü setler 25-19, 25-20 Eczacıbaşı’nın oldu. 4. sette ise güzel bir
mücadele vardı. İlk teknik molaya önde giren ev sahibi oldu. Sonra Ankara ekibi
10-12 öne geçti. 16-15 girilen
ikinci teknik moladan sonra Eczacıbaşı arayı açtı: 19-15, 21-16. İller’in arayı kapama çabası 24-23 de gerçekleşti ama Mavi-
Beyazlıların becerikli oyuncuları daha çoktu: 25-23.
Burhan Felek de maçlar bittikten
sonra Ragıp Tekin ile Haldun Alagaş’ın yolunu tuttuk.
Biz gidene kadar Fenerbahçe, Tokat Belediye’yi 3-0
yenmiş.
Sonra Fenerbahçe-Emlak Toki karşılaşması başladı. Ankara takımımın, mücadeleden
kolay bir galibiyet çıkaracağını düşünüyordum. Yanılmışım. Sahada bu güne kadar
seyretmediğim kadar iyi oynayan, maça asılan bir Sarı-Lacivertliler vardı.
Etkili servisler attılar, bloklar yaptılar, defanstan
toplar çıkardılar ve rakip bloğu aşarak sayılar ürettiler. Emlak Toki, karşısında maça böyle asılan bir rakip bulunca zor
anlar yaşadı. İki takımın 3 pasörünü de beğenmedim (Fener de Ceren, Emlak da önce Nihal, sonra Nilay iyi pas atamadılar.
Bu üçlünün yine de en iyisi sonra dan oyuna giren
Nilay oldu. Ancak pasörlerin gününde olmamaları
nedeniyle smaçörler top öldürmek de çok zorlandılar. Hatalar yaptılar. Ceren ve
Nilay’ın köşelere attıkları yüksek paslar,
blokların iş yapmasına yol açtı. Hele Bulgar Teneva
adeta sahada kayboldu.)
Bu arada Sarı-Lacivertlileri uzun
zamandır seyretmemiştim. Onun için altıda yaptıkları değişikliği ne zaman
gerçekleştirdiklerini bilemiyorum. Olga’nın eski yeri
ortaya çekilmesi hem takımı, hem de bu oyuncuyu rahatlatmış. Pasör çaprazında
ise Tülin vardı. O’ nun bu bölgeyi hücumda iyi
kullanamadığını düşünüyorum. Ancak blokları çok iyiydi. Ben yine de bu takımın
top öldüren iyi pasör çaprazına ihtiyacı olduğuna
inanıyorum. Yanıtsa bildiğiniz gibi her eve lazım. Ancak çabuk yorulması
devamlılığını azaltıyor. Fenerbahçeliler Ceren önde olduğunda yani ikili hücum
turunda top öldürmekte bir hayli zorlanıyorlar. Bu arada Jesus,
Burçin arkaya geldiğinde libero ile değiştirmese bence
daha iyi olur. O’nun manşetini herkes biliyor. Sarı-Lacivertliler uzun taktik
servislerle Emlak’ın çabuk hücum yapmasını engelledi
ama bu servislerin yumuşak olması, daha iyi sonuç almalarını da engelledi.
Yoksa iki kişi ile manşet alan (İzolda- Melis, İzolda-
Teneva) Ankara
takımını daha çok hırpalayabilirlerdi. Bu arada libero
İzolda’nın manşetlerinde bir düşüş olduğunu
düşünüyorum.
Karşılaşmaya gelince; İyi servis
atan, iyi blok yapan ve oyuna asılan Fenerbahçe bunun karşılığını hep önde
götürdüğü seti kazanarak gördü. 4–1, 6-2, 8-4, 12-8,
16-11, 18-12, 20-15 ve 25-18.
İkinci sete iyi başlayan Sarı-Lacivertliler
oldu. Bir ara 6–5 öne geçtiler ama Ceren’in önde olması, topları üst üste
attığı Burçin’in bloklarda kalmasıyla ilk teknik molaya Emlak 6–8 girdi. Sonra
da 7–11 yaptı. Yanitsa’nın servisleri, bloklar farkın
kapanmasına yol açtıysa da Ankara takımı tekrar oyuna ağırlığını koydu: 11–14, 12-16. Bu arada Fenerbahçe’nin servisi yumuşatması Emlak’ın işini kolaylaştırdı:14-18, 16-21, 18-22, 20-25.
3. sette başa baş bir mücadele
vardı: 4-4, 5-7, 7-8, 9-9. Emlak aradaki sayı farkını
3’e çıkardı: 9-12, 11-14, 13-16. Fener yakaladı: 15-16. 17-18, 19-18, 20-20,
22-21 ve Fenerbahçe Tülin’in Melis’e yaptığı blokla 23-21 öne geçti. Melis
öldürdü: 23–22. Melis’in servisi, çıktı, önde olan Ceren, ikili hücum turunda
pası Burçin’e attı, ama bu oyuncu blokta kaldı: 23-23.
Melis’in ikinci servisi direk sayı: 23-24. Melis’in servisi, Yanitsa öldüremedi, çıkan topu Oxana
sayıya dönüştürdü: 23-25.
4. sete iyi başlayan Sarı-Lacivertli
takım oldu: 3-1, 6-3, 8-5, 10-7. Emlak’ın
servisleri, ev sahibinin hücum hataları derken, bu kez sayılar 10-12 (5 sayı) oldu. İkinci teknik molaya 14–16 girildi. Sonra 14-18
oldu. 17-19 da Fenerbahçe’nin atağında yardımcı hakem
İşte dostlar bir hafta daha böylece
geride kaldı. Önümüzdeki günlerde yine yoğun bir voleybol gündemi yaşayacağız.
Umarım tekrar birlikte oluruz. Şimdilik hoşça kalın.
A L E
V A N A K Ö K