Haftalık yazım için bilgisayarın başına oturduğumda,
yazacak ne kadar çok şey olduğunu gördüm. Sizlere bunlardan söz etmeye ve
görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım.
Gündemin ilk sırasında, tabii ki Ulusal Takımımızın
Japonya’da mücadele ettiği Dünya Kupası var.
Hatırlayacaksınız Dünya’nın devlerinin mücadele ettiği
bu turnuvada ekibimizin Ankara’daki gibi iyi oynarsa bizi sevindirecek
sonuçlara imza atabileceklerini yazdım ve söyledim.
Ben böylesine büyük bir organizasyonda ilk kez yer
almamıza ve ilk karşılaşmaların her zaman çok zor olduğunu bilmeme karşın
Polonya’yı yeneceğimizi düşünüyordum. Ancak elimize gelen fırsatı basit hatalar
nedeniyle kaçırdık. Ardından favorilerden Brezilya karşılaşmasına çıktık. Zaman
zaman iyi oynadık ama tek setle yetindik. Sonra yine
yenebileceğimizi düşündüğüm Küba ile oynadık. Çok zorlu geçen ve benim
beklediğimden daha iyi olan rakibimizi 5 setlik bir mücadele sonunda yenerek
galibiyetle tanışmayı başardık.
Ben Polonya karşılaşmasının tamamını, Brezilya maçının
ilk setini, Küba mücadelesini ise hiç izleyemedim. Bu nedenle Polonya maçıyla
ilgili görüşlerimi kısaca yazabilirim. Ancak daha önce televizyondan maç
seyredip yorum yapmaktan hoşlanmadığımı, çünkü insanın sadece topun olduğu
bölgeyi görmesi nedeniyle net bir fikir edinemediğini ve söylenecek şeylerin
biraz da havada kaldığını defalarca yazdım. Ancak görüşlerimi başka türlü
iletmeme de olanak olmadığı için hoşgörünüze sığınıyorum.
Polonya maçında Filenin Sultanları’nın iyi oynadığını
pek söyleyemeyeceğim. Sanırım daha önce Ankara’da Polonya’ya kolay teslim
olmamızın ve buradaki ilk maçımız olmasının getirdiği stres bizi etkiledi.
Öncelikle iyi servis atamadık, düzgün manşet alamadık. Gerçi fazla direkt sayı
vermedik ama manşetimizden çıkan toplar Bahar’ı hep zorladı ve onu 4’den yüksek
toplarla oynamaya zorladı. Bu da Polonya’nın işine geldi. Ya
bizi file üstünde durdurdular, ya da bloktan yansıyan
topları defanstan toplayıp çabuk hücuma dönüştürdüler. Böyle olunca da zayıf
bloğumuz iyice sırıttı. Sadece 1. ve 3. setin sonlarında biraz blokta iş
yaptık, bunun sonucunda da bu iki seti aldık. Aslında çabuk oynadığımız
bölümlerde özellikle Aysun ile 2’den yaptığımız
hücumlarda sayıları topladık ama Neslihan’ı az kullanmanın sıkıntısını da
fazlasıyla yaşadık.
Düşünün maç başlıyor 5-7 gerideyiz. Bu 7 sayının 6’sı
bizim hatalarımızdan gitti. (2 servis kaçırdık. 2 hücum, 2 de basit defans hatamız
var) Neden bu kadar basit hata yapıyoruz? Bunu bir türlü anlayamıyorum.
İkinci seti hatırlayın. 23-20 öndeyiz. Servisi attık,
topu öldürdüler: 23-21. Bu anda Sliwa servise, Glinka öne geldi. Sliwa’nın 2
taktik servisi, ikisinde de hücum
yapamadık. Bu fırsatı kaçırmadılar: 23-23. Aysun’ dan
bir hata: 23-24. Sliwa’nın 4. servisini Natalia ile çevirdik. 24-24. Aysun’un
iyi servisini içeri kaçırdılar, Natalia vurdu: 25-24.
Sonra, Glinka öldürdü: 25-25. Neslihan’ın plasesi
çıktı, öldürdüler: 25-26, Natalia avuta vurdu:
25-27.
23-20’den sonraki periyoda bakar mısınız?
Bu ilginç hatalarla sonuçta kazanabileceğimiz maçı 3-2
verdik.
Ertesi günü rakibimiz favorilerden Brezilya idi. İlk
set dışında izleyemedim ama seyredenler Polonya maçına oranla daha iyi
oynadığımızı söylediler. Bu kez sahadan 3-1 yenik ayrıldık.
3. gün Küba ile oynadık. Yine izleme şansım olmadı. Ama
mücadeleyi telefonla Begüm ve Aylin’ den çok yakın takip edebildim. Hatta 5.
setin ortalarından itibaren Aylin neredeyse naklen yayında gibi anlattı. Set
16-14 bittiğinde gözlerim doldu. Ne güzel bir sonuçtu. Üstelik de Aylin’in
anlattığına göre, iyi bir takım olan Küba karşısında ilk üç günün en iyi
oyununu oynayarak kazanmışız. Ancak verdiğimiz setlerin sonunda yine basit
hatalar yapmışız.
Olsun, sonunda ilk kez katıldığımız bir Dünya
Kupası’nda, Filenin Sultanları ülkemizi çok iyi temsil ediyorlar. Bu takım 12.
de olsa hiç umurumda değil. Çünkü tüm Dünya, Türkiye’nin nasıl voleybol
oynadığını görüyor. Aferin kızlarımıza. Onlarla gurur duyuyoruz. İnşallah
gelecek haftaki yazımda onların kazanmayı başardığı diğer maçlardan keyifle söz
ederim.
Bu arada mutlaka Japonya’daki maçların istatistik
bilgilerine bakmışsınızdır. Ama ben yine de bir cümle ile hatırlatayım.
İlk 3 günün maçlarının sonrasında en skorer oyuncular sıralamasında Neslihan birinci, Natalia üçüncü. Blokta Özlem altıncı, Defansta Gülden
ikinci, Natalia onuncu., Servise manşetler de Natalia ikinci, Esra dokuzuncu, Pasörlerde
Bahar yedinci sırada yer aldılar.
BEŞİKTAŞ 100. YIL TURNUVASI
Bu arada 6 takımın katıldığı Beşiktaş 100. Yıl Voleybol
Turnuvası’ nı yaşadık. Tüm karşılaşmaları izleme
şansım olmadı ama fırsat buldukça gittim ve sezon öncesi bayanların durumlarını
anlamaya çalıştım.
Sezonun başlamasına yaklaşık 20 gün olması ve bazı
ekiplerin oyuncularının ulusal takımda oynamaları nedeniyle pek net bir izlenim
edinemedim. Ama gözüme çarpan şeylere biraz değineyim.
Öncelikle doğal olarak takımlar hazır değil. Bu nedenle
inişli çıkışlı bir grafik çizdiler. Bir gün iyi oynayan, ertesi günkü maçta tam
aksi bir performans ortaya koydu. Böyle olunca da heyecan vardı ama kalite
yoktu.
Genelde tüm takımlarda büyük bir manşet sorunu var.
Birinciliği elde eden İller Bankası Tatiana’ yı çok arayacağa benziyor. Eski pasörleri
bence Alexsandre’ den daha iyiydi. İvana’da fazla
etkili değil. Takımın en iyi oynayanı Oxana idi. Her
maçı iyi oynadı ve takımını adeta sırtladı. Servise karşı manşet sorunları var.
Güldeniz-libero Songül ikilisi manşet alıyor. Bazen de İvana
giriyor. Başka oyuncuları yok. Seda, ulusal takımdan dönünce Güldeniz’ in
yerine girecek. O zaman bu sorun ikiye katlanacak. Bunu nasıl çözerler
bilemiyorum. Ama bence tüm lig boyunca manşet bu takımın en büyük problemi
olacak.
Ayni şey Vakıfbank Güneş
Sigorta içinde geçerli. Bazen Necla-Ebru ikilisi manşet aldı. Arkada olduğunda Olga da bu ikiliye yardım etti. Necla yabancılarla değişti.
Olmadı. Özellikle Ebru sıkıştı. Buzayev, Ebru ile
Necla’yı değiştirip, yabancıları manşete soktu. Bu daha da büyük sorun oldu. Bu
arada İpek ve Ebru’nun yerlerine Aysun ve Neslihan
girecek. O zaman tüm yük Necla ve Olga’ ya binecek. Ancak Olga öne
geldiğinde onu dışarı açmak istemiyorlar. O zaman yabancılardan biri bu görevi
yüklenecek. İki kişi ile manşet, üstelik de iyi olmayan yabancılardan biri
devrede. Zor dostum zor. Bana göre Olga’ nın yerine manşeti iyi, hücumu iyi bir yabancıya mutlaka
ihtiyaçları var.
Bu arada Buzayev ile birlikte
takım yine eski sistemine dönmüş. Yani pasör öne
geldiğinde 2 pozisyon ortada kalıyor. Arkaya döndüğünde de blok arkasında
dublaja giriyor. Eskiden İrina ortada oynamayı iyi
beceriyordu. Şimdi Elif’ le bunu yapmak çok zor.
Çünkü yavaş. Köşelere bloğa gidemiyor. Ortadan düz vuran bir rakip bulursa
blokları iş yapabilir ama çabuk oynayan ve bileği iyi olan bir oyuncuyla
karşılaşırsa eline zor top değer. Eğer böyle oynarlarsa işleri kolay değil. Ama
Buzayev iki oyuncusu gelince sistemini değiştirir mi
? Bilemem.
Turnuvanın ev sahibi Beşiktaş iyi bir kadro oluşturmuş.
İki Brezilyalı oyuncusu Dos Santos
ve Elisangela’ yı 4’den
çapraz oynatıyor. Manşet onların ve
libero Nihan’ın üstünde. Eczacı dan aldıkları
Deniz pasör çaprazı.
Julia ve Duygu da ortada görev yapıyor. Dos santos geçen sezonki gibi
iyi. Numune den gelen Elisangela henüz hazır değil.
Bazen iyi vuruyor, bazen çok hata yapıyor. Deniz takıma alışmaya çalışıyor. Ama
ben onun 4 numaradan daha randımanlı oynayacağını düşünüyorum. Yani Dos Santos ile yer değiştirse
daha mı iyi olur? Böylece daha etkili hücum yapabilir, hala aşamadığı blok
sorunu da göze batmaz. Ancak o zaman manşet sorunu yaşarlar mı? Görmek lazım.
Türk Telekom sanki geçen
sezon kaldığı yerden devam ediyor. Hızlı oynuyorlar ve hatırlanacağı gibi
defansı seven bir ekip. Dünya Kupası sonrası Polonya’ nın
etkili oyuncusu Niemczyk’ in ve pasör
Pelin’ in katılmasıyla çok ilginç bir takım olacak. Şimdilik manşet sorunu var.
Polonyalı oyuncuyla belki de bunu aşmayı başaracaklar. Kadro yapısına
baktığımda, ligin en hızlı voleybolunu Telekom ile
Yeşilyurt’ un oynayacağına ve seyirciye büyük keyif vereceklerine inanıyorum.
Umarım yanılmam.
Bu sezon Zafer Atay’ ın tekrar göreve başladığı Kocaelispor
da ilginç bir ekip. Henüz dağınık bir görüntüleri var. Ama 3 Bulgar’ ın, özellikle de ulusal takımda ilk altı oynayan Teneva’ nın sürükleyeceği körfez
ekibi mutlaka lige renk katacak. Ancak 1.92’ lik
Pınar’ ın sürekli oynaması gerektiğini düşünüyorum.
Bu arada genç Yeliz’ in liberoluk görevini yüklenmesini erken buluyorum.
Karşıyaka’ ya gelince; Emin İmen’ in takımı iyi oynuyor. Ancak bu iyi mücadele onların
üst sıralara tırmanmasına yetmeyecek gibi görünüyor. Pasör
Nilay takımı iyi yönetiyor. Janette
etkili, İnna bloklarıyla çok katkı sağlıyor. Tuğba iyi, Deniz ve Meltem çabuk toplar gelmez ise blok geçmekte zaman zaman sorun
yaşıyorlar. Ancak yine de bu takımı beğendiğimi söylemeliyim. İzmir’ e gidecek
ekiplerin işleri kolay değil. Hele bir de 4’ e iyi bir yabancı alırlarsa,
hedefleri bir anda değişebilir.
ERKEKLER LİGİ KIRAN KIRANA GEÇİYOR
Çarşamba günü Burhan Felek de oynanan günün tek maçında
Beşiktaş, Rize Fındıklıspor’u 3-1 yenerek ligdeki ilk
galibiyetini aldı.
Siyah-Beyazlı takımın iyi bir mücadele ortaya koyduğu
karşılaşmada Rize, Arçelik önünde oynadığı tempolu
oyuna yaklaşamadı bile. Tüm oyuncular çok hata yaptılar. Bunun bedelini de maçı
vererek ödediler. Daha önce beğendiğim pasörleri
Victor, bu kez sahada gezindi.
Paslarıyla smaçörleri adeta frenledi. Pasörü iyi oynamayan bir takım doğal olarak maç kazanamaz.
Öyle de oldu.
Beşiktaş iyi mücadele etti dedik, gerçekten de
karşılaşmayı kazanmak için çok çaba harcadılar.
Gerçi zaman zaman çok basit hatalar yaptılar ama
sonuçta Burak-Lance-Soner üçlüsü maçı Beşiktaş’ a
getirdi.
İstanbul dışındaki maçlara göz attığımızda ilgi çeken
iki sonuç vardı. Yabancısız iki takımın mücadelesinde Çankaya Belediyesi,
Galatasaray’ ı 3-2 yendi. Yine yabancısız bir kadro ile oynayan Polis
Akademisi, Ziraat Bankası’ nı 3-2 ile geçerek haftanın başarılı takımları arasına girdi.
Pazar günü oynanan maçlarda ise favoriler zorda olsa
kazanmayı bildiler. Lige iyi bir başlangıç yapan ve 4 maçını da kazanan Arçelik, Şampiyonluk yarışının iddialı ekibi Halk Bankası
ile oynadı. İki takımın da kopuk kopuk oynadığı
karşılaşmayı tecrübeli oyuncuları daha fazla olan Halk Bankası kazandı. Ama
3-2’ lik skorla 3 yerine 2 puan aldı. Arçelik’ in bu işten karlı çıktığını söylemek doğru olur.
Çünkü Halk Bankası’ na yenilirken rakibinden 1 puanı
kaptı.
İki set dışında iyi bir maç olmadı. Setler bunu açıkça
gösteriyor. (27-25, 14-25, 25-22, 13-25, 8-15)
Bu maçta bana ilginç gelen 3. setti. Şampiyon adayı
Halk Bankası rahat bir tempoda yirmili sayılara önde geldi: 6-8, 10-14, 11-16,
16-20, 17-21 ve 19-22. set bitiyor derken Ankara takımı Stefanov
(2), Maric (3), Krnic’in
(4) önde olduğu pozisyonda sıkıştı. Bu
arada Arçelik de Hakan (2), Arslan
(3), İvan (4) öndeydi. Stefanov 2’ den 5’ e
manşete açılıyordu. Arçelik, Vladimir
ile etkili servisler atınca Halk Bankası manşeti bozuldu. Hücum da Stefanov hatalar yaptı ve sonuç da Arçelik
seti 25-22 kazanmayı başardı. İlginç değil mi? Şampiyonluğun en büyük favorisi
Halk Bankası 19-22’ den itibaren tek sayı alamazken, Arçelik
6 sayı üst üste kazanarak seti rakibinin ellerinden söke söke
aldı.
Sonra Halk, bir daha bu hataya düşmeyince son iki seti
ve maçı aldı. Ama yukarıda da yazdığım gibi 3 yerine 2 puan ile yetinmek
zorunda kaldı.
Günün en ilgi çeken karşılaşması hiç şüphesiz ki
Fenerbahçe-Galatasaray arasında oynandı. Aslında basının pompalaması maçın
atmosferini değiştirdi. Yoksa zirveye oynayan Sarı-Lacivertli takımın,
yabancısız ve genç oyunculardan kurulu Sarı-Kırmızılıları zorlanmadan 3-0 geçmesi gerekiyordu. Hele tribünleri dolduran seyircilerin
arasına sıkışmış 15 kişilik bir taraftar grubuna sahip Galatasaray’ ın hiç şansı yoktu. (Üstelik de polis bu 15 kişilik taraftar grubunu üçüncü sette
olay çıkmasın diye dışarıya da çıkardı)
Ne var ki işler umulduğu gibi gelişmedi. Büyük tribün
desteğine ve güçlü kadrosuna karşın Fenerbahçe, karşısında rahat ve iyi oynayan
bir rakip bulunca işler zorlaştı. Gerçi ilk seti 25-21 ve 25-17 kazandılar ama
3. setten itibaren sıkışmaya, hatalar yapmaya başladılar. Bunun sonucunda da üst
üste gelen sayılarla Galatasaray beklemediği bir farkı yakaladı: 8-16.
Bu 8 sayılık farkı kapatmak kolay değildi. Tabii ki
seti Sarı- Kırmızılılar 21-25 kazandılar. Bu beklenmedik set, Fenerbahçe’ yi
huzursuz ederken, Galatasaray’ ın gençlerine güven
geldi. Daha da iyi oynamaya başladılar. Büyük bir heyecanın yaşandığı başa baş
giden bu seti de alarak maçı uzatmayı başardılar.
Ama sonunda tecrübe, gençliğe galip geldi ve Fenerbahçe
kabus gördüğü maçı 3-2 ile kurtardı. Evet Sarı-Lacivertliler 5 setlik mücadelenin
sevinen tarafıydı ama bu onlara bir puan kaybına patladı.
Maçın sonucuna Galatasaraylılar doğal olarak
sevindiler. Çünkü şampiyonluk yarışının iddialı takımına kolay teslim olmayarak
büyük moral kazandılar ve 3-2 yenilginin getirdiği bir puanı ceplerine
yerleştirdiler.
Bu maçla ilgili son sözüm şu: Fenerbahçe kazandıkça
seyirci desteği fazlalaşıyor. Önce 30-40 kişi geldi. Sonra biraz daha
çoğaldılar. Şimdi Burhan Felek’ i dolduruyorlar. Seyircisiz voleybola alışan
bizler bu ilgiden mutluyuz. Ancak diğer gruplara oranla, Genç Fenerbahçeliler’ in
biraz daha sakin olması gerekiyor. Tabii ki takımlarını destekleyecekler ama
biraz daha kendilerini frenlemeleri gerekiyor. Maçtan sonra toplandıkları yerde
az sayıda da olsa kırılan sandalyeler bıraktılar. Şayet kazanamasaydılar bu
fazlalaşır mıydı? Bu sorunun yanıtını asla öğrenmek istemiyorum.
Günün İstanbul’daki son maçında ise Bedulinli
Ziraat Bankası, Beşiktaş engelini 3-0 ile aşmayı bildi.
Pazar’ ın ilginç
sonuçlarından biri de Rize de yaşandı. Fındıklı karşısında zor anlar yaşayan Erdemirspor, rakibinden ancak 3-2 ile kurtulabildi. Bu da
gösteriyor ki Erdemirspor sıkıntılarından hala
kurtulamamış.
CEV’ DE SINAV VAR
Bu arada 7-9 Kasım tarihleri arasında Ziraat Bankası Cev Kupası ikinci tur grup mücadelesi yapacak. Novisad da mücadele edecek olan takımımız, Ozolnieki Poliurs (Latviya), Quadriga Salzburg (Avusturya) ve ev sahibi Vojvodina
Novolin’den sıyrılmaya çalışacak.
Takımımızın rakibi, tabii ki ikinci gün oynayacağı ev
sahibi Vojvodina.
İnşallah sonuç bizim istediğimiz gibi olur, diyerek bu haftaya da noktayı
koyalım.
Hoşça kalın.
A L E
V A N
A K Ö K