TEBRİKLER GÜNEŞ SİGORTA, ÖPÜLDÜNÜZ KIZLAR!!!

 

 

Geçen haftaki yazımda bir kötü, bir iyi haberden söz etmiş ve iyi haberin Vakıfbank Güneş Sigorta’ nın 4’ lü Final’ deki mücadelesi ve alacağı sonuç olduğunu yazmıştım.

Gerçekten de Güneş Sigorta tüm camiamızın beklentisine güzel bir yanıt verdi ve şampiyon olarak kupayı kaldırdı.

Güneş’ in Bursa da parlaması doğal olarak hepimizi çok mutlu etti. Aslında bu başarıyı bekliyordum. Çünkü gerek Belçika takımı Tongeren’ in, gerekse iki Alman ekibinin  (Her ne kadar kendi liglerinde ilk iki sırayı paylaşsa da) Güneş Sigorta’ dan kupayı koparacak güçte olmadıklarını düşünüyordum. Çünkü Aysun gibi, Neslihan gibi Dünya çapında iki oyuncuyu kadrosunda bulunduran Güneş’ in, Necla’ nın ve Tanya’ nın (Çok beğendiğimi de söyleyemem ama) katkısıyla şampiyonluğa ulaşacağına inanıyordum. Tek sıkıntım içime sindiremediğim Buzavey’ in sistemi ve iki Dünya starımızı gerektiği kadar aktif kullanamamasıydı. Neyse ki  fazla bir sorun yaşamadan işi çözmeyi başardık.

Bu arada camiamızın içindeki bazı arkadaşlarımızın rakiplerimizin zayıf olduğunu ileri sürerek bu başarıyı küçümsediği de bir gerçek. Haklı tarafları var. Gerçekten Tongeren’ de, iki Alman takımı da kadrolarında bazı iyi oyuncular olmasına karşın üst düzeyde ekipler değiller.

Ancak her şeye karşın bunun Avrupa’ nın bir kupası olduğu unutulmamalı. Ayrıca 4’ lü Finale kalan takımların ülkelerinin, gelecek sezon Avrupa Şampiyonlar Ligi’ ne temsilci gönderme hakkını elde ettikleri gerçeği de göz ardı edilmemeli. Yani bu Avrupa’ nın en iyi organizasyonuna giden önemli bir basamak ve yol. Bu da gösteriyor ki  Top Teams’ ı önemsememiz gerekiyor.

Evet dostlar. İster beğenin, isterseniz rakipleri zayıf bulun, sonuçta Güneş Sigorta Ulusal Takımımızdan sonra ülke gündemine voleybolu bir kez daha sokmayı başardı. Gazetelerde, televizyonlarda, spor kamuoyunda branşımız ve kızlarımız günlerce konuşulacak. Bu bile bizler için çok önemli. Onun için bu başarıda emeği geçen herkesi tüm kalbimle kutluyorum ve hepsine teşekkür ediyorum.

Kazanılan bir başarının ardından genelde pek konuşulmaz. Yaşanan güzelliklerin keyfini çıkarmanın yolları aranır. Yani bir çok şey göz ardı edilir. Bu kez bende böyle yapmak istiyorum. Güneş Sigorta Antrenörü Buzayev’ i sistemi yüzünden çok eleştirdim, ayni şeyleri tekrarlamanın bir anlamı yok. Beğenmesek de, sistemini doğru bulmasak da sonuçta bize bir Avrupa Kupası getirdi. Onun için Buzayev’ i de kutlamak ve teşekkür etmek bizim görevimiz.

(Yanlış anlaşılmasın yaptığım eleştirilerin hala arkasındayım. Bunun sıkıntılarını Tongeren ve Aliud Pharma karşılaşmalarında yaşadık ama kazandığımız için göze batmadı)

Neyse, gelelim sizlerinde yakından izlediğiniz iki maçımıza;

4’ lü Final’ in ilk günü açılışı iki Alman takımı yaptı. Alman Ligi’ nde birinci sırada bulunan ULM Aliud Pharma, pasörsüz yakaladığı USC Münster’ i yenerek finale yükseldi. (Sezona Alman ekibi 3 pasörle başlamış ve bunlardan ikisine de Avrupa Lisansı çıkarmış. Ancak bu iki pasörü de kısa aralıklarla sakatlanmış. 3. pasörlerinin de Avrupa lisansı olmadığı için Bursa’ya getirmemişler.Böyle olunca pasörlüğe en yatkın oyuncuyu sahaya sürmek zorunda kaldılar. Bu da hatırlayacaksınız, Ulusal Takımda her set servis atmak için oyuna alınan Dumbler. Tabii böyle bir oyuncunun pasörlük yapması Münster’ in tüm düzenini de alt üst etti. Yoksa kadrosunda Alman Ulusal Takımın kozlarından Bouagaa, yine Hollanda Ulusal Takım oyuncuları  Stalens, Wensink, libero Van Tienen ve Amerikalı Slacaninli Münster bu kadar çaresiz durumlara düşmezdi)

Bu karşılaşmadan sonra sahaya takımız çıktı. Tabii ki yer yerinden oynadı. Seyircinin büyük desteği, oyuncularımızın stresinin daha da artmasına yol açtı. Ancak bu olumsuzluğa karşın maça çok iyi başladık. Yüksek tempo, Elif’ in Aysun’ u iyi kullanması, smaçörlerin rahat hücum etmesiyle sayılar geldi ve önce 8-3, sonra da 12-7, 14-9 öne geçtik. Tongeren’ in 4 numaralı oyuncusu Mouha’ nın etkili olmayan ama Olga ve Necla’ yı manşet hatalarına zorlayan servislerine, Lena’ nın top öldürememesi de eklenince fark kapanmaya başladı. Bu arada bloktan yansıyan topları 1959 doğumlu (45 yaşında) pasörleri Polonya asıllı Sliwinska, 4’ deki kendisi gibi  Polonya asıllı Fransız Szewczyk’ e atmaya başladı. Bu oyuncunun 2’ de blok yapan Tanya ile anten arasından 1-5 arasına vurduğu toplara engel olamayınca da sayı farkı 1’ e düştü: 14-13. Ama bu krizi çabuk aşan takımımız üst üste iki sayı alarak ikinci teknik molaya 16-13 girdi. Bu 3 sayılık fark tekrar rahatlamamızı sağlayınca, tempomuz yükseldi. Böyle olunca da rakibine oranla silahları daha çok olan takımımız sayıları 20-13 yaptı. Bu arada biraz sallanır gibi olduk: 20-17. Topu öldüren Neslihan servise geldi: 21-17. Sonra set bitiverdi: 25-17.

İkinci sete de iyi girdik: 4-1. 5-3. Birden işler tersine dönmeye başladı. Atılan etkili servisler bizi zorlarken ilk teknik molaya 7-8 girildi ve 8-8 oldu. Sonra sanki bir kabus yaşamaya başladık. Bu arada ön pozisyonumuz Elif (2), Tanya (3), Lena (4) şeklindeydi. Rakibin etkili servisleri Olga ve Necla’ yı zorlarken, özellikle Lena bir türlü topu öldüremedi. Bloklardan seken topları çabuk hücuma dönüştüren Tongeren’ in 45’ lik pasörü, ortada kalan Elif’ in 2’ deki Tanya ve 4’ deki Lena’ ya blok yardımına gidememesini de iyi değerlendirerek smaçörleri yatık toplarla köşelerden çaprazlara hücum ettirdi. Top öldürememek, blok ve defans yapamamak bize 6 sayıya patladı: 8-14. Sonunda Elif  bir blok yaptı da hem pozisyon döndü, hem de bir nefes aldık: 9-14. Ama servise karşı devam eden manşet sorunu, Elif’ in fileye yakın topları, smaçörlerin ölmeyen atakları derken tekrar dağıldık: 14-25.

İkinci setin başlarında Tongeren’ in servisleri yine sıkıntılar yaratsa da, bu kez Neslihan, Aysun ve onlara ayak uyduran Tanya’ nın katkısıyla top öldürmekte fazla zorlanmadık. Böyle olunca da  8-7 den sonra oyunun kontrolünü tekrar elimize geçirdik. Bu arada Necla’ nın defanstan çıkardığı toplar, Elif’ in düzelen pasları, yavaş yavaş arayı açmamızı sağladı: 12-8, 16-9, 18-10, 22-12 ve set: 25-14.

3. sette Tongeren’ in direnci 15-15’ den sonra kırıldı. 3 sayılık farkı yakalayan takımımız (20-17) seyircinin de desteğiyle seti 25-22 alarak finale yükseldi.

Bu maçta ilgimi çeken en önemli şey, Neslihan’ ın 3’ e geldiğinde eğer rakip smaç servis atıyorsa manşet almak için 5’ e açılması ve Lena ile Tanya’ nın yerine giren Necla’ ya yardım etmesiydi. (Bu pozisyonda rakipler Neslihan’ı çözemediler. Çünkü gerek Lena’ nın, gerekse Necla’ nın manşet hataları yapmaları onların servisleri bu ikiliye yönlendirmesini sağladı. Yoksa servisleri Neslihan’ a yıksalardı mutlaka sorunlar yaşardık. Çünkü bu oyuncumuzun topla buluştuktan sonra 4’ den atağa gelmesi gerekecekti. Bu da sıkıntı yaratabilirdi. Rakibin bloklarına şans doğabilirdi. Basın toplantısında bunu sorduğumda, “ Son maçlarda biz bunu yapıyoruz ve bir sorunla karşılaşmadık” dediler. Ayrıca Buzayev, Neslihan’ ın manşetinin iyi olduğunu söyledi. Ancak Güneş’ in ligdeki son iki karşılaşmasının Numune ve Kolejliler olması nedeniyle bu yanıt beni tatmin etmedi. Daha ciddi bir rakip ile oynadıklarında bunu daha net olarak görme fırsatımız olacak.)   

Pazar günkü final mücadelesi öncesi içimiz rahattı. Çünkü takımımızın Aliud Pharma’ yı yeneceğine inanıyorduk. Tek sıkıntımız Ulusal Takımımızın hem Ankara da, hem de Bakü de yaşadığı “Final Sendromu”nun bir benzeri ile karşılaşıp, karşılaşmayacağımızdı. İşte buna  yanıt veremiyorduk.

Ekibimizin mücadeleye ilk gündeki gibi stres nedeniyle tutuk başlaması içimizi sıkmaya başladı. Kaçan servisler, ölmeyen toplara karşın yine de ilk teknik molaya 8-7 önde girdik ve sayıları 9-7 yaptık. Ama buna rağmen işler istediğimiz gibi gitmiyordu. 8 numaralı oyuncu Blom’ un  smaç servisleri, yapılan hatalarla önce sayılar 9-11 (4 sayı üst üste verdik) oldu. Ardından da 13-15. Yakalamak için gösterdiğimiz çaba, sonunda semeresini verdi ve ikinci teknik molaya da 16-15 girdik. Farkı kapatmanın moraliyle tempomuz yükseldi. Bu arada ilk karşılaşmanın 1. setinde olduğu gibi tekrar Neslihan ortaya çıktı. Önce bir top öldürdü. Sonra da smaç servisleriyle rakibi çökertip sayıları 22-16 yaptı. Bu avantajı sürdüren takımımız seti 25-19 aldı.

1-0 öne geçmenin moraliyle daha da iyi oynamaya başlayan ekibimiz 6-2, 8-4 ve 10-5 öne geçti. Bir anlık durgunluk, Almanların farkı azaltması bir şeyi değiştirmedi. Elif’ in etkili servisleri, Tanya-Aysun ikilisinin blokları, defans ve hücumdaki başarıyla bütünleşince ikinci teknik molaya 16-8 gibi bir farkla girdik. Ardından sayıları 20-8 yaptık. Seti de 25-15 aldık.

Artık şampiyonluğa uzanabilmek için bir sete ihtiyacımız vardı. Pharma ise son şansını kullanmak zorundaydı. Böyle olunca biz kaçtık onlar kovaladı: 8-4, 8-8. 12-9, 12-11. 16-12, 20-17, 20-19. 23-23 ve 23-24. “Ne oluyor? Maç riske mi giriyor?” derken, Tanya eşitliği getirdi: 24-24. Servise gelen Tanya’ nın etkili servisini Alman takımı sayıya dönüştüremedi. Bloktan seken topu defansımız çıkardı ve sonra Neslihan gibi bir koza sahip olmanın faydasını bir kez daha gördük. 2’ den vurdu sayı: 25-24. Tanya’ nın ikinci servisi, ortadan plase attılar, çıkardık. Elif Neslihan’ a attı, bloktan döndü, Elif bir kez daha Neslihan’ a onun 5’ e plasesi: 26-24 ve 3-0.

Sonrasını anlatmaya gerek yok. İnanılmaz bir coşku ve sevinç.

İşte bir şampiyonluğun 2 günlük öyküsü böyle.

Çok başarılı bir organizasyon, camiamızı mutlu eden çok güzel bir sonuç ve tekrar tebrikler 18 yıl önce, yani 1986 yılında voleybola merhaba diyen Güneş Sigorta.

O günden bu yana defalarca Avrupa Kupaları’ nda mücadele eden, iki kez CEV Kupası’ nda 4’ lü Final oynamayı başaran  ama 1 üçüncülük, 1 dördüncülükten öteye gidemeyen takımımızın bu kez hedefi vurması hem onlar, hem de camiamız açısından büyük önem taşıyor. Çünkü bu sonuçla Vakıfbank Güneş Sigorta, Avrupa Kupaları’ nda 1967 yılında başlayan ve toplam 35 kez finallerde mücadele eden takımlarımızın içinde Eczacıbaşı ile birlikte ülkemize Avrupa Şampiyonluğu sevincini yaşatan ikinci kulübümüz oldu. Hatırlanacağı gibi Eczacıbaşı tam 5 yıl önce (13-14 Mart 1999’ da ) yine Bursa da Kupa Galipleri Kupası’ nı kazanmıştı.

Böylece takım sporlarında Voleybol, Avrupa Şampiyonluğu mutluluğunu ikinci kez yaşayan branş olarak tarihe geçerken basketbol ve futbolu da geride bırakmış oldu.

Eh, daha ne olsun?

Bu haftaki yazımda bu güzel olaydan başka bir şeye değinmek istemiyorum. Çünkü bunun keyfini yaşamak istiyorum

Hoşça ve sevgiyle kalın.

 

 

A  L  E  V     A  N  A  K  Ö  K