İYİ VE KÖTÜ

 

Günlük yaşamımızda sık sık karşılaştığımız bir soru vardır. Biri size gelir ve "sana iki haberim var. Biri iyi, biri de kötü. Hangisini önce söyleyeyim?" Der. Bunun üzerine önce kısa bir süre düşünürsünüz ve birini seçersiniz. Ben böyle bir soruyla karşılaştığımda önce kötü haberi duymak isterim. Çünkü sonradan duyacağım iyi haberin, kötünün izlerini sileceğini düşünürüm. Bu hafta yazımın başına oturduğumda kendime bu soruyu sordum ve her zaman tercih ettiğim gibi kötüden başlamaya karar verdim.

 

Peki neydi bu iyi olmayan haber;

Tabii ki çok güvendiğimiz Eczacıbaşı' nın Çarşamba günü Avrupa Şampiyonlar Ligi' ne veda etmesiydi. Takımımızın Azerrail Bakü karşısında aldığı yenilgi tüm camiamız gibi bana da büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı yaşattı.

Çünkü belki de son yılların en iyi kadrosunu kuran, çok kaliteli ve yedeği bol bir ekip oluşturan Eczacıbaşı' nın, Şampiyonlar Ligi' nde final oynayacağına inanmıştım. Gerçi bu güne kadar gerek ligde, gerekse Avrupa Kupası' nda ki maçlarında iyi bir görüntü vermemişti ama bizler bunu hep oyuncularımızın Ulusal Takımın yoğun programları nedeniyle bir araya gelememelerine ve bu yüzden iyi hazırlanamadıklarına bağlıyorduk. Hep bir beklenti içindeydik. “En kısa zamanda toparlanacaklar ve gerçek güçlerini artık ortaya koyacaklar” diyorduk. Bu hoşgörü Azerrail ile oynadıkları maçlara kadar da sürdü.

Ne var ki Bakü de ortaya konan oyun ve alınan sonuç hala beklentilerimize cevap verecek nitelik de değildi. Sonra umutlarımızı Azerrail ile İstanbul da oynayacağımız rövanşa bıraktık. Ya her şey iyi olacaktı, ya da kötü. Bunun ortası yoktu. Yani bu maç Eczacıbaşı için son şanstı. Ama olmadı. Takımımız bir kez daha beklentilerimizin uzağında bir sonuç aldı ve son yıllarda özelikle futbolda kullanılan "Annemizin Ligi"ne döndü.

 

Turu kaybettikten sonra bir çok kişi günlerce takımımızın çok kötü oynadığını söyleyip durdu. Aslında ben özellikle ilk iki sette, hatta 3. setin de ortalarına kadar kızlarımızın çok iyi oynadıklarını ve çok iyi mücadele ettiklerini düşünüyorum. Ancak takım oyunu oynamak yerine, oyuncularımızın ferdi yetenekleriyle sonuca gitmek istememiz, yani yanlış sistemin bizi hedeften saptırdığına inanıyorum.

Peki neydi bizi yanlışlığa iten sistem?

Öncelikle yukarıda da değindim gibi ferdi başarılarla sonuca gitme yanlışlığına düşmemizdi. Teknik Direktörümüz Jelic bu düşünceden bir türlü kendini ve takımı soyutlayamadı. Özellikle kızı Barbara' nın her kilidi açacağını düşündü. Tek bir starın tüm maçları kazandırabileceğine emindi. Ama bu devri geçmiş Rus Sistemi' nin artık tarihe karışmak üzere olduğunu bir türlü kabullenemedi. Avrupa da bir çok ülkenin ve ekibin benimsediği "Voleybol da başarı takım oyunundan geçer" gerçeğini göremedi. “Orta oyuncuların görevi sadece blok yapmaktır, Onlar gerekmedikçe hücum yapmazlar” inadından sıyrılamadı. Türkiye de bu sistem ve düşünce Eczacıbaşı' nı hedefe rahatlıkla götürebilirdi (Kaldı ki ligdeki tek rakibi Güneş Sigorta karşısında bile bu kadro ile zorlandı) ama Avrupa da işlerin bu kadar kolay olmayacağını göremedi. Gerçi Güneş ve Perugia maçları bunun sinyallerini verdi. Alamadı. Buna karşın şans bize gülüp Çeyrek Finale çıkınca her şey unutuldu, sıkıntılar göz ardı edildi. Hatırlarsanız takımımızın oynadığı önemli karşılaşmalardan sonra bu sütunlarda bazı servis karşılamadaki bekleyiş hatalarına değindim. Bunların bize sorunlar yaratabileceğini örneklerle verdim. Bunları yaparken hiç bir zaman "Ben daha iyi biliyorum, size akıl veriyorum" düşüncesinde olmadım. Amacım hedefe gidecek yoldaki Eczacıbaşı' nın daha sonradan karşılaşabileceği sorunlara önlemler alınması, en azından kafalarda “Bu adam ne diyor?” sorusunun oluşmasını sağlamaktı. Ama olmadı. Ayni yanlışlıklara devam edildi ve sonuç da ortada.

İşte yabancı antrenörlerin "En iyiyi ben bilirim, benim yaptığım en iyisidir" düşüncesinde ısrarlarının bize ve ülkemize kaybettirdiği. Ben Türkiye de çok az yabancı antrenörün maçlarda pratik zekalarına şahit oldum. İşler iyi gitmediği zaman, hemen değişik alternatifler üreten, B, C planlarına  geçen özelikle bayanlarda Eczacıbaşı' nı kupanın dışına iten Azerrail antrenörü Faik Garayev ile son yıllarını saymazsak Niemczyk iki örnek olabilir.

 

Bugün ne Eczacıbaşı' nın sorumluluğunu yüklenen Jelic, ne de Güneş Sigorta' nın antrenörü  Buzavey oyuna anında müdahale  edebilen, değişik planları olan teknik adamlar değiller. Onlar planlarını maç öncesi yapıyorlar ve oyuncularına bunu empoze ediyorlar. İşler iyi giderse sorun yok. Ama mücadele istenildiği gibi gitmiyorsa o zaman oyunu çevirmeye büyük bir katkıları olmuyor. En fazla görevini yapmadığını düşündükleri oyuncunun yerine bir kaç pozisyon için bir başkasını sahaya sürüyorlar veya sete başlangıç pozisyonunda bir, iki tur ileri-geri oynuyorlar. Hepsi bu. Ne B, ne C, ne de  D planları yok. Maçın gidişini tamamen oyuncuların ferdi becerilerine bırakıyorlar. Oyun içinde sistem değişikliği, taktik yerleşimler gibi bir arayışın içine giremiyorlar. İşte bunun son örneğini iki Azerrail karşılaşmasında yaşadık. Jelic' in suskunluğu sonucunda (Gerçi son maçta uzun zamandır unuttuğu İzolda' yı hatırladı) Eczacıbaşı' nın ve ülke voleybolunun kazanabileceği büyük prestiji sokağa attık. Şimdi Avrupa heyecanını yitiren takımımız lig şampiyonluğunu kazansa ne yazar. Bu sonuç Jelic' den başka kimi mutlu eder?

Neyse bu konuya son verelim. Sadece sizlerle biraz dertleşmek istedim. Hepsi o.   

Yazımın bir yerinde dediğim gibi Azerrail karşısında Eczacıbaşı' nın ilk iki set ortaya koyduğu oyun ve mücadeleyi ben beğendim.  Aslında bunda Bakü' nün de etkisi vardı.

İlk iki seti şöyle bir hatırlayın. 2 takımında kazanma isteği, oyuncuların tüm güçlerini sahaya yansıtmaları, bazen etkili, bazen taktik servisler, hücumlar, bloklar, defanstan çıkan toplar yani voleybol adına ne ararsanız vardı. Bu güzel, kaliteli, heyecanı yüksek, seyretmesi keyifli mücadele setlerin başından sonuna kadar sürdü. Azerrail' in takım oyununa, her oyuncunun her an oyun içinde oluşuna karşın, biz yine sonuca Barbara ile gitmeye çalıştık. (İlk sette ekibimiz 31 atak yaptı, bunların 15' i Barbara' dan, 6' sı Natalia' dan, diğer 9 hücumu 3' er topla Radostina, Özlem, Çiğdem paylaştı) Ama Faik Garaev' in tüm planlarını Barbara' yı durdurmak üstüne yaptığını göremedik ve onda ısrarcı olduk. Bu bizi sıkıntıya sokarken, Garayev' in işi kolaylaştı. (Barbara öne geldiğinde karşısında hep Azerrail' in iki uzunu İnessa 1.90, Natalya Mammadova 1.92 vardı. Buna karşın bu set 15 toptan 9' unu öldürmeyi başardı. Ama tabii ki bu performansın tüm karşılaşma boyunca sürmesi olası değildi. Nitekim de maç bittiğinde toplam 66 atak yapan bu oyuncunun aldığı sayı 29 da kaldı. Yüzdesi 44. Bir Takımın 129 hücumundan 66' sını yapan yani % 50' den fazla hücum topu olan bir oyuncu eğer % 44 ile oynuyorsa zaten maçı kazanamazsınız.) Bu tabii ki Barbara' nın suçu değildi. Başka hücum alternatifleri üretmemek ve tüm karşılaşmanın yükünü üstelik de rakibin tüm önlemlerini aldığı bir oyuncuya yüklemek pek doğru bir yöntem, sistem olmasa gerek.

Barbara 66 top alırken, Radostina 18, Natalia 14, Özlem 12, Çiğdem 7, Gökçen 5 kez topla buluştu. Yani toplam 129 ataktan 66’sını Barbara kullanırken, 63 hücum diğer oyunculara dağıldı)

İlk seti Barbara' nın sayıları, Özlem' in blokları ve Bahar' ın rakibin hücum planlarını aksatan servisleriyle (Bahar iki defa servisleriyle setin kopmasını engelledi. 5-9 da servise geldi. 9-9 yaptı, 18-21 de geldi 23-21 oldu. Gerçi direkt sayı alamadık ama her servis rakibin  rahat hücum yapmasını engelledi ve bize avantaj toplar sağladı) 25-23 aldıktan sonra, ikinci sette de bu güzel, başa baş, dişe diş mücadele sürdü. Ama kozlarını bizden daha iyi ve akıllı kullanan Azerrail önce19-22, sonra da 21-24 öne geçmeyi başardı. Bu 3 sayılık farka karşın mücadeleyi bırakmadık.

Seti kaybetmemek için gösterdiğimiz büyük çaba, sonunda semeresini verdi ve sayıları eşitledik: 24-24.  Bir şeyler oluyor derken, Alla’ yı file üstünde bloklarımızla durduramadık: 24-25.  Servise gelen Alla, Natalia’ ya attı. Bu oyuncunun kötü manşeti filenin üstüne yönlendi. Bahar pas atma şansı olmayan bu topu içeri yolladı. Bakülü oyuncular bu avantaj topu iyi kullandılar: 24-26.

3. set başlarken hesaplarda başladı. Artık maçı 3-1 kazanmamızın yanında toplam 10 sayı da fark yapmamız gerekiyordu. Yani setlerin en fazla 25-20 bitmesi şarttı.

Bu olumsuzluğa karşın mücadeleyi sürdürdük. Ne var ki bir türlü üstünlüğü ele geçiremedik.

Sadece Barbara’ nın ataklarına bel bağladık. Bizim bu tek kişilik çabamıza karşın Azerrail takım oyunundan örnekler vererek bu seti de 16-16’ dan sonra kopararak 21-25 aldı.

Artık turu kaybetmiştik. Bundan sonrasının hiç bir önemi yoktu. Sonra 4. seti 23-25 verdik ve maçta 1-3 bitti.

 

Geçtiğimiz haftaki yazımda “Bakü’ deki karşılaşmanın istatistik bilgilerini vermeyeceğim. Çünkü smaçörlerimizin  bir daha bu kadar az bir yüzdeyle oynayacaklarına inanmıyorum” demiştim. Bu kez hücumda Bakü’ deki maçın üstüne çıktık ama sadece bir puan. Yani orada % 41 ile oynamıştık, rövanşdaki yüzdemiz bu kez % 42 oldu. Bu da galibiyete yetmezdi. Nitekim de yetmedi.

 

Kısaca diğer yüzdeleri de vereyim, karşılaştırması da sizden olsun.

 

SERVİS (Bakü):  88 servis attık. 7 hata yaptık. 6 sayı aldık.

(İstanbul): 95 servis attık. 9 hata, 6 sayı

 

SERVİSE KARŞI MANŞET (Bakü): 85 kez topla buluştuk. 15 hata yaptık

(İstanbul): Topla buluşma 87. 11 hata, yüzdesi 53. Exc: 46.

 

HÜCUM (Bakü): 115. 22 hata, 47 sayı, yüzdesi 41

(İstanbul): 129. 11 hata, 54 sayı, yüzdesi 42.

 

Takımın starı Barbara’ nın atak istatistikleri ise şöyle:

Bakü: 50 top almış, 20’ si ölmüş, yüzdesi 40.

İstanbul: 66 top atılmış. 29’ unu sayıya dönüştürmüş, yüzdesi 44.

 

Bir küçük not:

İstanbul da Özlem, 12 top almış, 6’ sını öldürmüş, yüzdesi 50.

Çiğdem 7 kez topla buluşmuş, 4’ ünü sayı yapmış, yüzdesi 57.

Acaba takımımız ortadan daha çok oynasaydı daha mı iyi olurdu? Sorusunun yanıtını size bırakıyorum.  

 

GÜNEŞ SİGORTA VE 4’ LÜ FİNAL

 

Bu sezon 4 bayan, 3 erkek toplam 7 takımla mücadele ettiğimiz Avrupa serüvenimizde Eczacıbaşı’ nın da elenmesiyle sahnede sadece Vakıfbank Güneş Sigorta kaldı. 

Top Teams Kupası’ nda ülkemizi temsil eden Güneş Sigorta hafta sonu Bursa da 2 Alman, 1 Belçika ekibinden sıyrılarak kupayı kaldırmayı hedefliyor.

Şu anda her şey lehimize görünüyor. Hemen hemen tamamlanan organizasyonda artık tüm ipler ekibimizin antrenörü Buzayev’in elinde.

Eğer, rakipleri iyi inceleyip, planlarını iyi yapmışsa, Dünya Starları arasına girmiş Neslihan, Aysun gibi kozlarını iyi  kullanabilirse  Güneş Sigorta’ nın kupayı kaldırmaması için hiç bir sebep yok. Çok büyük bir şansızlık yaşanmaz ise, tribünleri tıklım tıklım dolduracak seyirci de, televizyonları başında maçları izleyen sporseverler de, bu güzel ve büyük başarının sevincini hep beraber yaşayacaklar. Ben buna inanıyorum.

İşte bu da yazımın başlığındaki iyi haber olacaktır.

Bir küçük notla bu konuyu tamamlayayım.

Avrupa Kupaları’ nda bir çok kez mücadele eden Güneş Sigorta 3. defa  4’ lü Final’ e kaldı.

1998’ de Buzayev ile CEV Kupası’ nda 4’ lü Finale yükselen Güneş, Fransa da 4. oldu.

2000 yılında yine CEV’ de Buzayev ile finale çıkan takımımız İtalya’ nın Reggio Calabria kentinde üçüncülüğü yakaladı.

Şimdi yine Buzayev ile hedefe uzanan ekibimizin başarılarını bir adım daha yukarıya taşıyarak kupayı kaldırması en büyük dileğimiz.

(Yazımın sonunda 1967 yılından bu yana Avrupa Kupaları’nda dereceye uzanan takımlarımızın hangi yıllarda, hangi kupada, hangi antrenörle, hangi dereceleri aldığını gösteren bir tablo bulacaksınız. Eminim ki bu güzel arşiv bilgilerim hoşunuza gidecektir.)

 

LİGLER

 

Bu hafta Avrupa Kupası karşılaşmalarına kilitlendiğimiz için liglerden biraz uzak kaldık.

Geçtiğimiz  Çarşamba günü Eczacıbaşı–Azerrail maçına gitmeden önce Burhan Felek de Arçelik-Polis Akademisi karşılaşmasını izleyebildim. Kısaca yorumlamak gerekirse, çok güzel bir maç olduğunu düşünüyorum. İki takımda müsabakayı kazanmak için büyük bir çaba harcadılar. Sonunda gülen taraf ev sahibi Arçelik oldu. 

Cumartesi günü önce Beşiktaş-Kocaelispor karşılaşmasını seyrettim. Tatsız, tuzsuz bir maç oldu. Siyah-Beyazlılar 3-0 kazandı.

Öğleden sonra Eczacıbaşı’ na gittim. Kupa yorgunu, moralsiz Eczacıbaşı’ nın Yeşilyurt karşısında ne yapacağını merak ediyordum. Ama  beklenen tempodan, heyecandan uzak bir mücadeleye yaşandı. Rakibine oynama fırsatı tanımayan ev sahibi, Yeşilyurt’ un direncini daha ilk sette kırarak zorlanmadan sonuca gitmeyi bildi. Yeşilyurt son sette 22-17’ den sonra biraz dirilir gibi oldu. Manşet hatalarını azalttı, blok geçmeye başladı ve aradaki sayı farkını bir ara 2’ ye kadar düşürdü  (23-21) ama bu onların seti kazanmalarına yetmedi. Seti 25-23 alan Eczacıbaşı mücadeleden 3-0 galip çıktı.

Pazar günü bu kez Arçelik-İstanbul B. Belediyesi maçını izledim. Güzel bir karşılaşmaydı. Kalite pek yoktu ama heyecan ve çekişme hep vardı. Sonunda Arçelik’ in oyuncuları son sayılarda biraz daha becerili olunca mücadeleyi 3-0 kazandılar.

Pazar günü diğer şehirlerde oynanan karşılaşmalarda ilginç sonuçlar ortaya çıkmış. Halk Bankası 2-0 öne geçtiği maçta Bedulin’ i durduramayınca Ziraat Bankası’ na 2-3 yenilmiş. Bu sonuçla Ankara takımı yenilmezlik unvanını da yitirmiş oldu.

Bu arada Pazar Ankara ekipleri için kötü bir gün oldu. Önce Çankaya, Balıkesir DSİ’ ye 1-3, sonra Polis Akademisi, Tokat Belediye’ ye, ardından da SSK, Bursa Emniyet’ e ayni sonuçla 2-3 yenildiler. Arkas ise İzmir de Beşiktaş’ ın elinden 3-2 ile zor kurtuldu.

İşte geride kalan haftanın görünümü böyleydi. Tekrar buluşmak dileğiyle hoşçakalın.

 

 Alev ANAKÖK

     

AVRUPA KUPALARINDA TAKIMLARIMIZIN BAŞARILARI

YIL

   TAKIMLAR

 

   YER

 ŞAMPİYONANIN ADI

ANTRENÖR

 

 

DERECE

1967

Galatasaray (E)

 

İtalya

Şampiyon Kulüpler

Oral Yılmaz

 

 

4

1972

Galatasaray (E)

 

Fransa

Şampiyon Kulüpler

Oral Yılmaz

 

 

4

1978

B. Boronkay (E)

 

İsviçre

Şampiyon Kulüpler

Erdoğan Kobal

 

 

4

1978

Eczacıbaşı (E)

 

Hollanda

Kupa Galipleri Kup.

Cengiz Göllü

 

 

4

1980

Eczacıbaşı (B)

 

Çek Cumh.

Şampiyon Kulüpler

Cengiz Göllü

 

 

2

1980

Eczacıbaşı (E)

 

Ankara- Türkiye

Şampiyon Kulüpler

Cengiz Göllü

 

 

3

1980

Vinylex (E)

 

Atina- Yunanistan

Kupa Galipleri Kup.

Wellc Bucenzki

 

 

4

1982

Güney Sanayi (E)

 

Lahey- Hollanda

CEV Kupası

Kosta Shopov

 

 

4

1983

Güney Sanayi (E)

 

Liechtenstein

Kupa Galipleri Kup.

Kosta Shopov

 

 

4

1983

Eczacıbaşı (B)

 

Almanya

Şampiyon Kulüpler

Cengiz Göllü

 

 

2

1983

Ankara Pazarları (B) Almanya

CEV Kupası

Alev Anakök

 

 

4

1986

Arçelik (B)

 

İtalya

CEV Kupası

Nursal Bilgin

 

 

4

1988

Emlakbank (B)

 

Ankara- Türkiye

CEV Kupası

Mehmet Bedestenlioğlu

3

1991

Vakıfbank (B)

 

Ankara- Türkiye

CEV Kupası

Andrzej Niemczyk

 

 

3

1992

Vakıfbank (B)

 

İtalya

CEV Kupası

Andrzej Niemczyk

 

 

3

1992

Galatasaray (E)

 

İtalya

CEV Kupası

Enver Göçener

 

 

4

1993

Eczacıbaşı (B)

 

Ankara- Türkiye

CEV Kupası

Cengiz Göllü

 

 

2

1996

Emlakbank (B)

 

Ankara- Türkiye

CEV Kupası

Vladmir Buzayev

 

 

2

1997

Netaş (E)

 

Cenevre- İsviçre

CEV Kupası

Gennady Parchin

 

 

2

1997

Galatasaray (B)

 

İtalya

CEV Kupası

Mehmet Bedestenlioğlu

3

1998

Vakıfbank (B)

 

Dubrovnik- Yugoslavya

Şampiyon Kulüpler

Andrzej Niemczyk

 

 

2

1998

Beşiktaş (B)

 

Cannes- Fransa

Kupa Galipleri Kup.

Reşat Yazıcıoğulları

 

 

4

1998

Güneş Sigorta (B)

 

Mulhouse- Fransa

CEV Kupası

Vladmir Buzayev

 

 

4

1999

Vakıfbank (B)

 

Bergamo- İtalya

Şampiyon Kulüpler

Andrzej Niemczyk

 

 

2

1999

Eczacıbaşı (B)

 

Bursa- Türkiye

Kupa Galipleri Kup.

Gökhan Edman

 

 

1

1999

Arçelik (E)

 

İstanbul- Türkiye

Kupa Galipleri Kup.

Semih Oktay

 

 

4

2000

Eczacıbaşı (B)

 

Bursa- Türkiye

Şampiyon Kulüpler

Gökhan Edman

 

 

3

2000

Enka (B)

 

Perugia- İtalya

Kupa Galipleri Kup.

Deniz Esinduy

 

 

3

2000

Galatasaray (E)

 

Atina- Yunanistan

Kupa Galipleri Kup.

Jesus Savigne

 

 

4

2000

Güneş Sigorta (B)

 

Reggio Calabria- İtalya

CEV Kupası