TARİHE TANIKLIK ETMEK

 

Merhaba dostlar,

Uzunca bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyim. Son yazımı Ulusal Genç  Takımımızının Aksaray şehrinde Balkan Şampiyonluğu' na uzandığı günlerde yazmıştım. O günden sonra voleybolda yaşanan 3 güzel organizasyon vardı.

İlki, duygu adamı Hasan Epirden' in Antalya da kaybettiğimiz değerli iki voleybol büyüğümüz Vahit Çolakoğlu ve Sinan Erdem adına düzenlediği Golden Cup’ . İzleme şansım olmadı ama çok başarılı geçtiğini duydum. Yıllardır turnuvalar düzenleyen, bir çok şehre ve tatil yörelerine voleybolu sevdiren Epirden' i ne yazık ki ben dahil  basında görevli birçok arkadaşım, O' nu bu uğraşında hep yanlız bıraktık. Ancak turnuvalarının çok hızlı yer değiştirmesi ve peş peşe gelmesinin de bunda etkili olduğunu söylemeliyim. Neyse, öz eleştiri ile ona sevgilerimi yolluyorum.

Sonra Taşucu' nda ilk kez plaj voleybolu turnuvası düzenlendi. Emeği geçenleri kutlarım. Bu adımın devam etmesini dilerim.

Daha sonra bir güzel organizasyon da  Alanya’ da yaşadık. Tatilimi o sıralarda Alanya da geçirdiğimden benim için harika oldu.  Avrupa' nın  Beach Volley deki en iyilerini seyretmek gerçekten çok keyifliydi. Organizasyon her zamanki gibi yine çok başarılıydı.

 

GENÇLERİN ŞANSIZLIĞI

 

Bu arada Dünya Şampiyonası' nda mücadele eden gençlerimiz başarılı olamadılar. Bunun tek nedeni şansız bir grupta yer almalarıydı. (Ayni grupta oynadıkları Brezilya şampiyon, çeyrek finale giden yoldaki rakibi Çin ikinci, yine grupta yenildiğimiz Polonya üçüncü oldu)  yoksa iyi hazırlanan ve iyi bir kadrosu olan gençlerin en azından ilk 6  içinde yer alacaklarını umuyordum.

Yavaş yavaş plaj voleybolu dönemini kapatıp salona döndük. Kulüp değiştiren oyuncularla, transfer dedikodularıyla dolu kısa bir dönem geçirdik ve kadrolarını oluşturanların hazırlıklarını gözledik.

 

İKİ TURNUVA

 

Bu arada bir iki turnuva yaşadık. Önce Manavgat da antrenör olan Ali Osman Tatlısu bir 4' turnuva düzenledi. Güzel geçmiş. Önümüzde ki yıllarda da devam edecekmiş. Tebrikler.

Sonra Arçelik Turnuvası geldi. Arçelik, Fenerbahçe, Halk Bankası ve Ziraat Bankası

mücadele etti. Avrupa Şampiyonası Yarı Finalleri öncesi verilen aradan yararlanarak bu 4 ekibi izlemek için Cuma sabahı İstanbul'a geldim, ayni akşam da döndüm.

Zirve yarışı yapacak takımları görmek hoş oldu. En azından sezon öncesi bir fikir sahibi oldum. En hazır takım olarak Arçelik' i gördüm. Fenerbahçe ve Halk Bankası' nın güçlü kadrolarının zamana ihtiyacı var. Bedulin’ in yer almadığı Ziraat Bankası ise iyi değildi.

Bu arada Maltepe Üniversitesi Marmara Koleji'nin ligden çekildiği kötü haberini aldık. Bir eğitim kurumunun voleybola noktayı koyması gerçekten çok üzücü oldu.

 

ÜMİT SOKULLU HEP ZİRVEDE

 

Sonra voleybol camiası yaklaşan Avrupa Şampiyonası'na kilitlendi. Artık hepimiz bu büyük organizasyonla yatıp kalkmaya başladık. Bu sıralarda Almanya da Erkekler Avrupa Şampiyonası Finalleri başladı. Televizyondan bazı maçları izleme şansını yakaladım. Bu şampiyonanın bizim açımızdan  önemi, artık gerek Dünya, gerekse Avrupa'nın en iyi organizasyonlarında düdük çalmasına alıştığımız Ümit Sokullu' nun yine görev almasıydı. Başarılı olduğunu sanırım söylemeye gerek yok.

 

ERKEKLER 3 SAYI İLE ELENDİ  

 

Öte yandan A Erkek Ulusal Takımımız Estonya ile olimpiyat ön eleme maçı oynadı. Deplasmanda 0-3 yenildik, Bursa' daki rövanşı 3-0 kazandık ama 3 sayı ile elenmekten kurtulamadık ve üzüldük.

Bu arada Ulusal Bayan Voleybol Takımımız Azerbaycan ile hazırlık maçları oynadı.

Sonra Ankara da son kamp dönemi başladı.

 

BÜYÜK ŞOK

 

Ve her şey yolunda giderken tüm camiamız büyük bir şokla sarsıldı. Evet,  kızların Deniz Ağabeyi, bizlerin "Deno" su kaldıkları otel de bir kalp krizi geçirdi ve yaşama veda etti. Çok üzüldük. Ama elden ne gelirdi ki. Onu göz yaşları arasında son yolculuğuna büyük bir kalabalıkla, sevenleriyle uğurladık.  

Bu şoku atlatmaya çaba harcayan takımımız da Deniz'in yardımcılığını yapan  Reşat Yazıcıoğulları ve Ali Oktay görevi devir aldılar. Bu arada Rusya ile iki özel müsabaka yaptık. İki karşılaşmada 3-2 bitti.

 

FİLENİN SULTANLARI 

 

Ve sonunda sıra aylardır dilimizden düşürmediğimiz Avrupa Voleybol Şampiyonası' na geldi.

Müthiş bir mücadele, beklenenin üstünde hatasız oyunlar ve sonuçta Avrupa ikinciliği. Tabii  ki çok mutlu olduk. Ama finalde Polonya' ya kötü oynayarak kaybetmenin de açıkçası burukluğunu yaşadık. Ancak “Filenin Sultanları” Ankara’ da gerçekten tarihi bir başarıya imza attılar ve Avrupa ikinciliği apoletini omuzlarına, madalyalarını boyunlarına taktılar. Onların bu büyük başarısına alkış tutmak doğal olarak tüm sporseverlerin görevi.  Ama voleybol camiası için sadece alkışlamak yetmez. Onları baş tacı yapmak gerekir.  Çünkü ekonomik krizin inişe geçirdiği, sponsorların elini ayağını çekmeye başladığı, medyanın sırt çevirdiği voleybolumuzu dirilttiler ve yavaş yavaş  başlayan çıkışlarını sonunda patlatarak tavan yaptılar.

 

MEDYA HATIRLADI

 

Medyanın yıllara yansıyan ayıbını örtmek için çaba harcaması, gazetelerin spor sayfalarında küçücük haberlerden, ikişer sayfaya çıkışı, hatta birinci sayfadan anonslar verilmesi, köşe yazarları gündeminin gerisinde kalmamak için voleybolu sütunlarına taşımaları, televizyonların adı “Spor” ama içerikleri tamamen “Futbol” olan programlarının  voleybolun ne olduğunun hatırlaması, hatta “Ana Haber” bültenlerinde voleybolun adının geçmesi, (Bu arada televizyonların spor müdürlerinin bir çoğunun yine de sınıfta kaldığını vurgulamalıyım. Çünkü onlar kısa cümlelerle olayı geçiştirirken, çalıştıkları yayın kuruluşunun ana haber bültenlerinde  dakikalarca voleybol yayınlandı ve konuşuldu.)  Maçlardan görüntüler verilmesi, röportajlar yapılması, başarıların canlı bağlantılarla duyurulması sonunda branşımızın tanınması, ülke gündeminin ilk sıralarına oturması, herkes tarafından sevilir olması, sempati duyulması, sponsorların tekrar gözlerini voleybola çevirmeleri, ailelerin kızlarını branşımıza yönlendirmeleri, en önemlisi de ÇAĞDAŞ TÜRK KIZI’ nın ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini, güvenildiğinde neler yapılabileceğini göstermeleri açısından çok önemliydi.

İşte  Filenin Sultanları” adını taktığımız kızlarımızın Türk Voleybolu’na en büyük katkıları bence budur.

Tabii ki Avrupa ikincisi olmaları, Türkiye adını Dünya platformlarına sokmaları, bir çok “ilk” e imza atmaları sportif açıdan çok önemli. Ama Türk insanının voleybola olan ilgisinin doruğa çıkması, gelecek günler ve yeni yapılanmalar açısından ufkumuzu genişletti.

 

HEDEF BÜYÜDÜ

 

Şimdi büyüyen bir hedefimiz var. Çünkü artık tüm Avrupa, voleybolumuzu tanıdı, Dünya’ ya açıldık. Bayanlarımızın yükü de ağırlaştı. Çünkü Avrupa ikinciliği gibi büyük bir başarının rastlantı olmadığını göstermeleri, kanıtlamaları gerekiyor. Bunun ilk arenası da Kasım ayında Japonya’ da yapılacak olan ve bizim Avrupa adına Polonya ile birlikte direkt katılma hakkını yakaladığımız Dünya Kupası. Sonra da sıra Azerbaycan’ daki Atina

Olimpiyatları’ nın yolunu açacağı son eleme maçlarına gelecek. Tabii ki onlara güvenimiz tam. Ankara’ daki gibi (Polonya karşılaşması hariç) oynarlarsa bu iki zorlu platformda da istenen sonuçlar gelecektir. Artık diğer Avrupa takımlarından korkulacak, onları gözlerde büyütecek bir şey  kalmadı.  Ancak  hala aşamadığımız hatalarımız da var. Avrupa ikinciliğini yakaladık diye bazı noksanlarımızı göz ardı etmemek, eleştirilerden kaçmamak, “En iyisini biz bilir, biz yaparız çünkü başarımız ortada” diye düşünmemek gerekir. Daha ileriye gidebilmek, kalıcı yani istikrarlı olabilmek açısından şapkamızı önümüze koyup iyi giden veya gitmeyen şeyleri ortaya döküp, yeni hedeflere yürürsek kazancımız çok daha fazla olacaktır.

 

UZUN BİR ÖYKÜ

 

Hedefi büyüyen ekibimizin buralara kolay gelmediğini gözlerden ırak tutmamalıyız.

Mayıs ayından bu yana büyük fedakarlıklar da bulunan, sosyal yaşamlarından kopan, sevdiklerinden ayrı düşen bir avuç insanın umutlu, inançlı birlikteliğinden doğan bu takımın bıkmadan usanmadan çalışmanın ödülünü, böylece aldıkları hiç unutulmamalı.

Gelin Mayıs ayına doğru bir geri dönüş yapalım ve ekibimizin nereden, nereye ve nasıl geldiğinin öyküsünü hatırlayalım.

 

Ligler bitmiş, uzun maratondan yorgun çıkan oyuncularımız, dinlenme fırsatı bulamadan kendilerini ulusal takımda buldular. Önce Çek Cumhuriyeti’ nin Bruno kentindeki Bahar Kupası’ nda mücadele ettiler. Bedensel ve zihinsel yorgunluğa, sakatlıklara ve iki tecrübeli oyuncunun (Çiğdem - Mesude) yokluğuna ve iyi hazırlanma zamanı bulamamalarına karşın bu sınavı başarıyla geçtiler. Ve gelecek için de iyi sinyaller verdiler.

 

TURNUVALAR

 

Hemen 3 gün sonra bu kez Macaristan’ a doğru yola çıktılar.  4 ekibin kozlarını paylaştığı ve 25 Mayıs Pazar günü sona eren turnuvanın 6 gün sonrası tekrar kampa girip, bir hafta sonra Rusya’ daki 1. Boris Yeltsin Turnuvası’ na hareket ettiler.

İlki bu yıl yapılan ve Dünya’ nın sayılı turnuvaları arasına giren bu büyük organizasyonda devlerin karşısına çıktık.

Kimler yoktu ki?

Ev sahibi Rusya, Çin, ABD, Azerbaycan, Japonya, İtalya, Hırvatistan ve Ulusal Takımımız.

Bu önemli turnuva da sadece Hırvatları yenerek 7. olduk. Ama bu büyük organizasyonu yaşayan bizler, oyuncularımızın ortaya koyduğu performans nedeniyle Ankara için çok umutlandık. Döndükten sonra yazılarımızda, çıktığımız televizyon programlarında ekibimize övgüler yağdırırken Avrupa Şampiyonası’ nda ilk 4 için yürüyecek Türkiye’ nin ayak seslerini duyurmaya çalıştık.

Ulusal Takımımız ülkeye döndükten iki gün sonra bu kez Ankara Turnuvası için  Başkent’ in yolunu tuttu.

Ankara da Romanya, Sırbistan Karadağ, Polonya ile 4’ bir turnuva yaşadık. (İşin ilginci ilk iki takım Avrupa Şampiyonası’nda grubumuzda yer alıyordu. Polonya ile finalde karşı karşıya geldik) Oyuncularımız bu turnuvayı ilk sırada tamamladılar ama yorgunluktan ve maç oynamaktan artık bitap düştükleri açıkça görülüyordu.

Bu arada bitmek bilmeyen bu tempo ile 29 Mayıs’ a gelindi.

Artık oyuncularımız derin bir “Oh” çektiler. Çünkü 15 günlük izin başlamıştı.

Vücutları, beyinleri dinlendi, yaralar sarıldı, sakatlıklar aza indirildi ve tekrar start verildi.

 

YENİ DÖNEM

 

Bu yeni dönemde, yeni bir olayla karşılaştılar. Artık Ulusal Takımın da bir kondisyoneri vardı. Kızlara, bu gerçekten önceleri bir kabus gibi geldi.  Kulüplerden sonra başlarına bir de Ulusal Takım kampında bu bela eklenmişti.

Bıkmadan, usanmadan, yılgınlığa kapılmadan çalıştılar, çalıştılar.

Sonra Azerbaycan ile ikili maçlar oynadılar, ardından Ankara da kampa girdiler.

 

ESİNDUY' A SON GÖREV

 

Şampiyonanın başlamasına 10 gün kala teknik direktörleri Deniz Esinduy’ u kaybetmenin şokunu yaşadılar.

Her şey darmadağınık olmuştu. 14 Eylül de Esinduy’ a son görevlerini yapmak için İstanbul’ a geldiklerinde adeta yıkılmışlardı.

Onların üzgün bakışları, ağlamaktan şişmiş gözleri, 6 gün sonra başlayacak Avrupa Şampiyonası’ ndaNe yaparlar ?” sorusunun yanıtını veremez hale gelmiştik.

Bu büyük şoku atlatmak için çok zorlandılar. Bu arada iki kez Ruslar ile özel maç yaptılar. İki karşılaşma da 3-2 biterken umutlar arttı. Güven tazelendi ve sonunda 9 günlük o büyük ve zorlu maraton geldi çattı.

İşte okuduğunuz gibi, Romanya mücadelesine çıkarken, oyuncularımız böylesine zorlu, yorucu ve içinde büyük bir şok yaşanan 4,5 ayı aşkın bir dönem geride kalmıştı.

 

İKİ GRUP İKİ DÜŞÜNCE

 

Şampiyona başlarken voleybol camiası adeta ikiye bölünmüştü. 1. grup bayanlarımızın en iyi derecesinin 6.’ lık olabileceğini söylüyordu. 2. grup biraz daha iyimserdi. Onlar ilk 4 içine girebileceğimizi ve bunun büyük bir başarı olduğunu vurguluyorlardı. Yani en iyimser tahmin bile final sözcüğüne pek yaklaşamıyordu.

Haksız da değillerdi. Son Dünya Şampiyonu İtalya, ikincisi Rusya (Bir önceki Avrupa Şampiyonu) zirvenin en büyük adaylarıydı. İlk ikiden sonra ki sıralama için Hollanda, Almanya, Polonya ve Bulgaristan’ ın adı geçiyordu. Bizim bu sıralamayı değiştirebilmek için öncelikle grubumuzdaki Almanya’ devirmemiz gerekiyordu. Tüm hesaplar bunun için yapılıyordu. Tüm kırgınlıklar unutulmuş, el ele verilmiş, hedef için kenetlenilmişti. Yazılı ve görsel medyada görev yapan voleybola gönül vermiş arkadaşlarımız takımımıza büyük destek veriyor. İlk 4 içinde yer alacaklarını vurguluyor. Bunun gerçekleşmesi içinde itici güç olduğuna inanılan seyirciye sürekli çağrılar yapıyorlardı.

Ve şampiyonadaki ilk maçımız geldi çattı. Romanya karşısına çıktık.

 

HER ŞEY YOLUNDA MI?

 

Bu maça geçmeden önce Mayıs ayında başlayan yoğun çalışmalardan bu ana gelene kadar anlattıklarım içinde hiç mi noksanımız yoktu? Her şey 4- 4' lük müydü? İşte önce bu soruların yanıtını da vermek gerekiyor.

Ligin bitimiyle birlikte gidilen Bahar Kupası kendimizi iyice sınamamızı sağladı. Ama hemen hiç dinlenmeden Macaristan' da ki turnuvaya katılmak bana göre hataydı. Çünkü daha sonra gelen Boris Yeltsin Turnuvası çok ağırdı. Ufuk tefek sakatlıkları onarmadan ve yorgunluğu atlatmadan böylesi zorlu bir mücadeleye girmekle daha iyi bir dereceden olduk. Bu arada son maçlarda kızlarımızın adaleleri isyan etmeye başladı. Özlem ile Bahar sakatlandı. Natalia' da omuz sorunu nedeniyle son iki karşılaşmada neredeyse smaçtan çok plaseyle oynadı. Aysun ve Esra' nın adale yorgunluğundan oluşan problemleri oyundaki performanslarını düşürdü.

Bunlar yetmezmiş gibi hemen ardından Ankara Turnuvası oynadık. Üstelik de Selim Sırrı da. Hadi Atatürk Spor Salonu olsaydı biraz hoş görülebilirdi ama o da olmadı.

Neyse bu kriz dönemi atlatıldıktan sonra tekrar çalışmalar başladı. İlk kez Ulusal Takımın bir kondisyoner ile çalışmasını hepimiz sevinçle karşıladık. (Bunun katkısını sonra Avrupa Şampiyonası'nda  9 günde 7 maç oynamalarına karşın oyuncularımızın ayakta kalmalarıyla  gördük)

 

TURNUVA OYNAMALIYDIK

 

Bana göre yanlış olan bir başka olay da; ekibimizin son Ankara Turnuvası' ndan sonra şampiyonaya kadar sadece antrenman yaparak hazırlanması ve bu arada hiç turnuva oynamamasıydı. Çünkü asıl turnuva oynamamız gereken dönem bu sıralardı. Hem seyirci şampiyonaya hazırlanacak, bu arada oyuncularımızda Atatürk Spor Salonu' na alışacak, seyircili maçın atmosferini yaşayacak  ve son derece ciddi, şampiyona da olacağı gibi üst üste 3 maç oynayacaktık.

 

Peki biz ne yaptık?

Azerbaycan' a gidip birer gün arayla iki hazırlık karşılaşması oynadık. Sonra Ankara da Rusya ile iki gün ara ile iki müsabaka yaptık. Bunu dile getirdiğimizde ekibimizin teknik adamları "Turnuva için takım bulamadık, kimse gelmedi" dediler. Belki de haklılar. Ama ben olsaydım. Ne yapar eder Rusları bir kaç gün önce getirir, daha önce ülkemizde yıllarca görev yapan ve Ankara Turnuvası' na katılan Niemczyk' in takımı Polonya' mutlaka ikna ederdim. (Belki de Polonya'nın son kadrosuyla katılacağı - Ankara Turnuvası'nda 7- Glinka , 8- Swieniewicz ve 14- Liktoras'ı daha iyi tanırdık. Bunun finalde de bize mutlaka büyük katkısı olurdu) Ayni şekilde Türkiye de yıllarca görev yapan, hatta Ulusal Bayan Takımımızı çalıştıran Faik Karayev' in ekibi Azerbaycan' ı misafir ederdik. Yani biz gideceğimize o turnuvaya gelirdi.

Sonuçta yazdıklarım benim düşüncelerim. Ekibimiz başarılı olduğuna göre bunların anlamı kalmıyor. Doğal olarak yanlış düşünen tabii ki ben oluyorum.

 

İLK DÖRT

 

Avrupa şampiyonası öncesi katıldığım televizyon programlarında ve gazetede yazdığım yazılarda hep takımımızın ilk 4 içine gireceğini vurguladım. Ancak itiraf etmeliyim ki Rusya ve İtalya' nın olduğu bir şampiyona da final oynayabileceğimizi düşünmedim. Belki aklımdan ve gönlümden geçmiş olabilir ama yine de mantığım buna ihtimal vermiyordu.

Çünkü bir defa ekibimizin en büyük eksikliklerinden biri istikrardı. Genelde Ulusal Takımın elde ettiği başarılar da "Takım oyunu" ndan çok "Ferdi" yeteneklerin o günkü performanslarıyla sonuca gidiyorduk. Bu da,  bırakın maçları, setlerde, hatta setlerin içinde bile istikrarsızlığa neden oluyordu. Ayrıca Türk insanının yapısında olan acelecilik, dikkatsizlik, konsantrasyon eksikliğinin getirdiği kopukluklar ve bunların yarattığı basit hatalar, bayanlarımızın başındaki en büyük belaydı. Çiğdem ve Mesude' nin sakatlıktan yeni çıkmaları, 4 numaradan oynayan sporcu sayımızın azlığı, sorunlarımızın önemli halkalarıydı.  

 

SERVİSE KARŞI MANŞET VE BLOK

 

Teknik açıdan  ise sıkıntılarımız, başta servise karşı manşet ve bloktu.

Takımımız da sadece Neslihan' ın smaç servis atması nedeniyle bu zaafımızı bir türlü gideremiyorduk. (Teknik adamlarımız  çareyi antrenmanlarda Alper ve Gökhan' a smaç servis attırarak çözmeye çalıştılar, başarılı da oldular) Sonra blok geliyordu. Bu voleybolumuzun en büyük kanayan yarasıydı. (Nedense bayanlarda da, erkeklerde de bu sorunu bir türlü çözemedik. Avrupa şampiyonası' nda hem ekibimiz, hem de bir çok oyuncumuz istatistiklerde üst sıralarda kendilerine yer buldular. Ama blokta takım olarak ilk bölümü 11. sırada, ikinci bölümü ise 8. yani son sırada tamamladık. Oyuncularımızdan hiç biri ilk 12' ye giremedi. En iyi blok yapan oyuncularımız Aysun ile Özlem di. 7 maçta toplam 12' şer bloktan sayı aldılar. Onları 10 blokla Neslihan, 8 blokla Natalia, 7 blokla Esra izledi. Bahar' ın blok sayısını bulamadım)

 

VE MAÇLAR

 

İşte tüm bu düşünceler içinde bir Romanya maçı oynadık ki anlatılması zor. Şampiyonaların ilk gün maçları her zaman sorundur. Seyirci baskısı, mutlaka kazanıp iyi başlama zorunluluğunun getirdiği stres, özellikle bizim gibi duygusallığı ön planda tutan ülkeler için hep sorun olmuştur. Ama bayanlarımızın ortaya koyduğu kusursuz oyun, belki de şampiyona boyunca yaşadığımız "İlkler" in başlangıcıydı.

Kimin nasıl oynadığını uzun uzun anlatmaya gerek yok. Çünkü TRT'den (Bu arada bu kuruluşumuzu şampiyona boyunca yaptığı yayınlardan dolayı kutluyorum) her şeyi defalarca gördünüz.

Sonra bu hepimizi şaşırtan güzel ve hatasız oyunun Sırbistan Karadağ karşısında tekrarı geldi. (Beni en çok şaşırtan servise karşı manşet sorununu tamamen çözmüş olmamızdı. Natalia – Esra - Gülden üçlüsü inanılmaz bir yüzdeyle oynuyorlardı. Bu  Bahar' ı rahatlattı. Çok iyi paslar attı. oyuncu tercihleri çok yerindeydi. Böyle olunca da en iyi tarafımız olan hücumlarımız, rakiplerin bloklarını ve defanslarını çaresiz bıraktı. Sayılar geldikçe rahatladık ve daha da iyi oynadık)

 

DÜNYA DEVİ RUSYA

 

İki maç iki galibiyetle başlamıştık. Moraller süperdi. Medya uyanmaya başlamıştı. “Neler oluyor?” diye soruyor, olayı atlamamak için çaba harcıyorlardı.

Sıra da Rusya karşılaşması vardı.

Açıkçası aylardır gözümüz ve hedefimiz Almanya mücadelesinde olduğu için Rusları hiç önemsemiyorduk. Nasıl olsa grup birincisi olacak, bu arada set kapar ve iyi oynarsak  bizim için de büyük moral olacaktı.

Gerçi Ruslar ilk iki gün iyi oynamamış, hatta Sırbistan Karadağ' a set bile vermişlerdi. Üstelik de Gamova' nın bağırsakları iyi değildi. Artamonova' nın bel ağrıları vardı. Ama sonuçta Rusya, Rusya idi. 22 Avrupa Şampiyonası' nın 17' sini kazanmış, Dünya ve Olimpiyat Şampiyonlukları yaşamış bir ülkeydi.

Karşılaşmaya normal altı ile başladık. İşler iyi gitmez ise, oyuncuları zorlamayacak ve yedekleri sahaya sürerek daha sonraki maçlara, özellikle de Almanya' ya hazırlanacaktık.

 

RUSLAR ŞAŞIRDI

 

Ama öyle bir oyun tutturduk ki, peş peşe sayılar alıyor, hücumda Rus bloğunu  çaresiz bırakırken, atılan smaç servisleri manşetlerimizde eritiyor, özellikle de Gülden blok üstünden vuran Gamova ve Artamonova' nın hücumlarını arka alanda topluyordu. İyi oyun takımımızı ve seyirciyi coşturunca önce birinci seti 25-21 aldık. Bu büyük bir moral oldu. İkinci sette daha iyi oynamaya başladık. Bu arada Artamonova' nın belindeki sakatlığın artması nedeniyle Rusların onsuz devam etmek zorunda kalması işimizi kolaylaştırırken, tempomuz daha da arttı ve bu seti de 25-22 kazandık.

 

3. SET VE MAÇ

 

Artık Filenin Sultanları maçı kazanacaklarına iyice inanmışlardı. Gerçi Ruslar kötü gidişe son verebilmek için tüm güçlerini ortaya koydular. Karşılıklı sayılarla 21-21' e kadar gelindi. Rusya 21-24 öne geçti. Ama geriye düştüklerinde asla yılmayan oyuncularımız Neslihan' ın 2' den vurduğu topla sayıları 22-24 yaptı. Ve Neslihan servise geldi. Smaç servisini çevirdiler ancak öldüremediler. top gitti - geldi derken Gamova  blok üstünden vurdu. Gülden bu zor topu çıkarmayı başardı ve yapılan hücum sayı getirdi: 23-24.  Neslihan' ın smaç servisini çıkardılar, pasör Chukanova, Gamovaya attı. Aysun' un bloğu: 24-24. Ardından Mesude' nin bloğu: 25-24. Neslihan' ın yine etkili servisi, Gamova blok üstünden yüklendi. Neslihan 6' ya vurulan bu topu çıkardı, Gelen topu Bahar 2' de ki Mesude' ye attı. O’ nun hücumu sayıyı ve seti 26-24 getirdi. Bu, maçı 3-0 gibi skorla kazanmak demekti.

Bir anda tüm salon sevinç yumağına döndü. Tarihimizde ilk kez Rusları, hem de 3-0 yenmiştik. Ve yarı final için çok önemli bir adım atmıştık.

Bu galibiyet tüm Türkiye' yi ayağa kaldırdı. Adeta yer yerinden oynadı. Tarih yazan kızlarımız medyanın adeta saldırısına uğradı. Allah’ tan bir gün boşluk vardı ve bir sonraki maçı da grubun en zayıf takımı olan Slovakya ile oynayacaktık. Yoksa konsantrasyonumuzu kaybetmek işten bile değildi.

 

YARI FİNALİ GARANTİLEDİK

 

Slovakya maçına çıktığımız zaman çok rahattık. Çünkü bu karşılaşmadan önce Almanlar, Rusları yenmiş ve onları klasman grubuna iterken biz daha iki maçımız olmasına karşın yarı finale adımızı yazdırmıştık. Bir "İlk"  daha gerçekleşmişti.

Ankara seyircisinin artan ilgisi adeta katlanmıştı. Salon saatler öncesinden doluyor, binin üzerinde seyirci, üstelik de ellerinde biletleri olmasına karşın dışarı da kalıyordu. Slovakya engelini de 3-0 ile aştık.

Gruptaki son maçımız için Almanların karşısına çıktığımızda Antalya Grubu sıralaması belli olmuştu. Ruslar gibi son Dünya Şampiyonu İtalyanlar da klasman grubunun yolunu tutmuş, Hollanda birinci, Polonya ikici sırayı alarak yarı finale yükselmişlerdi.

 

HOLLANDA MI? POLONYA MI?

 

Şimdi biz ne yapmalıydık?

Almanlarla boğuşup, onları geçip, Polonya' nın mı rakibi olmalıydık? Yoksa maçı hafife alıp Hollanda ile eşleşmenin yollarını mı aramalıydık? Hangisi daha iyi olurdu?

Teknik adamlarımız Polonya' tercih etmiş olacaklar ki Almanya maçını kazanmak için oynadık. Ancak karşılaşmaya iyi başlayamadık. Rakibin taktik servisleri manşetimizi bozunca, en başarılı yönümüz olan hücumlarımız ya dışarı gitti, ya bloklarda eridi, ya da defanstan çıktı. Bu sıkıntımıza, etkili servis atamadığımız için rakibin sayı getiren atakları da eklenince  oyunun kontrolü Almanlara geçti. Özellikle (Esra file önüne geldiğinde), 1.93' lük Sylvester ve 1.96' lık Radzuweit, O’ nun üzerinden vurdukları her topu sayıya dönüştürdü. Böylece ilk iki seti  farklı kaybettik.

 

TAKIM GERİ DÖNDÜ 

 

3. setin ilk teknik molasına Almanlar 5-8 önde girdi. Daha sonra da sayılar 8-11 oldu. İşte bu sırada Alman oyuncuların alınan sayılardan sonraki hareketlerine bir de şımarık Koreli antrenörün oyunculara ve Reşat' a yaptığı hareketler eklenince birden kızlarımız sinirlendiler. Bu sinir hırsa dönüşünce de ilk 4 günün takımı geri döndü. Manşetler düzeldi. Hücumdan sayılar gelmeye başladı ve 11-11'de rakibi yakaladık. 22-22'ye kadar başa baş gelen seti son sayılarda ki başarılı hareketlerimizle 25-22 aldık. Kazanmanın moraliyle 4. sete fırtına gibi başlayan oyuncularımız sonuca zorlanmadan giderken voleybolun tüm güzelliklerini sahaya yansıttılar  ve seti de açık farkla kazandık: 25-12.

5. sete yine çok iyi başladık. 4-0, 5-1, 6-2 öne geçtik. Ama bu avantajı kullanamadığımız gibi 9-9' da  servise alınan 8 numaralı Dumler' in biraz da şansının yardımıyla beklenmedik yerlere giden servisleriyle bir anda üst üste 3 sayı verdik: 9-12. Böylece seti 10-15, maçı da 2-3 kaybettik.

Ve tarihimizde ilk kez Avrupa şampiyonası'nda yarı finale yükseldik. Antalya Grubu' nun birincisi Hollanda ile eşleştik.

 

İSTATİSTİKLER

 

Grup maçları bittiğinde başarılarımız oyuncularımızın da  istatistiklerde üst sıralarda  yer bulmalarını sağladı.

 

En skorer oyuncu: Neslihan 6., Natalia 9., Aysun 27., Esra 47., Özlem 49.

 

En iyi hücum: Aysun ilk sırada yer alırken, Natalia 2., Neslihan 5.

 

Servis: Neslihan 3., Özlem 6.

 

Defans: Gülden 2., Bahar 10.

 

Servise Manşet: Natalia 2., Gülden 3.

 

En iyi pasör sıralamasında ise, Bahar 4. sıradaydı.

 

Takım bazında ekibimiz; Smaç  ve servis karşılama da 1., servis de 5., defansta 2. sıradaydı. (Blokları yazmıyorum)

 

VE FİNALDEYİZ

 

Cumartesi günü 8 oyuncusu yurt dışında oynayan (4 Almanya, 1 İtalya, 1 İspanya, 1 Belçika ve 1 Japonya) Hollanda karşısında oyuna hızlı girdik. Rakibin en önemli silahları olan smaç servisleri Natalia – Esra - Gülden üçlüsü ile eritirken çıkan topları kolay sayılara dönüştürmeyi başardık. Hollanda' nın yapacak bir şeyi kalmadı.  Tüm karşılaşma boyu iyi ve hatasız  oyununu sürdüren bayanlarımız maçı 3-0 (25-17, 23-22, 25-22) kazanarak finale çıktılar. Bu sonuç bir başka "ilk" e adımızı yazdırmamıza yol açtı.

 

BU MAÇ ANLATILMAZ

 

Finaldeki Polonya maçını anlatmak istemiyorum. Çünkü kızlarımız Avrupa Şampiyonası' ndaki en kötü oyunlarını oynayarak maçı 3-0 kaybettiler. (Bu karşılaşmayı Neslihan 8, Esra 7, Natalia 4 smaçtan gelen sayı ile  bitirdiler.  3 sette toplam 4 bloğumuz vardı. Servisten tek direk sayı bile üretemedik)

Bu oyun istatistiklere de yansıdı ve şampiyonanın en başarılılar listesine sadece Gülden girebildi.

Gelin 7 gün sonunda ortaya çıkan oyuncularımızın istatistiklere bir göz atalım:

 

En skorer oyuncular: Neslihan 7., Natalia 12., Aysun 25.,  Esra 32., Özlem 34.

 

En iyi smaç: Natalia 3., Neslihan 4., Esra 7.

 

Servis: Neslihan 3., Özlem 5.   

 

Defans: Gülden 1.

 

Servise manşet: Natalia 2., Gülden 3.

 

Pasörler sıralamasında Bahar 5.

 

Blok: ilk 12 de oyuncumuz yok.

 

Farklı Polonya yenilgisine karşın takımlar sıralamasında ilk sıralarda yer almayı başardık.

 

En iyi hücum da 1.

 

Servis karşılama da 1.

 

Defans da 2.

 

Servis de 5.

 

Pasör de 4. olduk

 

Blok da ise 8., yani son sırada kaldık.

 

Tüm bunların sonucunda Avrupa ikinciliğini yakalayarak tarih yazdık.

Bunu başaran çağdaş kızlarımızı, teknik kadromuzu  bir kez daha kutluyor, onları alkışlıyor ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Bu arada Şampiyona' nın favorisi olarak gösterdiğimiz Rusya ve İtalya' nın final yerine klasmanda mücadele etmeleri ve şampiyonluk maçı yerine beşincilik için oynamaları beni çok keyiflendirdi.

 

NİHAT ERMİHAN VE HAKEMLER

 

Avrupa Şampiyonası'nda başarıyla düdük çalan Nihat Ermihan' ı  kutluyorum. Ama ayni şeyleri diğer hakemler için söylemek çok zor. Böylesine büyük bir organizasyona daha iyi ve formda hakemler davet edilebilirdi.

Evet dostlar, yazımın sonuna da geldim. Bundan böyle daha kısa yazılarla sizlerle birlikte olmaya çalışacağım. Çünkü yazılar uzadıkça okumakta güçlük çektiklerini söyleyenler çoğaldı. Aslında bunun bende farkındayım. Uzun yazıları okumak zordur. İlgi her satırda daha da azalır. Onun için eleştirilere kulak verip yazıları kısaltmakta yarar var.

İsmail Vuran Voleybol Turnuvası'nda buluşmak dileğiyle,

 

Hoşça kalın.

 

 

 

A  L   E   V     A   N   A  K  Ö  K