ORTAOKULLAR TÜRKİYE ŞAMPİYONASI
Bu hafta değişik
bir konu ile karşınızdayım. Aylardır voleybolun hep zirvesiyle yani 1. Türkiye
Ligleri ile ilgili yazılar yazdım durdum. Maç trafiğinin yoğunluğu nedeniyle
gözüm ne ikinci, ne üçüncü ligleri, ne de gençler, yıldızlar, küçükler
karşılaşmalarını gördü.
Ligler bitince nihayet bu fırsatı yakalayabildim.
Geçtiğimiz hafta Muğla’ da oynanan İlköğretim
Okulları Yıldızlar Türkiye Voleybol Şampiyonası’ na
gittim.
3 gün boyunca finallerde mücadele eden 8 kız, 8 erkek
takımını izledim. Hele ilk gün yani salı günü 11 saatlik yorucu otobüs
yolculuğundan sonra sabah 10.30’ da salona girdim ve son maçın bitişi olan gece
01.06’ya kadar kaldım. Takımları inceledim, oyuncuları gözledim.
Şunu memnunlukla belirtmeliyim ki 1988, 1989 ve 1990
doğumlu bazı oyuncuların seviyelerini çok iyi buldum. “Alt yapılar
çöktü, oyuncu yetişmiyor” diye feryat eden bizlerin bu konuyu biraz abarttığını
düşündüm. Kız olsun, erkek olsun, gelecekte “Ben voleybolcu olacağım” diye
bağıran gençlerle karşılaştım. Hemen hemen her
takımda manşet alan, hücum eden, iyi servis atıp, iyi blok yapan, hatta geri
atak yapan 1-2 sporcu mutlaka vardı. 16
takımda mücadele eden ortalama iyi 1 oyuncu olduğu düşünülürse, bu turnuvada en
azından 10’ un üzerinde işlenirse veya fırsat verilirse gelecekte bir yerlere
varacak sporcu olduğunu gördüm.
Bu arada Muğla’ daki final
maçlarına gelmeden önce, yarı finallerde mücadele eden bu ekiplerin öğretmen ve
antrenörleriyle yaptığım konuşmalarda, elenen bazı takımlarda da gerek fizik,
gerekse teknik olarak gelecek vaat eden oyuncular olduğunu duydum. Tabi ki
bunlar güzel şeyler. İlköğretim Okullarında oynayan bu gençlerin hepsi,
yaşadıkları illerde çeşitli takımlarda forma giyiyorlarmış. Ayrıca bu okulların
öğretmen ve antrenörlerine göre; bu oyuncular gibi başka okulda okuyan ama ayni
kulüpte oynayan bir çok yetenekli genç varmış.
Bu da gösteriyor ki bizler ve büyük şehirlerde
yaşayanlar Anadolu’ da yetişen bu çiçeklere, sırtımızı dönmüşüz ve onları
görmezlikten gelmişiz. “Pasör yok, köşe
oyuncusu yok, oyuncuların teknikleri yok, boyları kısa, yani artık voleybolcu
yetişmiyor” diye yıllardır söyleniyoruz. Ama çıkış yapmak için
fırsat kovalayanları da görmüyoruz. Anadolu’ da oyuncu yetiştirmek için çaba
sarf eden voleybol gönüllülerinin tavsiyelerini kulak arkası ediyoruz.
Çoğunlukla araştırmak gereğini bile duymuyoruz. (Herkesi bunun
içine katmıyorum. Tabii ki Anadolu’ yu tarayan ve
oralardan kaynak bulan antrenörler, takımlar var ama azınlıkta oldukları da
açık)
Bir Ortaöğretim Türkiye Şampiyonası’ nda bu kadar oyuncu göze çarpabiliyorsa o zaman illerin
takımlarında bu sayının çok daha fazlası mutlaka olmalı.
İşte bunları ortaya çıkarmanın tek yolu da daha önceki
yıllarda yapılan ama son zamanlarda iyice unutulan karma faaliyetleri, Türkiye
çapında karma maçları ve kamplar.
İleri görüşlü bazı antrenör arkadaşlarımla birlikte
bunları yıllardır söyleyip duruyoruz ama kimseye anlatamıyoruz. Zaman zaman bir
kıpırdama, bir faaliyet oluyor ama sonuçta seçilenler kamplara davet ediliyor.
Ancak gözden kaçanlarda az değil. Bunun
en iyi yolu illerde oluşacak karma takımları ve onların birbirleriyle
yapacakları maçlar.
Hadi bunu beceremiyoruz diyelim.
Peki Milli Takımlarda görev alan arkadaşlarımız bu
gençleri gerçekten yeteri kadar izleyebiliyorlar mı ? Bilemiyorum.
Muğla’ ya Mehmet Bedestenlioğlu ve Abdullah Saral
geldiler. Saral’ ın yıldız
erkeklerde görevli olduğunu biliyorum. O zaten Türkiye’ deki tüm oyuncuların secerelerini en ince noktasına kadar bilir. Bedestenlioğlu’ nun da oyuncuları
izlediğini gördüm. Ama bu Milli takımlar adına mı, yoksa Eczacıbaşı için miydi?
Bilemiyorum. Ama Yıldız Milli Takımında görev yüklenen 5 antrenör ve 1
menajerden en az birini gözlerim aradı.
Umarım sorumlular yarın Tokat’ da başlayacak Liseler
Türkiye Şampiyonasını ve gençler, yıldızlar, küçükler kategorisinin gruplar,
yarı finaller ve Türkiye finallerini yakından ve bir kaç kişiyle izlerler.
GÖZÜME ÇARPANLAR
5 gün süren Türkiye Şampiyonası’ nda
seyirci maçlara pek rağbet etmedi. Gelen takımların sporcuları ve onların
velileri çoğunluktaydı. Sadece Van Koç İlköğretim Okulu’nun seyircisi vardı.
Muğla’ da yaşayan veya okuyan Doğu Anadolu kökenli insanlarımız, Van ekibine
her maçta büyük destek verdiler. Bu da gösteriyor ki Doğu insanının
birbirlerine olan desteği diğer hiç bir yöre insanında yok.
Organizasyon iyi değildi. Hele 5 gün boyunca salonda
asılı duran büyük Basketbol flamasını kimse indiremedi. Öğretmenler, takımların
antrenörleri, voleybol severler, sporcular, hatta hakemler bu konuyu sürekli
gündeme getirdiler ama oradaki yetkililerin, buna federasyon temsilcisi de
dahil inadını aşamadılar.
Hakemler genelde iyi bir yönetim gösterdiler. (Aralarında
ufak tefek sürtüşmeler yaşansa da bu maçların yönetimine olumsuz olarak
yansımadı.)
Takımların en çok şikayet ettikleri konu
karşılaşmalarda iki çizgi hakeminin görev
yapmasıydı. Bu nedenle zaman zaman top
içeride-dışarıda itirazları yaşandı. Bazen baş hakem inisiyatifi ele alarak
kararları bozdu.
Asıl büyük şikayet ise, takımlara ödemelerin turnuva
sonrası hesaplarına yatırılacak olmasıydı. Bu nedenle kısıtlı olanaklarla
şampiyonaya gelen bazı ekipler sıkıntı yaşadılar.
MAÇLAR
3 gün içinde ilginç karşılaşmalar ve ilginç sonuçlar
yaşadık.
Turnuvada şans tanınmayan bazı okullar, inanılmaz
performanslarıyla herkesi şaşırttı. Özellikle de Van
Koç İlköğretim Okulu bunların başında geldi. Tekniği kuvvetli iki
oyuncusuyla tüm takımları al aşağı etti.
Kuralar çekilirken
favori ekiplerin gruplarında en çok istediği takım Van Koç İ.Ö.Okulu
idi. Ama onlar beklenmedik bir başarıya imza atmayı bildiler. Üstelik de pasörlerinin, smaçörlere manşet
ile top kaldırdığı ve 3 oyuncunun filenin üstüne bile çıkamadığı düşünülürse şaşırmamak, hayret etmemek elde
değil.
Ancak bu söylediklerim sizleri “Şampiyona amma
da kalitesizmiş” düşüncesine itmesin. Başlarda da yazdığım gibi çok
yetenekli, fiziği ve tekniği güzel, gelecek vaad eden
oyuncular her takımda vardı. Ama Van’ da ki fiziği iyi olmayan, buna karşın
hırsı ve tekniğiyle herkesi şaşırtan 10- Taner (1989)
ve 3- Hakan’ın (1989) tüm oyunculara ters gelen
hücumları, bu Doğu ilinin takımını hedefe götürdü. Bu arada takımın Beden
Eğitimi Öğretmeni Selim Aytin’ in Vanspor
Futbol Takımı’ nda yıllarca kalecilik yaptığını da
ekleyeyim ki daha da şaşırın.
Oyunculardan söz etmeden önce, Şampiyonayla ilgili bir
başka değerlendirmem de şöyle:
Takımlar genelde iki veya üç oyuncu üstüne kurulmuştu.
İyi oyuncular çoğunlukla ortadan oynuyorlardı. Bunlar hem manşet alıyor, hem
blok, hem önden-arkadan hücum yapıyorlar, hem de takımlarını bir antrenör gibi
yönetiyorlardı. Ankara Kent Koop
İ.Ö. Okulu’ nu bunların dışında tutuyorum.
Yedekleri dahil görüntüsü en iyi takımdı. 5-1 oynarken, her yerden topa vuran
oyuncuları vardı. Her pozisyonda arkadan pasör kaçtı.
Fizik olarak çok iyiydiler ama takım uzun boylu oyunculardan oluştuğu için
biraz yavaştılar ve teknikleri henüz tam oturmamıştı. 2-
Deniz (1989), 10- Ceren (1989), 12- Gülcan (1989), 11- Burcu (1989), pasör 17- Cansu (1989) gibi “geliyoruz” diye bağıran oyuncularıyla şampiyonanın
herkes tarafından favorisi olarak gösteriliyorlardı.
Ama İstanbul Bahçeşehir Koleji’ nde Naz (1990) (Eskilerin çok
iyi tanıdığı Ankara’ nın bir zamanlar gözde
oyuncularından olan adaşım solak Alev’ in kızı)
diye bir oyuncu vardı ki, onu anlatmak gerçekten zor. Tek başına aldı
maçları gitti ve takımını şampiyon yaptı. Mükemmel fiziği, tekniği, ve
özellikle de bloğuyla finallerin tartışmasız en iyi oyuncusuydu. Bahçeşehir’ den Neşve’ yi (1990) de
ilave etmeliyim. O’ da turnuvanın başarılı oyuncuları arasındaydı ve
şampiyonlukta Naz ile birlikte büyük bir payın sahibiydi. Bu arada takımın
antrenörü Tolga Saral’ ı da yakalanan şampiyonluk
nedeniyle kutlarım.
Ayni şekilde erkeklerde de İstanbul
Celalettin Gözüsulu İ.Ö
Okulu’ da “Ben en iyiyim, şampiyon benim” diye adeta
bağırıyordu ama o takımın oyuncuları finallerin stresini taşıyamadı ve ancak
üçüncülükle yetindi.
3- Burak (1988), 5-
Yusuf (1989), pasör 1- Tunay (1990) göze hemen
çarpacak kadar iyi oyunculardı.
Takımları ve oyuncuları anlatmaya biraz daha devam
edeyim.
Erkeklerde Bursa Boch’ un alt
yapısını oluşturan Bursa Yunus Emre İ.Ö Okulu
bir başka ilginç takımdı. Oyuncuların hepsinin fizikleri çok iyiydi. Onlara
bakan bir kişi 2-3 sene sonra boylarının
çok uzayacağını hemen söyleyebilirdi. Teknik olarak henüz hazır değillerdi ama
final oynamaları da hiç yabana atılacak bir olay değildi. (Bu takımın 10 ve 3 numaralı oyuncularını beğendim. Ancak tuttuğum notlar arasında onların
isimlerini taşıyan kağıdı kaybetmişim. Öğretmenleriyle bir diyaloğum
olmadığı için telefon numarası da yoktu, bu nedenle onları yazamadım)
Turnuvanın en ilginç takımlarından biri de Samsun Deniz Evleri İ.Ö.Okulu idi. İki solak oyuncusu
Celil (1990 ve pasör) ile Alper (1989)
adeta show yaptılar. Öne gelen hücum yaptı, arkaya
dönen manşet aldı, defans yaptı, pasör kaçtı. Sürekli
hareket halindeydiler. Liberoları Mustafa’ yı da çok tuttum.
Eskişehir M. Ünügür’un oyuncusu Erdem
(1989) turnuvanın en sert vuran smaçörüydü. Topu
filenin üstünde bulduğunda vurduğu topun gücü bir genç takım oyuncusu seviyesindeydi.
Bir başka Eskişehir takımı M. Zafer İ.Ö. Okulu’ydu. Orada da iki iyi oyuncu
vardı. 3- Nurettin ve 10-
Bekir. Ne var ki bu oyuncuları fazla izleyemedim. İlk gün yaşadıkları
sakatlık ve aldıkları yenilgi nedeniyle şehirlerine döndüler. (Öğretmenlerinin
bu davranışı pek hoş değildi. İddialı geldikleri bir şampiyona da böyle bir
aksilik yaşamaları gerçekten şansızlıktı. Ama yaşları 14-15 civarında olan çocuklara böyle bir olay
yaşatmaması gerekirdi. Çünkü sporun başarıyla birlikte başka amaçları ve
güzellikleri de vardır. Oraya gelen her
takım şampiyon olamayacağına göre, yenilgileri ve başarısızlıkları kabullenmek
de önemli bir olaydır. Keşke diğer oyuncularıyla iki gün daha kalıp her şartta
mücadele edilebileceğini gösterebilseydi.)
Bursa’dan Özel İnal İlköğretim
Okulu’nda yine eski bir sporcunun oğlu hemen göze çarpıyordu. Şu anda
Güneş Sigorta da oynayan pasör Seda’ nın babası Zeki Uslu, her halde çok mutlu olmalı. Kızından
sonra şimdi de oğlu sahalara geliyor. 18 numaralı formasıyla tekniği hemen göze
çarpan Yankı’ nın
boyu büyük bir olasılıkla babasını fazlasıyla geçecek.
Böyle olunca da Zeki’ nin sevinmek hakkı.
Bu arada ayni takımdan 9-
Yiğit’ i de oyuna katkısı nedeniyle ilave edeyim.
Antalya Göynük için
söylenecek fazla bir şey. Güçlerince mücadele ettiler ama rakipleri onlardan
daha iyiydi. Ancak bir çok okulun elendiği ve 8 takımın mücadele ettiği bir
Türkiye Şampiyonası’ na bile katılmak onlar için
büyük bir başarı olarak nitelendirilmelidir.
Bayanlarda da iyi oyuncular vardı. Bahçeşehir
Koleji ve Kent Koop’dan söz etmiştim. Diğerlerine de
değinmek istiyorum.
Naz’ dan sonra en çok beğendim bir diğer
oyuncu da Bursa Yenimahalle İ. Ö Okulu’ nda oynayan 1- Gülnar’ dı.(1988) Fiziği
, tekniği, voleybol bilgisi, oyundaki hırsıyla büyük beğenimi topladı. Takım
arkadaşı 10- Ayten’ de (1988) göze çarpan bir diğer oyuncuydu.
Tekirdağ Süleymanpaşa
İ. O. Okulu’ nun lokomotifi 9- Cansu (1989) idi. Uzun
boyu nedeniyle biraz ağır izlenimi veren Cansu’ nun koluna şaşırdım. Ben bu kadar kolunu açan ve en üst
noktadan topa vuran az oyuncu gördüm.
Eğer kolu biraz daha güçlenirse ve smaç ayağını
düzeltirse manşeti olan, geri atak yapabilen bu sporcu mutlaka iyi yerlere
gelir.
Ankara Ted Koleji ilgimi çeken
bir diğer okuldu. Bir kere başlarında antrenörlük yaptığım dönemlerde takımıma
kök söktüren ve her zaman bela olan Emlak Bankası’ nın
cin pasörü Aynur vardı. Aynur’ un elinin değdiği
oyuncular eminim ki kısa bir zaman sonra kendilerini göstereceklerdir. Şimdilik
7- Elif (1989), 10-
Gizem (1989), 12- Ecem (1989) göze çarpan oyunculardı.
İstanbul Bahçelievler’ den 8- Burcu (1989), bir başka İstanbul ekibi Rami Atatürk’den 9- Seyhan (1989), 5- Şükran
(1989) ve Bursa Setbaşı İ.
Ö. Okulu’ ndan 6- Tuğçe (1989) şampiyonaya renk katan oyunculardı.
İşte Muğla izlenimlerim böyleydi. Sizlere uzun uzun yansıttım. Iyi de olduğunu
düşünüyorum.
MİLLİ TAKIM İKİNCİ OLDU
Bu hafta Erkek Milli Takımımız Bahar Kupası’ nda mücadele etti ve ikinci oldu. Karşılaşmalar ile ilgili
fazla bir bilgi edinemedim. Ama katılan ülkelere bakıldığında pek de başarılı
olduğumuzu söyleyemem. Hele grupta yendiğimiz Macaristan’ a finalde kaybetmemiz
güzel değil. Umarım bu hafta sonu Arçelik Spor
Salonu’ nda oynanacak Avrupa Eleme Grubu maçlarında
iyi mücadele ederek hedefi yakalarız.
Haftaya tekrar birlikte olmak dileğiyle, hoşça
kalın.
A L E
V A N
A K Ö K