ACOSTA’NIN VOLEYBOL ŞİRKETİ
Bu hafta sizlere Ulusal Bayan
Voleybol Takımımızın Azerbaycan’daki Avrupa Kıtası Olimpiyat Elemelerindeki
maçlarından söz edeceğim. Ancak önce voleybolu adeta şirketi gibi yöneten FIVB
Başkanı Ruben Acosta’ nın içimi yakan bazı icraatlarına değinmek istiyorum.
Daha önce bu sitede ve Cumhuriyet
Gazetesi’ nin Çarşamba günleri verdiği spor ilavesinde yazdığım bazı yazılarda
bu konuya zaman zaman yer vermiştim ama artık işin suyunun çıktığını düşünüyorum.
Hatırlarsanız forum köşesine yazı
yazan bir çok arkadaş da Olimpiyat Elemeleri statüleriyle ilgili sorular
yöneltiyorlardı. Ve bir türlü onlara sağlıklı yanıtlar veremiyorduk. Çünkü hep
bir değişiklikle karşı karşıya kalınıyordu ve bazen de bilinmezlik ön plana
çıkıyordu.
Öncelikle şunu belirtmekte yarar
var. Tüm branşlarda Olimpiyatlara katılmanın statüleri çok öncelerden
açıklanır. Yani ülkeler oraya katılmanın şartlarını çok önceden bilirler ve
bunlar olağanüstü koşullar oluşmadığı sürece de değişmez. Ancak bizim
voleybolun patronu Acosta, voleybolda adeta cirit atar ve işine ne gelirse,
kimden çıkarı varsa onu yapar. Bunları yaparken de kılıfını çok iyi hazırlar.
Biliyorsunuz Atina Olimpiyatları’
na katılmanın statüsü ilk başlarda yapılan açıklamaya göre şöyleydi:
Ev sahibi otomatik olarak
katılacak. Dünya Kupası’nda ilk 3 sırayı alan 3 ekip. Sonra 5 kıtanın
birincileri toplam 9 takım bu hakkı elde edecek. (Kıtalarda elemelere katılan takımların sayısı 4’ den az olmayacak.
Eğer az olursa FIVB bu elemeyi iptal
edip ya diğer kıta ile birleştirebilir, ya da bu ülkeleri FİVB sıralamasına
göre son elemelere alabilir) Sonra Japonya’ da FIVB sıralamasına göre davet edilecek 12
takım, 3 grupta kozlarını paylaşacak, sonuçta Olimpiyatlara gidecek son 3 ülke
daha belli olacaktı.
Acosta, bu açıklamadan uzun bir
süre sonra yeni bir karar aldı. Asya kıtası elemelerini iptal ederek son eleme
turnuvasına dahil etti ve buraya çağırılacak takım sayısını da bayanlarda
otomatikman düşürdü. Yani 4 Asya, 2 Avrupa, 1 Güney Amerika, 1 Kuzey Amerika
ülkesi olarak belirledi.
Bu arada Kuzey Amerika Kıta
Elemeleri’ nde Küba’ nın ardından ikinci olan Dominik Cumhuriyeti’ ni, 3
ülkenin katılmak için başvurduğu Güney Amerika Kıtası elemelerine yolladı.
Doğal olarak Dominik bu gruptan elini kolunu sallaya sallaya çıktı.
Aslında çok iyi hatırlayacaksınız,
Japonya’ daki Dünya Kupası’ na White card ile aldığı Dominik Cumhuriyeti’ nin
bazı oyuncuları doping yapmışlar, bunun sonucunda da bu ülke biri bizim
müsabaka olmak üzere iki karşılaşmada hükmen yenik ilan edilmiş ve puanları
silinmişti.
Başka branşlarda böyle bir olay
yaşansa, o ülke mutlaka belirlenen bir süre uluslararası yarışmalardan
uzaklaştırılırdı. Acosta’nın Dominik Cumhuriyeti bırakın cezayı adeta
ödüllendirildi.
Bu arada bir çoğunuzun bildiği gibi
bayanların Olimpiyat elemeleriyle erkeklerinki farklı.
Onlar da statü kısaca şöyle:
Ev sahibi ülke, Dünya Kupası’ nda
ilk 3 dereceyi alan ekipler. Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika, Güney Amerika Kıta
birincileri. Toplam 8 ülke.
Sonra (İşte değişiklik burada) FIVB sıralamasına göre Mayıs
ayında İspanya, Portekiz ve Japonya da son elemeler oynanacak. Ancak Asya
kıtası Elemeleri bayanlarda olduğu gibi Japonya grubu ile birleştirildi.
Görüyorsunuz erkeklerde elemeler
çok daha adil görünüyor. Ama bayanlar da Avrupa takımlarını yok etmek için
Acosta ve grubu her yolu deniyorlar. Düşünün son elemelerde Asya dan Japonya,
Kore, Tayland, Çin Taipei (Tayvan Çin Cumhuriyeti’ nin
başkenti), Rusya, İtalya, Güney Amerika dan
Arjantin, Kuzey Amerika dan Puerto Rico olacak. (Ancak Acosta’ nın yine bir oyun
yaparak Puerto Rico yerine Avustralya’
yı alabileceği görüşü yaygın) Görüldüğü gibi çok kolay bir
grup. Büyük bir olasılıkla da İtalya, Rusya, Japonya ve Kore, Atina’ nın son 4
yolcusu gibi görünüyor.
Avrupa’ yı yok etmek için kozlarını
ortaya koyan Acosta, bir çok takımı olan Avrupa dan 1 takımın direkt, 2’ sinin
de elemelerden çıkacağını düşündüğümüzde toplam 3 ülkenin olimpiyatlarda
mücadele etmesine vize verirken, eleme oynamak için bile takım bulamayan Güney
Amerika (Arjantin, Forea Adaları,
Venezüella, bir de torpilli Kuzey Amerika grubu ikincisi Dominik Cumhuriyeti), Kuzey Amerika (Küba, Kanada, Dominik Cumhuriyeti,
Meksika, Puerto Rico) Afrika (Kenya, Mısır, Nijerya, Seylan) ve Asya’ dan (Japonya, Kore, Tayland, Çin Taipei) yani 4
kıtadan 16 ülke içinden 4’ üne direkt Olimpiyatlara katılım hakkı tanıyor.
İşte Acosta’ nın ve onun
çiftliğinde yer alanların adaleti bu. Avrupa’ nın, yani CEV’ in başındakiler de
ona karşı gelemedikleri için bu düzen sürüp gidiyor.
Bu arada bir küçük not daha
düşeyim. Ruben Acosta bu politik oyunları yüzünden Olimpiyat Organizasyonları
Komitesi’ ne alınmıyormuş. İlginç değil mi?
AVRUPA KITA ELEMELERİ
Azerbaycan' ın Bakü kentinde
Avrupa' nın en iyi 8 ekibinin iki grupta kozlarını paylaştığı Olimpiyat
Elemeleri Finali' nde Ulusal Bayan Voleybol Takımımızın Almanya' ya yenilerek
Atina vizesini kaçırması doğal olarak hepimizi çok üzdü.
Gerek grup maçlarında, gerekse yarı
finalde aldığı sonuçlarla ülkemizde büyük sevinç yaratan Filenin Sultanları'
nın, Almanya karşısında beklenmedik kadar kötü oynayarak yenilmesi spor
kamuoyunda finali kaybetmekten daha çok tartışılır oldu. Ekibimizin özellikle
son sette adeta dağılarak, final maçlarında kolay kolay görülemeyecek kadar
farklı bir set (7-15) vermelerinin nedenlerini herkes kendine göre
değerlendiriyor ve eleştiriler yapılıyor.
Evet, yapılan bu eleştirilerin
bazılarında haklılık payları var. Ancak unutulmaması gereken en önemli
şey; Takımımızın çok kısa bir zaman
dilimi içinde inanılmaz bir sıçrama yaparak bu güne kadar hayal bile
edemediğimiz bir başarıya ve onun yarattığı coşkuya imza atmış olmasıdır.
Avrupa Şampiyonası' nda ilk kez
final oynayan, yine tarihinde ilk kez Dünya Kupası' na katılan ve bu arada Dünya
ve Olimpiyat Şampiyonu Rusya' yı, Küba' yı dize getiren, Azerbaycan' da Avrupa
Olimpiyat Elemeleri' nde finale yükselen, ayrıca grup maçında bu güne kadar hiç
yenemediğimiz son Dünya Şampiyonu İtalya' yı deviren bu güzel takımı asla
küçümsememeliyiz.
Çünkü Filenin Sultanları adını
taktığımız bayanlarımız, 8 ay içinde Dünya Klasmanında 44. sıradan, Bakü
öncesinde 12.liğe yükseldiler. Azerbaycan' daki Avrupa Olimpiyat Elemeleri' nde
final oynayarak puanını daha da yukarılara çekeceği düşünülürse, (FIVB önümüzdeki hafta kıtalarda oynanan tüm maçların sonuçlarına göre
yeni bir değerlendirme ve sıralama açıklayacak) elde ettikleri
başarı çok daha iyi anlaşılacaktır. Son maçta kaçırılan tarihi fırsat nedeniyle
bazı kimseler ve çevreler karamsar bir tablo çizebilirler. Ama unutulmamalıdır
ki, uluslararası arenalarda hiç bir ülke, arkasından itilmeden ve kollanmadan
bu kadar kısa bir zaman dilimi içinde, bu tür büyük başarılara çok ender
uzanabilir.
Bizler istiyoruz ki bu takım hiç
yenilmesin ve başarıdan başarıya koşsun. Ancak bu o kadar da kolay değil.
Hatırlarsanız Avrupa Şampiyonası sonrası Polonya’ nın 5. kez final oynadığını
ve sonunda şampiyon olduğunu yazmıştım. İşte benim anlatmak isteğimin en küçük
ve en yakın örneği bu. Üstelik de Avrupa Şampiyonu bu Polonya, Dünya Kupası’
nda bizim altımızda kaldı. Bir ay sonra da Bakü de ekibimiz final oynarken
onlar tribünde oturdular.
Bunun için kızlarımızı ve teknik
heyeti eleştirirken biraz insaflı olmalıyız, onları bir maç kaybettiler diye
yerden yere vurmamalıyız. Yani amacımız hep üzüm yemek olmalı. Onlar bu ülkeyi
en iyi şekilde temsil ettiler. Tabii ki hepimiz finalde Almanya’ yı yenmelerini
istedik. En azından kaybetsek bile bu kadar kötü oynamamalıydık. Ancak sporda
her şey var. Elbette bir gün ülkemizin adını Dünya’ ya duyuran, Avrupa’ ya
ezberleten oyuncularımız, sonunda finallerde de başarılı olmayı öğrenecekler.
Değil mi dostlar?
Gelelim maçlara;
Öncelikle şunu söylemeliyim ki,
Azerbaycan da mücadele eden 8 takım da iyi oynamadı. Her halde ligler devam
ettiği için ekipler iyi bir hazırlık dönemi geçiremediler. Takımların Ankara’
daki Avrupa Şampiyonası’ nda, Bakü’ ye oranla çok daha iyi ve istekli
oynadıklarını düşünüyorum. Bunlara bizim ekibimizde dahil. Açıkçası
kazandığımız İtalya, Bulgaristan, Polonya karşılaşmaları dahil hiç bir
maçımızda Ankara’ daki oyun tempomuzu ortaya koyamadık. Buna karşın artık iyi
oynamasak da kazanmayı bilen bir takım olduk. Natalia gibi, Neslihan gibi,
Aysun gibi özel oyuncularımızın becerisi, maçların gidişini değiştirmeye yeter
hale geldi. Hele bu üçlüye diğer oyuncularımızda yardım ettiğinde gerçekten “Baba bir takım” oluyoruz. Eskiden korktuğumuz ve
imrenerek izlediğimiz oyuncular şimdi bizden çekiniyorlar. Kızlarımızı
kilitlemek için antrenörler özel taktikler üretiyorlar. Bunlar hepimizin gurur
kaynağı. Polonya maçının başlangıcını görmenizi isterdim. İlk altı da
başlayacak oyuncularımızın sahaya anonsla tek tek davet edildiği sırada, Hollanda takımı
sporcularının kızlarımıza endişe ve
hayranlık dolu bir bakışları vardı ki, bunu hiç bir zaman unutmayacağım.
İşte böylesine bir tablo yaratan
oyuncularımızı, teknik kadromuzu ve emeği geçenleri kutlarım.
HER ŞEY İYİ DEĞİLDİ
Evet, kızlarımızla gurur duyduk ama
her şeyin de 4+4’ lük olduğunu söyleyemeyiz. Yedek oyuncu sıkıntısı çok fazla
göze battı. Bir çok ekip 10 kişi ile oynarken (İtalyanlar bizim
maçta ikinci set bittiğinde 12 oyuncusunu da oyuna sokmuştu) biz tüm mücadeleyi 7 sporcunun sırtına yükledik. Onlardan maksimum
performans göstermelerini istedik. Doğal olarak ta bu gerçekleşmedi.
Şunu da belirtmekte yarar var.
Artık iyi bir takım olmanın yolu görevlerin iyi paylaşımından geçiyor. Her
oyuncu maç içindeki görevini çok iyi bilmeli ve onu en iyi şekilde yapmaya
çalışmalı. Bizlerde bunları görüp değerlendirmeleri yapmalıyız. Örneğin Esra’
nın görevinin ne olduğu ayırt etmeli ve O’ nun ataklarından çok, manşetini, servisini, defansını ön planda
tutmalıyız. Bu arada Esra’ da asıl görevinin bunlar olduğunu çok iyi bilmeli,
Avuta vurduğunda oyundan düşmek yerine, asli görevlerini hiç bıkmadan,
usanmadan ve sinirlenmeden sürdürmeli. Antrenörlerimiz oyuncularına bunu iyi
anlatıp ezberletmeli, oyuncularımız da bunu en iyi şekilde uygulamanın
yollarını bulmalılar. İşte o zaman çok daha iyi ve komple bir takım oluruz.
Almanya ve Polonya bunun en güzel örneği.
Peki bizde iyi işlemeyen neler
vardı?
Öncelikle manşet ve blok.
Rakiplerimiz bizi servisleriyle çok zorladılar. Almanya karşılaşmasının kabus
gibi geçmesinin tek nedeni işte bu servisler. Manşetimizi adeta darmadağınık
ettiler. Bu da bizim sahada kaybolmamıza yol açtı.
Blok hiç yapamadık. (En iyi blok yapan oyuncumuz Natalia idi. 5 maçta toplam 12 sayı
alabildi. Bu nedenle de ilk on içinde 6. sıraya yerleşti)
Servislerimiz son karşılaşma hariç
iyiydi.Almanya maçında o kadar çok yumuşak servis attık ki 3 set boyunca 47
servisten ancak iki direkt sayı bulabildik (Neslihan ve Esra
birer sayı). Ancak taktik servisler de hala
sorunlar var. Son yıllarda tüm takımlar artık kısa servislere yöneldiler. Bu
turnuvada da bunu çok yakından izledik. Özellikle orta oyuncuların tek ayağa
dolaşmaması için bu taktik kısa servisleri ekiplerin hepsi kullanıyor. Biz
İtalya karşılaşmasında bunu çok iyi yaptık. Bu sayede Gioli’ yi kilitledik.
Bana göre mücadeleyi kazanmamızın en büyük nedenlerinin başında bu geldi.
Bizim maçları Kanal D den,
diğerlerini de televizyonlardan izlediğinizi düşündüğüm için karşılaşmaları
uzun uzun anlatmayacağım. Bunun için yazım genel bir yorum gibi oldu.
Bu arada Azerbaycan da Filenin
Sultanları’ na ilgi çok büyüktü. Seyirci takımımızı hiç yalnız bırakmadı. Sanki
Türkiye de oynuyormuş gibi destek gördük. Bu da bizi mutlu etti.
Organizasyon güzeldi. Salonun çok
amaçlı yapılması nedeniyle tribünler sahadan uzaktaydı. Ama her şey düzenliydi.
Sadece iletişim de sorunlarımız oldu. Gazetelerimize yazı ve resim ulaştırmakta
çok zorlandık ama biz gazetecilere gösterilen ilgi bu olumsuzluğu da yok etti
gitti.
Öte yandan bizi üzen bir başka konu
da Azerbaycan’ ın iyi oynayamaması ve grup sonuncusu olmasıydı. Bu kardeş
ülkenin başarılı olamamasının bence nedenlerinin başında ilk kez böyle bir
organizasyonu yapmalarıydı. O tanıdığımız oyuncular (Gelinlerimiz Elena ve İnessa hariç) stresten normal
oyunlarını bir türlü oynayamadılar. Seyretseniz şaşardınız. Böyle olunca da
şampiyonluk hesaplarıyla başladıkları turnuvadan tek galibiyetle grup sonuncusu
olarak ayrılmak zorunda kaldılar. (Eğer Niemczyk yarı
finalde bizimle oynamak için Azerbaycan maçında yedeklerle oynamasaydı belki
de hiç galibiyetleri olmayacaktı)
İkinci neden ise, ülkelerinde bir ligin olmaması. Bu
eksikliklerini ancak özel maçlar yaparak gidermeye çalıştılar ama bu da yeterli
olmadı.
NİEMCZYK’ NİN CİNLİĞİ
İŞE YARAMADI
Niemczyk olayına değinerek yazımı
noktalayayım.
Yıllarca Ankara da, son olarak da
Eczacıbaşı’ nda görev yapan Niemczyk, yarı final maçında bizimle eşleşebilmek
için Azerbaycan karşılaşmasını tamamen yedekleriyle oynadı. Aslarını ısıtmadı
bile. Oyuncularımızı çok iyi tanıması ve gerek Ankara da, gerekse Japonya da
ekibinin bizi yenmesini psikolojik bir avantaj olarak kullanmak istedi.
İtalya yerine daha kolay rakip
gördüğü bizimle eşleşmek isteme düşüncesi Niemczyk’ e ve O’ nun gibi
düşünenlere doğru gelebilir ama, bu davranış bir çok kişi tarafından etik
bulunmazken, iyi bir maç izlemek için salona gelen seyircinin, bir çok
gazetecinin, hatta maçları yayınlayan Euro Sport' un, doğal olarak bizlerinde
tepkisini çekti.
Sonunda bizi kolay rakip gören ve
bizimle eşleşen Niemczyk, evdeki hesabın çarşıya uymadığını yarı finalde
takımımıza yenilerek gördü.
Günlerinizin voleybol ile geçmesini
dilerim.
Hoşçakalın.
A
L E V
A N A
K Ö K