Son
yazımı bayanlar ilk final turunun sonrasında yazmış ardından da tatile
çıkmıştım. O günden bu yana aradan uzun bir süre geçti. Güzel ve güzel olduğu
kadar da uzun bir tatil yapma şansım oldu. Yaşamımın en uzun dinlenme
süresiydi. Arçelik ile yollarımız ayrılınca ikinci emekliliğimin tadını çıkarma
fırsatını bulmuş oldum. Ama bu zaman dilimi içinde voleyboldan kopmadım. Ulusal
takımlarımızın maçları ve fırsat buldukça da plaj voleybolu izledim.
Bunlardan
sizlere uzun uzun söz etmeyeceğim. Ancak kısaca
değinmek istediğim bazı anılar var. Onlardan biri de 2004
Böyle
olunca gel de gitme. Hani eskiler derler ya; “Dinsizin
hakkından imansız gelir”. Hasan da
bizleri turnuvalarına getirmenin çaresini böyle bir cinlik yaparak buldu.
Aslında
bu işin şaka tarafı tabii ki. Epirden sağ olsun bizlere çok büyük bir jest
yaptı. İsimlerimizin turnuvalara verilmesi hepimizi hem çok duygulandırdı, hem
de çok mutlu etti. Sonuçta adımın verildiği Marmaris Turnuvası’ nın yolunu tuttum.
Harika bir üç gün geçirdim. Yıllardır gidemediğim Marmaris’ in
güzelliklerini tekrar yaşarken çok eski dostlarımla da beraber oldum. Özellikle
Mustafa Sarıipek ve Ertuğrul’ u tekrar görmek,
onlarla birlikte olmak çok güzeldi.
Turnuvanın
son günü adıma konan kupayı verirken yaşadığım duyguları anlatmak ise gerçekten
zor. O anı hiç bir zaman unutmayacağım. Teşekkürler Hasan.
Uzun bir
aradan sonra yazıma kendi duygularımı ve yaşadıklarımı anlatan cümlelerle
başlamanın pek doğru olmadığını biliyorum. Ama bunu lütfen bir ısınma turu
olarak değerlendirin. Uzun zamandır yazı yazmadığım için zorlanmama, konulara
nasıl başlayacağımı bilemediğime verin.
Evet,
daha sonra bu yıl ilk kez organize edilen Üniversitelerarası Plaj Voleybolu
Turnuvaları’ ndan ikisini izledim. Bu arada Taşucu Belediyesi’ nin
düzenlediği organizasyona katıldım. Hepsi çok güzel ve keyifliydi.
Uzayan tatil,
İstanbul’ a dönüş ve Ankara’ da ki Grand Prix Avrupa Elemeleri, 1.Deniz Esinduy Turnuvası derken bu güne geldik.
Aslında
ilk dönüş yazımı geçen hafta olarak planlamıştım. Grand Prix maçlarını sıcağı
sıcağına değerlendirecektim ancak bilgisayarın azizliğine uğradım. O da
çalışmaya çalışmaya her halde tozlanmış ki beni
yalnız bıraktı. Bilgisayar tamircilerinden çok çektiğim ve çok kazıklandığım
için Suat tan yardım istedim. Tanıdık bir tamirci önermesini istedim. “Önce Cem ile bir bakalım, anlattıkların
bana virüs girmiş gibi geldi. Belki bir şey yapabiliriz.” Dedi. Geldiler, bilgisayarı yeniden
programladılar ve işler hale getirdiler. Yoksa bu yazı daha da sonraya
kalacaktı.
Böyle
olunca canımızı çok acıtan ve sonucuna çok üzüldüğümüz Grand Prix
karşılaşmalarının üstünden de 1 hafta geçmiş oldu. Sıcaklığı kayboldu. Yazıldı,
çizildi ve tartışıldı. Bana da fazla bir şey
kalmadı. Üstelik de söyleyeceklerimin hemen hemen
çoğunu maçlar sırasında yaptığım yorumlarda dile getirdim. Bir de bu günlerde
karşılaşmaların tekrarı verildiğine göre,
ayni şeyleri yinelemenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Bu nedenle bir
kaç noktaya değinerek bu bizleri üzen olayı kapatmak istiyorum.
Bu
maçlarla ilgili herkes çeşitli yorumlar yaptı. Bu arada üzüntüsünü kızgınlığa
dönüştüren arkadaşlarımızda az değildi. Evet, bu Grand Prix hepimizde derin
izler bıraktı. Elimizden kaçan fırsata bir haftadır yanıp duruyoruz. Netice de
öyle veya böyle yolumuza devam edemedik. Gerçi Pazar günü CEV Başkanı Andre Meyer yaptığı basın
toplantısında olayın hala kapanmadığını, karşılaşmanın kasetinin FİVB’ e
incelenmek için gönderildiğini, son kararın onlar tarafından verileceğini
söyledi ama seçim döneminin yaklaştığı da düşünülürse, ben bir şey çıkacağına
inanmıyorum. Ayrıca iki takımın anlaşmalı bir maç oynadıkları izlenimini
edindikleri için CEV olarak iki ülkenin federasyonlarına yazı yazılarak
uyarıldıklarını söyledi. Bu tür durumlarla zaman zaman
başka büyük organizasyonlarda da karşılaştıklarını ilave etti. Hatta en son
Atina Olimpiyatları’ nda Brezilya-ABD karşılaşmasının
sonucunun dikkatleri çektiğine ve bu nedenle de Sırbistan Karadağ’ ın Çeyrek Finalden olduğuna değindi. Bu sıkıntılı
durumların aşılması, yeni olayların yaşanmaması içinde yeni düzenlemeler
düşünüldüğünü söyledi. Bunların içinde ilk elemelerden sonra yeniden kur’ a
çekilmesi, averaj hesaplarında kaybedilen setler yerine, kazanılan setlerin
değerlendirilmesi gibi çalışmalar yapılabileceğine değinildi. (Liglerimizde
oynanan 3 puan sistemi gibi)
Bu arada
yeri gelmişken toplantıyla ilgili birkaç küçük bilgi daha sizlere aktarayım;
- Meyer,
-
Türkiye’ nin şu ana kadar aldığı tüm organizasyonları çok iyi
yaptığını, özellikle Grand Prix Avrupa Elemeleri’ nin
mükemmel geçtiğini bu nedenle istenirse yeni turnuvalara ev sahipliği
yapabileceğini belirtti. “2006-
-
Brezilya’ daki gibi bir Plaj Voleybolu Eğitim Merkezi’ nin Avrupa’ da da kurulacağını,
bunun da Antalya da olmasına sıcak baktıklarını söyledi.
Bu arada
Federasyon Başkanı Hüsnü Can da basın toplantısında şunları söyledi.
“Bilindiği gibi 2005 Dünya Genç Kızlar
Şampiyonası Türkiye de yapılacak. Bunun yanında Grand Prix 2007 Finalleri’ ne
de talip olduk. Bu isteğimize sıcak bakılıyor. Büyük bir olasılıkla bu
organizasyon bize verilecek. Ayrıca 3 yıl üst üste Grand Prix Finallerini alan
İtalya,
Dünya’nın
en iyi ve en prestijli turnuvası Montrö’ye, ceza alan
Rusya’ nın yerine bizi davet edecekler. Bu
voleybolumuz için çok önemli. 2009 Avrupa Şampiyonası’ na
müracaat edeceğiz. Bu konuda önceliğimiz var. Öte yandan Plaj Voleybolu Dünya
Serilerini de alacağız.”
İşte CEV’
in İstanbul da yapılan 46 ülkeden
Konuyu
değiştirdik. Biz yine dönelim Grand Prix’ ye.
Daha
önceden de yazdığım gibi, maçlar bizi üzerek, sporda her türlü sonucun, her
türlü olayın olabileceğini bir tokat gibi yüzümüze vurarak ve bazı şeylerin
sorgulanması gerektiğini bir kez daha ortaya koyarak bitti gitti.
Bizler
yapı olarak hep kötü sonuçlanan olayları biraz fazla abartırız. Bu nedenle de
gözümüzü yumar, ağzımıza geleni söyleriz. Bunların içinde mutlaka doğruluk
payları olan düşünceler, fikirler vardır. Ama sonuçta yol göstermek, yapılan
hatalardan dersler çıkarmak yerine suçlanacak bir şeyler yaratmak ve kişiler
bulmak daha kolayımıza gelir. Hepimiz birer kelle avcısı kesiliriz. Üstelik de
bunların çözüm olmayacağını bile bile.
Tabii ki
sorgulanması ve düzeltilmesi gereken şeyler vardır. Bunların üstüne
voleybolumuzun geleceği açısından gitmek gerekir ancak sağduyuyu da elden
bırakmadan. Değil mi dostlar?
Alınan
sonuç, hatalarımızın olduğunun bir göstergesi. Bende sizler gibi bazı şeyleri kafama
takıyorum. Eleştirmekten de kendimi alamıyorum. Ama bunları lütfen kimseyi
kırmadan, incitmeden ve de en önemlisi art niyetli olmadan yapmalıyız.
Şimdi
Almanya ile Polonya’ yı suçluyoruz. Yaptıklarının
spora yakışmadığını söylüyoruz. (Hatta
ben olayı biraz daha abartım. Karşılaşmanın büyük bölümünde seyirciyle birlikte
oyuncuları ve maç
bittikten sonra da antrenörleri soyunma odası yolunda protesto
ettim. Alman antrenöre basın toplantısında yüklendim.
Şimdi düşündüğümde sinirlerimin esiri olduğumu görüyor ve üzüntü duyuyorum.)
Şimdi
sizlere sorularım var?
Bu olay
da sadece suçlu rakiplerimiz mi?
Bana
göre değil. Asıl suç bizlerde. Eğer evimizde, coşkulu seyircimizin önünde,
sakat oyuncularımıza karşın elimize gelen fırsatı kaçırıyorsak, Hollanda
karşısında 3. sette 11-5 ve 13-
Biz
böyle bir konumda olsaydık. Ayni şeyi yapar mıydık? Sorusuna, kaçınız “Hayır” cevabı verebilirsiniz?
O halde
gelin bizi acıtan bu olayın nedenlerini bulup çıkaralım ve daha iyi olması için
çaba harcayalım. Çünkü gelecek bizler için iyi sinyaller veriyor. Ben
önümüzdeki turnuvalarda Filenin Sultanları’ nın çok
daha iyi şeyler yapacağına inanıyorum. Sakatlarımız iyileştiğinde, takıma giren
gençlerin gelişip tecrübe kazandıklarında önümüz daha da açılacak. Önceleri 7
kişinin üstüne kurulan Ulusal Takımın, bundan sonra her oyuncunun her an görev
yapabileceği 12 kişilik bir ekip haline dönüşmesiyle, göreceksiniz çok daha iyi
bir ekip olacağız. Hele bir de yatık toplarla hızlı oynayan bir takım haline
gelirsek voleybolumuzu seyretmek gerçekten keyifli olacak.
Avrupa
da artık bizim için en önemli rakipler olarak, sakatlıkları geçecek pasör Staelens’ in ve tecrübeli Leffering’
in dönmesiyle yenilenen Hollanda, İtalya
ve her şeye karşın voleybolda bir ekol olan Rusya kalacak. Onun için
geçmişten çıkarılacak derslerle gözlerimizi önümüze çevirmeliyiz ve Avrupa’nın
yükselen değeri Türkiye’ ye ve onun bayan takımına güvenle bakmalıyız.
Ben
böyle düşünüyorum. Herkesin farklı düşüncelerine de saygım sonsuz, diyerek
Grand Prix’ e noktayı koyayım.
1. ESİNDUY TURNUVASI
Grand
Prix’ in ardından Beşiktaş, Fenerbahçe, Emlak Bankası ve Şişli’ nin katıldığı 1. Deniz Esinduy
Turnuvası’ nda 6 karşılaşmadan
Deniz’
in adına bir turnuva düzenlemeyi düşünen, bunu gerçekleştiren Voleybolcular
Derneği’ ne ve destek veren İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ ne teşekkür
ederim. Gerçi iyi duyurulmadığı için seyirci azdı ama olsun. Eminim ki ikincisi
çok daha güzel olacak.
Gelelim
maçlara;
3 gün
boyunca 6 maç oynandı. Beşiktaş, ezeli rakibi Fenerbahçe’ yi yenerek birinci
oldu. Üçüncülük mücadelesinde ise, Emlak Bankası, Şişli’ yi mağlup etti.
Turnuvanın
geneline baktığımda 4 takımı da beğenmedim. Ortaya koydukları oyunlar beni
tatmin etmedi.
Gerçi
ligin başlamasına zaman var diyerek biraz iyimser düşünmeye çalışıyorum ama
olmuyor.
Beşiktaş’
ın tek yabancıyla özellikle şampiyonlar liginde işi
çok zor. Manşet sorunu fazla. Bu arada güçlü bir smaçöre acil ihtiyaçları var.
Ayni
şeyler Sarı-Lacivertliler içinde geçerli. Orta oyuncuları çok, ancak köşelerde
sorun da çok. Manşet hataları fazla olunca hücumda toplar ölmüyor. Bunlara bir
de Jesus’ un yanlış dizilişi eklenince sorunlar daha
da artıyor. Ortadan oynayan Olga’ nın
pasör çaprazına çekilmesi, Güneş Sigorta forması
giyerken, takımın manşet ve blok yükünü çeken Burçin’ in arkaya dönünce libero
ile değiştirilmesi, onun da ötesinde dışarıda çok tutulması işleri
zorlaştırıyor.
Turnuvanın
diğer takımlarından Emlak Bankası 8 kişi ile ligde mücadeleye soyunmuş. Zaman zaman iyi oynuyorlar ama bu onların ligde iyi işler
yapacakları anlamını taşımıyor. Yabancı oyuncu da almayı düşünmediklerine göre,
antrenör Tayfun’ un ligin sonuna doğru uykusunun
fazlaca kaçacağı şimdiden kesin.
Şişli’
ye gelince; Takımın hücum silahı Brezilyalı Rosanna’ nın yalnız kalması ve her şeyin ondan beklenmesi işlerini
zorlaştırıyor. Gerçi geçen sezon forma giyen orta oyuncuları Oxsana geri gelecek ama bu yeterli olur mu bekleyip göreceğiz.
Bu arada
Beşiktaş’ ın organize ettiği 6 takımlı turnuva da
pazartesi günü başladı. 5 gün sürecek organizasyonda ev sahibi Beşiktaş,
Yeşilyurt, Emlak Konut, Türk Telekom, SSK, İller Bankası mücadele ediyor.
Türkiye
Erkekler 1. Voleybol Ligi Cumartesi günü 9 karşılaşma ile start
aldı.
3 maç
dışında beklenen sonuçlar alındı. Çankaya Belediyesi’ nin
Galatasaray’ ı 3-1 ve Manavgat Spor’ un Beşiktaş’ ı
3-2 yenmesi bana ilginç geldi.
İstanbul
da ise, tek müsabaka vardı. Zirve yarışının iddialı takımı Ziraat Bankası,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ nden ancak 5. set
sonunda sıyrılabildi.
Mücadelenin
3-2 bitmesine aldanmayın. İki takımın oyunundan da
keyif almadım. Oyuncular o kadar çok hata yaptılar ki karşılaşmanın ne tadı
kaldı, ne de tuzu.
Belediye
yine sırtını emektar Niko’ ya dayamış. O da gücü
tükenene kadar takımı taşıyor. Diğerleri biraz yardımcı olduğunda Belediye
canlanıyor. O yorulunca diğerleri de duruyor.
Ziraat
Bankası 4 oyuncu ile takımı takviye etmiş ama gözlerim tribünden Bedulin’ i aradı durdu. Sanırım benim gibi pasör Hüseyin de saha da onu çok
aradı. 3 yabancıdan Brezilyalı Junior ilginç bir
oyuncu. Filenin üzerine çok çıkıyor. Hücumları da etkili ama manşetlerinde
sorun var. Rakipler bu oyuncuyu servisleriyle yakalarsa Ziraat de işler
zorlaşır. İlk izlenimlerime göre sanki bu oyuncu Bulgar Krasimir’
in yerine pasör çaprazı oynasa daha verimli olur diye
düşündüm. Yeni gelen Krasimir ve Amerikalı Pieter, Hüseyin ile uyum sağlayamamışlar. Bunlara Ahmet’ i
de ilave edersek Ankara ekibinin henüz yolun daha başında olduğu gerçeği ortaya
çıkar.
Bu arada
bir cümle de Hüseyin’ e söylemek istiyorum. Takımdaki smaçörlerle
bir uyumsuzluk yaşadığın doğru ama senin gibi bir pasörün takımı neden bu kadar
yüksek toplarla oynattığını da anlayamadım. Özellikle yabancılara topları biraz
yatırabilseydin, Ziraat Ankara’ ya 2 yerine 3 puan ile dönerdi.
Evet,
değerli dostlar uzun bir aradan sonra ilk yazım işte
böyle. Tekrar birlikte olmak ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmayı özlemişim.
Gelecek
hafta buluşmak dileğiyle, hoşça kalın.
A L E V A N A K Ö K