BEKLENEN OLDU…

 

 

Sezon başından bu güne kadar, voleybolun gündeminden hiç eksik olmayan "Ligden düşmenin dondurulması", sonunda Federasyon Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can'ın cuma günü yaptığı açıklama ile gerçekleşti.

Böylece uzun bir süredir bu konuda çaba harcayan ve hazırlanan metni imzalayarak federasyona sunan 26 kulübün de istediği oldu. Bence çok da iyi oldu. Çünkü son haftalarda sıkça gündeme gelen "Şaibe" söylentileri de voleybolumuza daha fazla zarar vermeden kapandı.

Şimdi bir çoğunuz, "Ne yani maçlarda şaibe yokmuydu?" diyeceksiniz.

Bu konuda kimse bir şey ispat edemeyeceğine göre, vardı-yoktu tartışmalarına katılmayacağım. Tabii ki bazı maç sonuçları bir çok kişi gibi benimde aklıma "Acaba?", "Doğru mu?" sorularını getirdi. Ama kanıt olmadığı için dikkat ederseniz yazılarımda bu konuya fazla değinmedim. (Gerçi pazar günü Haber Türk'de Ebru Çıdal'ın konuğu olduğum program da "İspatı yapılamayacak maçlar ve zehirlenmelerle ilgili dedikodular yapılması voleybola zarar veriyor" dedim. Program bittikten sonra Numune İnterfarma takımının zehirlenmesiyle ilgili olarak, Beşiktaş'ın Menajeri Abdullah Gümüşbaş, önce canlı yayına bağlanmak istemiş. Ancak benim konuşmamda Beşiktaş'a bir cevap hakkı doğmadığını ileri sürerek kabul etmemişler. Yayın bittikten sonra, önce Ebru'yu, sonra da beni aradı ve "Ankara ekibinin oyuncularının zehirlendiğini söyledikleri ve rapor aldıkları gecenin ertesi günü, tam takım antrenmana çıktıklarına dair elimizde bir kaset var." dedi. Ben de “Bunu bilmediğimi ancak bu konu bir daha açılırsa Senin söylediklerini yazarım veya televizyona çıkarsam böyle bir iddianın olduğunu dile getiririm" dedim. Ona verdiğim sözü yerine getiriyorum. Ancak ben, yine de bu konunun asla tarafı değilim.Rapor alan İnterfarmalılar ve elinde kaset olduğunu söyleyen Abdullah Gümüşbaş, karşı karşıya gelip tartışırlar mı? Onu da bilemem.)

Netice de, artık her şey geride kaldı, ama voleybolumuz da, onarılması zor yaralar açarak. Umarım zaman bu yaraların çabuk kapanmasına yardımcı olur.

Gerçi maç sonuçları hakkında söylentiler ve iddialar yıllardır her sezon sonunda ortaya çıkar, ne var ki yukarıda belirttiğim gibi, hiç bir zaman kanıtlanamaz. Bundan sonra da değişmeyecektir.

Aslında söylentilere neden olan sonuçların biraz da sistemlerle ilgili olduğunu unutmamak gerekir. Özellikle Play-Off' lu sistemlerde, takımların istedikleri ekiplerle eşleşmek için gösterdikleri çabalar, her zaman ilginç sonuçların ortaya çıkmasına neden olur. Centilmenlikle asla bağdaşmamasına karşın bir çok kulüp, sonunda kendi çıkarlarını ön planda tutmak amacıyla konuşulan sonuçlara imza atabilirler. Gönül bu tür olayların ve düşüncelerin hiç bir spor branşında yaşanmamasını istiyor ve diliyor.

 

VOLEYBOL KAZANACAK

 

Evet, sonunda kulüplerin ve camianın istediği oldu ve ligden düşme dondurulduğu gibi, takım sayısı da arttı. Ayrıca lig sistemi de değişti. Bu konuya daha sonra değineceğim, ancak küme düşmenin durdurulmasıyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü beni okuyan sizler de hatırlayacaksınız ki, bu konuyu bir çok yazımda nedenlerini ortaya koyarak yazdım ve kulüplerin girişimlerini destekledim. Bunları sadece inandığım için yaptım. Çünkü uzun yıllardır Anadolu'nun bir çok kentini içine alan ve yıllardır görmediğimiz gerçek Türkiye Voleybol Ligi'ni bu sezon yaşıyorduk. Gerek bayanlar da, gerekse erkeklerde hangi takım küme düşerse düşsün yazık olacaktı.

Ekonomik krizin çok sıkıştırdığı kulüpler artık nefes almaya başlamışken, sponsorların ilgisi yavaş yavaş artarken, şehir takımları seyircileri tribünlere çekerken, toplam 7 takımın bu yarışın dışına itilmesi pek hoş olmayacaktı. Bu arada 3 büyüklerin son anda lige katılmalarının yarattığı  adaletsizliği de kimse içine sindiremeyecekti.

Ben, küme düşmenin kaldırılması için ilk yazımı 5 Ekim de başlayan liglerimizin üçüncü haftasında yani 21 Ekim de yazdım.

O yazım da, "Neden ligden düşme dondurulsun?" düşüncemi sizlerle paylaşmış ve kısaca şöyle  yazmıştım;

“Sezon öncesi 3 büyüklerin önce voleybol ve basketbola katılmama kararı almaları, sonra baskılar nedeniyle ligin başlamasına bir hafta kala (Federasyonun  katılma tarihini ligin başlangıcına çekmesi de bunda etkili oldu) "Biz de varız" diyerek tekrar geri dönmeleri dengeleri değiştirdi. Çünkü, bazı kulüpler, "Nasıl olsa  Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe lige katılmadıkları için otomatikman düşecekler, bu nedenle erkekler liginde düşme olmayacak, bayanlarda ise, Beşiktaş ve Galatasaray ile birlikte iki ekip 2. Lig'in yolunu tutacaklar" düşüncesiyle yatırım yapmadılar. Hatta ilk altıda yer bulamayan bazı oyuncularını "Oynayarak gelişsinler" düşüncesiyle başka takımlara kiraladılar. Böyle olunca da özellikle ekonomik sıkıntı içinde ki bazı kulüpler zor durumda kaldılar.

Ayrıca federasyon, düşmenin dondurulması konusunda elini çabuk tutarsa takımların yabancı oyuncu almaktan vazgeçeceğini, hatta daha önceden transfer yapılmış ise, karşılıklı anlaşarak sözleşmelerini feshedebileceklerini, onların yerine gençleri sahaya sürerek, Türk Voleybolu'na yeni bir neslin gelmesini hızlandırabileceklerini, bu sezonun bir şans dönemi yani bir geçiş yılı olabileceğini vurguladım.

Ayrıca ligin ortalarına doğru bazı kulüpler küme düşme sınırında olduklarını görünce, bu durumdan kurtulabilmek için yabancı oyunculara sarılmak zorunda kalacaklar. Ama sezonun ortası olması nedeniyle, kaliteli yabancı bulamayınca da bu kez  ucuz, çok sıradan, yani kalitesiz oyunculara kapılarını açacaklar,  bunun sonucunda da ikinci, hatta üçüncü sınıf oyunculara kaptırılan dolarların zararı içimize oturacaktı.”

Bunu anlatamadık, doğal olarak da bu büyük fırsatı kullanmayı bilemedik.

Yazdıklarımız ligin ikinci yarısında doğrulandı. Kalitesiz yabancılar liglerimizi doldurdu, voleybolumuzun geleceği gençler duvar kenarında oynama sırasının kendilerine gelmesini bekleyip durdular. Bir kaç sayı oynayanlar kendini şanslı saydı.

Ligin ortaları geçildikten sonra küme düşmenin kaldırılmasını desteklememe karşın artık trenin kaçtığını, bu nedenle de eğer bu yönde bir karar alınacaksa, sezonun sonunun beklenilmesi gerektiğini yazmaya ve söylemeye başladım. Çünkü özellikle erkekler ligi maçlarının heyecanı ve kalitesi, uzun yıllardır izleyemediğimiz kadar güzel bir mücadelenin  ortaya çıkmasını sağladı.  

Sonunda bu günlere gelindi ve bayanlar liginin sona ermesinden bir gün sonra Hüsnü Can, sabırsız davrandı ve küme düşmenin kaldırıldığını açıklayıverdi. Halbuki 5 gün daha sabredebilseydi, erkekler liginin son haftasında da heyecan dorukta olacaktı. Ayrıca "Numune İnterfarma küme düşünce, başkan hemen bu kararı aldı" dedikodularına da muhatap olmayacaktı.

Neyse, sonuçta tüm camianın istediği, başkanın onayıyla gerçekleşti ve gelecek sezon takım sayısı 18 olan, iki devreli lig  oynanacağı açıklandı.

 

ÇAĞDIŞI OLMAK

 

Şimdi başka bir konuya değinmek istiyorum.

Yıllardır voleybolun içinde olduğumu sizlerde biliyorsunuz. Bu süre içinde bir çok sistem gördüm. En son olarak da Play-Off ve bunun değişik şekillerini yaşadım.

Ancak, Play-Off' un voleybolumuzda uygulanmaya başladığı sezon sonrasında, bu sistemin adaletsiz olduğunu, ayrıca takımların başarıya giden yolda centilmenlik sınırlarını zorladığını yazdım, söyledim.

O günlerde bir çok kişi beni çağ dışı olmakla suçladı. Dünya'daki bir çok ülkenin Play-Off'u benimsediğini ve liglerinde uyguladığını söyleyerek, yararlarını anlatıp durdular. Ben kabul etmeyip ortaya çıkan sorunları sıralamaya başlayınca da kızdılar. (Eminim ki bir çoğu da "Amma kalın kafalı, yenilikleri kavrayamıyor" diye  arkamdan da söylenmişlerdir. Hatta böyle düşünenlerin içinde bugün iki devreli lig sisteminin en büyük savunucuları da vardı.)

Zaman zaman bu sitede ki yazılarımda da hatırlarsanız, iki devreli ligi daha adaletli bulduğumu yazdım. Uzun bir maratonda, toplam 30 maç oynayan bir takımın elde ettiği sıralamanın geçerli olması gerektiğini vurguladım. Bir sezonu sakatlığıyla, hastalığıyla, formsuzluğuyla, cezalarıyla geride bırakan bir takımın gerçek derecesinin bu iki devreli lig sonunda ortaya çıkacağını savundum. Play-Off'lar da iki oyuncusu sakatlanan veya hastalanan bir ekibin iki maçta aldığı yenilgilerle elenmesinin haksızlığına değindim. Bir çok kişi bu görüşlerime itiraz etti.

Ta ki geçen sezon ligi 5 yenilgiyle tamamlamasına karşın Erdemirspor'un, Play-Off Finali'nde ligi 1. sırada ve tek yenilgiyle bitiren Arçelik'i iki kez yenerek şampiyonluğu yakalaması, insanların benim neden "Adaletsiz bir sistem" dediğimi daha iyi anlamalarına yol açtı.

İşte geçen sezon yaşanan bu olay, ardından bu yıl başka bir Play-Off  Final Turu sistemi, kafalardaki soru işaretlerini çoğaltınca, çok savunulan Play-Off sisteminden vaz geçilerek yeniden lig sistemine dönülmesini sağladı.

Biliyorum ki, yine de Play-Off'u savunanlarla, benim gibi lig sistemini daha adaletli bulanlar arasında tartışmalar yaşanacak. Ligin sonuna doğru bazı maçlarda şaibeli sonuçlarla karşılaşılacağı söylenecek (Play-Off sistemlerinde sanki yaşamamışız gibi). Ama  sonuçta babadan kalma eski sistem gelecek sezon uygulanacak.

Bu arada belki lig bitmeden 2-3 hafta önce şampiyon belli olacağı için heyecan sonuna kadar taşınmayacak, Play-Off'un hızı olmayacak ama en azından adaletli bir sezon geçecek. Ayrıca takımlar Play-Off'lar daki gibi 2-3 günde bir maç oynamayacak, özellikle genç oyuncular için çok önemli olan antrenmanlar göstermelik olmaktan çıkıp, tekniği, taktiği, fiziği daha geliştirici bir hale gelecek. (Play-Off maçlarını ve temposunu şöyle bir gözlerinizin önüne getirin. İki takım pazar günü oynuyorlar, maçtan sonra bir takım şehrine dönerken, diğer ekibin oyuncuları evinin yolunu tutuyor. Bir gün önce çok sıkı bir karşılaşmadan çıktıkları için, vücut yorgun. Ertesi günü mecburen  tek çalışma. Onun da çok sıkı geçmediği bir gerçek. Bir gün sonra yanı salı günü, artık yolculuk var. Bu gün ya sabah evinizde antrenman yapıp yola çıkacaksınız veya yola çıkıp akşam bir gün sonra karşılaşmanın oynanacağı salonda ağır olmayan bir çalışma yapacaksınız. Çarşamba günkü maça hazırlanacaksınız. Eğer maç 16.00 dan sonraki bir saatte oynanacaksa, belki sabah hafif bir maç öncesi antrenmanı yapacaksınız. Şayet müsabaka bu saatten erkense o da olası değil. Sonra maç biter bitmez tekrar yolculuk, Geç saatte eve yorgun argın geliş. Ertesi günü yine tek antrenman. Maç kazanılmış ise, yorgun ama neşeli bir çalışma. Kaybedilmişse, bu kez yorgunluğun üstüne eklenen moral bozukluğunun getirdiği düşmüş suratlar. "Bir an önce bitse de gitsek" düşüncesinin hakim olduğu verimsiz, teknik adamların acaba fazla uzatmadan erken bitirsek mi düşüncesinden kurtulamadıkları kabus gibi bir antrenman. Çalışmanın sonu yaklaşırken teknik kadro sıkıntılı mı sıkıntılı. "Yarın çift mi, yoksa tek mi yapsak?"  İkileminden bir türlü kendilerini kurtaramadıkları kararsızlık içinde boğuldukları anlar. Hele bazı oyuncuların adale yorgunluğu açıkça ortadaysa, al sana bir de sakatlık riski. Bu durumda çift yaparsan ya sorun çıkar da, bir gün sonra o oyuncu oynayamazsa, Tek yaparsak, o zaman sadece  maçın taktiksel bir çalışması olacak. Gel de çık işin içinden. Takımın durumuna göre mi hazırlansam?, yoksa böööyük antrenörlerin kitaplarında yazdıklarını mı uygulasam? Kafalar karışık. Sonuçta bir karara varılır.

Bir gün sonra yine kanlı bir mücadele. Sonra gelsin bir sonraki turun hesapları. Bu arada şansınız yaver gitmez, bir de sakatlık belasına bulaşırsanız, ne moral kalır, ne de hesap-kitap. Çöpe  gitti koca bir yılın çabası ve yatırımları. Ver bakalım şimdi hesabını.

Netice de, adı Play-Off olan, 2-3 günde bir müsabaka oynanan ve doğru dürüst antrenman yapılamayan bir sistem. Evet burada heyecan belki sonuna kadar hep dorukta kalacak. Doğru. Buna karşın üst üste maç oynamaktan yorulan vücutların düşen performansının, yarıfinal ve finallerde voleybol kalitesini nerelerde tuttu ve tutacak? Sorusu.)

Bu iki fikrin tartışması hiç bitmeyecek. Önümüzdeki sezon Play-Off'u savunanların eleştirileri iyice yoğunlaşacak. Bizler savunmada kalacağız. Belki de iki yıl sonra tekrar sistemimiz Play-Off olacak. Bu kez bizler yine bugün yazdıklarımızı yenileyeceğiz. Sonuç da, bu sürüp gidecek.   

Yani ömür bitecek ama yol nasıl bitmezse, sistemler de asla bitmeyecek.

 

PUANLAMA SİSTEMİ

 

Açıklandığına göre, gelecek sezon ligimizin puanlama sistemi de değişiyor. İtalyanların uyguladığı 3-0 ve 3-1'lik galibiyetlere 3 puan. 3-2 galibiyete 2 puan. 3-2 yenilgilere 1 puan ve 3-0, 3-1 yenilgilere puan yok.

Peki hükmen yenilgiler ne olacak?

Acaba puan mı silinecek?

Bu yeniliğin iyi mi, kötü mü olacağını, bize uyup, uymayacağını kestirmek zor. Bence iyi araştırılmalı. Çünkü bizler her şeyi deneme-yanılma metoduyla çözdüğümüz için, bu güne kadar yapılanları hep oldu bittiye getirdik. Sonra da "Biz ne yaptık, bunu nasıl düzeltiriz?" diye dört döndüğümüz için, hiç değilse bu kez böyle bir durum yaşamayalım.

Gerçi İtalyanlar uyguluyorlar ve şu ana kadar da bir şikayetleri yok gibi görünüyor ama, bence yine de İtalyan kulüpleriyle, orada forma giyen oyuncularla diyalog kurup, soru işaretlerini gidermeliyiz.

 

YABANCI OYUNCULAR

 

Federasyon Başkanımız Prof. Dr. Hüsnü Can, yine yaptığı açıklama da, "Yabancı oyuncu konusunda kararı tartışarak vereceğiz" dedi.

Bu açıklama bende bazı soru işaretleri yarattı.

Geçen sezon öncesi de yabancı oyuncu sayısı için başkan, kulüplere danışmış ve onların kararı doğrultusunda “3 yabancıya EVET” demişti.

 Yabancı için ısrar eden kulüplerin gerekçeleri, "Avrupa da başarılı olamamamızın tek nedeni, onlarla eşit koşullarda mücadele edemememizdir. Onlar 5-6 yabancı ile oynarken bizim sayımız 2 de kaldı. Bu nedenle de başarı gelmiyor. Finallere kadar gidiyoruz ama zirveye çıkamıyoruz. Eğer bu sayı fazlalaşırsa önümüz açılır. Avrupa'nın zirvesine çıkar, hem voleybolumuzu Avrupa'ya kabul ettiririz, hem de ülkemizde bu branşın daha çok sevilmesini sağlarız. İlgi çekince de sponsorlar voleybola daha sıcak bakar. Gelişme artar, pasta büyür, bu spora gönül vermişlerin de payı artar." idi.

Hüsnü Can,  "Evet, bu görüşünüzde haklısınız. Avrupa takımlarıyla aramızda bir eşitsizlik var. Eğer sizler bu başarıyı getireceğinize inanıyor ve söz veriyorsanız, O zaman yabancı oyuncuyu serbest bırakayım. Parası olan istediği kadar alsın ve Avrupa başarısı gelsin. Ancak şunu da belirteyim ki, benim için, Türk Voleybolu için, külüplerden çok Milli Takımların başarısı daha önemlidir. Kulüplerin başarısı bir yere kadar söz edilir. Ama Milli Takımların yakalayacağı başarı çok daha fazla ilgi çeker, voleybola hız verir." dedi.

Sonunda kulüplerin anlaştığı 3 sayısında karar kılınmış ve bu sezon 3 yabancı ile takımlarımız liglerde mücadele etmişti. Ne var ki 3 yabancı da ısrar eden, direnen bazı kulüplerin bırakın 3 yabancıyı, 1 oyuncuyu bile kadrolarına zorla katmaları nedeniyle (Her ne kadar bu kulüpler,  Bayan Milli Takımımız da yer alan oyuncuların Ankara da oynanacak Avrupa Şampiyonası Finalleri'ne daha iyi hazırlanabilmeleri için fedakarlık yaptık, deseler de pek inandırıcı olamadıkları bir gerçek) Avrupa Kupaları'nda havlu atmaları. Buna ilaveten erkek ekiplerimizin 3'er yabancı almalarına karşın yine Avrupa Kupaları' nda hüsrana uğramalarını Başkan Hüsnü Can içine hiç sindiremedi.

Ve bana göre de, kulüplere rest çekerek "Bu kez sıra bende. Sizin istediğiniz oldu sonuç çıkmadı. Şimdi benim düşündüğüm olacak. Milli Takımlar ön plana çıkacak ve bunun da çaresi, yabancı sayısını azaltmak" diyecek.

Bu varsayımdan yola da çıkarak, ben, gelecek sezon başkanın yabancı oyuncusu sayısını 2'ye düşüreceğini, ayrıca yıllardır içine gömüldüğümüz pasör sorununun aşılabilmesi için yabancı pasörleri de yasaklayacağını düşünüyorum.

Belki de daha esnek düşünerek, hem kulüplerin, hem de milli takımın birlikte başarıya ulaşması için Avrupa Kupaları'nda mücadele eden takımlara yabancı sayısını serbest bırakacak, ancak liglerde 2'den fazlasının oynamasına engel olacak.

Bu yazdıklarım benim kişisel düşüncelerim. Ancak işin gerçeği de göz ardı edilmemeli. Yabancı oyuncu sayısının artması belki ligin kalitesini artırdı ama Milli Takımlar için pek hayırlı olduğunu da söylemek zor. Biliyorsunuz bayanlarda da, erkeklerde de yabancılar, takımlarımızın  pasör, pasör çaprazı ve 4 numaralarını doldurdular. Bu yüzden milli takımlarda lider oyuncu sıkıntısı çok büyüdü. 4'den oynatacak oyuncu sayısı bir elin parmaklarını geçemez hale geldi. Bayanlara bakıyorsun, Natalia ve Melis (Eski adı Tatiana), Pelin, Esra, sakatlığı süren Mesude dışında oyuncu bulmak çok zor. Allah dan, orta oyuncularımız ve son yıllarda parlayan Neslihan var da tesellimiz oluyor. Pasörler konusunda da fazla bir sıkıntımız yok. Arzu, Bahar, Nisa, Nihal, Pelin, Elif var (Gerçi Pelin ve Elif'i  yeterli bulmuyorum ama netice de sıkışıklığı bu iki genç oyuncumuzla bir ölçüde de olsa aşabiliriz. Kocaeli forması giyen Elena Dörtkardeşler'in durumunu bilmediğim için onu bu listeye koyamadım)

Erkeklere gelince;

Ligin zirvesi için oynayan takımlarımızdan Arçelik, Erdemirspor (Bu takım da iki tane var) ve SSK'nın pasörleri yabancı. Geriye Ziraat Bankası'nın pasörü Hüseyin, Tokat Belediyesi'nde oynayan tecrübeli Ufuk ve hemen onların ardından gelen Selçuk.(Galatasaray'ın kiralık oyuncusu) Orta oyuncularımız da sorun yok. Hem çok tecrübeliler var, hem de çıkış içindeki gençlerin sayıları fazla. Onların arasında seçim yapmak kolay değil.

Ama ya 4 numaralar?

İşte orası kafaları karıştırıyor. Eskiden en büyük sıkıntıyı ortadan oynayan oyuncularda çekerdik. 4 numara dedin mi? Hangisini alacağını şaşırırdın. Şimdi tüm takımlarımızda yabancılar bu yeri parselleyince, son iki yıldır buralarda kimleri oynatacağımızı mumla arar hale geldi.

Arçelik de Gökhan (sakatlığı yeni geçti), SSK'da devamlı oynayarak istikrarlı hale gelen Bülent, ilk altıda az yer bulmasına karşın SSK’dan Ender, Erdemir de oynamadığı için  pas tutmasına rağmen Sinan, Tokat' da son haftalarda inişli çıkışlı bir grafik çizmiş olsa da Emre, 4 numara için akla gelebilen adaylar. Bunlara tecrübeli Erdemirspor Kaptanı Cengizhan ve sakatlığı geçerse SSK’dan Osman ilave edilebilir.

Pasör çaprazlarımıza gelince;

En formdaki isim Erkan (SSK), bu sezon biraz geride kalan Hakan (SSK), az oynasa da Volkan (Arçelik), bu sezon çok iyi maçlar çıkaran Ali Çayır (Tokat) ilk akla gelenler.

70 milyon nüfusu olan bir ülkenin Milli Takımları, neden bu kadar az oyuncu içinden seçilsin ki?

İşte bu sorunun yanıtını veremeyenler, başkan Hüsnü Can'ın 2 yabancı da karar kılmasına şaşırmamalı.

 

AVRUPA YA HANGİ TAKIM GİDECEK?

 

Uzun zamandır cevabını aradığım "Avrupa Kupaları'nda bizi hangi takımlar, hangi karara göre temsil edecek?” oruma hala bir yanıt bulamadık. Erkekler de Türkiye Kupası kalkınca iş çözüldü. Ama bayanlarda nasıl olacak?

Geçen sezon Play-Off sistemi farklı oynandı.

 

Orada; (Aralık 2001 de kulüplere gönderilen yazıya göre)

 

a) Play-Off etabını 1. sırada tamamlayan takım Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne

b) Play-Off etabını 2. ve 3. olarak tamamlayan takımlar ile normal lig etabını 1. sırada tamamlayan 3 takım Avrupa konfederasyon Kupası'na (CEV)

c) Türkiye Kupası'nda 1. olan takım Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne katılır.

Ayrıca, Play-Off etabında 1. sırayı alan takım ile Türkiye Kupası'nda 1. olan takım ayni ise;

Türkiye Voleybol Federasyonu Avrupa Kupaları'na katılacak ve ülkemizi en iyi şekilde temsil edecek kulübü belirleme hakkını saklı tutar...........

 

deniyordu.

 

Bu sezon, Play-Off sistemleri değiştiğine göre yine bu geçerli mi?

Yoksa her şey belli olduktan sonra federasyon yukarıda da belirttiği gibi  istediğini, istediği kupaya mı yollayacak? (Kıstas ne olacak?)

Bu sorulara hala yanıt aranıyor. Çünkü o kadar çok olasılık var ki?

 

SIRALAMA FEDERASYONA ŞANS OLDU

 

Play-off eşleşmelerinde bazı adaletsizliklerin ortaya çıkabileceğine daha önceki yazılarımda değinmiştim. Ancak ligin son haftasındaki sonuçlar bazı haksızlıkların önüne geçti.

Örneğin Urfa Gençlik 7. olunca, 3-6 eşleşmesiyle yazdığım eşitsizlik çözülmüş oldu. Eğer Urfa 6. olsaydı. İller'i 2 defa yenmesine ve Play-Off'a 1-0 önde başlamasına karşın olası bir 5. maç oynama zorunluluğunda 1-0'lık avantajı, dezavantaja dönüşecekti. (5. Maç Ankara da oynanacaktı.)

Ancak Yeşilyurt 4., Kocaelispor da 5. olup seri 1-1 başlamak durumunda olunca şans ve avantaj Kocaelispor'un eline geçmiş oldu. Çünkü olası bir 5. maç bu sefer ligi 5. sırada tamamlamasına karşın Kocaeli'nde oynanacak. (Sanırım haftalardır yazdığım bu konu, şimdi daha iyi anlaşılmıştır)

Yazıma, Play-Off Finallerinin oynanacağı illerin ne zaman kesinleşeceğini sorarak noktayı koyayım.

Gelecek hafta tekrar buluşmak dileğiyle şimdilik hoşça kalın.

 

 

A  L  E  V       A  N  A  K  Ö  K