ANKARA TURNUVASI MORALİ
Bundan önceki yazımda sizlerle Rusya’da düzenlenen Boris Yeltsin Turnuvası’ndaki
izlenimlerimi paylaşmıştım.
Bu hafta da yine Bayan Milli Takımımızdan, yani 4’lü Ankara
Turnuvası’ndan söz edeceğim. Sonra da izninizle uzunca bir tatil planlıyorum.
Bu tatil içinde eğer voleybol ile ilgili bazı organizasyonları izleyebilirsem,
gördüklerimi sizlerle paylaşmaktan zevk duyacağım.
Bu arada Ankara Turnuvası’ndan önce, Avrupa Şampiyonası
Finalleri’nin kura çekiminden ve şansımızdan kısaca söz etmek istiyorum.
Bir çok yerde okuduğunuz gibi 24 Haziran Salı günü grup
kuraları Ankara da çekildi ve herkes gibi sonuçtan ben de mutlu oldum.
Çünkü ilk bakıldığında, yani kağıt üzerinde, takımımız
çok güzel bir grupta yer aldı. Eğer bu kuralar öncesi biri bana “Gel hile de
yapma şansını kullanarak bir grup
oluştur” deseydi ancak
bu kadarını yapabilirdim. Tek değişikliğim Almanya yerine Ukrayna olurdu. (Ankara
Turnuvası’nı seyrettikten sonra Ukrayna yerine Polonya’yı koyardım. Aslında bu
şansımızda varmış. Kura çekiminde bizim grupta ya
Almanya, ya da Polonya yer alacakmış. Kura çekilip
Polonya 2. gruba düşünce Almanya zorunlu olarak bizim gruba yerleşmiş. Eğer
tersi olsaydı, o zaman 4- 4’lük bir şans yakalamış olacaktık. Hele noksanda
olsalar Sırbıstan Karadağ, Romanya ve Polonya’yı
gördükten sonra Rusya ile el ele yarı finale çıkardık. Gerçi yukarıda da
belirttiğim gibi bu sadece kağıt üzerinde ki tahminler. Yoksa maçı oynamadan
peşin peşin konuşmak hataların en büyüğü olur. Bugün
Rusya’yı ayrı tutarsak sadece Almanlar’ı hesaba
katıyoruz. Ama hiç bir takım öyle kolay rakip değil. Hepsi finallere en iyi
şekilde hazırlanarak ve kazanmak için gelecekler. Tabii ki hepiniz gibi ben de
bunun bilincindeyim. Ancak takımımızın Boris Yeltsin Turnuvası’nda ve Ankara da oynadığı güzel ve
tempolu maçları ve grubumuzda yer alacak
Sırbıstan Karadağ ile Romanya’yı izledikten sonra
böyle bir tahminde bulunuyorum.)
Bu arada takımımızın sorumlularının kuralar çekildikten
sonra oluşturdukları maç sırası da çok güzel. İyi düşünülerek bir program
hazırlanmış.
İlk maçımızı Romanya ile oynayacağız. İkinci gün
rakibimiz Sırbistan Karadağ.
Sonra sırada Rusya var. Bir gün aradan sonra biz Slovakya ile oynarken Almanya, Rusya önüne çıkacak. Son gün
ise, Rusya karşısında yıpranacağını düşündüğümüz Almanya ile kozumuzu
paylaşacağız.
Görüldüğü gibi kağıt üzerinde tüm hesaplar yapılmış.
Şimdi bu hesapların tutması için hepimizin elimizden geldiği kadar takımımıza
ve antrenörlerimize yardımcı olması gerekiyor.
Çünkü içinde bulunduğumuz krizi aşmak için önümüzde ki tek fırsat bu. Ya hep birlikte olacağız ve kişisel çıkarlarımızı,
egolarımızı bir süre erteleyerek adeta topyekün bir
savaşa hazırlanacağız. Ya da hep birlikte oturup kına
yakacağız. Seçim bizim.
Gelelim Ankara Turnuvası’na;
Maçlara geçmeden önce
düşüncelerimi söyleyeyim.
Öncelikle ben bu turnuvanın gereksiz olduğunu
düşünüyordum. Gerçi şans, katılan takımlardan ikisinin bizim grupta yer
almasını sağlamıştı ama ben sakatlıkları devam eden, üst üste turnuva
oynamaktan yorgun düşen oyuncularımız için oldukça endişeliydim.
Bahar Kupasıyla başlayan, Macaristan’daki 4’lü
turnuvayla devam eden ve Rusya Boris Yeltsin Turnuvası ile doruğa ulaşan fiziksel ve psikolojik yorgunluğun
Ankara seyircisi önünde beklenmedik sonuçlar getirebileceğini, bunun da
rakiplerimizi morallendirirken bizi sıkıntılara
iteceğini düşünüyordum.
Hele turnuvanın ilk günü Sırbistan Karadağ karşısında
ilk setteki yorgun ve dağınık görüntü endişelerimi iyice artırmıştı.
Ama oyuncularımız, ikinci setten itibaren benim gibi düşünen herkesi yanıltan bir dönüş
yaptılar ve fırtına gibi esmeye başladılar. İşte bu hepimizin tekrar eski
umutlarını ve beklentilerini yeşerttiği gibi, bir takım olma yolunda hızla
ilerlediğimizi de gösterdi. Çünkü ilk set iyi bir gününde olmayan Bahar ve
Sinem’ in yerine giren pasör Pelin ile Özlem’ in
itici güçleri tekrar dirilmemizi sağladı. Ve sonucunu da hep birlikte gördük.
İlk altı başlamayanların takıma böylesine katkı sağlaması tabii ki çok güzeldi.
Ancak bir başka güzellik de bir gün sonra antrenörlerimizin Romanya maçına
tekrar Bahar ve Sinem ile başlamaları, onlarında çok iyi oynamalarıydı. Bunlar
olurken sonradan oyuna girip Sırbistan maçını çeviren Özlem ve Pelin’ in yine
yedekte başlamalarına karşın (Hadi Özlem
sakattı onun için tepkisizdi ama Pelin, tüm sorunları aşmış güler yüzlü ve göreve
hazır bekliyordu. Girince de elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. Bu
bence Milli Takımın maç kazanması kadar önemli bir olaydı. Bu arada Pelin’in
tüm bu iyi niyetine ve takımı hızlı, tempolu oynatmasına karşın, böylesi hedefi
büyük olan bir organizasyon da blok sorununun nasıl aşılacağını bilemiyorum. O
öndeyken rakipler üzerinden kolay yol bulurken, defansında sıkıştığını hepimiz
gördük. Hele Almanya gibi bir rakip bunu çok kolay avantaja dönüştürebilir. Kaldı ki bu turnuva da bile bazı rakip
takım oyuncularının zaman zaman Neslihan, Aysun, hatta Natalia’nın bile
üzerinden toplar vurduğunu da ilave edersem ne demek istediğim daha kolay
anlaşılır. Çünkü bazı arkadaşlarımız Pelin’in bloğunun yeterli olduğunu ısrarla
söylüyorlar. Yeri gelmişken son turnuvaların hepsinde ilk altıda başlayan ve
hep oynayan Esra’nın da bloğunun çok eksik olduğu bir gerçek. Bu da mutlak giderilmesi
gereken bir diğer sorun. Sadece ikili değişiklik de Pelin kullanılsa, o zamanda
Neslihan gibi büyük bir sayı makinesi dışarda kalacak. Çözülmesi çok zor bir problem
gibi görünüyor.)
Sırbıstan Karadağ maçına tekrar dönelim;
3 oyuncusu İtalya da forma giyen (12 numaralı Nikolic Foppapedretti Bergamo da, 11 numaralı Citakovic
Volley Modena, 10 Milosavljevic Sachıavo Jesi’da), biri Belçika da oynayan (5 numaralı libero İlic) ve bir diğeri Slovak ekibi Branik
Marıbor da yer alan (İlic Maja) Sırbıstan Karadağ gerçekten
iyi bir ekip. Üstelikte fizik olarak çok iyiler. (İlk altının en
kısası 1.84’lük pasör Milosavljevic.
Diğer oyuncuların biri 1.95, diğeri 1.94, Belçika da oynayan liberoları İliç
bile bile 1.90) İşte böylesine bir ekip karşısında ilk
seti bir şey oynamadan 19-25 kaybeden takımımız, ikinci setten itibaren sazı
eline aldı. Neslihan’ın başı çektiği,
öncelikle Aysun’un ve daha sonra da Natalia ile Pelin’in desteklediği bayanlarımız istekli ve
çok az hatalı bir oyun oynamaya başladı. Alınan 25-20’lik setten sonra tempoyu
iyice yükselten takımımız üçüncü seti 25-14, son seti de 25-20 alarak maçtan
3-1 galip ayrılmayı başardı. Bu arada özellikle Aysun
ve Neslihan’a bir parantez açmak istiyorum. Son turnuvaların en istikrarlı
oyuncusu Aysun’u bu grafiği nedeniyle alkışlıyorum.
Neslihan için söyleyecek söz bulamıyorum. Ben O’nu hiç bu kadar iyi oynarken
izlememiştim. Sahayı adeta rakiplerine dar etti. Vurduğu her topu sayıya
çevirdi, smaç servisleriyle rakip manşeti darma dağınık etti. Sanki Avrupa’nın en iyi smaçörlerinden birini izledim. Bravo Neslihan. İşte zaman zaman seni eleştiren bizler hep böyle görmek istiyoruz. (Gerçi Romanya
ve Polonya maçlarında Sırbıstan maçında ki gibi değildi ama onu da yorgunluğuna
verdik) Eğer sen böyle oynarsan eminim ki finallerin en gözde oyuncularından
biri olursun (Turnuva sonunda istatistiklere göre hem en skorer, hem de en iyi hücum eden oyuncu ünvanlarını
alması başarılı oyununun en güzel kanıtıydı. Bu arada sık sık
yaptığım bir eleştiriyi hemen tekrar etmemi de hoş karşıla, şu defans ve
özellikle de blok işine biraz daha önem verirsen seni izlemek gerçekten çok
keyif verecek. Karşılaşmadan sonra Güneş Sigorta Menajeri Nalan
ile karşılaştım. O’ na “Hayırlı olsun iki yabancı
oyuncu transfer etmişsin” dedim. Önce suratıma baktı, sonra, “Nereden
çıkarıyorsun böyle bir şey yok” dedi. Ben, “ Neslihan ile Aysun
ismindeki yabancıları kastetmiştim” dedim. Gülüştük. Bu iki oyuncusunun ortaya
koydukları performans nedeniyle O’ nu kutladım.)
Maçı kazandık ve hepimiz takımımızın iyi bir başlangıç
yapmasından mutluydu. Ama gözümüzden kaçmayan ve daha önceden de dile
getirdiğimiz hatalardan bazıları hala devam ediyordu.
Peki bunlar neydi?
Öncelikle servise karşı manşet. Gerek Necla, gerekse
Esra, her halde artık yorgunluğun ve kafa dağınıklığının sonundaydılar ki, çok
hata yaptılar. Servise karşı manşetten çıkan topların (Özellikle
Polonya karşılaşmasında neredeyse doruğa varacaktı) sürekli
değişik ve zor yerlere gitmesi Bahar’ı çaresiz bırakırken, O’nun zorlukla yönlerdirdiği toplar smaçörlere
çok hata yaptırdı. Ancak Neslihan, Aysun, Natalia ve ihtiyaç duyulduğunda sakat sakat
sahaya sürülen Özlem’in iyi oyunları ve
rakiplerin bazı oyuncularından yoksun bir kadro ile turnuvaya katılmaları,
organizasyon eksiklikleri bize pahalıya patlamadı.
Umarım manşet hataları bu kadar uzun ve tempolu geçen
bir periyodun son günlerinde ki yorgunluktan kaynaklanıyordur.
Ayrıca bloklarımızdaki dağınıklık (Hele rakip
biraz çabuk oynuyorsa) ve Bahar (4), Aysun (3),
Esra (2) turunda sayı üretmekte ki zorluğumuz hala devam ediyor.
Sonuçta takımımız turnuvanın ikinci günü Romanya’yı 3-0
(25-18, 25-19, 25-23) ve son gün de Polonya’yı 3-1 (25-15, 25-27, 25-17, 25-14)
yenerek zorlu ve çok yorucu geçen hazırlıkların ilk etabını Ankara Turnuvası’nı
kazanarak tamamladı.
Şimdi onları fazlasıyla hakettikleri
ve hayallerini kurdukları 15 günlük tatil bekliyor. Yazımı Ankara Turnuvası’nın
istatistikler sonucunda ortaya çıkan en başarılar listesini vererek bitireyim:
En skorer oyuncu: Neslihan (Türkiye)
En iyi smaçör: Neslihan (Türkiye)
En iyi pasör: Bahar (Türkiye)
En iyi Blokör: Nucu (Romanya)
En iyi Libero: Tolisteanu (Romanya)
En iyi defans: Necla
(Türkiye)
Yazımın başında belirttiğim gibi artık benim de tatil
zamanım geldi. Sizlere hoşça kalın derken, her şeyin gönlünüzce olmasını
diliyorum.
A L E
V A N A K
Ö K