BEKLENEN OLDU…
Sezon başından bu güne kadar,
voleybolun gündeminden hiç eksik olmayan "Ligden düşmenin dondurulması", sonunda Federasyon Başkanı
Prof. Dr. Hüsnü Can'ın cuma günü yaptığı açıklama ile gerçekleşti.
Böylece uzun bir süredir bu konuda
çaba harcayan ve hazırlanan metni imzalayarak federasyona sunan 26 kulübün de
istediği oldu. Bence çok da iyi oldu. Çünkü son haftalarda sıkça gündeme gelen
"Şaibe" söylentileri de
voleybolumuza daha fazla zarar vermeden kapandı.
Şimdi bir çoğunuz, "Ne yani maçlarda şaibe yokmuydu?"
diyeceksiniz.
Bu konuda kimse bir şey ispat
edemeyeceğine göre, vardı-yoktu tartışmalarına katılmayacağım. Tabii ki bazı
maç sonuçları bir çok kişi gibi benimde aklıma "Acaba?", "Doğru mu?"
sorularını getirdi. Ama kanıt olmadığı için dikkat ederseniz yazılarımda bu
konuya fazla değinmedim. (Gerçi pazar günü Haber Türk'de
Ebru Çıdal'ın konuğu olduğum program da "İspatı yapılamayacak maçlar ve
zehirlenmelerle ilgili dedikodular yapılması voleybola zarar veriyor"
dedim. Program bittikten sonra Numune İnterfarma
takımının zehirlenmesiyle ilgili olarak, Beşiktaş'ın Menajeri Abdullah Gümüşbaş, önce canlı yayına bağlanmak istemiş. Ancak benim
konuşmamda Beşiktaş'a bir cevap hakkı doğmadığını ileri sürerek kabul
etmemişler. Yayın bittikten sonra, önce Ebru'yu, sonra da beni aradı ve "Ankara ekibinin oyuncularının zehirlendiğini
söyledikleri ve rapor aldıkları gecenin ertesi günü, tam takım antrenmana
çıktıklarına dair elimizde bir kaset var." dedi. Ben de “Bunu bilmediğimi ancak bu konu bir daha
açılırsa Senin söylediklerini yazarım veya televizyona çıkarsam böyle bir
iddianın olduğunu dile getiririm" dedim. Ona verdiğim sözü yerine
getiriyorum. Ancak ben, yine de bu konunun asla tarafı değilim.Rapor alan İnterfarmalılar ve elinde kaset olduğunu söyleyen Abdullah Gümüşbaş, karşı karşıya gelip tartışırlar mı? Onu da
bilemem.)
Netice de, artık her şey geride
kaldı, ama voleybolumuz da, onarılması zor yaralar açarak. Umarım zaman bu
yaraların çabuk kapanmasına yardımcı olur.
Gerçi maç sonuçları hakkında
söylentiler ve iddialar yıllardır her sezon sonunda ortaya çıkar, ne var ki
yukarıda belirttiğim gibi, hiç bir zaman kanıtlanamaz. Bundan sonra da
değişmeyecektir.
Aslında söylentilere neden olan
sonuçların biraz da sistemlerle ilgili olduğunu unutmamak gerekir. Özellikle Play-Off' lu
sistemlerde, takımların istedikleri ekiplerle eşleşmek için gösterdikleri
çabalar, her zaman ilginç sonuçların ortaya çıkmasına neden olur.
Centilmenlikle asla bağdaşmamasına karşın bir çok kulüp, sonunda kendi
çıkarlarını ön planda tutmak amacıyla konuşulan sonuçlara imza atabilirler.
Gönül bu tür olayların ve düşüncelerin hiç bir spor branşında yaşanmamasını
istiyor ve diliyor.
VOLEYBOL KAZANACAK
Evet, sonunda kulüplerin ve
camianın istediği oldu ve ligden düşme dondurulduğu gibi, takım sayısı da
arttı. Ayrıca lig sistemi de değişti. Bu konuya daha sonra değineceğim, ancak
küme düşmenin durdurulmasıyla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Çünkü beni
okuyan sizler de hatırlayacaksınız ki, bu konuyu bir çok yazımda nedenlerini
ortaya koyarak yazdım ve kulüplerin girişimlerini destekledim. Bunları sadece
inandığım için yaptım. Çünkü uzun yıllardır Anadolu'nun bir çok kentini içine
alan ve yıllardır görmediğimiz gerçek Türkiye Voleybol Ligi'ni bu sezon
yaşıyorduk. Gerek bayanlar da, gerekse erkeklerde hangi takım küme düşerse
düşsün yazık olacaktı.
Ekonomik krizin çok sıkıştırdığı
kulüpler artık nefes almaya başlamışken, sponsorların ilgisi yavaş yavaş artarken, şehir takımları seyircileri tribünlere
çekerken, toplam 7 takımın bu yarışın dışına itilmesi pek hoş olmayacaktı. Bu
arada 3 büyüklerin son anda lige katılmalarının yarattığı adaletsizliği de kimse içine sindiremeyecekti.
Ben, küme düşmenin kaldırılması
için ilk yazımı 5 Ekim de başlayan liglerimizin üçüncü haftasında yani 21 Ekim
de yazdım.
O yazım da, "Neden ligden düşme dondurulsun?"
düşüncemi sizlerle paylaşmış ve kısaca şöyle
yazmıştım;
“Sezon öncesi 3
büyüklerin önce voleybol ve basketbola katılmama
kararı almaları, sonra baskılar nedeniyle ligin başlamasına bir hafta kala
(Federasyonun katılma tarihini ligin
başlangıcına çekmesi de bunda etkili oldu) "Biz de varız" diyerek
tekrar geri dönmeleri dengeleri değiştirdi. Çünkü, bazı kulüpler, "Nasıl
olsa Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe
lige katılmadıkları için otomatikman düşecekler, bu nedenle erkekler liginde
düşme olmayacak, bayanlarda ise, Beşiktaş ve Galatasaray ile birlikte iki ekip
2. Lig'in yolunu tutacaklar" düşüncesiyle yatırım yapmadılar. Hatta ilk
altıda yer bulamayan bazı oyuncularını "Oynayarak gelişsinler"
düşüncesiyle başka takımlara kiraladılar. Böyle olunca da özellikle ekonomik
sıkıntı içinde ki bazı kulüpler zor durumda kaldılar.
Ayrıca federasyon,
düşmenin dondurulması konusunda elini çabuk tutarsa takımların yabancı oyuncu
almaktan vazgeçeceğini, hatta daha önceden transfer yapılmış ise, karşılıklı
anlaşarak sözleşmelerini feshedebileceklerini, onların yerine gençleri sahaya
sürerek, Türk Voleybolu'na yeni bir neslin gelmesini hızlandırabileceklerini,
bu sezonun bir şans dönemi yani bir geçiş yılı
olabileceğini vurguladım.
Ayrıca ligin
ortalarına doğru bazı kulüpler küme düşme sınırında olduklarını görünce, bu
durumdan kurtulabilmek için yabancı oyunculara sarılmak zorunda kalacaklar. Ama
sezonun ortası olması nedeniyle, kaliteli yabancı bulamayınca da bu kez ucuz, çok sıradan, yani kalitesiz oyunculara
kapılarını açacaklar, bunun sonucunda da
ikinci, hatta üçüncü sınıf oyunculara kaptırılan dolarların zararı içimize
oturacaktı.”
Bunu anlatamadık, doğal olarak da
bu büyük fırsatı kullanmayı bilemedik.
Yazdıklarımız ligin ikinci
yarısında doğrulandı. Kalitesiz yabancılar liglerimizi doldurdu, voleybolumuzun
geleceği gençler duvar kenarında oynama sırasının kendilerine gelmesini
bekleyip durdular. Bir kaç sayı oynayanlar kendini şanslı saydı.
Ligin ortaları geçildikten
sonra küme düşmenin kaldırılmasını desteklememe karşın artık trenin kaçtığını,
bu nedenle de eğer bu yönde bir karar alınacaksa, sezonun sonunun beklenilmesi
gerektiğini yazmaya ve söylemeye başladım. Çünkü özellikle erkekler ligi
maçlarının heyecanı ve kalitesi, uzun yıllardır izleyemediğimiz kadar güzel bir
mücadelenin ortaya çıkmasını
sağladı.
Sonunda bu günlere gelindi ve
bayanlar liginin sona ermesinden bir gün sonra Hüsnü Can, sabırsız davrandı ve
küme düşmenin kaldırıldığını açıklayıverdi. Halbuki 5 gün daha sabredebilseydi,
erkekler liginin son haftasında da heyecan dorukta olacaktı. Ayrıca "Numune İnterfarma
küme düşünce, başkan hemen bu kararı aldı" dedikodularına da muhatap
olmayacaktı.
Neyse, sonuçta tüm camianın
istediği, başkanın onayıyla gerçekleşti ve gelecek sezon takım sayısı 18 olan,
iki devreli lig oynanacağı açıklandı.
ÇAĞDIŞI OLMAK
Şimdi başka bir konuya değinmek
istiyorum.
Yıllardır voleybolun içinde
olduğumu sizlerde biliyorsunuz. Bu süre içinde bir çok sistem gördüm. En son
olarak da Play-Off ve bunun
değişik şekillerini yaşadım.
Ancak, Play-Off' un voleybolumuzda uygulanmaya başladığı sezon
sonrasında, bu sistemin adaletsiz olduğunu, ayrıca takımların başarıya giden
yolda centilmenlik sınırlarını zorladığını yazdım, söyledim.
O günlerde bir çok kişi beni çağ
dışı olmakla suçladı. Dünya'daki bir çok ülkenin Play-Off'u benimsediğini ve liglerinde uyguladığını söyleyerek,
yararlarını anlatıp durdular. Ben kabul etmeyip ortaya çıkan sorunları sıralamaya
başlayınca da kızdılar. (Eminim ki bir
çoğu da "Amma kalın kafalı, yenilikleri kavrayamıyor" diye arkamdan da söylenmişlerdir. Hatta böyle
düşünenlerin içinde bugün iki devreli lig sisteminin en büyük savunucuları da
vardı.)
Zaman zaman
bu sitede ki yazılarımda da hatırlarsanız, iki devreli ligi daha adaletli
bulduğumu yazdım. Uzun bir maratonda, toplam 30 maç oynayan bir takımın elde
ettiği sıralamanın geçerli olması gerektiğini vurguladım. Bir sezonu
sakatlığıyla, hastalığıyla, formsuzluğuyla, cezalarıyla geride bırakan bir
takımın gerçek derecesinin bu iki devreli lig sonunda ortaya çıkacağını
savundum. Play-Off'lar da
iki oyuncusu sakatlanan veya hastalanan bir ekibin iki maçta aldığı
yenilgilerle elenmesinin haksızlığına değindim. Bir çok kişi bu görüşlerime
itiraz etti.
Ta ki geçen sezon ligi 5
yenilgiyle tamamlamasına karşın Erdemirspor'un, Play-Off Finali'nde ligi 1.
sırada ve tek yenilgiyle bitiren Arçelik'i iki kez
yenerek şampiyonluğu yakalaması, insanların benim neden "Adaletsiz bir sistem" dediğimi daha
iyi anlamalarına yol açtı.
İşte geçen sezon yaşanan bu olay,
ardından bu yıl başka bir Play-Off Final Turu sistemi, kafalardaki soru
işaretlerini çoğaltınca, çok savunulan Play-Off sisteminden vaz geçilerek yeniden lig sistemine dönülmesini sağladı.
Biliyorum ki, yine de Play-Off'u savunanlarla, benim
gibi lig sistemini daha adaletli bulanlar arasında tartışmalar yaşanacak. Ligin
sonuna doğru bazı maçlarda şaibeli sonuçlarla karşılaşılacağı söylenecek (Play-Off sistemlerinde
sanki yaşamamışız gibi). Ama sonuçta
babadan kalma eski sistem gelecek sezon uygulanacak.
Bu arada belki lig bitmeden 2-3
hafta önce şampiyon belli olacağı için heyecan sonuna kadar taşınmayacak, Play-Off'un hızı olmayacak ama en
azından adaletli bir sezon geçecek. Ayrıca takımlar Play-Off'lar daki
gibi 2-3 günde bir maç oynamayacak, özellikle genç oyuncular için çok önemli
olan antrenmanlar göstermelik olmaktan çıkıp, tekniği, taktiği, fiziği daha
geliştirici bir hale gelecek. (Play-Off maçlarını ve temposunu şöyle bir gözlerinizin önüne
getirin. İki takım pazar günü oynuyorlar, maçtan sonra bir takım şehrine
dönerken, diğer ekibin oyuncuları evinin yolunu tutuyor. Bir gün önce çok sıkı
bir karşılaşmadan çıktıkları için, vücut yorgun. Ertesi günü mecburen tek çalışma. Onun da çok sıkı geçmediği bir gerçek. Bir gün sonra yanı salı günü, artık
yolculuk var. Bu gün ya sabah evinizde antrenman
yapıp yola çıkacaksınız veya yola çıkıp akşam bir gün sonra karşılaşmanın
oynanacağı salonda ağır olmayan bir çalışma yapacaksınız. Çarşamba günkü maça
hazırlanacaksınız. Eğer maç 16.00 dan sonraki bir saatte oynanacaksa, belki
sabah hafif bir maç öncesi antrenmanı yapacaksınız. Şayet müsabaka bu saatten
erkense o da olası değil. Sonra maç biter bitmez tekrar yolculuk, Geç saatte
eve yorgun argın geliş. Ertesi günü yine tek antrenman. Maç kazanılmış ise,
yorgun ama neşeli bir çalışma. Kaybedilmişse, bu kez yorgunluğun üstüne eklenen
moral bozukluğunun getirdiği düşmüş suratlar. "Bir an önce bitse de
gitsek" düşüncesinin hakim olduğu verimsiz, teknik adamların acaba fazla
uzatmadan erken bitirsek mi düşüncesinden kurtulamadıkları kabus gibi bir
antrenman. Çalışmanın sonu yaklaşırken teknik kadro sıkıntılı mı sıkıntılı.
"Yarın çift mi, yoksa tek mi yapsak?"
İkileminden bir türlü kendilerini kurtaramadıkları kararsızlık içinde
boğuldukları anlar. Hele bazı oyuncuların adale yorgunluğu açıkça ortadaysa, al
sana bir de sakatlık riski. Bu durumda çift yaparsan ya
sorun çıkar da, bir gün sonra o oyuncu oynayamazsa, Tek yaparsak, o zaman
sadece maçın taktiksel bir çalışması
olacak. Gel de çık işin içinden. Takımın durumuna göre mi hazırlansam?, yoksa böööyük antrenörlerin kitaplarında yazdıklarını mı
uygulasam? Kafalar karışık. Sonuçta bir karara varılır.
Bir gün sonra yine
kanlı bir mücadele. Sonra gelsin bir sonraki turun hesapları. Bu arada şansınız
yaver gitmez, bir de sakatlık belasına bulaşırsanız, ne moral kalır, ne de
hesap-kitap. Çöpe gitti koca bir yılın
çabası ve yatırımları. Ver bakalım şimdi hesabını.
Netice de, adı Play-Off olan, 2-3 günde bir
müsabaka oynanan ve doğru dürüst antrenman yapılamayan bir sistem. Evet burada
heyecan belki sonuna kadar hep dorukta kalacak. Doğru. Buna karşın üst üste maç
oynamaktan yorulan vücutların düşen performansının, yarıfinal ve finallerde
voleybol kalitesini nerelerde tuttu ve tutacak? Sorusu.)
Bu iki fikrin tartışması hiç
bitmeyecek. Önümüzdeki sezon Play-Off'u
savunanların eleştirileri iyice yoğunlaşacak. Bizler savunmada kalacağız. Belki
de iki yıl sonra tekrar sistemimiz Play-Off olacak. Bu kez bizler yine bugün yazdıklarımızı
yenileyeceğiz. Sonuç da, bu sürüp gidecek.
Yani ömür bitecek ama yol nasıl
bitmezse, sistemler de asla bitmeyecek.
PUANLAMA SİSTEMİ
Açıklandığına göre, gelecek sezon
ligimizin puanlama sistemi de değişiyor. İtalyanların uyguladığı 3-0 ve 3-1'lik
galibiyetlere 3 puan. 3-2 galibiyete 2 puan. 3-2 yenilgilere 1 puan ve 3-0, 3-1
yenilgilere puan yok.
Peki hükmen yenilgiler ne olacak?
Acaba puan mı silinecek?
Bu yeniliğin iyi mi, kötü mü
olacağını, bize uyup, uymayacağını kestirmek zor. Bence iyi araştırılmalı.
Çünkü bizler her şeyi deneme-yanılma metoduyla çözdüğümüz için, bu güne kadar
yapılanları hep oldu bittiye getirdik. Sonra da "Biz ne yaptık, bunu nasıl düzeltiriz?" diye dört döndüğümüz
için, hiç değilse bu kez böyle bir durum yaşamayalım.
Gerçi İtalyanlar uyguluyorlar ve
şu ana kadar da bir şikayetleri yok gibi görünüyor ama, bence yine de İtalyan
kulüpleriyle, orada forma giyen oyuncularla diyalog kurup, soru işaretlerini
gidermeliyiz.
YABANCI OYUNCULAR
Federasyon Başkanımız Prof. Dr.
Hüsnü Can, yine yaptığı açıklama da, "Yabancı
oyuncu konusunda kararı tartışarak vereceğiz" dedi.
Bu açıklama bende bazı soru
işaretleri yarattı.
Geçen sezon öncesi de yabancı
oyuncu sayısı için başkan, kulüplere danışmış ve onların kararı doğrultusunda “3 yabancıya EVET” demişti.
Yabancı için ısrar eden kulüplerin
gerekçeleri, "Avrupa da başarılı
olamamamızın tek nedeni, onlarla eşit koşullarda mücadele edemememizdir. Onlar
5-6 yabancı ile oynarken bizim sayımız 2 de kaldı. Bu nedenle de başarı
gelmiyor. Finallere kadar gidiyoruz ama zirveye çıkamıyoruz. Eğer bu sayı
fazlalaşırsa önümüz açılır. Avrupa'nın zirvesine çıkar, hem voleybolumuzu
Avrupa'ya kabul ettiririz, hem de ülkemizde bu branşın daha çok sevilmesini
sağlarız. İlgi çekince de sponsorlar voleybola daha sıcak bakar. Gelişme artar,
pasta büyür, bu spora gönül vermişlerin de payı artar." idi.
Hüsnü Can, "Evet,
bu görüşünüzde haklısınız. Avrupa takımlarıyla aramızda bir eşitsizlik var.
Eğer sizler bu başarıyı getireceğinize inanıyor ve söz veriyorsanız, O zaman
yabancı oyuncuyu serbest bırakayım. Parası olan istediği kadar alsın ve Avrupa
başarısı gelsin. Ancak şunu da belirteyim ki, benim için, Türk Voleybolu için, külüplerden çok Milli Takımların başarısı daha önemlidir.
Kulüplerin başarısı bir yere kadar söz edilir. Ama Milli Takımların
yakalayacağı başarı çok daha fazla ilgi çeker, voleybola hız verir."
dedi.
Sonunda kulüplerin anlaştığı 3
sayısında karar kılınmış ve bu sezon 3 yabancı ile takımlarımız liglerde
mücadele etmişti. Ne var ki 3 yabancı da ısrar eden, direnen bazı kulüplerin
bırakın 3 yabancıyı, 1 oyuncuyu bile kadrolarına zorla katmaları nedeniyle (Her ne kadar bu kulüpler, Bayan Milli Takımımız da yer alan oyuncuların
Ankara da oynanacak Avrupa Şampiyonası Finalleri'ne daha iyi hazırlanabilmeleri
için fedakarlık yaptık, deseler de pek inandırıcı olamadıkları bir gerçek)
Avrupa Kupaları'nda havlu atmaları. Buna ilaveten erkek ekiplerimizin 3'er
yabancı almalarına karşın yine Avrupa Kupaları' nda
hüsrana uğramalarını Başkan Hüsnü Can içine hiç sindiremedi.
Ve bana göre de, kulüplere rest
çekerek "Bu kez sıra bende. Sizin
istediğiniz oldu sonuç çıkmadı. Şimdi benim düşündüğüm olacak. Milli Takımlar
ön plana çıkacak ve bunun da çaresi, yabancı sayısını azaltmak"
diyecek.
Bu varsayımdan yola da çıkarak,
ben, gelecek sezon başkanın yabancı oyuncusu sayısını 2'ye düşüreceğini, ayrıca
yıllardır içine gömüldüğümüz pasör sorununun
aşılabilmesi için yabancı pasörleri de
yasaklayacağını düşünüyorum.
Belki de daha esnek düşünerek, hem
kulüplerin, hem de milli takımın birlikte başarıya ulaşması için Avrupa
Kupaları'nda mücadele eden takımlara yabancı sayısını serbest bırakacak, ancak
liglerde 2'den fazlasının oynamasına engel olacak.
Bu yazdıklarım benim kişisel
düşüncelerim. Ancak işin gerçeği de göz ardı edilmemeli. Yabancı oyuncu
sayısının artması belki ligin kalitesini artırdı ama Milli Takımlar için pek
hayırlı olduğunu da söylemek zor. Biliyorsunuz bayanlarda da, erkeklerde de yabancılar,
takımlarımızın pasör,
pasör çaprazı ve 4 numaralarını doldurdular. Bu
yüzden milli takımlarda lider oyuncu sıkıntısı çok büyüdü. 4'den oynatacak
oyuncu sayısı bir elin parmaklarını geçemez hale
geldi. Bayanlara bakıyorsun, Natalia ve Melis (Eski adı Tatiana),
Pelin, Esra, sakatlığı süren Mesude dışında oyuncu
bulmak çok zor. Allah dan, orta oyuncularımız ve son yıllarda parlayan Neslihan
var da tesellimiz oluyor. Pasörler konusunda da fazla
bir sıkıntımız yok. Arzu, Bahar, Nisa, Nihal, Pelin, Elif var (Gerçi Pelin ve Elif'i yeterli bulmuyorum ama netice de sıkışıklığı
bu iki genç oyuncumuzla bir ölçüde de olsa aşabiliriz. Kocaeli forması giyen Elena Dörtkardeşler'in durumunu
bilmediğim için onu bu listeye koyamadım)
Erkeklere gelince;
Ligin zirvesi için oynayan
takımlarımızdan Arçelik, Erdemirspor
(Bu takım da iki tane var) ve SSK'nın
pasörleri yabancı. Geriye Ziraat Bankası'nın pasörü Hüseyin, Tokat Belediyesi'nde oynayan tecrübeli Ufuk
ve hemen onların ardından gelen Selçuk.(Galatasaray'ın
kiralık oyuncusu) Orta oyuncularımız da sorun yok. Hem çok tecrübeliler var,
hem de çıkış içindeki gençlerin sayıları fazla. Onların arasında seçim yapmak
kolay değil.
Ama ya 4
numaralar?
İşte orası kafaları karıştırıyor.
Eskiden en büyük sıkıntıyı ortadan oynayan oyuncularda çekerdik. 4 numara dedin
mi? Hangisini alacağını şaşırırdın. Şimdi tüm takımlarımızda yabancılar bu yeri
parselleyince, son iki yıldır buralarda kimleri oynatacağımızı mumla arar hale
geldi.
Arçelik de Gökhan (sakatlığı yeni geçti),
SSK'da devamlı oynayarak istikrarlı hale gelen Bülent, ilk altıda az yer bulmasına
karşın SSK’dan Ender, Erdemir de oynamadığı için pas tutmasına rağmen Sinan, Tokat' da son
haftalarda inişli çıkışlı bir grafik çizmiş olsa da Emre, 4 numara için akla
gelebilen adaylar. Bunlara tecrübeli Erdemirspor
Kaptanı Cengizhan ve sakatlığı geçerse SSK’dan Osman ilave
edilebilir.
Pasör çaprazlarımıza gelince;
En formdaki isim Erkan (SSK), bu
sezon biraz geride kalan Hakan (SSK), az oynasa da Volkan (Arçelik),
bu sezon çok iyi maçlar çıkaran Ali Çayır (Tokat) ilk akla gelenler.
70 milyon nüfusu olan bir ülkenin
Milli Takımları, neden bu kadar az oyuncu içinden seçilsin ki?
İşte bu sorunun yanıtını
veremeyenler, başkan Hüsnü Can'ın 2 yabancı da karar kılmasına şaşırmamalı.
AVRUPA YA HANGİ TAKIM
GİDECEK?
Uzun zamandır cevabını aradığım
"Avrupa Kupaları'nda bizi hangi
takımlar, hangi karara göre temsil edecek?” oruma
hala bir yanıt bulamadık. Erkekler de Türkiye Kupası kalkınca iş çözüldü. Ama
bayanlarda nasıl olacak?
Geçen sezon Play-Off sistemi farklı oynandı.
Orada; (Aralık 2001 de kulüplere gönderilen yazıya göre)
a) Play-Off etabını 1. sırada tamamlayan takım Avrupa Şampiyonlar
Ligi'ne
b) Play-Off etabını 2. ve 3. olarak tamamlayan takımlar ile normal
lig etabını 1. sırada tamamlayan 3 takım Avrupa konfederasyon Kupası'na (CEV)
c) Türkiye Kupası'nda 1. olan
takım Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne katılır.
Ayrıca, Play-Off etabında 1. sırayı alan takım ile Türkiye Kupası'nda 1.
olan takım ayni ise;
Türkiye Voleybol Federasyonu
Avrupa Kupaları'na katılacak ve ülkemizi en iyi şekilde temsil edecek kulübü
belirleme hakkını saklı tutar...........
deniyordu.
Bu sezon, Play-Off sistemleri değiştiğine göre yine bu geçerli mi?
Yoksa her şey belli olduktan sonra
federasyon yukarıda da belirttiği gibi
istediğini, istediği kupaya mı yollayacak? (Kıstas ne olacak?)
Bu sorulara hala yanıt aranıyor.
Çünkü o kadar çok olasılık var ki?
SIRALAMA FEDERASYONA
ŞANS OLDU
Play-off eşleşmelerinde bazı adaletsizliklerin ortaya
çıkabileceğine daha önceki yazılarımda değinmiştim. Ancak ligin son haftasındaki
sonuçlar bazı haksızlıkların önüne geçti.
Örneğin Urfa
Gençlik 7. olunca, 3-6 eşleşmesiyle yazdığım eşitsizlik çözülmüş oldu. Eğer Urfa 6. olsaydı. İller'i 2 defa
yenmesine ve Play-Off'a 1-0
önde başlamasına karşın olası bir 5. maç oynama zorunluluğunda 1-0'lık
avantajı, dezavantaja dönüşecekti. (5.
Maç Ankara da oynanacaktı.)
Ancak Yeşilyurt 4., Kocaelispor da 5. olup seri 1-1 başlamak durumunda olunca
şans ve avantaj Kocaelispor'un eline geçmiş oldu.
Çünkü olası bir 5. maç bu sefer ligi 5. sırada tamamlamasına karşın Kocaeli'nde
oynanacak. (Sanırım haftalardır yazdığım
bu konu, şimdi daha iyi anlaşılmıştır)
Yazıma, Play-Off Finallerinin oynanacağı illerin ne zaman
kesinleşeceğini sorarak noktayı koyayım.
Gelecek hafta tekrar buluşmak
dileğiyle şimdilik hoşça kalın.
A L E V A N A K Ö K