KÜME DÜŞMENİN KALDIRILMASI  İÇİN GİRİŞİMLER BAŞLADI

 

 

Geçtiğimiz günlerde yabancı sporcular başlığı altında bir yazı yazmış ve ekonomik koşulların zor günler yaşattığı kulüplerimizin, 3 yabancı oyuncuya izin çıkmasına karşın onların yerine gençlere yer verdiklerini, bunun da voleybolumuz için bir şans olarak değerlendirilmesi gerektiğini yazmıştım.

Bu yazımı okuyamayanlar için bir daha o bölümü  hatırlatmak istiyorum. Çünkü  asıl konumuz olan küme düşmenin kaldırılması için başlayan girişimlerin gerekçeleri ile bu yazı birbiriyle çok örtüştü.

 

“ YENİ NESİL “

Aslında ekonomik koşulların takımlarımızı zorlaması nedeniyle, kulüplerimizin birçoğunun yabancı sayısını düşük tutacak olmalarını ben bir şans olarak görüyorum. Ve bu durumu, istenmeden gerçekleşen, ama  ülke voleyboluna katkı sağlayacak bir operasyon olarak değerlendiriyorum.

Son yıllarda yıldız ve genç milli takımlarımızda çıkış yapan yeni oyuncuların gelişmesini keyifle izliyoruz. Ancak bu gençlerin daha ileri gidebilmesi, daha çok tecrübe kazanmaları için oynamaları gerektiği de hepimizin ortak fikri.

İşte bize özellikle bayanlarda böyle bir şans doğdu. 2003 de Avrupa Şampiyonası'nda mücadele edecek takımımızın

kadrosu  aşağı yukarı  belli. Çok tecrübeli ve iyi bir ekibimiz var. Yıllarca bizi başarıyla temsil eden bu nesil artık

yaşlanıyor. Avrupa Şampiyonası'ndan sonra da bir çoğunun voleybola bakış açısı değişebilir. O halde onların yerine

yeni bir jenerasyona ihtiyacımız var. Genç Milli Takımlarımız da görevini başarıyla tamamlayan ve yaşı büyüdüğü için A takıma çıkış sırası bekleyen, yani ablalarının yerlerini dolduracağına inanılan oyuncu sayısı hiç de az değil.

 

 İYİ BİR PLANLAMA

 İşte bu mantık ve ekonomik krizin istemeden yarattığı yabancı oyuncu kısıtlaması,  bu yeni yetişen nesile büyük bir şans doğuracak. Eğer iyi planlanırsa,  oyuncular kulüplere iyi dağıtılabilirse, yani bu gençler, dolu dolu bir sezon geçirebilirlerse, yaşanan krizin olumsuzluklarını artı bir değere çevirebiliriz. Bu  şansı akıllı kullanmak ve iyi değerlendirmek için federasyona ve milli takım antrenörlerine yardım etmek gerekir. Bu camiaya yıllarını vermiş tecrübeli kişilerin bir araya gelerek yakalanan bu şansı iyi organize etmesi, yeni bir jenerasyonun, yeni bir çıkışın ilk adımı olabilir.”

 

İMZAYA AÇILACAK  METİN TASLAĞI

İmzaya açılacak ve Voleybol Federasyonu Başkanlığı’na sunulacak olan metnin özeti şöyle:

 

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz,  kulüplerimizin bütçelerini  olumsuz yönde etkiledi. Oy birliği ile çıkartılan 3 yabancı  oynatabilme hakkını bu nedenle birçok kulüp kullanmadı ve böylece gençleştirilmiş kadrolar ile ligde mücadeleye başladılar.

Ekonomik koşulların zorunlu kıldığı bu doğru politika, kendilerine yer açılan  gençlerimizin yetişmesine fırsat tanımıştır. Spor kamuoyunda sevinçle gözlenen bu tablo, Türk Voleybolu’nun geleceğine ilişkin umutların yeşermesini sağlamıştır.

Ancak bizler, liglere katılan ekiplerin bir kısmının küme düşme endişesiyle paniğe kapılıp, Türkiye’yi  yabancı veteran voleybolcular cennetine dönüştürecek davranışlara yönelmemizden kaygı duymaktayız.

Bu sezon Urfa Gençlik ve Rize Fındıklı’nın da katılımıyla daha da yaygınlaşan ve renklenen  liglerimizde, küme düşmenin kaldırılarak 2003-2004 sezonunun da 16 takımla oynatılması istediğimizin Türk Voleybolu’na katkı sağlayacağına inanıyoruz.

 

KULÜPLER SICAK BAKIYOR

Bu konuyu gündeme getiren grubun yaptığı ön araştırmaya göre, birçok kulübün olaya sıcak baktığı ve metni imzalayacakları söyleniyor. Bugünlerde imzaya açılacak olan bu konu yukarıda da okuduğunuz gibi benim düşüncelerimle örtüşüyor.  Böyle olunca da otomatikman bu  girişimi desteklemiş oluyorum.

Aslında gerçekten bu anlayışla yola çıkılırsa ve düşme dondurulursa, genç oyuncuların yetişmesi için büyük bir fırsat kazanılmış olacak. Ayrıca son birkaç yıldır tüm Anadolu’ya yayılmaya başlayan  Türkiye Ligi, böylece İstanbul- Ankara dışına  da taşmış  oldu.        

Şimdi Tokat, İzmir, Bursa, Ereğli, Kocaeli, Rize, Urfa illerinin temsil edildiği Türkiye Voleybol Ligi’nin,  birkaç yıl sonra başka şehirlere de kucak  açacağına inanıyorum.

 

HAFTANIN İKİ OLAYI

Bu haftaya damgasını vuran iki maç vardı. Bunlardan biri erkekler liginin iki şampiyon adayının   karşıkarşıya geldiği Erdemirspor - Arçelik mücadelesi, diğeri ise,  hakemlerin ön plana çıktıkları 75.Yıl - Galatasaray karşılaşmasıydı.

Önce bayan maçından başlayayım. İlginç bir mücadele oldu. İki takımda sonucu lehine çevirebilmek için tüm güçlerini ortaya koydu. Ama sonucu lehine çeviren 75. Yıl oldu. Sarı - Kırmızılılar daha iyi bir kadrosu olmasına karşın, son anda lige katılmanın, yani hazırlıksız yakalanmanın bedelini  bir kez daha yenilerek ödedi. İlerleyen haftalarda takım rayına oturduğunda  galibiyetler gelmeye başlayacak ama bu arada kaybedilen puanlar başlarına bela olacak.

75. Yıl’a gelince maçı kazanmak için çok istekli bir oyun ortaya koydular. Genç oyuncuların zaman zaman yaptıkları basit hatalar maçı kaybetme noktalarına gelmelerine yol açtıysa da sonuçta kendileri açısından çok zor bir karşılaşmayı kazanmayı başardılar. Bu arada  maçın iki pasörünün de iyi oynamaması mücadelenin  5 sete taşınmasına yol açtı. Yılların tecrübeli pasörü Nihal, hala orta oyunculara filenin iki karış üstüne top atmaya ısrar  ediyor. Eğer yanında Julia gibi bir oyuncu olmasaydı  bu pas yüksekliği ile Galatasaray’ın ortadan öldürdüğü topların sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi. Berna da ondan aşağı kalmadı. Takımını adeta frenledi. Onun yanlışları ise, yanlış tercihler yapmak ve kolay yerine işin en zorunu seçmekti.

 

YA HAKEMLER

Aslında iki takımın mücadelesinden çok, maça damgasını vuran hakemlerdi. Gerek Hikmet Ay, gerekse Esat Danzili iyi bir yönetim gösteremediler. Yaptıkları hatalar sahadaki tüm teknik adamların ve oyuncuların tepkisini çekti. Bu arada bir hata da skor hakeminden geldi. Tartışmalara neden olan bu hatayı seyretmeyenleri bilgilendirmek için yazayım.

Karşılaşmanın 3. setinde 7-6 Galatasaray öndeydi. 75. Yıl sayı aldı. Durumun 7-7 olması gerekirken, skor hakemi sayıyı yanlışlıkla Sarı- Kırmızılı takıma yazdı ve 8-6 olduğu içinde teknik molaya girildi. Yapılan itirazlar sonucu  sayılar 7-7 olarak düzeltildi. Ama bu arada teknik molada kullanılmış oldu. Sonra 8-7 oldu. Teknik mola verilmeden oyun devam etti.

 

AYDIN YOLAÇ HAKLI

Bizler kuralı tam bilmediğimiz için, bu durumun bir  hata olabileceğini dile getirdik. Ancak  maçın gözlemcisi Aydın Yolaç yanımıza gelerek bunun bir kural hatası olmadığı ve hakemlerin doğru yaptığını çünkü kurala göre, bir sette 2’den fazla teknik mola olamayacağını söyledi. Bizler hakemlerin hata yaptıklarında ısrar ettik. Bu arada basın ile Aydın Yolaç arasında küçük bir anlaşmazlık yaşanmış oldu.

Böyle bir olay ile daha önceden karşılaşmadığımız için ve genelde hata yapsalar da hakemlerin her zaman haklı çıktığını düşündüğümüzden bunu araştırmaya başladım.

Başka hakemlerle konuşup onların görüşünü aldım. Ve sonunda bizim yanlış bildiğimizi ve  Aydın Yolaç’ın             haklı olduğunu öğrendim.

Bunun benzeri bir olay Avrupa’da yaşanmış.  İlk teknik mola unutulup zamanında verilmemiş ama hata farkedilir farkedilmez molaya girilmiş. Bu da hakem seminerlerinin, kurslarının önemli bir konusu olmuş. Yani literatüre girmiş. Ancak burada bir fark var. Bizde yaşanan molanın unutulması değil, yanlış sayı yazıp zamanından önce verilmesiydi. Ancak bir sette 2 teknik moladan fazlası olmaz kuralı bu hatayı da aynı kefeye koymuş oldu.  Ne var ki,  bu hafta  Avrupa da  bir hakem toplantısına katılacak olan Kadir İlbeyli’den rica ettim. Bu şekliyle de sorup, bana bir cevap verecek.

 

SOKULLU VE İLBEYLİ GURURUMUZ

Söz hakemlerden açılmışken, Dünya ve Avrupa Şampiyonaları’nda  düdük çalan ve ülkemizi en iyi şekilde temsil eden iki hakemimiz, Ümit Sokullu ve Kadir İlbeyli’nin başarılarından da söz etmek istiyorum. Aslında bu konuyu geçen hafta yazacaktım ama elime bilgiler tam ulaşmadığı için beklemek zorunda kaldım. Biliyorsunuz, Avrupa Şampiyonası’nda Kadir İlbeyli, Dünya Şampiyonası’nda Ümit Sokullu başarıyla düdük çaldı. Ne var ki TRT maçları yayınlama gereği görmediği için ne maçlar, ne de hakemlerimizin müsabakaları  hakkında bilgi edinemedik. Sağolsun federasyonumuz da hakemlerimizin yönettiği maçlar konusunda bizlere bilgi vermeyince  doğruyu yazabilmek için bekledim. Halbuki  federasyonumuz bu tür güzel haberleri medyaya, günü gününe olmasa bile, zaman zaman fax ile bildirebilir. Böyle bir olay futbolda veya basketbolda yaşansa, medya fax yağmuruna tutulur, hakemler üstüne yorumlar yazılır,  röportaj için sıraya girilirdi. Fırsat kaçtı. Herşeyi sadece basından beklemek yanlış.  Onları bilgilendirmezseniz karşılığını da alamazsınız. 

 

ÜMİT SOKULLU’NUN ŞANSIZLIĞI

Arjantin’ deki Dünya Şampiyonası’nda düdük çalma başarısını gösteren Ümit Sokullu 4’ü baş, 3’ü yardımcı olmak üzere 7 maç da görev aldı. 

Önce 1. grup da, sonra da 2. grupta toplam 5 karşılaşmaya çıkan başarılı hakemimiz, daha sonra, Çeyrek Finalde Yugoslavya - Portekiz mücadelesini yönetti. Son olarak da Fransa’nın Yugoslavya’yı 3-0 yenerek üçüncü olduğu maçta yardımcı hakem olarak sahadaki yerini aldı. (Maçların sonuçlarını sitemizin  sayfalarında bulabilirsiniz.)

Görev yaptığı tüm maçlarda başarılı bir yönetim gösteren Ümit Sokullu, en büyük şansızlığı final maçına çıkamamakla yaşadı.

Dünya Şampiyonası öncesi yapılan toplantıda, “finale kalan iki takımın maçlarını o kıtanın hakemleri yönetemeyecek” kararının kurbanı oldu. Eğer yarı finalde Yugoslavya, Brezilya’yı yenebilseydi, o zaman iki Avrupa takımının final maçını  hakemimiz yönetecekti. Ama şans Brezilya’ya gülünce Sokullu’ da şansını yitirmiş oldu.

Bizlere de “Üzülme Ümit, gelecek Dünya Şampiyonası Final’i senin olur.” Temennisinde bulunmaktan başka bir söz kalmadı.

Bu arada Ümit Sokullu’nun 20 kişilik FİVB Hakem listesinde ilk 3 içinde gösterildiğini de gururla ekleyeyim.

  

KADİR  İLBEYLİ’ DE GÖZLERDEN KAÇTI

Öte yandan yine hakkında bilgi alamadığımız Kadir İlbeyli’nin de başarılarını geçte olsa sizlere hatırlatmak istedim.

Biliyorsunuz  Ümit gibi, Kadir de  Avrupa’nın gözde hakemleri içinde yer alıyor.  Dünya Ligi’nde;

Polonya - Portekiz:             3-0

Polonya - Portekiz:             3-0

Hollanda - Rusya:                               1-3

Hollanda - Rusya:                               0-3 

Maçlarında düdük çalan başarılı hakemimiz, daha sonra Avrupa Bayanlar Şampiyonası’nda görev yaptı

Burada  önce grup maçlarında görev aldı.

Ukrayna- Rusya: 3-2,

Hırvatistan - Beyaz Rusya: 1-3,

Hırvatistan - Ukrayna: 1-3,

Rusya - Beyaz Rusya: 0-3

Daha sonra yarı Finalde Beyaz Rusya - Polonya: 2-3 ve  İtalya - Almanya: 3-0 mücadelelerini yönetti.  FIVB’nin 50 kişilik “Elit hakemler” listesinde yer alan Kadir İlbeyli’den başka, şimdi bu listeye iki Türk hakemi daha girmek üzere. Kimler olduğunu tam olarak öğrenemedim ama Nihat Ermihan ve İlhami Şenyurt’un isimleri kuşlar tarafından  fısıldandı. Ama emin olmadığım için  net olarak yazamıyorum.

Hakemlik camiası için ne kadar güzel bir olay. Umarım hakemlerimiz gibi, antrenörlerimiz ve sporcularımızda bizlere böyle güzel  ve gurur verici haberler yazdırırlar.

 

EN İYİ HAKEM

Hakemleri uzun uzun yazınca yine eleştiriler alacağım.  Aslında yıllarca onlarla saha içinde en çok didişen antrenörlerden biri oldum. Ama “Sezar’ın hakkını da Sezar’a vermek” zorundayım.

Dünya Baltacıoğlu, bir smaçör olarak her zaman  “En iyi pasör ölü pasördür” der. Biz antrenörlerde bu cümleyi değiştirip  “En iyi hakem ölü hakemdir” diyerek  yıllarca bu espriyi yaptık durduk. Ben 2 yıldır antrenörlük yapmadığım için bu cümleyi biraz yumuşattım ve “ En iyi hakem düdük çalmayı bırakmış hakemdir” diyorum. Ama hala antrenörlük yapanların düşüncelerinin değişip değişmediğini bilemiyorum.

Tabi bu yazdıklarım  şaka. Yoksa, Hakem-Antrenör Sporcu üçgeninin arasındaki dostluğu  en iyi yaşayan ve bilenlerden biri olduğumu söylemeliyim.

 

MAÇLARA YER KALMADI

Bu hafta hakemlerden söz açılınca yine uzun bir yazı ortaya çıktı. Tayyar Sümen, Ereğli’den dönerken “Amma uzun yazıyorsun. Geçen hafta 5 sayfa yazmışsın” dedi. Ve yazıyı önüme koydu. 5 sayfayı görünce gerçekten haklı olduğunu düşündüm. Bu kadar uzun yazılar tabi ki okunmaz. Bilgisayarın başına oturunca galiba ipin ucunu kaçırıyorum.  Sorunlar bitmediği için yazılarında sonu gelmiyor. Bu hafta yazmayı düşündüğüm  “Maçların zamanında başlamaması”,  “Burhan Felek’in hafta sonunu biri Cumartesi, biri Pazar iki maçla kapatması” ve “Liberoların sahanın içine giriş çıkışlarında hakemlerin tutumu nedeniyle maçın oyuncu değiştirir gibi yavaşlaması” na değinecektim. Ama “Küme düşmenin kalkması”, “ Hakemlerimiz” ön palana çıkınca gündemi de değiştirmek zorunda kaldım. Artık az yazmaya kendimi alıştırmak zorundayım. Önümüzde ki haftadan itibaren bunu yapmaya çalışacağım.

 

ERDEMİR - ARÇELİK

Yazımın başında Erdemir - Arçelik mücadelesini haftaya  damgasını vuran maç olarak nitelendirmiştim. Zirve yarışının iki adayının kozlarını paylaşması bu tanıma uyuyor ama ortaya konan mücadelenin kalitesi beklenildiği gibi değildi. Takımların sezona hazır başlamamaları bunun başlıca nedeniydi.  Özellikle evsahibi Erdemir çok kötü bir günündeydi. Hiç bir silahı çalışmadı. Arçelik çok iyi oynamamasına karşın rakibin bu isteksiz ve hatalı oyununu değerlendirerek üçüncü set dışında sonuca kolay gitti.

Erdemirli oyuncular pasör ile uyum sorunu yaşıyorlar. Hele manşetler kötü geldiğinde anlaşmazlık  üst düzeye çıkıyor.  Bir de geçen sezon olduğu gibi, Antrenör Strumilo’nun çok oyuncuyla oynama hastalığı depreşince  işler daha da karıştı.

Arçelik’e gelince, İvanov’un hızlı pas organizasyonu hücumda kolay sayılar bulmalarını sağladı. Özellikle pasörün tekli bloğundan çok  yararlandılar. Etkili servisler ve bloklar oyunun kontrolünü ellerinde tutmalarını sağladı.  Libero Barış iyi bir günündeydi. Servise karşı manşette % 83 ile oynarken defanstan çıkardığı toplarla alkış topladı. Gökhan servise karşı % 87 ile oynadı. ( 15 kez topla buluştu 2 hatası var).

Hücümda Kilimkine sahanın gözdesiydi. + 11 ile oynadı. 23 top aldı 15 sayısı var. 2 hata yaptı.

Erdemir de ise, tüm oyuncuların değeri ( – ) de kaldı. 14 servis kaçırdılar. Servise karşı manşette Ali  % 78,  Voronkov % 62 ile oynadı.  Hücumda, Voronkov ile Cengizhan  % 50,   Sinan % 62 ve Nikolov % 44 de kaldı. Böyle olunca da Arçelik’in kazanması kaçınılmazdı.

 

Bu haftalık da bu kadar. Kaliteli maçlar dileğiyle hoşçakalın.

 

 

A   L   E   V       A   N   A   K   Ö   K