HAVADAN SUDAN!!!
Bu hafta fazla maç izleyemediğim
için yazım biraz değişik olacak. Farklı şeylerden söz edeceğim. Onun içinde
başlığını "Havadan sudan" koydum.
Yazıma başlamadan önce her zaman
başarılarıyla gurur duyduğumuz Ümit Sokullu' ya bir kez daha tebriklerimi
yollamak istiyorum. Rusya da Avrupa Erkekler Şampiyonlar Ligi Finali' ni
yöneterek bizi gururlandırdı. O, bu başarılarıyla gerek Dünya, gerekse Avrupa
arenalarında bayrağımızı yükseltirken bizim de göğsümüzü kabartmaya daha çok
devam edecek.
Nice yeni başarılara Ümit Sokullu.
Tekrar tebrikler.
Erkekler ve bayanlar liglerini sona
bırakarak önce neden geçen hafta köşemin boş kaldığından söz edeyim.
Hatırlarsanız daha önce "Baharın gelişiyle birlikte bende bir tembellik başlar, güneş tenimi
ısıtmaya başlayınca da kedi gibi kıvrılıp yatmak isterim." demiştim. İşte böyle bir fırsat yakalayınca da, bunu
kaçıramazdım. Öyle de yaptım.
Pazar günü oyumu kullandım ve
öğleden sonra da önce Arçelik' in Spor Salonu' nun önündeki bahçede mangal
partisine katıldım. Neler yediğimi yazmayacağım çünkü ağzınız sulanır da bir
yerleriniz şişerse beni suçlarsınız. Arçelik Menajeri Melih Atalay bu mangal
partilerini çok sık yapar. Bu, bence bir takım için güzel bir ayrıntıdır.
Teknik kadronun ve oyuncuların motivasyonlarını sağlarken onların birlikteliği
açısından da olumlu bir davranış, görüntüdür.
Reklam gibi olacak ama bu konuya
bir ilave daha yapayım.
1 Nisan da maçları biten Arçelik,
Cumartesi günü yöneticileriyle, teknik
kadrosuyla ve sporcularıyla bir araya geldi. Yollarını ayırdığı 3 yabancı
oyuncuya pastalı küçük bir veda partisi düzenledi ve onlara hizmetleri
nedeniyle üzerinde Arçelik Voleybol Takımı resmi bulunan özel yapılmış birer
duvar saati hediye etti. Ben, bir çok yabancı oyuncunun oynadığı kulüplerle sezon
sonunda dargın ayrıldığını düşündüğümde bunun güzel bir davranış biçimi olduğunu
düşünüyorum.
GAJİC’ İN SEMİNERLERİ
Neyse, bu mangal partisinden sonra
Ankara' ya doğru yola çıktık. Ertesi günü yani Pazartesi akşam SSK' nın
ricasıyla Zoran Gajic bu kulübün yönetici ve 8 antrenörüne yaklaşık 2,5 saat
süren bir seminer verdi. Özellikle blok ve defans konularında tecrübelerine
dayanarak yapılacak çalışmalardan sözler etti ve arkasından da onların
sorularını yanıtladı. Bana göre öğretici, güzel ve enteresan bir toplantıydı. (1969 yılından bu yana son 2-3 yıl hariç çeşitli kulüplerde antrenörlük
yaptım. Az da olsa Ulusal Takımlar da görev aldım. Buna karşın Gajic' in
anlattıkları içinde çok ilginç, özellikle blokla ilgili püf noktaları
yakaladım. Seminer sonrası da lobide oturup bir saati aşkın bir süre konuştuk.
Zaman zaman O’ nun yaptırdığı antrenmanları izlediğim için kafamdaki bazı soru
işaretlerinin bugünkü modern voleyboldaki karşılığını ve uygulamaları sordum.
Uzun uzun bunları yorumladı. -Bu konuşmalar bazen ingilizce oldu ama
çoğunluğunda Üzeyir tercümanlık yaptı.- Kısacası hem seminer, hem de bu
konuşmalarımız güzel bir bilgi alış verişiydi)
BARBAROS ÇELENK’ İN
ÇABALARI
Salı günü 3-2 biten Halk Bankası-Arçelik
mücadelesini izledim. Selim Sırrı da bir çok dostla karşılaştık. Onları
yaklaşık bir yıldır görmüyordum. Birbirimizi özlemişiz.
Bu arada her zaman olduğu gibi
Barbaros Çelenk, tüm olumsuzluklara göğüs gererek inatla çıkarmaya devam ettiği
ve ben dahil hepimizin bırakın yardım etmeyi, uzaktan izlediğimiz "Voleybol Bilim ve Teknoloji Dergisi" ni elime
tutuşturuverdi. O’ na yardımcı olamadığım için bir kez daha mahcup oldum. Ama yüzsüzlüğe vurarak
"Aaa, ne kadar güzel, 29. sayıya ulaşmışsın, seni
kutlarım" dedim. Yüzüme sadece
gülümseyerek bakması bile O’ nun ne demek istediğini çok iyi anlamama
fazlasıyla yetti tabii. Aslında bizler camia olarak gerçekten çok duyarsızız.
Çoğumuz her şeye kulp buluruz, bol bol eleştiririz. Bir şeyler yapmamak için
direniriz, yapanları da yalnız bırakırız. Barbaros' a da gerçekten haksızlık
yapıyoruz. İki elin parmakları kadar bir grupla bıkmadan usanmadan mücadele
eden bu voleybol aşıklarına ben dahil neden yardımcı olmak istemiyoruz ki?
Belki dergide bilimsel yazılar yazamayız ama bu yayının yaşaması için çaba
harcayabiliriz. Bazılarımız eş dost şirketlerden bu tür yayınların yaşaması
için çok gerekli olan ilanlar temin edebiliriz. En azından dergiye üye olup
karınca kararınca katkıda bulunabiliriz.
Değil mi ? Voleybol dostları. Yılda
3 kez yayınlanan 40 sayfalık bu dergi bütçemize ne oranda yük getirebilir ki?
Gelin Barbaros ve arkadaşlarına bir omuz verelim. Voleybol gündeme geldiğinde
bu branşı kurtarmak için mangalda kül bırakmayan bizler, gerçekten uzun bir
zamandır unuttuğumuz bir yardımlaşma örneği göstererek onların arkalarında
olduğumuzu bu güzel insanlara hissettirelim.
Var mısınız?
Evet, diyorsanız işte bu dergi ile
bilgiler:
Yazışma adresi:
Hacettepe Üniversitesi Spor
Bilimleri Teknolojisi Yüksek Okulu
06532 Beytepe/ Ankara
Mail: barbaros.celenk@hacettepe.edu.tr
TEL: (0 312) 297 68 90
FAX: (0 312) 299 21 67
(Sevgili Barbaros sana
danışmadan, senden habersiz böyle bir girişimde bulunduğum için umarım bana
kızmazsın)
Maça gelince güzeldi. Arçelik iyi
oynadı, mücadeleden galip ayrılmak içinde çaba harcadı ama sonunu getiremedi ve
5. seti 19-17 alan Başkent ekibi karşılaşmadan galip çıkan taraf oldu. Halk
Bankası' nda Stefanov sakatlığı nedeniyle dinlendirildi. Arçelik de ise,
sakatlığı geçmeyen ve Ankara' ya gelmeyen Volkan' ın yerine Kemal oynadı.
İlginçtir bu oyuncu hem Arçelik' in, hem de günün en başarılı ismi oldu.
2. SEMİNER
Ayni günün akşamı bu kez Abdullah
Saral' ın girişimleriyle Gajic bir seminer daha verdi. Gelenleri saymadım ama
50' nin üzerinde bir antrenör grubu vardı. (Hatta Polis
Akademisi' nin antrenörü Orhan Yavuz bile İstanbul da Büyükşehir Belediyesi
maçını oynayıp ayni gün Ankara dönmelerine, yani yorgun olmasına karşın geldi.
Gerçi seminer üst düzey takımların çalışmalarından çok, yıldızlar-gençler
seviyesindeki voleybolcuları eğitenlere yönelikti ama sonuna kadar izledi ve
Gajic' e de çeşitli sorular yöneltti)
Yine faydalı olduğunu düşündüğüm
bir birliktelik oldu.
Bunları neden uzun uzun anlattım?
Biliyorsunuz ben her zaman Türk
antrenörlerin yanında oldum. Takımlarımızı her zaman içimizden birilerinin
çalıştırması gerektiğini söyledim. Ancak bunları yazarken çok kaliteli ve
ekipleriyle Olimpiyat, Dünya, Avrupa dereceleri elde etmiş, birikimleri fazla
teknik adamlardan, değişen ve gelişen voleybolu öğrenmek ve kendimizi
geliştirmek fırsatını da elde etmek için çaba harcamamız gerektiğini ileri
sürdüm. Bugün gerçekten voleybolumuza bir şeyler vermiş önemli teknik adamlar
ülkemize geldi. Dünya çapında yaşları ilerlemiş de olsa oyuncular
takımlarımızın formalarını giydi. Ancak tüm bu insanlardan nedense bir şey
öğrenmek istemedik. Bilgilerimizin onlardan aşağıda olmadığını düşündük. Belki
de haklıydık. Ama bunca deneyim yaşamış bu gibi kişilerden en azından öğrenecek
bazı küçük ayrıntılar olabileceğini hep göz ardı ettik. Hala da ediyoruz. Son yıllarda
ülkemize gelen Kübalı Herrara' nın İstanbul da bir çok antrenörün ve sporcunun
görüşünü ve ufkunu genişlettiğini hepimiz biliyoruz. Olimpiyat Şampiyonluğu
yaşamış bir teknik adam olan Gajic' den de bir şeyler alabilirdik. Ancak bu
konuda hiç çaba harcamadık. Kaldı ki eski adıyla Yugoslavya yeni adıyla
Sırbıstan Karadağ voleybolu, hala Dünya da üst sıralarda yer alan bir ekol. Ve
bu ekolun bir çalıştırıcısı 2 yıl İstanbul da olmasına karşın onun bilgilerini
alamadık, deneyimlerinden yararlanamadık. Ankaralılar bu iki yıl içinde Gajic' e
3 seminer verdirdiler ama biz İstanbullular nedense bunu bile beceremedik.
Bu teknik adamın ilginç bir kaç
cümlesiyle bu konuya noktayı koyayım.
"İstanbul' a geleli neredeyse iki yıl oldu. Arçelik ile yüzlerce
antrenman yaptım. Bu süre içinde çalışmalarımı izlemek için sadece Gökhan Edman
ve Bülent Güneş benden izin istedi ve geldiler. Onların dışında kimse ilgi
duymadı. Halbuki ben herkese açıktım. Benim bilgilerimden ve deneyimlerinden
yararlanabilirlerdi. Çünkü ben ayni zamanda ülkemde, Belgrad Spor Akademisi’ nde
voleybol dersleri veriyorum. Ayrıca Sırbıstan Karadağ Voleybol Federasyonu
Antrenör Komisyonu Başkanıyım. Bu nedenle de bilgilerimi paylaşmaktan mutlu
oluyorum."
SIRA DA TOKAT VAR
Ankara' dan Tokat' a geçtik. Bu
arada Tayyar Sümen de bizimle birlikte oldu. Her Anadolu ilinde olduğu gibi
Tokat' da da yakın ilgi gördük. Özellikle Merkez Hakem Komitesi Üyesi ve Tokat
Voleybol İl Temsilcisi Erman Asal bizi hiç yalnız bırakmadı. (Hatta o kadar ileri gitti ki, İstanbul da bir türlü telefonla SSK' dan
randevu alamadığım için yenisini tedarik edemediğim tansiyon ilacımı bile maç
günü salonda elime tutuşturuverdi)
Salı akşamı eskiden Arçelik' in
formasını giymiş, şimdi Plevne Spor' un pasörü Ufuk Bileke, Çarşamba gecesi de antrenör Reşat Arığ bizi
otelde ziyarete geldi. Güzel saatleri hızla tükettik.
Perşembe günü Tokat Belediyesi-Arçelik
mücadelesini izledim. Ankara da iyi oynayan ve Halk Bankası' na kök söktüren Arçelik,
bu kez adeta süt dökmüş kedi gibiydi. Böyle olunca da zaten evinde iyi oynayan
Tokat için kolay kazanılan bir karşılaşma oldu.
Maçla ilgili yazacak fazla bir şey
yok. Ama bir kaç notu size aktarmak istiyorum. Bilmem biliyor musunuz? Arçelik'
in liberosu Nuri, Tokatlı. Ailesi Pazar ilçesinde yaşıyor. O gün 50' yi aşkın
bir grup olarak salona geldiler ve Nuri' yi desteklediler. Bu arada ligin son
müsabakası olmasına karşın seyircinin ilgisi de büyüktü.
İKİ BAŞKAN
Plevne Spor bilindiği gibi
belediyenin takımı. Pazar günü yapılan seçimde Belediye başkanlığını AKP' nin
adayı kazandı. O gün maça önce yeni belediye başkanı, kısa bir süre sonra da
eski başkan geldi. Birlikte oturup maçı izlediler. Sık sık konuştular. Her
halde eski başkan, yenisine takımla ilgili bilgiler verdi. En önemlisi de
karşılaşma bittikten sonra eski başkan, yeni başkanı alıp soyunma odasına
götürdü. hem onu, yöneticilerle, sporcularla tanıştırdı, hem de birlikte kazanan takımlarını tebrik ettiler.
Halef-Selef' in bu birlikteliği gerçekten
güzeldi. Ayrıca bu Tokat' ın voleybola devam edeceğinin de en güzel
göstergesiydi.
İşte 5 günlük benim tembellik
yapmamı sağlayan seyahatin öyküsü böyle.
Bu arada Tokat-Arçelik mücadelesini izlerken aklım hep
İstanbul da idi. Çünkü 3 güzel maçı kaçırdım. Gerçi sürekli telefonla Ragıp
Hoca' dan (Tekin) bilgi aldım. Ama seyretmek mutlaka ki daha iyi olurdu.
4’ LÜ FİNAL ÖNCESİ
Sonunda Türkiye Erkekler 1.
Voleybol Ligi sona erdi. Beklenildiği gibi Halk Bankası, Ziraat Bankası,
Erdemirspor ve Fenerbahçe 4' lü Final Grubu' nda mücadele edecek takımlar
oldular. Şimdi bu 4 ekip önce Adana' da, sonra da Gaziantep de kozlarını
paylaşacaklar ve şampiyon takım ile gelecek sezon hangi ekibin ülkemizi hangi
Avrupa Kupası' nda temsil edeceği belli olacak.
Bu konuda bir yorum yapmak
gerçekten çok zor. Çünkü 4 takımın da bazı üstünlükleri olduğu gibi, sorunları da var. Ligin en istikrarlı ekibi
lider Halk Bankası oldu. Final Grubu' nun da favorisi görünüyor. Çünkü kadrosu
çok iyi ve tecrübeli oyuncuları var. Ankara ekibinin ligin başında kurulması ve
tüm sezonu iyi oynayarak kapatması en büyük artısı. Ancak takımın hem manşet,
hem de hücum silahı Stefanov' un sakatlığının yeni geçmesi en büyük
sıkıntıları. Üst üste oynanacak yüksek düzeyde ve sıkı tempolu maçları nasıl
çıkaracak? Bu sorunun yanıtını vermek çok zor.
Lig ikincisi Ziraat Bankası son
haftalarda çok iyi bir performans gösterdi. Bu takımın kozu, yani sayı makinesi
Bedulin' in iyileşmesi ve eski gücünü yakalaması Ankara takımı için iyi
sinyaller veriyor. Bu arada Bedulin' in yanı sıra Pasör Hüseyin' in, iki orta
oyuncusu Fatih ve Ercan' ın, köşe oyuncuları Tomas-Ender ikilisinin, libero
Akif' in defanstaki yükselen formları dikkat çekici. Bu arada yine son
karşılaşmalardaki " Blok Show" ları ilginç. Sıkıntıları
ise, Valov' un sakatlıktan yeni çıkması ve kadroda yer alan sporcular içinde
şampiyonluk yaşamış oyuncu sayısının çok az olması.
Erdemirspor, ligin son haftası
İstanbul da Fenerbahçe' yi yenerken formda olduğunu gösterdi. Kadrosunda çok
tecrübeli oyuncuları var. Özellikle Arnavut asıllı Amerikalı pasörleri Donald' ın
arkadaşlarıyla çabuk uyum sağlaması ve takımı hızlı hücuma sokması Ereğli
takımının şansını arttırıyor. Aykut' un istikrarı, Erkan' ın büyük maçların
büyük oyuncusu olma özelliği, libero Ali' nin
servise karşı çok az hatalı manşeti, Andre' nin bu tür zorluk derecesi
yüksek maçlardaki tecrübesi Erdemir' in
artıları. Bu sezon iyi bir performans gösteren Yasin' in yokluğu, (Gerçi yerine oynayacak Ahmet onun boşluğunu doldurabilir) seyrettiğim maçlarda bir türlü gözüme giremeyen Leandro' nun
bilinmezliği, sıkıntıları. Bu takım eğer 4' den hücumlarda sorununu aşabilirse
zirvenin uzağında olmaz.
Yine çok tecrübeli ve defalarca
şampiyonluklar yaşamış oyuncuları kadrosunda bulunduran Fenerbahçe, Final
Grubu' nun bence en rahat takımı. Bu takım sezona başlarken tek hedefi vardı. O
da ilk 4 içine girerek gelecek sezon ülkemizi Avrupa Kupaları' nda temsil
edebilmek. Çok zorlansalar da sonunda
istediklerini elde ettiler. Yani amaçlarına ulaştılar. Bu onların final
etaplarında çok rahat olmalarına yol açacak. Ya, stresten uzak bu rahatlık
onlara diğer takımlara oranla avantaj sağlayacak, ya da "Nasılsa hedefe ulaştık, gerisi önemli değil" diyerek kapasitelerini zorlamayacaklar. İşte bu belirsizlik
Sarı-Lacivetliler için yorum yapmayı zorlaştırıyor. Yoksa çok iyi bir kadroları
ve bu tür finallerin nasıl oynanacağını bilen deneyimli oyuncuları var. Sezona
başladıktan sonra yeni oyuncular transfer etmeleri ve Samaras ile Milan' ın,
sakatlıktan yeni kurtulan pasör Darıusz ile henüz tam olarak uyum sağlayamaması
dezavantajları. Ancak bu takım Adana da ilk gün Halk Bankası' nı yenerse o
zaman ortalık iyice karışır.
Evet, işte 4' lü Final Grubu' nun
ilk etap maçları öncesi takımlar için düşüncelerim bunlar. Dikkat ederseniz şu
ekip şampiyonluk yarışının favorisi diyemiyorum. Çünkü doluya koyuyorum
olmuyor, boşa koyuyorum bir fikir oluşmuyor. 4 takımında güçlerinin yakınlığı
favoriyi gizliyor. Ancak şuna eminim ki çok heyecanlı ve güzel karşılaşmalar
izleyeceğiz. Buna bir de "Kalite" ekleyebilirsek değmeyin keyfimize.
Ne yazık ki Adana' daki bu ilk etap
maçlarını televizyon vermeyecek. Onun için 4 takımın bu güzel mücadelesini bir
çok kişi izleme şansını yakalayamayacak. Yine de bir teselli olarak yazayım
Gaziantep deki ikinci bölümü TRT yayınlayacakmış.
BAŞKANIN KULÜPLERLE
TOPLANTISI
Cumartesi sabahı Federasyon Başkanı
Prof. Dr. Hüsnü Can, İstanbul da
kulüplerle "Voleybolun Özerkliği" konulu bir toplantı yaptı. Amaç federasyonun bu konudaki
görüşlerini ve çekincelerini dile getirmek, katılanlardan da düşüncelerini
almak idi..
İlginçtir bir çok kulüp kendi
kaderleriyle ilgili bu toplantıya katılma gereğini bile duymadı. Çok az yönetici vardı. Buna karşın biz voleybol
yazarlarının çoğu oradaydık. Kimler mi? Her zaman bolca eleştirdiğiniz, ama
yine de Burhan Felek de maçları izleyip
sizlere yansıtmaya çalışan bir avuç gazeteci grubu. Hadi isimlerini de vereyim.
Ragıp Tekin (Milliyet), Zeki Kuban (Fanatik), Celal Demirbilek (Hürriyet), Aylin Üstündağ (Sabah), Cengiz Tokgöz (Fotomaç), Tayyar Sümen (İnternet siteleri), Haber Türk' de ki TV' deki programını bitirir bitirmez gelen Ebru Çıdal
ve ben (Cumhuriyet). Ayrıca hem Altınyurt Kulübü adına, hem de Cumhuriyet Gazetesi Spor
Eki' ni temsilen Kenan Bengü. bir de
Fenerbahçe TV kameramanı. Şöyle bir bakıldığında bu 10 kişilik grup toplantının
neredeyse 3' de 1'ni oluşturuyordu. Garip değil mi?
Çünkü başkanın fikir alış-verişi
yapmak istediği kulüplerin toplam sayısının 189 olduğu düşünülürse ne demek
istediğim sanırım daha iyi anlaşılır.
Kendi kaderlerini çizecek böyle bir
toplantıya bile katılmayan kulüplerin daha sonradan yapacakları eleştirilerde
ve feryatlarında ne kadar haklılık payları olabilir ki. Önce gel fikrini söyle,
tartışmalara katıl. Sonra hakkını ara. Olaylara duyarsız kaldıktan sonra,
çabaların ancak boşuna olur. Böylesine önemli bir olayın, voleybolun kaderini
çizecek bir hareketin neler getireceğinin bilincine bile varamayan bir kulüp
yöneticiliği. Sonra da eleştiriler, demeçler, söylediklerine, düşüncelerine
yandaş bulma çabaları. Hadi canım sen de.
Gelelim konuşulanlara;
Öncelikle federasyon başkanın
verdiği bazı istatistiki bilgileri sizlere yansıtmak istiyorum. Bunlar
voleybolumuzun güzel gerçekleri. Sonra da özerklik ile ilgili başkanın
söylediklerini yazacağım.
Türkiye Ligleri' nde toplam 189
kulüp mücadele ediyor. bunların dağılımları ise şöyle:
1. Lig: 11 il de 30 kulüp
2. Lig: 21 il de 42 kulüp
3. Lig: 54 il de 117 kulüp.
Bu lig de en çok kulüp 24 ile Ege
Bölgesinde. Daha sonra 23 kulüple İç Anadolu Bölgesi ve 19 kulüple Akdeniz
bölgesi geliyor.
Güzel bir tablo.
Devam edelim; 82 ilimiz var.
Bunlardan 54' ü liglere katılıyor. Bu arada 80 ilde mahalli lig oynanıyor.
Yaklaşık 700' ün üstünde kulüp mücadele ediyor. Yani Türkiye de sadece 2 il de
voleybol yok.
Ülkemizde toplam 60 bin voleybolcu,
3 bin antrenör ve yine 3 bine yaklaşan hakem var.
Başkanın belirttiğine göre 47
federasyon içinde futboldan sonra en faal branş voleybol.
Başka bir kaç istatistik daha
vereyim;
Voleybol oynayan çocuklardan % 65'
i kız. % 35' i erkek.
İlk akla gelen spor dalı
araştırması:
1. Futbol, 2. Basketbol (% 48.2),
3. Voleybol (% 42.6)
Eylül-Aralık aylarındaki
araştırmada bu rakamlar değişiyor.
1. Futbol (% 61), 2. Voleybol (%
52.6), 3. Basketbol (% 38)
Bunda Ulusal Bayan Takımımızın
Avrupa Şampiyonası' nda ki başarısının etkisi tabi ki çok büyük.
İlk akla gelen voleybol takımı:
1. Ulusal Bayan Voleybol Takımı (%
22.4)
2. Eczacıbaşı (% 17.0)
3. Arçelik (% 6.1)
Voleybola yatırım yapan firmalar:
1. Eczacıbaşı (% 14.3)
2. Arçelik (% 5.7)
3. V. Güneş Sigorta (% 5.2)
Diğerleri (% 1.2)
Gelelim özerklik toplantısında
başkanın söylediklerine;
“Voleybol Federasyonu
Genel Müdürlükten her yıl 2.5 trilyonluk bir bütçe alıyor. Ayrıca bu yıl Avrupa
Şampiyonası Finalleri için bulduğumuz sponsor firmadan 1 trilyon gelir elde
ettik. Bu arada Voleybol Vakfında da kulüplerden ve yabancı sporculardan alınan
bedellerle 1 trilyon toplandı. Yani toplam 4.5 trilyon civarında bir gelirimiz
oldu. Eğer özerk olursak 3 yıl daha devlet bize 2.5 trilyon ödeyecek. Sonra
kesilecek. Sadece toplanan paranın %
15’ini verecek. Bu durumda bizim voleybol için her yıl 5 trilyona yakın bir
para bulmamız gerekiyor. İşte sıkıntı burada.
Bu parayı hangi yöntem ile
kazanabiliriz? İşte bunu masaya yatırıp
tartışmalıyız. Çünkü, eğer kazanamazsak büyük sorunlarla yüz yüze geleceğiz.
Devlet her yıl için 2.5 trilyon
veriyor dedim. Bunun 1.8 trilyonu takımlara harcırah olarak gidiyor. Üstelik de
1. Lig kulüplerine harcırah vermiyoruz. Ona rağmen bu alınan paranın %70’ i oluyor. Geriye kalan %30’ u da
hakemlere ve ulusal takımlara gidiyor.
Özerk olursak yasaya göre harcırahı
kaldırmamız gerekiyor. O zaman 2. ve 3. liglerde oynayan kulüpler ne
yapacaklar? Nereden sponsor bulacaklar?
189 kulüpten kaçı devam edecek? Kaçı çekilecek? Bu arada kulüplere daha fazla
yük binebilir. Katılım ücretleri artabilir, yabancı oyunculardan alınan
bedeller yükselebilir. İşte beni en çok bu konular düşündürüyor. Voleybol bu
kadar ön plana çıkmışken bir anda geriye gitmenin anlamı yok. Bunu çözebilirsek
hiç düşünmeden özekliğe geçeriz.
Sizlerin görüşleri ne?”
Bunun üzerine çeşitli kulüp
temsilcileri söz aldılar. Ayni endişeleri duyduklarını söyleyen konuşmacılar
yine de özerkliğe geçilmesi gerektiğini
vurguladılar. Gelirleri artırmak için çeşitli olanaklar
yaratılabileceğini anlattılar.
Bunun üzerine başkan, bu tür toplantıların genişletilerek
sürdürüleceğini ve kulüplerin görüşlerinin alındıktan sonra ortak bir karar
verileceğini söyledi.
Öte yandan Voleybol Federasyonu
kısa bir zaman sonra Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’ na taşınacak diyerek
konuyu değiştireyim.
BEŞİKTAŞ-ECZACIBAŞI MAÇI
Cumartesi günü Beşiktaş, hiç
birimizin beklemediği bir sonuca imza attı
ve lider Eczacıbaşı’ nı yendi. Bu sonuçla Siyah-Beyazlılar hem rakibinin
yenilmezliğine son verdi, hem de 4’ lü Final için avantajlı bir konuma geçti.
Güzel bir mücadele oldu. Gerçi iki
takım oyuncuları da çok hata yaptılar. Özellikle kaçan servisler, manşetten
çıkan topların getirdiği hücum zorluğu en fazla göze batanlardı. Ama Beşiktaş,
güçlü rakibine tüm karşılaşma boyunca çok direndi. Bu direnç karşısında sadece
Barbara’ nın hücumdaki etkiliği de maçı kurtarmaya yetmedi.
Aslında Eczacıbaşı’ nı sezon
başından bu yana çeşitli karşılaşmalar sonunda eleştirdim. Görebildiğim
kadarıyla, bekleyiş hatalarına, takım oyunu yerine özellikle Barbara ile ferdi
voleybol oynama çabalarına değindim. Ama o günden bu yana değişen bir şeye
rastlamadım. Onun için şöyle yaptılar, böyle oynadılar diye daha önce yazdıklarımı
tekrarlamayacağım. Ancak tek belirtmek istediğim şey, tüm maç boyu Beşiktaş
köşe elemanları paralel hücum yapmalarına karşın Eczacıbaşı’ nın hala bu alanı
bloklarıyla boş bırakmasını anlayamadım. Tamam, belki sistemleri paraleli boş
bırakıp çaprazı kapatmak. Ama rakip hep ayni yerden sayı topluyorsa ve siz önlem almamakta direniyorsanız ve maç göz
göre göre gidiyorsa ben buna ne
söyleyebilirim ki?
Sonuç da Beşiktaş maçı kazanmayı
çok istedi ve bunu da başardı. Dos Santos ve Arzu’ yu ilk sıraya koyarak,
Deniz, Julia, libero Nihan iyi
oynadılar. Taktik olarak istenenleri yaptılar. Rakibin servise karşı manşet
sıkıntısını iyi değerlendirdiler. Kısacası hak ettikleri bir galibiyete imza
attılar.
Bir yazımın daha sonuna geldik.
Salı günü gazeteci arkadaşlarımla birlikte Adana’ya gideceğiz ve Erkekler 4’ lü
Final Grubu maçlarını izleyeceğiz. Bir aksilik olmaz ise gelecek haftaki yazımda
Adana’ da gözüme çarpanları sizlerle
paylaşacağım.
Tekrar birlikte olmak dileğiyle,
hoşçakalın.
A
L E V
A N A
K Ö K