ELEŞTİRİLER
Son günlerde yazdığım yazılar için
bir kısım eleştiriler aldım. Yaklaşık 2 yılı aşkın bir süredir her hafta sizlerle
beraber oldum. Ancak o günden bu yana geçen zaman içinde aldığım eleştiriler
iki elin parmaklarını bile geçmemişti. Aslında bu
beni rahatsız ediyordu. Çünkü yazdığım yazılara olumlu veya olumsuz yanıtlar
alamamak beni; ya beni okumuyorlar, ya
da eleştirmek gereğini bile duymuyorlar düşüncesine itiyordu. Sık sık sitenin sorumlularından
Suat Carlı' ya "Kimsenin yazıları okuduğu yok. Gel şu işi bitirelim, ben zamanımı
harcamayayım, sende pazartesi geceleri geç saatlere kadar benim yazılarımı
beklemekle zamanını geçirme" diyordum. Ama O, "Okunuyorsun, lütfen yazmaya devam et"
diyerek beni zorluyordu.
Sonunda, önce adını yazmak istemeyen
ve “Dallas” rumuzunu kullanan bir arkadaştan (Bayan veya erkek) bir eleştiri
aldım. Ardından Kayhan Kösem’den ikinci eleştiri
geldi.
Bu arada voleybol bilgisine güvendiğim bir dostum mail
yolladı ve eleştiriden öte, bir konudaki görüşünü belirtti.
Bir dolaylı eleştiri de Hançer’den
geldi. Gerçi direkt bana yöneltilmiş bir yazı değildi ama Enver’e verilen
yanıtın bir bölümünde kullandığı çoğul cümleler beni de içine alıyordu.
Şimdi bu haftaki yazıma bu
eleştirilere cevap vererek başlamak istiyorum.
YANITLAR
Önce ismini bilemediğim
arkadaşımızın yani “Dallas” ın eleştirisini ele
alayım.
Bu arkadaşımız benim Iller Bankası - Eczacıbaşı mücadelesi için yazdığım
yazıdaki hataya değinmiş.
Doğru yazmış. Yüzde yüz de haklı.
Televizyondan izlemeye çalışıp,
sadece ilginç olduğu için iki setine değindiğim bu karşılaşmanın 3. setindeki
son sayılarda, hakemin Çiğdem’in vuruşuna taşıma vermediğini, olayın İzolda’dan kaynaklandığını ve onun 3 metre içinden pas
attığı için düdük çalındığını yazmıştı.
Yazısını okuyunca hemen
araştırdım. Gerçekten de yaptığı eleştiride haklıydı. Ben televizyondan olayı
iyi süzememiş ve beni okuyanları yanıltmıştım.
Çarşamba günü Ziraat Bankası - SSK
maçını izlemek için Ankara’ya gittiğimde önceİIller
Bankası Antrenörü Mustafa Çayır’ dan bu hatam nedeniyle özür diledim. Ardından
da karşılaşmanın hakemi Nihat Ermihan ile birlikte
oldum. O’ndan da yaptığım yanlışlık nedeniyle özür diledim. İkisi de benim art
niyetli olmadığımı bildikleri için bu hatamı hoşgörü ile karşıladılar. Ama sonuçta
bir hata yapıldı ve bunun sorumlusu da benim. Bu nedenle beni okuyan tüm voleybolseverlerden de ayrıca özür dilerim.
Nihat Ermihan
ile konuşurken televizyonda yaptığı el
hareketinin de beni yanılttığını söyledim. O’ da “ Eksik görmüşsün. Ben önce hatayı gösterdim. Ardından da hatayı yapan
oyuncuyu işaret ettim. Sen her halde oyuncuyu işaret ettiğim hareketi taşıma
olarak değerlendirdin. Bu arada maçı anlatan spiker de hatayı Çiğdem yaptı diye
söyleyince seni de yanıltmış olmalı” dedi.
Gerçekten de bu iki olayın üstüste gelmesi beni yanıltı. Ancak bunları kendimi aklamak
amacıyla söylemiyorum. Sadece neden yanıldığımı açıklamak istedim. Ne var ki
tüm bu yazdıklarım benim yaptığım hatayı hafifletmez. Çok daha dikkatli olmak
gerekirdi. Sonuçta bu hata bana iyi bir ders oldu. O günkü yazımda da
belirttiğim gibi, televizyondan seyredilen maçlar insanlara tam bir fikir vermiyor
ve yanılmalara neden oluyor. Bundan yola çıkarak bir daha asla televizyondan
seyrettiğim maç için tek bir satır bile yazmayacağım.
BİR YANITTA KÖSEM’E
Aynı konuda eleştiren Kayhan Kösem
de haklı. Ancak Kösem’in diğer eleştirilerinde katılmadığım yerler var.
Kendisi antrenörlük yapıyor mu?
Bilmiyorum. Eğer yapıyorsa beni daha iyi anlayacaktır. Öncelikle antrenörler
karşılaşma içinde mantıklarıyla hareket etmeye çalışırlar. Ama zaman zaman istemeselerde hisleri ön plana çıkar. Mantık, oyunun
kesilmesi için neler yapılması gerektiğini söylediğinde farklı, olayın içine
hisler girince daha farklı şeylerle karşılaşılabilir. Tüm antrenörler zor
maçlarda mantık - his ikilemini yaşar.
Yaşamıyorum diyen de yalan söyler.
Ben Bahadır Aksoy’un yaptığı Hakan
- Bülent değişikliğini çok iyi anlıyorum. Ama bu benim onun düşüncesini
desteklediğim anlamına gelmez. Ayrıca doğru olup olmadığı da tartışma
konusudur. Aksoy’a o anda doğru gelen, bize yanlış gelebilir. Bunun için ben
yaptığı değişikliği şu cümlelerle yansıtmıştım,
“İşte bu anda oyuncularının bir türlü topu öldürememesine kızan Aksoy,
Bülent’i çıkardı, yerine Hakan’ı aldı. Düşüncesi belki doğruydu ama Klimkine’nin etkili servislerinin devam ettiğini gözden
kaçırmıştı. İşte bu SSK’ya pahalıya patladı. Klimkine’nin
üst üste attığı 8 servise diğer oyuncuların blok ve hücumdaki çıkışları da eklenince sayılar 21-18 oldu. (Klimkine bu 8 servisten sadece birini direkt sayıya
dönüştürdü. Diğer servisleri etkiliydi ama oyunda kalmasına karşın SSK bunların
hiç birini sayıya dönüştüremedi. Yani verilen sayıların çoğunda hataları,
bloklarda kalan hücumlardan, auta vurulan toplardan ve hücumu yapılamayan ancak
rakip sahaya atılan kolay toplardan kaynaklandı.) Doğal olarak Arçelik seti de 25-21 aldı.”
SERVİSİ KIRMAK VE HÜCUM
Burada “Düşüncesi belki doğruydu ama Klimkine’nin
etkili servislerinin devam ettiğini gözden kaçırmıştı” derken, ben de senin
gibi düşünüyorum. Ama Bahadır’ın yanlış yorumladığı varsayımına da
katılmıyorum. Çünkü o an öyle düşünürken kendince haklı olduğu taraflar da
vardı. Önce, şimdiye kadar çok zor olan bir olay gerçekleşiyordu. Klimkine belki de hayatında ilk kez bu kadar üstüste kaçırmadan etkili smaç
servis atıyordu. Böyle olunca da bu oyuncunun servisi her an kaçırabileceğini
düşünmek hata olmasa gerek. Bülent takımın en iyi manşet alan oyuncusuydu. Bu
doğru. Ancak 18-17 de oyuncu değişikliği yapılırken Aksoy’un tek düşüncesi
vardı. Klimkine’nin servisleri oyunda kalıyor ancak pasörün smaçörlere attığı toplar
bir türlü ölmüyordu. O zaman bir smaçör sokmak ve
topu çevirmek düşüncesi yanlış olmayabilirdi. Ayrıca Bülent - Hakan değişikliği
olurken aynı anda Berezin'in manşetinden memnun
olmayan Bahadır, onu çıkarıp Ender'i alıyordu. Ama olmadı. Bu bir antrenör
şansızlığından başka bir şey olmasa gerek. Bu değişiklik tutup, Hakan topu
öldürseydi o zaman sayılar 19-17 olacak, belki de set SSK’ya gelecekti. O zaman
yorumlar nasıl olacaktı?
FARKLI DÜŞÜNCELER
Tabii ki bunlar bir varsayım. O
nedenle her antrenör böyle bir olayda farklı düşünebilir. “Ben olsaydım ne yapardım?” sorusunun yanıtı herkese göre
değişebilir.
Sonra 18-19 da Hakan çıktı, Bülent
tekrar girdi. Ardından 20-23 de bu kez Ender çıktı, Berezin
girdi. Bunlar tutmadı ve sonuç değişmedi..
“Ben olsaydım ne yapardım?” sorusuna devam edelim. Örneğin Sen,
"Öndeki üçlü hücum turunu ikiliye
çevirebilirdi, bu durumda 3 oyuncu ile servis karşılanabilirdi"
diyorsun. Ancak unuttuğun nokta zaten bu değişikliğe kadar, SSK her pozisyonda
Bülent - Libero Taylan ve Berezin
ile yani 3 kişiyle servis karşılıyordu. Yukarıdaki satırlarda belirttiğim gibi,
SSK'nın 18-17 de yapılan değişikliğe kadar sorunun az bir bölümü manşetten
kaynaklanıyordu. Klimkine 8 servisten 1 direkt sayı
üretebilmişti. Yani toplar oyunda kalıyor ama hücum hataları yüzünden
sıkışıklık doğuyordu. O halde yapılacak şey, topun bir an önce ölmesini
sağlayacak bir varyasyondu. Bahadır Aksoy da, sanıyorum değişikliği bunun için
yaptı. Bu düşünceyi bir çok kişi destekleyebilir, büyük bir grup ta yanlış
bulabilir. Ama bu şekildeki düşünceye destek verenlerin yanlış da olsa
antrenörlüğüne gölge düşürmez.
ÖRNEKLER…
Şimdi birkaç değişik örnek
vereyim.
Bir başka antrenör, 18-15'de mola
almaz, Klimkine'nin üstüste
attığı servislerden yorulmasını hatta
konsantrasyonunu kaybetmesini bekleyebilirdi. Yani mola almayarak Klimkine'nin nefeslenmesini, güç
toplamasını engelleyebilirdi.
Bir başka düşünce; Bu kez
antrenör, 18-15'deki moladan sonra, her sayıda bir oyuncu değiştirerek oyunu 6
kez daha kesebilirdi. Veya 18-15 de ilk molayı, 18-17 de ikinci molayı
alabilirdi. Ardından oyuncu değişikliklerine gidebilirdi. Kısacası bunun gibi çeşitli alternatifleri üretmek zor
değil.
Peki, bu ve bunun gibi birçok
olasılıktan hangisi doğru? Buna kim karar verecek. Akıp giden zaman ve sayılar
için Aksoy, kendince doğru olduğuna inandığı olasılığı denedi. Yukarıda da
belirttiğim gibi tutmadı ve bu tercihi O’na maçı kaybettirdi. Bu karşılaşmayı
kaybettiren düşünce belki de bir başka maçta galibiyeti getirecek. Bunu
şimdiden kimse bilemez.
İkinci eleştirine cevabım bu.
Biraz uzun oldu ama, okuyanların kendi kendilerine böyle bir olayın muhasebesini
yapmalarını istedim.
BASINI YANLIŞ
DEĞERLENDİRİYORSUN
Basın ile ilgili eleştirilerinde
de katılmadığım şeyler var. Öncelikle oyunculara verilen notlar konusunda
yanlış düşünüyorsun. Maç sonrası herkes fikrini söylüyor, yorumunu yapıyor.
Bazen aynı noktada birleşiliyor.
Bazen de farklı oluyor. Oradaki tüm arkadaşların bir görüşü var. Ancak,
oyunculara verilen notlar konusunda herkes farkı düşünebiliyor. Bu da çok
doğal. Ben bir oyuncuya not verirken farklı
şeyleri göz önüne alabilirim.(Servis, manşet ve blok gibi) Bir başkası
daha değişik ele alabilir (Smaç, defans gibi).
Görüşler arasında farklılıklar her zaman oluyor. Ancak, bazen bir oyuncu
hakkında kararsız kaldığımda onların düşüncelerinden, görüşlerinden mutlaka
yararlanıyorum. Bu benim hatalı karar vermemi engelliyor. Bazen de
istatistikler notlarda rol oynuyor. Gözümüze iyi görünen bir oyuncunun
istatistiğine bakıldığında şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşabiliyorsun ve "Allah Allah amma
yanılmışım" diyebiliyorsun. Bu da gösteriyor ki gözler yanılabilir. (Benim İller Bankası -
Eczacıbaşı karşılaşmasında yanıldığım gibi.)
DOĞRUYA YAKLAŞMAK
Aslında sizlerin ve sporcuların
bundan mutlu olması gerekir. Çünkü herkes kendi görüşünün yanı sıra, ortak bir
değerlendirme sonucunda da doğruya daha çok yaklaşıyor. Yani bizler
birbirimizden kopya çekmiyoruz. Sadece fikir alışverişinde bulunuyoruz. Cuma
günü oynanan Güneş Sigorta - Eczacıbaşı maçının yıldızlarını incelediysen
benzerlikler kadar, farklılıkları da görmüşsündür.
Bu arada bazı maçlarda notların
aynı olmasının başka nedenleri de var. Örneğin, Burhan Felek' deki bir
karşılaşmayı bir - iki arkadaşımız izlerken diğerlerinin o anda başka salonda
görev yapması ve birbirleriyle paslaşmak zorunda kalmaları bu durumu yaratıyor
(Gazeteler bazen birden fazla maç kullanmak istiyorlar. Bizlerde voleybolun
daha çok yer alabilmesi için bu çareye başvuruyoruz). Bir diğeri; Maçları
gazeteler bazen Anadolu Ajansı'ndan alıyorlar. O zaman tüm notlar tek elden
çıktığı için aynı oluyor. Yani Ragıp Tekin’in
notları, o maçı kullanan tüm gazetelerde aynı şekilde yer alabiliyor.
Bazen gazetelerin sayfa düzenleyenleri
cinlik yapıyor, ajansın gönderdiği notlarla oynuyorlar, böylece alakası olmayan
şeyler ortaya çıkıveriyor. Bazen de bizim faksımız ellerine ulaşmıyor veya
kayboluyor o zaman da yine ajansı değiştirerek veriyorlar. Ertesi gün gazeteyi
alanlar da, bizler de şaşkına dönüyoruz. Tabii ki bunun sıkıntısı da dönüp
dolaşıp bize yansıyor. Sizler bunları bilemediğiniz için de doğal olarak
bizleri suçluyorsunuz. Ama ne yapalım elimizden de fazlası gelmiyor.
BİRAZ AĞIR OLMUŞ
Birkaç satır da Hançer'in
eleştirileri için yazayım.
Hançer, Voleybol Federasyonu Asbaşkanı Oral Yılmaz ile
gazeteci bazı arkadaşlarımızın (İçlerinde bende varım) Vedat Bayram'a çıkışını ve bunu yazmamızı,
televizyonlarda söylememizi eleştiriyor.
Çünkü Vedat Bayram’a gidişimizin
yanlış olduğunu, salon sorunuyla onun alakası olmadığını belirtiyor.
Fıkralarla, ata sözleriyle eleştirilerini oldukça da ağırlaştırarak, bizleri
cahil ve bilgisizlikle suçluyor ve yerden yere vuruyor.
Ne yapalım, öyle düşünüyorsa, öyle
olsun.
Bizim şansızlığımız, o gün İl
Müdürü Vedat Bayram’a giderken, Hançer gibi bir bilge kişi ile karşılaşamamızdır. Eğer ona rastlayabilseydik, o zaman bu komik
hatayı yapmaz, voleybol ailesinin bir ferdi olan ve herşeyi
en ince noktalarına kadar bilen bu değerli arkadaşımızı da cahil durumuna
düşürmezdik.
Ne yapalım kader utansın.
Ancak, keşke orada konuşulan bazı
şeyleri açık açık yazabilseydim. O zaman Vedat
Bayram'a gitmekle (En basit bürokrasi
bilgisizliği ve cahillik olsa bile) ne kadar doğru bir adım atmış olduğumuz
daha iyi anlaşılabilirdi. Ama ne yazik ki bunları açıklayamıyorum.
Ayrıca, cahillik yaptık, gittik
diyelim. En azından Vedat Bayram'ın Burhan Felek'in uluslararası standartlara
getirilmesi için yaptığı girişimleri öğrendik. Bu verdiği bilgileri internet sayfalarında ve televizyonlarda dile getirerek az
da olsa kamuoyu oluşturmaya çalıştık.Fena mı oldu?
Evet, belki kasap yerine manava
gittik, eşeğimizi kaybettik, bulunca da çok sevindik ve dışarıdaki delilerden
olduk ama, o gün atılan bir adımın bugün hızlandığını görmek bizi mutlu ediyor.
Çünkü Voleybol Federasyonu Başkanı Hüsnü Can'ın, Burhan Felek'in büyütülmesi
için kulüp başkanlarını bir araya toplayacağını, bu toplantının ardından
oluşacak bir heyetin Vedat Bayram ile bir araya geleceğini, çözümler
aranacağını, tartışılacağını, 100 gönüllü, 100 tesis projesinde olduğu gibi,
bazı iş adamlarının devreye sokulacağını
duyduk. Böylece biz cahillerin bilmeden attığı bir adım, belki de başka bir
yararlı olaya dönüşecek. Kısacası Hançer dostum, aptallar da bazen, istemeden
de olsa bir işe yarıyorlar. Ne dersin?
SAYIN AHMET AKAN
Garip bir eleştiri yapmışsın. Yani
sapla samanı karıştırmışsın. Hakemlerin, gözlemcilerin hataları ve davranışları
seni o kadar üzmüş ki, bu olayla hiç
alakası olmayan Arçelik’in Anadolu’ya açılma
projesini alaya alıyorsun.
Bu da, hem bu kulübe, hem bu
projeye “olur” diyen Tokat Belediyesi ve Fenerbahçe’ye, hem de bu işi
destekleyen bir çok kişiye haksızlık demek oluyor.
Bugün federasyondan, hakemlerden
ve başka şeylerden birçok kişi şikayetçi, bunlardan biride sen olabilirsin ama
olayları birbirine bağlamasan daha iyi olmaz mı?
TANITIM GÜZEL
Cumartesi günü, Enver Bağlarbaşı’nın TV 8’deki “Spor manşet” in konuğu Voleybol
Federasyonu Başkanı Hüsnü Can’dı. Başkanın getirdiği ve programda
yayınlanan 2003 Avrupa Bayanlar Voleybol
Şampiyonası’nın tanıtımı çok ilgimi çekti. Her
ne kadar beğenmeyenler olsa da ben beğendim. Güzel olmuş. Yapanın eline
sağlık.
2007 Avrupa Erkekler Voleybol
Şampiyonası’nın İstanbul’a alınması için başlayan girişimi sevinçle karşıladım.
Hele 2005’in Yugoslavya ve İtalya gibi iki ülke tarafından ortak
düzenlenmesinden yola çıkarak “Bizde bir
komşu ülke ile yapabiliriz, Bu Yunanistan olursa daha iyi” düşüncesi
gerçekten ilginç ve anlamlı. İnşallah olur.
Bu arada Avrupa Şampiyonası’na
daha iyi hazırlanabilmek için Mayıs ayında yapılacak Bahar Kupası’nın da
alınmaya çalışılması “Cuk” oturacak.
MİLLİ TAKIM -
YABANCILAR KARMASI
Mayıs ayında, Avrupa Şampiyonası
Eleme Grubu’nda mücadele edecek A Erkek Milli Takımımızın hazırlıkları içinde
yer alan Yabancılar Karması maçlarından ikisi 29 - 30 Kasım günleri Burhan
Felek Spor Salonu’nda yapılacak.
Cuma günü 18.30 da, Cumartesi 14.00 de oynanacak karşılaşmalarda kadrolar
şöyle:
A Milli Takım:
Antrenör: Şükrü Çobanoğlu, Kenan Bengü
Menajer: Semih Soyer
Gökhan, Barış, Hakan, Ahmet (Arçelik),
Erkan, Hakan Akışık,
Ender, Bülent (SSK),
Yasin, Sinan, Ali, (Erdemir),
Hüseyin, Fatih (Ziraat Bankası),
Selçuk (Galatasaray).
Yabancılar Karması:
Antrenör: George Strumilo, Nedim Özbey
Menajer: Melih Atalay
İvanov, Stefanov, Klimkine (Arçelik),
Ouchakov, Maric, Berezin (SSK),
Voronkov, Nikolov (Erdemir),
Beduline, Sidenko (Ziraat Bankası),
Stanicki (Fenerbahçe),
Kırchev (Bursa Emniyet),
Nebatov (Tokat Belediye),
Kouravkine (İstanbul B.Bel.).
ZİRVE SAVAŞI
Bu hafta yoğun bir maç programını
daha geride bıraktık. 5 gün içinde 22 karşılaşma oynandı ve ilginç mücadelelere
sahne oldu.
Ancak haftaya damgasını vuran 5
maç vardı. Ben bu zorlu karşılaşmalardan bazılarını izleme şansını buldum. Bu
yazımda biraz onlardan söz edeceğim.
ZİRAAT BANKASI - SSK
Ligin başından bu yana maçların
kalitesizliğinden şikayet ettim durdum. Ama Ankara’da izlediğim Ziraat Bankası
- SSK karşılaşması sonunda keyfimi geri getirdi.
Gerçi 5 setlik mücadelenin temposu
hep üst düzeyde değildi ama bu sezonun en iyi maçını izlediğimi söylemeliyim.
Ankara’ya gittiğime değdi doğrusu. Sanki üst düzeyde iki Avrupa ekibinin
mücadelesini izledim. Başa baş, dişe diş bir maç oldu. Herşey
vardı. Etkili smaç servisler, güçlü hücumlar ve çok
olmasa da 2’li 3’lü bloklar, estetik görüntüler hep oyunun içindeydi. Bu arada
top filenin en az 40-50 santim üstünde gidip geldi. Yani mücadelenin anten
ucuna yakın bir seviyede oynanması izleyenlere zevkli anlar yaşattı.
Karşılaşmanın ilk teknik molası
8-7 Ziraat’in üstünlüğüyle geçildi.
Ancak file üstünde daha iyi olan Ziraat
Bankası 4 sayılık bir farkı yakalamakta gecikmedi: 14-10, 15-11. Ne var ki SSK
arayı çabuk kapattı ve 17-17 de rakibini yakaladı. Sayılar eşitlenince
mücadelenin daha da artacağını umuyorduk ama birden tempo düştü. Bunun nedeni,
iki takımında servise yüklenmesi ve gelen manşet hataları, pasöre
iyi çıkmayan topların hücuma dönüşme zorluğu gösterilebilir. Sayıların ritmine
bakıldığında belki daha kolay anlaşılır: 17-17, 19-17, 19-20 (3 sayı), 21-20 ve
24-21 (yine 3 sayı). Sonuçta kaliteli başlayan ama sonra değişen seti 25-22
Ziraat aldı.
İkinci sete SSK, önce Ouchakov’un, sonra da Berezin’in
etkili servislerinden gelen sayılarla 4-1 önde başladı. İlk sette olduğu gibi
iki takımında servise yüklenmesi manşetlerde ve hücumlarda hatalara sebep
olunca karşılaşmanın tadı biraz azaldı. Bu arada SSK, setin başında yakaladığı
avantajı 15-10’a taşıdı. İşte bu sıralarda Ziraat Bankası’nın file önünde ki
pozisyonu şöyleydi: Hüseyin (4), Fatih (3), Sergiy
(2). Bu üçlü 4’de toplanıyordu. SSK’nın etkili servisleri, manşet problemi,
hücumdaki tıkanıklık derken set koptu: 25-14.
3. Sette gerek Ouchakov’un,
gerekse arkasından gelen Berezin’in servis
kaçırmasına karşın SSK ilk teknik molaya 8-6 önde girdi. Hücumdaki başarı ve
özellikle de Bülent’in 14-11’den sonra yaptığı
üst üste bloklar sayı farkını büyüttü: 18-12. Bu 6 sayılık fark setin sonlarına
kadar devam edince SSK 25-19 ile 2-1 öne geçti.
4. set, bir öncekinin aynısı gibi
başladı. Önce Ouchakov, sonra Berezin
servisi kaçırdı. Ama bu kez Fatih’in etkili servislerine, Taylan’ın
oyunda kalan ama hücumu zorlukla yapılan manşet hataları eklenince sayılar bir
anda 7-1 Ziraat’in lehine döndü. Sonra 9-3 oldu.
2’den Maric - Ouchakov,
4’den Maric - Bülent ikilisinin blokları farkın
kapanmasını (9-7) sağladıysa da, Ziraat toparlanıp tekrar farkı 5 sayıya
çıkardı: 12-7.
Bu arada Taylan’ın
oyundan düşerek üst üste hatalar yapması seti Ziraat’e
25-21 getirdi.
5. sette iki takımın oyuncuları da
maçı kazanabilmek için tüm güçlerini ortaya koydular. 6-5’de Erkan’ın sakatlanmasının
getirdiği duraklamayı çabuk atlatınca 15-15'e kadar başabaş
bir mücadele izlendi. İşte bu anda Ziraat servis attı. Manşetten gelen topu Ouchakov, 4’deki Berezin’e attı.
Ama Fatih’in bloğu sayıları 16-15 yaptı. Berezin’in
blokta kalması nedeniyle bu kez Ouchakov, topu
ortadaki Maric’e
attı. Ama Fatih’in tekli bloğu sete noktayı koydu: 17-15. Sonuçta bu zevkli ve
seyretmesi keyifli maç 3-2 Ziraat’ın oldu.
GÜNEŞ SİGORTA -
ECZACIBAŞI
Ankara’daki bu güzel mücadeleden
sonra, cuma günü İstanbul’daki Güneş - Eczacı maçından da çok şey bekliyordum.
Çünkü zirve yarışının bu iki adayının sahaya sürdüğü ilk altılarda Olga (Güneş) ve Eczacıbaşı liberosu İzolda
dışında kalan tüm oyuncular milli takımımızın
kadrosunda yer alıyorlardı. Yani geriye kalan 10 oyuncu da 2003 Eylül de
Ankara’ da yapılacak olan Avrupa Şampiyonası’nda büyük umutlar bağladığımız ve
derece beklediğimiz ekibimizin voleybolcularıydı.
Böyle olunca da yüksek kalitede,
çatır çatır bir mücadele izlemeyi ummak her halde
hata değildi.
Ne yazık ki, iki takımında belki
stresten, belki de birbirlerinin taktiğini bozabilmek çabasından zevksiz,
voleybol kalitesi düşük, didişmeden öteye geçmeyen
(set sayılarının yakın oluşu sizi aldatmasın) bir maç izlemek zorunda kaldık ve
tabii ki hayal kırıklığına uğradık.
Üst düzeyde oyuncuların yer aldığı
bir maçta, bu kadar çok hata insanı şaşırtıyor.
Oysa maç heyecanlı başlamıştı. İki
takımın antrenörünün de sahada mücadele eden oyuncuları iyi tanıması, setin
başlarında bir taktik savaşının müjdesini veriyordu.
Etkili servisler, manşet ve
defanstaki başarı, Neslihan’ın hücumları ve Pelin - Olga
ikilisinin tekniği Güneş’in kozları olacağının sinyallerini yansıtıyordu.
Eczacıbaşı’nda ise, uzunların file üstündeki blokları ve rakibin kısa
oyuncularının yarattığı blok boşluğunu iyi değerlendiren hücumları göze
çarpıyordu. Ayrıca iki takımında rakibi oynatmamak için umudunu etkili
servislere bağladığı açıkça belliydi. Güneş’in servisleri Natalia
ve Izolda’ya (Deniz, 4’den açılırsa ona) yönlenmişti.
Eczacıbaşı’nın kilitlendiği oyuncular ise Pelin ve Olga’ydı.
Antrenörler maça taktik olarak
belki iyi hazırlanmışlardı ama önemli olan, oyuncuların bu taktiğe ne kadar
uyacakları ve becerilerini ne kadar ortaya koyacaklarıydı. Nitekim daha
karşılaşmanın başında iki takımın oyuncularının da aksaması sıkıntıların
yaşanmasına, hesapların şaşmasına yol açtı.
Önce Güneş’in istediği oldu,
ikinci teknik molaya 16-11 önde girdiler. Moladan sonra 17-11 oldu. Ama
Deniz’in servisleri, ikili hücum turuna oturan (Olga
– Elif - Aysun) Güneş Sigorta’ya sıkıntılar yaşatmaya
başladı. Bunda Elif’in pas hataları kadar, Olga ile Aysun’un bir türlü top öldürememesi, içeri atılan topların,
Çiğdem’in 2’ye dolaşarak Olga’nın üstünden kolay
sayıya dönüştürmesi de etkili oldu. Ve fark kapandığı gibi Eczacıbaşı bir sayı da öne geçti: 17-18. Güneş bu krizi
atlatmayı başarıp tekrar 2 sayılık bir avantaj yakaladı: 22-20. Ancak
bloklarındaki sıkıntı bu kez Eczacıbaşı’nı 22-23 öne geçirdi. Ve sonuçta 23-23
de Neslihan’ın, 25-25 de Aysun’un kaçan servislerini
iyi değerlendiren ve kendine avantaj sağlamayı bilen Eczacıbaşı seti 27-25
kazandı.
İkinci setin ortalarına kadar yani
14-13’e kadar heyecan sürdü. Ne var ki Güneş Sigorta’nın, Eczacıbaşı’na oranla
silahlarının daha kısıtlı olması file üstünde hep sorun oldu. İlk sette olduğu
gibi Aysun –
Elif - Olga
üçlüsünün önde olduğu her pozisyon sıkıntı yarattı. Olga
döndüğünde Pelin’in gelmesi de hücumdaki sorunu çözmeye yetmedi. Güneş, Elif
‘in arkaya, Neslihan’ın öne geldiğinde rahatlıyordu ama bu kez de manşet ve
defans sorunuyla karşı karşıya kalıyordu. Bu arada Neslihan’ın ve Pelin’in blok
zaaflarını Natalia, Özlem ve Mesude
gibi uzunlar iyi değerlendirerek
takımlarına sayılar kazandırmayı başardılar. İlk set dışında bu turlarda
Eczacıbaşı rakibine hep üstünlük sağladı. Sonuçta ikinci seti 25-19, üçüncü
seti 25- 23 alan Eczacıbaşı hedefine ulaştı.
Yazının başında kaliteden uzak bir
maç izlediğimizi yazmıştım. İstatistiklere bakıldığında bu daha da net olarak
anlaşılıyor. (Bu arada Eczacıbaşı’na
da teşekkür ederim. Çünkü bazı takımlar
tutulan istatistikleri sır gibi saklıyor ve vermemek için mutlaka bir bahane
yaratıyorlar. Ancak Eczacıbaşı bu yola başvurmadan istatistikleri verdi. Bende
bunu sizlere yansıtma olanağını yakalamış oldum. Dilerim ki tüm takımlar tuttukları
istatistikleri bana verirler veya ulaştırırlar. Bende sizlerle bunları
paylaşmaya çalışırım.)
İŞTE İSTATİSTİKLER:
Alt alta vereceğimki,
daha iyi kıyaslama yapılabilsin;
SERVİS:
Eczacıbaşı: 75 servis attı, 4 hata
yaparken 2 direkt sayısı var.
Güneş Sigorta: 67 servis, 9 hata,
7 sayı.
SERVİSE KARŞI
MANŞET:
Eczacıbaşı: 56 kez topla buluştu,
6 direkt hata yaptı. Yüzdesi 62, Exc: % 38.
Güneş Sigorta: 68 manşet, 2 hata,
yüzdesi 74, Exc: % 31.
ATAK:
Eczacıbaşı: 83 hücum, 6 hata, 4 blokta
kalan top, kazanılan sayı 40. Yüzdesi
48.
Güneş Sigorta: 104 atak, 13 hata,
15 blokta kalan top, kazantlan sayi
34. Yüzdesi 33.
Özellikle bu bölüme
çok dikkat edin. Eczacıbaşı’na oranla Güneş Sigorta 21 hücum daha fazla yapmasına karşın ancak 34
sayı alabilmiş ve blokta kalan
toplarıyla 15 sayı kaybetmiş. İlginç değil mi?
BLOK:
Eczacıbaşı: 15 sayı almış, 12 hata
yapmış.
Güneş Sigorta: 4 sayı kazanmış, 10
hata yapmış.
DİĞER MAÇLAR
Bu iki zirve maçının dışında 3
karşılaşma daha izledim. Marmara Koleji - Rize Fındıklı mücadelesi keyifli ve güzeldi. Hele set sayılarının
yakın olması heyecanı hep ayakta tuttu.
Arçelik - Beşiktaş ve Beşiktaş - Galatasaray maçları ise zevksizdi.
İşte geçen bir haftanın bana göre
görüntüleri böyleydi.
Tekrar buluşuncaya kadar hoşçakalın.
A
L E V
A N A
K Ö K