BU
KADAR ELEŞTİRİYİ HAKETMİYORUZ
Değerli voleybol dostları;
Yaklaşık 3 yıldır bu sitede haftalık yorum yapıyorum, görüşlerimi,
düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Kaç kişinin okuduğunu
bilemiyorum. Belki de 10-15 kişiyi geçmiyordur. Olabilir. İnsanları bu uzun
yazıları okumaya kimse mecbur edemez. Benim bir tek amacım var. O da, 40 yıldır oyuncu, antrenör, gazeteci olarak
görev yaptığım bu camianın içindekilerle düşüncelerimi paylaşmak.
Çünkü 1969 yılından beri çalıştığım çeşitli gazetelerde hiç bir zaman bu
kadar detaylı yazı yazma olanağını bulamadım. Zaman zaman spor dergilerinde
biraz daha geniş yazma şansını yakalamama karşın bir çok konuyu burada ki kadar
etraflıca yansıtamadım. Bunun kıymetini bildiğim içinde lig dönemleri dışında
her hafta hiç aksatmadan düşüncelerimi yazmaya çalıştım. Umarım az sayıda da
olsa okuyanlarla düşüncelerimi paylaşıyorumdur.
ELEŞTİRİLER
Şu ana kadar bu site de 97 yazı yazdım. Ligler bitene kadar da devam
edecek. Doğal olarak bu kadar yazının içinde cümle düşüklüklerim, imla
yanlışlarım, düşünce hatalarım, yanlış değerlendirmelerim olmuştur. Zaman zaman
bu konuda eleştiriler aldım. Yazılanlara samimiyetle cevap vermeye çalıştım. Hata yaptığımı
anladığımda bunu kabul edip, özür de diledim.
Ancak, bazen eleştirilerin dozu artıp, farklı yönlere çekilmeye
başlandığında, yani eleştiriden çıkıp, bir saldırı haline dönüştüğünde de o
kişilere cevap vermemeye çalıştım.
Şu son günlerde biz voleybol yazarlarına Uğur ile başlayan eleştiriler,
Mehmet, Elvan ve sonra da her zaman olduğu gibi düşüncelerini bir saldırı
haline sokan Kayhan ile devam etti.
Eleştiriler isim vererek yapılmadığı için genel gibi görünse de
özellikle K. Kösem'in saldırılarında en
çok Cengiz Tokgöz ve ben suçlanıyorum. Bunların hepsine cevap vereceğim. Çünkü
artık işin suyu çıktı. Sonunda çete kurmakla bile suçlanır hale geldik. Bu
arkadaşın bizimle alıp veremediğinin ne olduğunu çok iyi biliyorum. Bu yeri ona
cevap vermekle dolduracağım için sizlerden şimdiden çok özür dilerim.
Ama önce bu hafta dev maçla başlayan bayanlar Liginden ve seyredebildiğim
iki erkek karşılaşmasından söz edeceğim. Düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım
sonra da eleştiri yapan arkadaşları yanıtlayacağım.
İLK RAUND ECZACIBAŞI'NIN
Evet, sonunda Türkiye Bayanlar 1. Voleybol Ligi' de start aldı. Üstelik de
Vakıfbank Güneş Sigorta-Eczacıbaşı maçıyla başladı.
Zirve yarışının iki adayının kozlarını daha ilk hafta paylaştığı
karşılaşmanın atmosferi çok güzeldi.
Yıllardır Burhan Felek, Ulusal maçlar dışında bu kadar dolmamıştı. Eski günlerdeki
gibi tribünler tıklım tıklım dolarken birçok kişi de dışarı da kaldı. Tabii ki
bunun en büyük nedeni "Filenin
Sultanları" adını taktığımız bayan takımımızın Avrupa Şampiyonası'nda
ve Dünya Kupası'nda elde ettiği güzel sonuçlardı. O gün Dünya 7. si olan Ulusal
Takımımızın toplam 8 oyuncusu Özlem, Bahar, Natalia, Sinem, Gökçen (Eczacıbaşı)
Aysun, Neslihan, Gözde (Güneş Sigorta) 5 aydır birlikte kamp yaptıktan, omuz
omuza ülkemiz için savaştıktan sonra ilk kez birbirlerine rakip oldular. Bu
arada MHK güzel bir düşünceyle yine Dünya Kupası'nda düdük çalan Ümit
Sokullu'yu hakem olarak görevlendirerek anlamlı bir jest yaptı. Bu güzel
görüntüde tek eksik olan şey, bu 8 oyuncumuz ile Ümit 'e, federasyonumuz
seyirciler önünde birer plaket vermemesiydi.
Yazımın başında da dedim ya, atmosfer süperdi. Hele takımların artık paralı
seyirci toplamaktan vazgeçerek, tamamen altyapı oyuncularını ellerinde
bayraklarla salona getirmeleri çok hoştu. Bu arada küçükleri, velilerin yanlız bırakmaması,
özlenen kalite de bir seyirci grubunun oluşmasına yol açtı. Buna bir de,
eskiden voleybolu sevip maçlara gelen, ancak son zamanlarda ortalarda pek
görünmeyen başka bir seyirci grubunun ve eski sporcuların gelmeleri bizleri iki
kat mutlu etti.
İki devin kozlarını erken paylaştığı mücadele ne yazık ki vasatın üstüne
çıkamadı. Japonya'nın bedenen ve zihnen oyuncularımızda yarattığı yorgunluk
açıkça gözlendi. Aslında bu çok doğaldı. Maç öncesi yorumlarda heyecanın yüksek
ama kalitenin iyi olmayacağını
vurgulamıştım. Çünkü biraz önce de belirttiğim gibi oyuncularımız henüz
kendilerine gelememişlerdi. Buna yeni oyuncuların kaynaşma ve birbirlerini
anlama yönünden zamanlarının olmadığını da eklersek bu tablo günler öncesinden
belliydi.
İki ekibin oyuncuları o kadar çok hata yaptılar ki maçı kazanmak için
sadece topu oyunda tutmak bile neredeyse
yeterli olacaktı. Ama bunu bile başaramadılar. İyi çıkmayan ve pasörü zorlayan
manşetlere bağlı olarak, üst üste gelen hücum hataları, kaçan servisler kaliteyi iyice aşağı çekti.
Ha, bu arada iki antrenörün oyuna ilginç yaklaşımları (Her halde ilk resmi karşılaşmaları olması nedeniyle onlar da konsantre
olamadılar) çoğumuzu şaşırttı.
Hangi antrenör, hangi hataları yaptı demeyeceğim. Herkes gibi onlarda
yanlış işler yapabilirler ama beni en çok üzen bir kaç olaydan mutlaka söz
etmem gerekiyor.
Yok yok, Buzayev'in pasörü hala ortada oynatmasını yazmayacağım. Ama
Aysun'u pasör çaprazı koymasını, zaman zaman arkaya geldiğinde Neslihan'ı
libero Necla ile değiştirmesine hiç bir anlam veremiyorum. 2'ye tek ayak
dolaşıp vurduğu smaçlarla Dünya'nın en iyi voleybolcularını blokta ve defansta
çaresiz bırakan Ulusal Takımımızın yıldızı Aysun'un, bu diziliş nedeniyle tüm
maç boyu bu özelliğini kullanamaması, (Aysun
5 set süren bu maçta toplam 12 top aldı. Bunlardan ancak altısını sayıya
dönüştürebildi. Bu herşeyi ortaya açıkça koyuyor sanırım. Eğer Aysun pasörün
yanında oynatılırsa, Ancak o zaman ikiye tek ayak dolaşıp smaç vurabilir. Bu
maçta olduğu gibi pasör ile çapraz oynarsa o öne geldiğinde her zaman 2'de bir
oyuncu olacağı için bu sonuç ortaya çıkar) yine Dünya'nın en skorer
oyuncuları listesinde Glinka'nın ardından ikinciliği elde eden Neslihan gibi
büyük bir hücum silahının arkaya geldiğinde antrenör tarafından yok edilmesi de
şaşırtıcı. Kimse yorgundu, antrenör onu dinlendirmek için sık sık çıkardı
demesin. Çünkü koskoca lig maratonunda 4
kez karşı karşıya gelen bu iki takım için bundan daha önemli hangi maç olabilir
ki. Yılların verdiği rekabet nedeniyle kazananın ligin daha başında moral
sağlayacağını her iki camia da çok iyi biliyor. O halde neden iki büyük hücum
silahını bir antrenör böylesine pasifize edebilir. Eğer bu kızlar ligde ki
diğer karşılaşmalarda da böyle oynarlarsa, yandı Ulusal Takım. Ligde başka,
Ocak ayında Azerbeycan da başka bir sistem! Çık işin içinden.
Bir ilginç not daha ilave edeyim;
Güneş Sigorta ikili değişiklik yaptı Aysun-Elif çıktı, yerlerine Olga ile
pasör Seda girdi. Ön pozisyon Gözde (2), Tanya (3), Olga (4) oldu. Servis
atıldı bir de baktık ki 1.99' luk Tanya 2 de, 1.79' luk Olga 3 de. Hadi bir
pozisyon sıkıştılar ve blok için bu gerekliydi diyelim (Olga ortadan nasıl blok ve hücum yapacaktı o da ayrı) Peki bir
pozisyon sonra ayni şey olunca siz ne düşünürsünüz? Tüm bu olumsuzluklarına
karşın Buzayev'e teşekkür edeceğim bir nokta var. O da Gözde'yi bu takıma
adapte etmesi ve ona güvenmesi. Bir çok kişinin tecrübeli Olga'yı tercih
edeceği bir ortamda, O. Gözde'yi ilk altı da başlatma cesaretini gösterdi, bu
oyuncu da antrenörünün bu tercihini doğrularcasına iyi bir oyun ortaya koydu ve
Güneş'in hücumda ki en iyi ismi oldu. Aferin Gözde. Seni çok iyi tanıyan,
Ulusal Genç takımda ki maçlarını çok iyi takip eden ve seni çok beğenmeme
karşın, ben bile böylesi bir mücadele de
seni ilk altı da sahaya süremezdim, her halde. Devam Gözde. Devam Buzayev. Bu
davranışınla hem Ulusal Takım, hem sen, hem de Gözde kazanacak. bir de Aysun'u
gerçek yerinde oynatırsan, Neslihan'ı arka da liberoyla değiştirmezsen keyfimiz
ikiye katlanacak. Antrenörleri yazmayacağım dedim ama yine şeytan dürttü.
Maça devam edelim;
İlginçtir böylesine diziliş hataları yapmasına karşın Eczacıbaşı, Güneş
Sigorta dan maçı 5. sette kurtarabildi. Neden? Çünkü onlarda çok kötü bir oyun
ortaya koydular. Barbara'nın sadece servislerde parlaması, bunun yanı sıra ataklarının
inişli çıkışlı bir grafik çizmesi, (Bunda
biraz da Bahar'ın onu açık toplarla hücuma sokmasından kaynaklandı)
Natalia'nın Hırvat oyuncu gibi istikrarsız olması, Rodostina'nın ortalarda
görünmemesi, Libero İzolda'nın servise karşı manşetlerinin bozuk olmasıydı. (Direkt hatası az, ama çıkan topların değişik
ve pasörü zorlayan yerlere çıkması işi zorlaştırdı).
Zirve yarışı yapan iki ekibin manşet alan oyuncularının hücumu bu kadar
zorlaştırmaları ilginçti. Eczacıbaşılı oyuncuların servislerde önce Gözde,
sonra da libero Necla'yı hedef seçmeleri, Güneş'in ise, ilk sırada Rodostina,
ikinci olarak da İzolda'ya yüklenmesi taktiksel açıdan liberolar için pek de
hoş değildi.
Karşılaşmayı televizyondan izlediğinizi düşünerek setlerdeki sayı
ritimlerini yazmayacağım. Ancak mücadelenin kalitesizliğinin ispatı olarak iki
takımın istatistiki bilgilerini vereceğim.
(Bu 5 setlik karşılaşmanın
istatistiki bilgilerini bana veren Eczacıbaşı'dan Hasan Çelik'e çok teşekkür
ederim)
ECZACIBAŞI: 107 servis attı, 11 hata yaptı, 10 direkt sayı kazandı. Servise
karşı manşetlerde 89 kez topla buluştular. 5 direkt hata yaptılar. Manşet
yüzdesi 65. Excellent: % 43. (Bu seviye de bir takım için çok düşük) Smaçörler
131 hücum yaptılar. 55 sayı ürettiler. Yüzdesi 42.(Bu da düşük bir ortalama) Bloktan 12 sayı aldılar. (5 set için az)
GÜNEŞ SİGORTA: 102 servis attı. 12 hata, 6 direkt sayısı var. Servise karşı
93 kez topla buluştular. 8 hata yaptılar. Yüzdesi 70. Exc: % 31. (Servise karşı genelde iyiler ama topun
pasörle buluşması çok çok aşağılarda) 131 atakları var. 60 sayı kazandılar.
Yüzdesi 46. (Eczacıya oranla biraz daha
yüksek. Eğer Aysun ve Neslihan da iyi yönlendirilebilseydi maçı almaları zor
olmayacaktı). Bloktan kazanılan sayı ise sadece 8.
OYUNCULAR
ECZACIBAŞI:
Bahar: 18 servis. Hata da, sayı da yok. Bloktan 2 sayı.
Sinem: 16 servis, 1 hata, 1 sayı. 7 hücum, 4 sayı, yüzdesi 57. 3 blok
sayısı.
Özlem: 18 servis, 2 hata, sayı yok. 11 atak, 6 sayı, yüzdesi 55. 1 bloktan
sayı.
Natalia: 17 servis, 4 hata,1 sayı. 17 servise karşı manşet, 1 hata. Yüzdesi
65. Exc: %53.
41 hücum, 19 sayı. Yüzdesi 46. 1 blok.
Radostina: 14 servis, 2 hata, 1 sayı. 20 manşet, 1 hata, yüzdesi 65. Exc:
%30. 24 atak 8 sayı. Yüzdesi: 33. 3 blok.
Barbara: 24 servis, 2 hata, 7 sayı. 46 hücum, 17 sayı. Yüzdesi: 37. 2 blok
İzolda (Libero): 51 kez servise karşı manşet almış, 3 hatası var. Yüzdesi
65. Exc: % 45.
(Görüldüğü gibi Eczacıbaşı oyunu
büyük ölçüde köşelere yıkmış. İki orta oyuncusu Sinem ve Özlem'in aldığı
pasların toplamı: 28. Bunun 10'u sayı olmuş. Bahar, Özlem'i neden bu kadar az
kullanıyor? Manşet sıkıntısından mı, yoksa köşelere daha mı çok güveniyor?
Ulusal Takımda da bunu gördük)
GÜNEŞ SİGORTA:
Gözde: 14 servis, 1 hata, sayı yok. Servise karşı manşet 35. 3 hatası var.
Yüzdesi 71.
Exc: % 31. 32 hücum, 17 sayı, yüzdesi 53. Blok yok.
Tanya: 19 servis, 2 hata, sayı yok. 14 atak, 6 sayı, yüzdesi 43. Blok yok.
(1.99' luk Tanya genel de 2 numarada oynuyor, üstelik tek bloğu bile yok)
Aysun: 11 servis, 3 hata, 1 sayı. 12 hücum, 6 sayı, yüzdesi 50. 4 blok
sayısı.
Elif: 17 servis, 2 hata, sayı yok. 1 blok. (Hala 1 veya 2 pozisyon ortada
kalıyor)
Lena: 23 servis, 1 sayı. 21 manşet, 1 hata, yüzdesi 67. Exc: % 38. 27 atak,
12 sayı,
yüzdesi 44. Bloktan 2 sayı.
Neslihan: 17 servis, 4 hata, 4 sayı. 44 atak, 18 sayı, yüzdesi 41. 2 blok.
Necla: Servise karşı 33 kez topla buluştu, 4 hata yaptı. Yüzdesi 67. Exc: %
30. (Çok şaşırtıcı)
DİĞER MAÇLAR
Bu arada bayanlar ligin de ilk hafta ilginç sonuçmarla kapandı. Beşiktaş,
Ankara da Numune'yi 3-0 gibi net bir skorla aşarak dikkatleri çekti. Kolej,
yabancı oyuncularını sahaya süremeyen Kocaelispor'u kolay teslim aldı: 3-0.
Türk Telekom lige geçen sezon kaldığı yerden sanki devam ediyor. İlginç
sonuçlara imza atmayı seven bu takımın tuzağına ilk hafta İller Bankası düştü.
Geçen yıl onları seyretmekten her zaman keyif aldım. daha da güçlenen
kadrosuyla başlangıç bana yine iyi şeyler müjdeliyor. “Alo Güzin, orada mısın? Cevap ver. Seni izlemek için 17 Ocak'ı beklemek
zor gelecek.”
Ligin yeni takımı Şişli'ye, Diyarbakır 3-0 ile "Hoş geldin" dedi.
İzmir ekibi Karşıyaka, Urfa deplasmanından 3-0'lık galibiyetle dönerken,
CEV Kupası yorgunu Yeşilyurt, ligin bir başka yeni takımı Emlak Konut'dan 3-2
ile zor sıyrıldı.
BEŞİKTAŞ, ARKAS'A PATLADI
Haftalardır rakipleri karşısında iyi mücadele eden ancak bunu sonuca
yansıtamayan Beşiktaş, sonunda İzmir ekibi Arkas'a patladı. Hem de 5 setlik
maçın daha başlarında en büyük kozu Lance'nin sakatlanmasına karşın yılmadı ve
sonunda başardı.
İlk sette rakibine çabuk teslim olan (18-25) Siyah-Beyazlılar daha sonra
toparlanarak oyuna denge getirdiler ama iki basit hata 31 dakika süren seti bu
kez 25-27 kaybetmelerine yol açtı.
2-0 dan sonra ibre Arkas lehine dönmüştü. Hatta bir ara İzmir ekibi 2
sayılık bır farkı da yakalamıştı: 10-12. Öldürülen bir top, ardından da Uğur'un
etkili servisleri, bloklar üst üste 5 sayı getirince (16-12) işin şekli
değişti. Beşiktaş seti 25-20 aldı. Kazanılan setin morali, başa baş bir 4. set
ve son sayılarda Soner'in hücumdan gelen sayısı, ardından Türker'in faullü
vuruşu seti 25-23 getirdi.
5. sette saha da artık Siyah-Beyazlılar vardı. Rakibi üst üste hatalara
zorlayarak hep önde götürdükleri seti 15-10 kazanmayı başarınca önemli bir
galibiyete imza atmış oldular.
Günün ikinci maçında İstanbul B. Belediyesi ile Arçelik kozlarını paylaştı.
İyi bir gününde olmayan Belediye karşısında Arçelik, zaman zaman sıkışsa da
Volkan'ın iyi oyununa diğer arkadaşları da ayak uydurunca 3-0 gibi güzel bir
galibiyet aldı.
Haftaya damgasını vuran maçlar da ise, Erdemirspor- Fenerbahçe'yi 3-0 gibi
net bir skorla geçerken, Ankara da Halk Bankası, 5 setlik bir mücadeleden sonra
Ziraat Bankası'nı 3-2 yenerek, zirve yarışında rakiplerinin bir adım önüne
geçmiş oldu.
VE ELEŞTİRİLERE YANITLAR
Uğur'un forum sayfasına yazdığı yazıyı okumuşsunuzdur. İsim belirtmediği
için eleştiriyi bana yazılmış kabul edip cevap vereyim. (Sevgili Uğur, birine bir soru soracaksan veya eleştiri yapacaksan
genelleme yapmak yerine isim vermelisin. Çünkü genel yazılar, belki doğru
adrese gider ama bunu ancak sen ve bir kaç kişi bilir. Yazıyı okuyanların bir
çoğu kimin eleştirildiğini anlayamaz. Onun için bir daha ki sefere mutlaka isim
yazarak sorularını yönelt. Bunda
çekinilecek bir şey yok. Eleştiri herkesin en doğal hakkıdır. Yazı yazan herkes
eliştirilere açık olmak zorundadır. Ancak bunu yukarıda da yazdığım gibi
saldırı haline dönüştürürsen, eline geçmiş güzel bir fırsatı kaçırmış olursun.
Haklı bile olsan kaybedersin. Aynen ikinci kez forum köşesine yazıp
"Verdikleri yıldızlar kadar rahat cevaplayamazlar, size de1 yıldız"
demen gibi.)
Birinci eleştirinde haklıydın. Ama ikinci yazını biraz beklemeden yazmış
olman senin açından hoş olmadı.
Öncelikle uzun bir tatil dönemi nedeniyle insanların bu günlerde seni
okuyamamış olabileceklerini düşünmeliydin. Nitekim ben de sana ancak cevap
verebiliyorum. Çünkü ben eleştirilere bu köşede yanıt veriyorum.
Evet, sevgili Uğur ve Mehmet;
Eleştirilerinizde haklı olduğunuz taraflar var. Ancak voleybol oynamak
nasıl sizin işinizse, maçları izleyip yıldız veya puan vermek de bizim
görevimiz. Bunun doğru veya yanlışlığını tartışmak çok zor. Her oyuncu sahada
kendisinin iyi oynadığını düşünür. Ama bazen seyredenler onunla ayni fikirde
olmayabilir. Bu çok doğal. Bizler de sizlere not verirken gözümüzden kaçırmış
olduğumuz hareketler olabilir ve bu bizi hataya itebilir. İnsan 3 veya 5 setlik
bir maçı izlerken 15-16 oyuncunun ve hakemlerin her an ne yaptığını izleyemez.
Nasıl sizler zaman zaman oyun içinde konsantrasyon eksikliği
yaşayabiliyorsanız, bizler de ayni duruma düşebiliyoruz. Bu nedenle de iyi bir
değerlendirme yapamamış olabiliriz. Ama emin olun ki bunda kesinlikle hiç bir
art niyet yoktur. Sadece düşünce farklılıkları olabilir. (Bunları daha önceden de bir yazımda dile getirmiş, örnekler vermiştim.
Ama görüyorum ki bu konu her zaman gündemde kalacak. Onun için biraz daha
detaylı yazmakta yarar var. Çünkü birbirimizi anlamak zorundayız)
Her arkadaşımız maçı başka gözle izleyip yorum yapabilir. Yıllardır
gazetecilik ve antrenörlüğü birlikte yürütüyorum. Sizler bunu çok yakınen
biliyorsunuz. Yani hasbel kader 40 yılı aşkın bir süredir bu işin içindeyim,
Özellikle her fırsatta beni yerden yere vuran "Voleybolun bilgesi" kadar bu sporu öğrenemesem de, taş değilim ya, bu kadar zaman geçince azıcık da olsa
öğrendiğimi zannediyorum.
Senden örnek vereyim. Ortadan oynuyorsun. Görevlerin neler? Öncelikle rakip
atakları file üstünde durdurmak. Eğer olmadıysa, topa değip hücumu yumuşatarak
defansın işi kolaylaştırmak, yani topun oyunda kalmasını sağlamak. O da olmaz
ise, en azından bir bölgeyi blokla kapatarak defans yapana topu çıkarma şansını
yaratmak. Sonra köşelerden atak yapanları tekli blok da bırakmak amacıyla giriş
yapmak, atılan topları genelde karşında tekli blok olacağı için mutlaka sayıya
dönüştürmek. Servis atmak ve yine genelde orta oyuncular libero ile değiştiği
için bir pozisyonda olsa defans yapmak. Tamam mı? En net görevler bunlar. Şimdi
ben senin bunlardan hangisini, nasıl yaptığına bakarım. Net bloğun kaç tane,
rakip ataklarda topları yansıtabilmişmisin? Pasöre iyi gelen toplarda (Sana atılıp atılmadığı önemli değil) sürekli
değişik yerlere girişler yapmış mısın? Rakibin orta oyuncusunun köşe bloğa
yardıma gidişini engelleyebilmişmisin? Atılan topları öldürebilmişmisin?
Servislerin nasıl? Sayı gelmiş mi? Etkili atıp manşeti bozabilmişmisin?
defansta kaldığın bir pozisyon da ne yapmışsın? Ve en önemlisi de takım
mücadele ederken senin arkadaşlarına katkın ne olmuş? Tüm gücünü ortaya
koyabilmişmisin? Antrenörün senden hoşnut mu? Bunlara göre de ben sana not
veririm (Üstüne basa basa söylüyorum. Tüm
bu gözlemler de yine de hata yapmış, bazı
+ hareketlerini gözden kaçırmış
olabilirim. Çünkü ben sadece seni mercek altına almıyorum. Saha da mücadele
eden tüm oyuncuları gözlemeye ve değerlendirmeye çalışıyorum. Aslında çok da
kolay bir iş değil. Siz bir maç oynayıp gidiyorsunuz. Biz bazen 3- 4
karşılaşmayı izlemek ve değerlendirmek zorunda kalabiliyoruz. O zaman da doğal
olarak yorulup konsantrasyonumuzu kaybedebiliyoruz)
Yedeklere gelince; Dışardan oyuna giden
arkadaşın mutlaka antrenörün taktiksel bir düşüncesi için ve sizlere
yardımcı olmak amacıyla sokulur. Bu ya bir servise katkı, ya manşet veya
defansa yardım, ya da blok içindir. O oyuncunun o anda bir tek görevi var.
İsteneni yapmak. Bloğa girdi diyelim. Başarılı oldu ve takımına direk bir sayı
kazandırdı. Veya topu yansıttı çıkan toptan sayı geldi. Şimdi o ardaşınıza
bizler ne not vereceğiz? Antrenörün istediğini
yaptı, takımına bir pozisyonda olsa katkı sağladı. O zaman o görevini yapmıştır. Alacağı not da tabi ki düşük
olmayacaktır.
Veya bir başka örnek; Servise girdi. Bir direkt sayı aldı, ikincisi oyunda
kaldı ama hücumu yapılamadı ve dönen top size sayı kazandırdı. Peki biz ona
nasıl zayıf not vereceğiz? Onun görevi o kadarlıktı ve başarılı oldu, hepsi bu.
Ama sen tüm maçta oynadın. İnişli çıkışlı bir grafik çizdin. Bazen sayı
kazandırdın, bazen hata yaptın ve sonuç da vasat oynadın diyelim. İşte o zaman
senin notunla, onun yıldızı eşit olabilir. Hatta bazen giren arkadaşın maçı
çevirip size kazandırabiliyorsa, belki de senden daha çok not da
alacaktır.
Bu yazdıklarımdan bizleri anladığını umut ediyorum. Eğer her maçtan sonra
bize tutulan istatistiki bilgileri verebilirseniz onlara bakıp daha iyi bir
değerlendirme yapabileceğimize emin olabilirsiniz. Bizler hiç bir zaman art
niyetli değiliz. Amacımız sadece voleybola ve sizlere katkıda bulunmak.
Medyanın unutmak için fırsat kolladığı voleybolun varlığını insanlara duyurmak,
hatırlatmak. Eğer isminiz ve maçınız gazetelerde yer alıyorsa (Belki ferdi
olarak sizi üzmüş bile olsa) bundan hep beraber mutlu olmalıyız. Tabi ki hata
yapmayan insan olmaz. Bizler de yapıyoruz. Aynen maçlarda sizlerin yaptığı
gibi. Ancak eğer birbirimize karşı hoş görülü olursak hem sizler, hem bizler, daha
da önemlisi voleybol kazanır. Eleştirilerinizi mutlaka yapın. Çünkü eleştiri
bizleri daha dikkatli olmaya iter. Ama lütfen kırıcı olmadan, saldırıya dönüştürmeden.
Tamam mı Uğurcuğum ve değerli sporcu arkadaşlarım. Bizler bir elmanın
parçalarıyız. Bu elmayı çürütmemek hepimizin görevi.
Şimdi sana ilgini çekeceğini sandığım 3 istatistik sunacağım. Bunlardan
ikisi genel. (Ben tutmadım) Biri ise biraz daha detaylı. Arkas maçında oturdum
senin için tuttum. Bunu iki şekilde yansıtacağım. Önce benim tutmadıklarım.
BEŞİKTAŞ- ÇANKAYA MAÇI (3-1)
Takımına 8 sayı kazandırmışsın. Bunların 6'sı hücumdan, 1'i servisten, 1'i
bloktan. 2 servis kaçırmışsın. Yani +8 -2= +6. Bize göre değeri: Ya 2 yıldık,
not verirsek 6.
FENERBAHÇE- BEŞİKTAŞ (3-1)
9 sayı almışsın. 8'i ataktan, 1'i servisten. 3 servis kaçırmışsın, 1 hücum
hatan var.
+9 -4= +5. Çankaya maçı gibi 2 yıldız veya 6.
BEŞİKTAŞ- ARKAS
5 setlik maçta takımına 12 sayı kazandırmışsın. ( 6 servis, 5 atak sayısı,
1 blok)
Hataların: 11. ( 4 servis kaçmış, 5 hücum hatası 2 blok) +12-11= +1.
Yıldızın 1, notun 5.
Hemen itiraz ettiğini duyar gibiyim. Şimdi açılımını yapacağım. Üstelik de
sadece direkt sayıları değil oynanan topları da vereceğim.
1 SET: 6 servis atmışsın, 2 direkt sayı, 1 hata, iki topun oynanmış. 4
hücum yapmışsın 3'ü ölmemiş, rakip çıkarıp oynamış. 1 hata yapmışsın. 6 kez
blokta top ellerine çarpmış. Bunun birini defans oyuna sokmuş, ama 5 top
bloklarından avuta gitmiş yani ( - ). Servis attıktan sonra 1 kez defansta
topla buluşmuşsun ama top senden avuta gitmiş. 1 ( - ) daha.
2. SET: 6 servis kullanmışsın. 1 sayı, 2 hata ve 3 topun oynanmış. 4
hücumun var. 2'si ölmüş, 2'si çıkmış, hata yok. 5 kez blokta top eline değmiş.
2'sini defansın toplamış, 2'si yine eline çarpıp avuta gitmiş. Bir de blokta
file hatası yapmışsın.
3. SET: 7 servis, 1 sayı, hata yok. 5 hücum 2'si ölmüş, 2'si oynanmış, 1
hata var. Bir bloğun var. O da bloktan top dışarı gitmiş, çizgi avutu
kaldırmış, baş hakem size vermiş. Defanstan bir top çıkarmışsın.
4:SET: 5 servis, 2 sayı, 2 oynanan top, 1 hata. 3 hücum 2 hata, 1 top
oynanmış. 1 blok hatası.(Karşıdaki topa dokunmuşsun)
5. SET: 4 servis, sayı da hata da yok. Toplar oyunda kalmış. 2 hücum. 1
sayı, 1 hata. 2 blok. Birini defans oyuna sokmuş, biri elinden avuta gitmiş. 1
defans ve hata.
İşte kazandığınız Arkas maçında istatistiğin bu. Sence şimdi başarılı
mısın? Bana göre hayır. Sadece servislerinle takıma katkı yapmışsın. 5 sette 17
hücumdan 5 sayı almışsın, kötü.
Blok ise daha da kötü. 15 bloğun var. Hakem yardımıyla 1 sayı. Rakibin 4
atağını bloktan yansıtmışsın, 10 top bloktan dışarı gitmiş. Ne dersin? Ortadan
oyuncunun öncelikli görevi blok değil mi?
Peki neden ben sana 6 verdim? Çünkü takım olarak kendinizden daha güçlü bir
ekibi yenmeyi başardınız ve haftalardır yapamadığınız çıkışı gerçekleştirdiniz.
Oyun içinde hatalar yapsan da arkadaşlarına yardım etmek için çok çaba
gösterdin. Köşeleri rahatlatmak için ortadan her topa giriş yaptın. Bu da senin
puanını 5'den, 6'ya yükseltti.
(Bir küçük not: Sen ve Soner, Begüm'e
biraz haksızlık yapıyorsunuz. Çünkü içimizde maçları en dikkatli o izler ve not
tutar. Onun notlarında, sayıyı kim
almış, kim hata yapmış hepsini görebilirsin. Bir gün bu deftere göz atarsanız
eminim ki onun hakkında ki düşüncelerinizi değiştireceksiniz)
Sayın Elvan,
İtalyan Spor Gazeteleri senin de yazdığın gibi oyunculara yıldız vermiyor.
Sadece aldıkları direk sayıları yansıtıyor. Ancak ben, bunun da iyi bir yöntem
olmadığını düşünüyorum. Peki pasörü nasıl değerlendireceksin. Libero ne olacak?
Tüm karşılaşma boyunca harika paslar atmış, smaçörleri tekli bloklarda hücuma
sokmuş ama bunun karşılığında servisten sayı alamamış veya hiç topu kullanarak
sayı alamamış. Bu sence hak mı?
Antrenör, yedek orta oyuncuyu oyuna almış, bu sporcu girdikten sonra
bloktan direk sayı kazandıramamış ama rakibin vurduğu tüm topları yansıtıp
defansı rahatlatmış ve çıkan topların sayıya dönüşmesinde büyük katkı sağlamış
ama isminin yanında hiç bir + yok. Bu doğru bir değerlendirme olabilir mi?
Devam edelim; Bu arada smaçör 50 top vurmuş, bunlardan ancak 15'ini öldürmüş.
Yani kötü bir performans çizmiş, ama isminin yanında 15 sayısı var.
Bir başka örnek: Servise gelen oyuncu çok yumuşak servis atmasına karşın
topları banta vurup rakip alana düşmüş ve takımına 5 sayı kazandırmış. Bir
diğer oyuncu çok etkili smaç servisler atmış, direkt sayı alamamış ama rakibin
manşetini bozmuş, onları hücumdan
düşürmüş ve dönen toplar sayıya ulaşmış. Ertesi günü onun isminin yanında hiç
bir sayı yok. Bu sence doğru mu?
Örnekleri çoğaltabiliriz. Aslında elimizde olanak olsa da oyuncuların
isminin yanına basketbol da olduğu gibi
tüm bilgileri koyabilsek ve ona göre de yüzdeleyebilsek.(Yukarı da Uğur'un istatistiki bilgileri gibi)
Çok daha iyi olurdu.
Ancak emin ol ki, yine de istatistikler tartışma konusu yapılırdı. (Bu konuda geçen sezon uzun uzun yazmıştım.
Eğer eski yazılara girersen belki beni daha iyi anlayabilirsin. Yazını
Gazeteciler Uyuyor mu? diye bitirmişsin. Merak etme uyumuyoruz. Bizlerde bunları
kendi aramızda tartışıyoruz.)
Gelin size bir anımı anlatarak işi tatlıya bağlayayım.
1986- 1987 Sezonuydu, Galatasaray A Bayan Takımı antrenörüyüm. Ayni zamanda
şampiyonluğa oynayan A erkek ekibinde de Enver Göçener'in yardımcılığını
yapıyorum. (O sene şampiyonluğu
kucaklamıştık) Kadro da, Ahmet Gülüm, Payidar Demir, Metin Görgün, İsmet
Kır, Hakan Kayhan, İbrahim Çelik, Mehmet Kuranoğlu, Barbaros, Tunçhan, Semih,
Seçil var. (Soyadlarını hatırlayamadım,
yaşlılığa verin)
Sezon öncesi Münih Türk Gücü'nün düzenlediği bir turnuvaya gittik. (O dönemde Avrupa'nın en iyi takımları bu
turnuvalarda buluşurdu) Enver Göçener ile birlikte oyuncuların nerelerde
hata yaptığını daha iyi anlayabilmek için çok detaylı olmayan bir istatistik
tutmaya karar verdik. Servis, servise manşet, smaç, blok ve defansı
değerlendirmeye aldık. Kağıdı karelere ayırdık oyuncu isimleri yazdık.
Oyuncunun kazandırdığı sayıya " + ", yaptığı hataya " - ",
oyunda kalan topa da "0" değerler verdik. (Bugün hala 1. lig de bu
tür istatistik tutan ekipler var) Maç bitiminde oyuncuların ilk yaptıkları iş,
merakla istatistikleri incelemek oldu.
Önce bir tepki olmadı. Ancak ikinci maçtan sonra itirazlar başladı. "Biz bu kadar hata yapmadık, yanlış tutuluyor"
demeye başladılar. Onları bir türlü ikna edemedik. Baktık ki her karşılaşmadan
sonra itirazların ve eleştirilerin boyutları artıyor, oyuncuları ikna
edemiyoruz. Çareyi o turnuvadan sonra
istatistik tutmamakta bulduk. (Yıllar
sonra istatistik ülkemizde iyice yaygınlaştı. İş bilimsel hale döküldü.
Bilgisayarlar ortaya çıktı. Ama inanın şu anda bile bir çok oyuncu bu
istatistiki değerlendirmeyi kabul etmiyor, hatalı tutulduğunu söylüyor.
Allahtan maçlar ayni zamanda kasete çekiliyor da tartışmaların önü kesilebiliyor.)
Gelelim bana saldırmak için fırsat kollayan K. Kösem'e.
Cengiz ve diğer arkadaşlarım ona her halde kendilerini ilgilendiren ağır
suçlamalar için cevap verirler. Ben kendime yapılan eleştirileri
yanıtlayacağım.
Ancak öncelikle şunu belirtmekte yarar var. K. Kösem ile geçen sezon da
buna benzer 2-3 tartışma yaşamıştık.
O'nu ilk kez tarafsız olması, tüm
camianın bireylerine ayni mesafede durması gereken Voleybol Federasyonu' nun
sitesinde yazdığı haftalık yorumlarıyla ismen tanıdım. Yazılarını doğal olarak
ben de okumaya başladım. Ancak yavaş yavaş herkesi suçlayan eleştiriler yapmaya
başladı.
Bir kaç kez hakemlere ver yansın
etti. Hatta bazı hakemlerin lisanlarını yırtmaları gerektiğini vurguladı. Sonra
sık sık antrenör eleştirisi okur olduk. Bunların içinde Avrupa Kupa Galipleri
Kupası'nı Bursa da takımıyla birlikte havaya kaldırmış Gökhan Edman da vardı.
Sonra sporcular ve basın da eleştiri
kervanına katıldı. Ben de onun bu eleştirilerinin parçalarından olan
antrenörler (Antrenörler Derneği Kurucu
üyelerinden biri olarak) ve basın için (33
yıllık gazeteci hakkımı kullanarak)
eleştirilerine cevap verdim. Ve yazıdan sonra ne yazık ki K.
Kösem'in haftalık yorumlarına son
verildi.
Sonra çeşitli zamanlarda yazdığım yazıları eleştirmeye başladı. Haklı
olduğunu düşündüğüm tarafları da vardı. Bu nedenle O'nun eleştirilerine iyi
niyetle cevaplar vermeye çalıştım. Ancak sonunda iş çığırından çıkıp, başka
yerlere çekilmeye başlayınca da artık O'na cevap vermeyeceğimi söyledim.
Sonunda kendi yaptığı eleştirilerin dozunu unutup "Genç bir antrenörü bu cevaplarınla kırıyorsun, artık senin yazılarını
okumayacağım" dedi. Ve olay kapandı.
Şimdi yine ortaya çıktı. Üstelik de kendisiyle hiç ilgisi olmayan bir
konuyu, Uğur'un yukarıda da okuduğunuz eleştirisini fırsat bilerek ve bizlerin,
çete haline geldiğimizi bile ileri sürecek kadar ağır bir saldırı da bulundu.
Benim için neler yazdı? (Aynen
alıyorum hiç bir harfi değiştirmeden)
* Bunlardan bazıları vardır; kendilerinin beceremediği yazıları yazanlara kızarlar,
akılları sıra onları yazılarıyla rezil ederler.
- Öncelikle şunu bilmelisin ki, ben yazı yazıyorsun diye kızmam. Sadece
resmi bir sitede yazı yazarken, daha dikkatlı olman ve tarafsız olman konusunda
uyardım. Kaldı ki sana bu sitede haftalık yazılar yazabilmen için "Suat ile konuşurum, arkadaşlarınla birlikte
gelin köşemi size bırakayım" bile dedim. (İspatı eski yazılarımdan birinde) Her halde unuttun.
* Bunlardan bazıları vardır, televizyonda seyrettiği maçların yorumlarını
yapar, hatta bu yorumları yazılarının çıktığı web sitesinde yapar insanları
yanıltır. her yere maç izlemeye gidiyormuş gibi bir intiba uyandırmaya çalışır.
Malesef tv de seyrettiği (aslında seyretmediği) maçın kritik pozisyonunu bile
yanlış yazar Sonra çıkıp "bundan sonra tv de seyrettiğim maçları burada
yorumlamayacağım" der. Ama aradan çok uzun zaman geçmemesine rağmen milli
takımın 6000 mil uzakta oynadığı maçları yorumlamaya baslar.(belki istiareye
yatıyordur?belli mi olur?)
- İnsanlar bu konuyu çok iyi hatırlayacaklardır. Ankara da ki İller
Bankası-Eczacıbaşı maçını TV'den izleyip bir pozisyon hakkında yanılmıştım.
Eleştiriler sonrası yaptığım araştırma da hata yaptığımı görünce de İller
Bankası antrenörü Mustafa Çayır dan ve siz okurlardan özür dilemiştim. K. Kösem
bunu her fırsatta hatırlatır, bugün olduğu gibi. Ancak ben bunun bir hata
olduğunu açık yüreklilikle her zaman söyledim ve yine söylüyorum. O bu konuyu
her gündeme getirişinde de çekinmeden söyleyeceğim. Her yere maç izlemeye
gidiyormuş gibi bir intiba uyandırma çabama gelince; Sen beni başkalarıyla
karıştırmışsın. Bu güne kadar ben izlemediğim hiç bir maç için yorum yapmadım.
Zaman zaman konuştuğum kişilerin isimlerini
vererek onlardan aldığım bilgiler veya notlar doğrultusunda önemli bir
maçtan, veya olaydan bir kaç cümle ile söz etmiş olabilirim, ama
izlemediğim karşılaşmayı seyretmiş gibi yorumu yapmam. Bunun örneklerini
bir çok yazımda görebilirsin.
Ulusal takımın Japonya maçlarına gelince;
Voleybolun gündemini oluşturan, 15 güne yansıyan, 11 maçlık büyük olaydan
söz etmemem olası değildi. Ancak konu için yazdığım paragrafı atlamışsın. (Artık benim yazılarımı okumadığın için hata
yapman doğal. Her halde sana bu konuda bilgi verenler de iyi okumamış)
Hatırlatmak için bir kez daha yazayım;
Tarih: 3 Kasım. Yazının başlığı: Daha iyi başlayabilirdik
"Ben Polonya karşılaşmasının tamamını, Brezilya maçının ilk setini,
Küba mücadelesini ise hiç izleyemedim. Bu nedenle Polonya karşılaşması ile
ilgili görüşlerimi kısaca yazabilirim. Ancak daha önce televizyondan maç
seyredip yorum yapmaktan hoşlanmadığımı, çünkü insanın sadece topun olduğu
bölgeyi görmesi nedeniyle net bir fikir edinemediğini ve söylenecek şeylerin
biraz da havada kaldığını defalarca yazdım. Ancak görüşlerimi başka türlü
iletmeme de olanak olmadığı için hoşgörünüze sığınıyorum."
Görüyorsun ya senin dediğin gibi "İştiareye
yatmadım."
* Bunların bazıları vardır, maçta tuttukları istatistiklere göre puanlama
yaptıklarını iddia ederler ama o istatistikleri kendilerinden baska kimse
göremez,enteresan değil mi? Kral çıplak misali.
- Ben şimdiye kadar maçlarda istatistikler tuttuğumu söylemedim. Sadece
tutan takımlardan maçtan sonra aldığımı söyleyip, orada ki değerlendirmelerin
oyunculara not verirken bize yardımcı ve uyarıcı olduğunu yazdım. Daha sonra da
bunları sizleri bilgilendirmek haftalık yorum köşemde yansıttım. Okuyanlar
hatırlayacaklardır. İstatistiği hangi takımdan ve kimden aldığımı her zaman
belirttim ve ayrıca onlara da teşekkür ettim. Güneş Sigorta-Eczacıbaşı maçında
olduğu gibi. Yani bunları sen hariç herkes gördü. Onun için sana enteresan
gelen, başkalarına gelmiyor. Ayrıca kral da malesef çıplak değil.
* Bunların bazıları vardır, sağda solda eleştirirler ama iş eleştirinin
yapılması gereken adrese gelince sus pus oluverirler. Menfaatleri ıcabı mı
acaba?
- Bu konu da her halde beni tanıyanlar, yazılarımı okuyanlar,
televizyonlarda yaptığım yorumları dinleyenler çok iyi bilirler. Ayrıca menfaat
sağlamayı çok iyi biliyorum! Her dönem Ulusal Takımlar da antrenörlük,
yöneticilik yaparım! Yani uzun sözün kısası işimi iyi bilirim!
* Bunların bazıları vardır, tarafsız, özgür basın olduklarını söyler dururlar
ama bir bakarsınız ki bir takımın basın sözcüsü olmuşlar. O takımın salonunda
skorboarda afiş yapıştırıyorlar.
- K. Kösem benim tarafsız olup olmadığımı en son sen tartışma konusu
yapabilirsin. Çünkü yazılarımı okumadığın için bu ayırımı yapman zor. Ayrıca
okuduğunda da yanlış anlıyorsun yukarıda ki örnek de olduğu gibi. Bu bir.
İkincisi, ben gazeteciliği ve antrenörlüğü 34 yıldır birlikte yürütüyorum.
Bir çok kulüp de görev yapmama, yüzlerce yazı yazmama karşın ilk kez biri beni
suçluyor. Bırak bu konuda da taraf olayım. Ayrıca ben şimdiye kadar tarafsız
olduğumu söylediğimi hatırlamıyorum. Arçelik de yaklaşık iki ayrı dönem de toplam 12 yıl antrenörlük
ve basın danışmanlığı yaptım. Hala da görevim devam ediyor. Spor ayakkabısıyla
birlikte Arçelik armalı çorap giyiyorum. "Arçelik Voleybol" yazılı montlarım var. Arçelik A.Ş.'nin
Sitesi' nde ki "Aydabir"in
spor bölümüne ve yine Arçelikvoleybol. com Sitesi'ne haftalık yazılar
yazıyorum, yorumlar yapıyorum. Orada tabi ki taraf olacağım. Ama Cumhuriyet
Gazetesi' nde ki ve bu sitede ki yazılarımda elimden geldiğince tarafsız olmaya
çalışıyorum. Bunu da becerebildiğimi düşünüyorum. Çünkü bu konuda tek suçlama
senden geldi. Bu arada çalıştığım bir kurumun skorboardına takımların
isimlerini asanlara hiç gocunmadan yardım edebilirim. Bu çok normal. Çünkü bir
iş yerinde dayanışma önemlidir. Eğer ben 56 yaşında olmama, bir basın danışmanı
ünvanı taşımama karşın orada çalışan
personele yardımcı olabiliyorsam, senin ve senin gibi düşünenler bunu
iyi değerlendirmeliler. (Her ne kadar
sen, bana skorboarda afiş astırsan da! Ben takım isimlerini skorboarda asma
yardımını spor olan her yerde yaparım)
* Şimdi yazının başına dönelim. Bunların hepsini toplasanız sizlere doğru
puanlama yapabilecek bir voleybol yazarı çıkar mı dersiniz sevgili voleybolcu
dostlarım?
- K. Kösem sen insanları aşağılamayı alışkanlık haline getirmeye başladın.
Bu konuda dikkatli olmalısın. Çünkü bizler senin gibi "Voleybolun
bilgesi" olamayabiliriz ama iyi niyetle bu spora hizmet etmeye
çalışıyoruz. Bugün yerden yere vurduğun bizler, sen babanın elini tutup
dolaştığın günlerde sporcu, antrenör,
gazeteci olarak bu branş için mücadele ediyorduk. Hala da ediyoruz. Hadi 40 yılını bu spora vermiş beni, seni
yazı yazdığın federasyonun sitesinde ki yorumlarından yoksun bırakmaya sebep
olduğumu düşündüğün için eleştirebilir, her fırsatta saldırabilirsin ama,
Ulusal Takım kaptanlığı yapmış, defalarca şampiyonluklar yaşamış, Şampiyon
Kulüpler de ikincilik kürsüsüne çıkıp "Atatürk'ün Kızları" adı
verilmiş Aylin Üstündağ' ı (Sabah), Voleybol sporunda adını ve yaptıklarını
kimsenin tartışamayacağı Değer Eraybar'ı (Radikal-Posta), Bu branşa yönetici
olarak hizmet etmiş, Milliyet Gazetesi'nde uzun yıllar çalışmış, voleybol
yazmış, camianın en eskilerinden Tankut Antikacıoğlu'nu (Sport Föy ve Yarın),
bugün aldığı ödüllerin sayısını kendisi
bile bilmeyen, yaptığı haberlerle gündem yaratan Celal Demirbilek'i
(Hürriyet), 30 yıla yakın voleybol
yazmış, yaptığı haberlerle ödüller kazanmış Cengiz Tokgöz'ü (Fotomaç), yıllarca eğitimcilik yapmış, beden eğitimi
öğretmenliği yaptığı 1969 yıllarında görev yaptığı Selimiye İlk Okulu'nun
voleybol takımıyla Türkiye dereceleri yaşamış, (1972 yılında Osman Kahraman,
Eskişehir den İstanbul'a bu okula özel
tayin ile geldi ve bu ikili çalışmalarıyla Selimiye İlkokulu'nu yenilmez armada
yaptılar) Benim de antrenörlüğünü
yaptığım 1990 yılında kurulan İstek Vakfı Voleybol Kulübu' nün kurucusu,
yöneticisi olmuş yani yıllardır voleybolun içinde olan Ragıp Tekin'i (Milliyet
ve Anadolu Ajansı), yine bir eğitimci olan ve voleybola hizmet etmek için çaba
harcayan Tayyar Sümen'i (Star), senin büyük bir olasılıkla tanımadığın ama
yıllarca hakemlikle gazeteciliği birlikte yürütmüş Zeki Kuban'ı, (Fanatik),
Voleybolun zirvesinde mücadele eden takımlarda yıllarca forma giymiş,
şampiyonluklar yaşamış, defalarca ulusal takımda görev yapmış Metin Görgün'ü,
(CNN ve Hürriyet), önce Hürriyet Gazetesinde, sonra Fotospor da yıllarca
voleybol yazmış, kürek sporuyla uğraşmış, futbol hakemliği yapmış Enver
Bağlarbaşı'nı (TV 8), 1982- 1987 yılları arasında Emin İmen'in çalıştırdığı
Bursa Nilüfer formasıyla Türkiye 1. Voleybol Ligi'nde mücadele etmiş, (Necla ve
Mesude'nin takım arkadaşı) Bursa Olay
Radyo ve Televizyonunda 2 yıl, Kanal 6 da 1 yıl ve 2 yıldır da Haber Türk de
çalışmış Ebru Çıdal'ı (Haber Türk ve Akşam), 1989-1992 yıllarında Altınyurt’ ta
3 sene voleybol oynamış, genç yaşına karşın 5 yıldır gazetecilik yapan Begüm
Doğanay'ı (TRT), aşağılamaya, yerden yere vurmaya senin ve senin gibilerin hiç
hakkı yok.
(Bu arada hepimiz senin voleybol
kariyerini çok merak ediyoruz. Bu branşı
bu kadar iyi bilen birini böylece bizler de, forum köşesini okuyanlar da iyi
tanımış olur)
Antrenör mü, hakem mi, gazeteci mi olacaksın? Bilemiyorum. Ama önce senin
de onlar kadar voleybola hizmetin olsun sonra istediğini söyler, yaparsın.
K. Kösem, bu arada şunu asla unutma, bu spora hizmet edenlere saygı ve
sevgi göstermezsen, ileride yeni yetişenlerin de sana ayni şeyleri
yapmalarından üzüntü duyarsın. Voleybol da, karşısındakilere saldırarak bu güne
kadar kimse bir yerlere varamamıştır. Onların şimdi nerelerde olduğunu kimse bilmez. Voleybolun yayılması, başarılı
olması için insanların omuz omuza savaş verdiği bir dönemde, senin bu
davranışına eminim ki bir çok kişi de bir anlam veremiyordur. Umarım bir gün
sende iyi bir antrenör olursun. başarılara imza atarsın ve takımınla 1. Türkiye
Ligi'nde o çok eleştirdiğin gazetecilerin önünde maçlar yapar, hepimize
voleybol dersleri verirsin. Bu arada geçen yılları, başarılarını, zaman zaman
hatırlayarak, gülümsersin. İşte en güzel anlar emin ol ki bunlardır.
Son bir hatırlatma; Eleştirdiğin kişilerin sana cevap verebileceğini yine
unuttun.
Evet, değerli okurlar. Hiç istemesem de yapılan eleştirilere uzun bir yanıt
vermek zorunda kaldım. Ancak zaman zaman bu tür yazılarla ve yanıtlarla
karşılaşacaksınız. İnsanları yanlış düşüncelere itebilecek eleştirilere yanıt
vermek zorundayız. Çünkü doğruları bulmak için iki tarafında fikirlerini,
eleştirilerini okumak, dinlemek, sonra karar vermek gerekir.
Bunun için sizlerden bir kez daha özür diliyorum.
İnsanların birbirini kırmadığı, sevginin daima ilk planda olduğu güzel
günler dilerim.
Hoşçakalın.