ÖNCE 19-10, SONRA 16-8

 

Yukarıdaki başlık şampiyonlar Ligi’ nde ülkemizi temsil eden Eczacıbaşı’ nın önce İtalyan Perugia’ ya 19-10’ dan verdiği seti ve yine ayni kupanın çeyrek finalinde bu kez Azerrail Bakü’ ye 16-8’ den hediye ettiği seti ve maçı anlatıyor.

Evet, değerli voleybol dostları;

Takımımız Eczacıbaşı, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final ilk karşılaşmasını geçtiğimiz Çarşamba günü Bakü de Azerrail ile oynadı ve ne yazık ki mücadeleyi 3-1 kaybederek tur umutlarını yarın oynanacak rövanşa bıraktı.

Eczacıbaşı’ nın davetlisi olarak 6 gazeteci arkadaşımla birlikte Azerbaycan’ a gittik. Bakü’ ye uçarken rakibimizin gücünü bildiğimiz, antrenörünü ve oyuncularını iyi tanıdığımız için biraz endişeliydik. Ancak son yılların en güçlü kadrosunu kuran Eczacıbaşı’ na da güvenimiz tamdı.

Birbirlerinin özelliklerini çok iyi bilen iki takımın mücadelesinin ilk setine ev sahibi Azerrail çok iyi başladı. Bakülü oyuncular daha maçın başında taktik servisler atarak Bahar ile smaçörlerimiz arasındaki  pas düzenini bozdular. Bunun sonucunda da bloklardan yansıyan ataklarımızı en büyük özellikleri olan defanslarıyla toplayıp, çabuk hücumlarla “Ne oluyor?” demeye fırsat bırakmadan ilk teknik molaya 3-8 önde girdiler.

Bu şaşkınlığı üstümüzden çabuk attık. Manşetleri düzelttik, hücumlar sayı getirmeye başladı, biraz da Özlem ile blok yapınca aradaki sayı farkını azaltmayı başardık: 10-12.

Tam “Oyunda dengeyi kurduk, sete ortak olduk” derken yine setin başındaki hatalara döndük. Böyle olunca da ikinci teknik molaya 12-16 girdik.

Sonra hatalar devam etti. Onların servisleri bizi oyundan düşürürken, biz ne taktik, ne de etkili servisler atabildik. Rahatça manşet alan Azerrail, hızlı hücumlarla  sayı farkını 7’ ye çıkardı: 14-21. Biraz toparlanır gibi olsak de set  19-25 gitti.

İkinci setin başlarında Barbara’ nın smaç servislerinden gelen sayılarla 6-4 öne geçtik. İlk teknik molaya 8-7 önde girdik. Sonra da sayılar 10-8 oldu. Ama bir türlü istikrarı yakalamayı başaramayınca, bir onlar öne geçti, bir biz: 11-10, 11-13, 14-13, 14-15, 16-15 derken 17-17’ ye kadar geldik. Topu öldürdüler ve 18-17 oldu. Alla servise geldi. Attığı taktik servislerle yine manşetimizi bozmayı başardı. Bunun üzerine köşe oyuncular ya bloklarda kaldılar, ya da avuta vurdular: 17-22. (Üst üste 5 sayı verdik) Seti de 25-20 kaybettik

İçimize bir sıkıntı çöktü. Maç 3-0 bitecek duygusu yüreğimizi kapladı. İşte bu tedirginlik içinde 3. set başladı. 4-2 öne geçtik. 4-5 oldu. Sonra sanki birden silkinip üzerimizdeki ağırlığı atıverdik. Bu arada oyunun başından beri Alla’ ya ve Elena’ ya servis atan oyuncularımız ve buna göz yuman teknik kadromuz o ana kadar işi idare eden liberoValeria Korotenko’ nun manşetlerinin iyi olmadığını keşfettiler. Önce Bahar liberoyu servisleriyle kıstırdı. Azerrail de manşetler aksamaya başlayınca, yatık toplarla çabuk hücumlar bitti, köşelerden yüksek ataklar başladı. Bunun üzerine bloklarımız ortaya çıktı, defanstan çıkan topların kolay hücuma dönüşmesiyle de oyunun kontrolü elimize geçti. Artık üstünlük bizdeydi. 10-6, 13-8. Ama bir türlü hızlanıp kopamadık. Durarak oynamayı yeğledik. Yani rakibimizi hep bekledik: 13-11, 16-12, 20-16, 21-19 ve sonuçta seti aldık:25-21.

Rövanş için çok büyük bir önem taşıyan seti kazanmanın moraliyle oyuna yine hızlı başladık. Natalia’ nin servisleri, bloklar ve hücumlar derken ilk teknik molaya 8-5 girdik. 3 sayılık farkı yakalayan takımımız nihayet gerçek Eczacıbaşı gibi oynamaya başladı. Böyle olunca da zaten gücü belli olan Azerrail oyundan düştü:

12-6, 14-7 ve 16-8. İkinci teknik molaya girildiğinde hepimizin keyfi yerindeydi.. “Artık bu iş bitti” diye düşünmekten kendimizi alamıyorduk. Servisi attık, döndürdüler: 16-9. Servise Parkhomenko kardeşlerden ortadan oynayan Elena geldi. Bizim pozisyonumuz Natalia (4), Bahar (3), Çiğdem (2) şeklindeydi. Natalia 4’ den 4 metre civarına açılıyor, Bahar 3-4 arasında file dibinde duruyor, Çiğdem de hemen Bahar’ ın hizasında ama 3 metre üstünde bekliyordu. Çiğdem’ in hemen iki adım arkasında da libero Gülden manşetteydi.

Elena, Gülden’ e etkili bir servis attı. Manşet düzgün  çıktı. 3-4 arasında bekleyen Bahar buluştuğu topu Natalia’ ya attı. Bloktan sekti. Hızlı bir atak sayı: 16-10. Bir önceki servisin aynisi, Natalia öldüremedi, zor çıkan topu içeri attılar, tekrar hücum yaptık, yine ölmedi ama tekrar geldi, biz vurduk onlar çıkardı, onlar vurdu biz çıkardık derken top gitti-geldi ve sonunda sayı Bakü’ nün oldu: 16-11. Bu uzun süre oyunda kalan ve sonunda sayıya dönüşen top Azerrailli oyunculara güven tazelerken, maçtan umudunu kesen ve sakin sakin mücadeleyi izleyen seyirciyi de coşturdu. Bahar 6’ dan Barbara’ yı hücuma soktu olmadı, 4’ den Natalia vurdu ölmedi derken bir anda fark kapandı: 16-14.  Sonunda Natalia topu öldürdü, pozisyonu çevirdi ve sayıları 17-14 yaptı ama farkı kapatmayı başaran Bakü tekrar sete asılmaya başladı.

Burada biraz durarak bir parantez açalım:

Peki bu fark kapanırken biz takım olarak, kenar yönetim olarak ne yaptık?

Sadece bir mola kullandık. Rakibin hızını kesmek için oyuncu değişikliğine gidemedik.

Jelic, her halde yedeklere güvenmedi. Kimdi güvenmediği oyuncular: Mesude, İzolda, Sinem, Gökçen ve pasör Aylin. Bugün ligdeki hangi takıma gitseler oynayabilirler. Peki ne yapmalıydık?

Öncelikle eğer oyuncu değiştirmeyi düşünmüyorsak 2’ den oynayan Çiğdem’ i 3’ e getirmek yerine 2’ ye açabilirdik. Böylece Çiğdem’ in 2’ ye açılmasıyla rakip blokları 2 ve 3 de toplanıp hem 4’ deki Natalia’ yı, hem de 6’ dan hücum eden Barbara’ yı bu kadar dar bir alanda kilitleyemezlerdi. Çiğdem’ in hücumunu kontrol etmek için O’ nun bölgesine gidecek bir oyuncu, gerek Barbara’ nın 6’ dan yaptığı ataklarda tekli blokta kalmasına yol açacak, gerekse  Azerrail ikili bloğu Natalia’ nın karşısına çabuk yerleşemeyeceği için açık verecekti. Ayrıca blokların birbirinden uzaklaşmasıyla defans oyuncusu da geniş bir alanı savunmak zorunda kalacağından hata yapma oranı fazlalaşacaktı. Yani, bekleme pozisyonundaki bir küçük oynama bile, büyük bir olasılıkla rakibin aradaki 8 sayılık farkı kapatmasına  engel olacaktı.

Başka ne yapılabilirdi?

Bahar’ ı çıkarıp bir smaçör daha öne konur, Aylin bir pozisyon pasör kaçırılabilirdi.

Başka; 

2’ den atak yapamayacağı düşünülen ve bu nedenle o bölgeye gönderilemeyen Çiğdem’ in yerine bir köşe oyuncusu sokulup ondan yararlanılabilirdi. (Kaldı ki Çiğdem

2’ den de top öldürebilecek bir tekniğe sahipti. Ayrıca 2 yerine Bahar’ ın arkasından bombe topa vurabilir, plase atabilir, kısaca hücuma sokulup bir şans denenebilirdi)            

Başka;

Radostina, (Gerçi servisler O’ na atılmadığı için bir hatası yoktu) İzolda ile değiştirilip en azından bu giriş çıkışlarla iki kez oyun kesilebilirdi. Belki de bu değişlik Elena’ nın servis hatası yapmasına, servisi yumuşatmasına veya servis hedefini değiştirmesine yol açabilirdi.

Bunlara başka alternatifler de eklenebilir. Yani çeşitli çareler aranabilirdi. Ancak hiç bir arayışa gidilmedi (Bunun bir örneğini daha önce Perugia karşılaşmasında da yaşamıştık. Gerçi o başka bir bekleyiş pozisyonda başımıza gelmişti. O maçta da oyuna müdahale edememiştik. Bu kez de aranın kapanmasına engel olamadık.)

Nerede kaldık?

Natalia ile pozisyonu çevirdik: 17-14. Sonra 18-15 oldu. Ama coşan seyircinin adeta arkadan ittiği Azerrailli oyuncular tekrar bizi servisleriyle kıstırdılar. Ölmeyen toplar ve hatalar derken 18-19 geri düştük. Bu moral bozucu duruma karşın oyunu bırakmadık: 21-20. Atakları sayıya dönüştü: 21-21. Pasör Oksana Parkhomenko servise geldi. (Bu oyuncu servise her geldiğinde bize problem oldu. Gerçi toplam iki direkt sayı takımına kazandırdı ama attığı servislerin çoğunda bize hücum zorluğu yaşattı) direkt bir sayı: 21-22. İkinci servisi yine etkili hücum yapamadık. İçeri atılan topu çabuk oynayıp öldürdüler: 21-23. 3. servis kaçtı: 22-23. Barbara’ nın smaç servisi etkili, rahat atak yapamadılar ve  plase attılar. Çıkardık. Top 2 ile 3 arasına yükseldi. Bahar’ ın yerine oyuna giren Mesude, takımın sistemine göre pasör oyunda olmadığı zaman bu tür topları yani ikinci pasları  orta oyuncu kullanacak düşüncesiyle 2’ ye açıldı. Oysa Çiğdem toptan uzaktaydı ve yetişmesi zordu. Böyle olunca da top tüm şaşkın ve çaresiz bakışlar arasında yere düşüverdi: 22-24.        

Bu hataya karşın servisi çevirdik ve sayıyı aldık: 23-24. Ama bu bizim seti almamıza yetmedi ve 23-25 ile karşılaşmayı 1-3 kaybettik. (Mücadelenin istatistik bilgilerini vermeyeceğim. Çünkü smaçörlerimizin bir daha bu kadar az bir yüzdeyle oynayacaklarına inanmıyorum) 

İşte  maçın elimizden kaçışının öyküsü buydu. Eğer takımımız 16-8’ den seti vermese, oyundan düşmüş, seyircisi susmuş Azerrail karşısında mücadeleyi büyük bir olasılıkla 3-2 kazanacaktık. Bu sonuçla rövanş da stresten uzak olacağımız için de turu geçip 4’ lü Final’ e adımızı yazdıracaktık.

Olmadı.

Ama bu her şeyin bittiği, turu kaybettik anlamını da taşımaz. Bu tür ikili maçlarda deplasmanda alınan her set rövanş için ev sahibini avantajlı kılar. Takımımız da bir set aldığına göre tura oldukça yakın. Üstelik de bu kez saha bizim, çizgi hakemleri bizim, (Doğal olarak orada bayraklar onlar için çalıştı, şimdi sıra  bizde) arkamızda seyirci desteği ve finale gideceğine inanan sporcularımız ve tabii ki bizler.

Vakıfbank Güneş Sigorta’ dan sonra güçlü kadrosuyla Eczacıbaşı’ nın da hedefe uzanacağına eminim. Böylece iki takımız birer hafta arayla bizleri 4’ lü Final’ in o güzel heyecanına ortak edecekler.

 

LİGLER

 

Bu hafta Bakü de olmam nedeniyle Çarşamba günkü maçları izleyemedim. Cumartesi günü de Eczacıbaşı-Şişli mücadelesine gidemedim. Sadece Pazar günü oynanan Galatasaray-İstanbul B. Belediyesi karşılaşmasını seyrettim.

İki ekibinde güçlerinin birbirlerine yakın olması ortaya zevkli bir mücadelenin çıkmasına yol açtı. Karşılaşmanın 5 set oynanması da bunun bir kanıtı. Ben maçtan keyif aldım. Ancak  bu güzel müsabakaya hakemler ne yazık ki gölge düşürdüler. İki takıma da hatalı kararlar vererek teknik adamların, sporcuların ve seyircilerin tepkisini çektiler.

Son zamanlarda hakemlerimize bir şeyler oldu. Daha önce çok iyi müsabakalar yönettiğini gördüğümüz hakemlerimizde ki bu düşüşün nedenlerini açıkçası merak ediyorum. Umarım işi hafife almıyorlardır. Formsuzluk geçicidir, kısa zamanda üst üste maçlar yöneterek tekrar eski duruma gelebilirler. Ancak sebepler başka ise, işte o zaman sorunlar büyür, çözümler zorlaşır.

Hafta sonunun kritik müsabakalarına gelince;

Lider Halk Bankası, Erdemirspor karşısında 2-0’ dan maçı 3-2 çevirmeyi başarmış. Anlatıldığına göre güzel ve seyirciyi keyiflendiren bir mücadele olmuş.

Ankara da sonucu merak edilen bir diğer karşılaşmada ise, Polis Akademisi formda olduğunu SSK’ yı 3-0 gibi net bir skorla geçerek gösterdi.  

Bu arada Arkas Saint Josep’ in İzmir’ de Tokat Belediye Plevnespor’ u 3-0 yenmesi de haftanın ilginç bir sonucuydu.

Bir diğer ilginç sonuçta yine Ankara dan geldi ve Çankaya Belediyesi, Beşiktaş’ ı 3-1 mağlup etmeyi başardı.

 

BAŞKAN’ IN DÜŞÜNCESİ

 

Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can, Cumartesi günü Haber Türk de Ebru Çıdal’ ın konuğu oldu.

Ebru sordu, başkan yanıtladı.

Program aydınlatıcıydı. Özellikle Ulusal Takımlarımızın geleceği ile ilgili  bilgileri birinci ağızdan öğrenmiş olduk.

Ancak başkanımız Can, Final Grubu’ nda mücadele edecek takım sayısının 4’ den 6’ ya çıkarılmasını isteyenlere biraz sert bir cevap verdi. Bunların içinde doğal olarak bende varım.

Finallerin  4 takımla oynanacağını üstüne basa basa söylerken “6 takımlı

Play-Off maçları Dünya’ nın neresinde var ki bazı kişiler bunu istiyorlar” dedi.

İşte Başkan Hüsnü Can ile anlaşamadığımız nokta da burada.

Öncelikle ligin sonunda 4 takımın lig usulü oynayacağı  karşılaşmaların adı sezon başında kulüplere gönderilen talimatnamede 2. Etap müsabakaları olarak geçiyor. Bizler, buna ikinci etap yerine 4’ lü Final Grubu diyoruz. Bunun da 4 yerine 6 takımla oynanmasının voleybolumuza daha yararlı olacağına inanıyoruz. Çünkü böylece ligde güçleri birbirine yakın 6 ekibin mücadelesinin daha çok ilgi çekeceğini, medya da daha uzun süre yer alacağını ve Ulusal Takımda forma giyecek oyuncuların daha çok kaliteli maç yapacağını vurguluyor, savunuyoruz. Yoksa 6 takımlı bir Play-Off olmayacağını bizde biliyoruz. Üstelik de bunun oynanış şeklinin de kolay olduğunu söylüyoruz. 3 gün maç, 1 gün dinlenme, 2 gün tekrar maç. (Bu günkü sistemden 3 gün fazla) Hepsi bu. Daha önceden ülkemizde bu sistem uygulanmıştı. Çok da güzel, kalitesi ve heyecanı yüksek maçlar oynanmıştı. Bende antrenör olarak bunu hem Çorlu Kültürspor ile, hem de Arçelik Bayan Takımıyla iki kez yaşadım. 

Bu bir düşünce, uygulanır, uygulanmaz bilemem. Sonuçta karar Federasyon Başkanı Prof Dr. Hüsnü Can ve O’ nun yönetim kurulunun. Ama bunu isteyenleri ve gündeme getirenleri destekledik diye bazı kişilere hizmet ettiğimizi öne sürmek açıkçası pek hoş olmadı. Gerçekten üzüldüm. Kaldı ki hiç bir tutar tarafı olmayan ligin büyük bir bölümünde takımları hedefsiz bırakan, ilk 4’ de mücadele etme şansını yakalayan ekiplerin uzun lig maratonunda elde ettiklerini bir anda silip, onları yarışa sıfırdan başlatan bir sistemin pek doğru olduğu da söylenemez. Ulusal Takımlarımızın önünü açacağını, onlara daha uzun bir zaman dilimi içinde ve daha iyi hazırlanma şansı tanıyacağına inandığımız için bu konuyu fazla gündeme getirmemeye çalıştık. Ulusal ekiplerimizin kaynağı olan ve yatırımlar yapan kulüplerimizin “6 ayda lig mi bitermiş?” sözlerine kulaklarımızı tıkadık. Onlara bu durumun geçici olduğunu, voleybolun yararı için herkesin fedekarlık yapması gerektiğini dilimiz döndüğünce söyleyip ikna etmeye çaba harcadık. Ama  ne yazık ki hak etmediğimizi düşündüğümüz bir suçlamayla karşı karşıya kaldık. Olsun. Bunda bir yanlış ve ayıp varsa bizim olsun diyerek yazıma noktayı koyayım.

Haftaya tekrar buluşmak dileğiyle, hoşçakalın.

 

 

A  L  E  V     A  N  A  K  Ö  K