HEYECAN DORUK TA

 

 

Geçtiğimiz hafta ki yazımdan sonra olumlu ve olumsuz eleştiriler aldım. Bunları burada uzun uzun gündeme getirmek istiyorum. Ancak, o yazı benim içimden gelen duyguların dışa vurumuydu. “Başkaları için neden yazmadım?” Sorusunun yanıtı yok. Bu zorlamayla olan bir şey değil. Yazının başına oturduğunuzda, eğer önceden planlanmış bir konu yoksa, o an ne hissediyorsanız onlar ortaya dökülüyor. 

Diğer eleştirilere gelince; Bu güne kadar voleybol camiası içinde hiçbir kişiyle, politik bir konuşma yapmadım. Görüşlerimi başkalarını etkilemek için kullanmadım. Ancak, insanlar benim, 33 seneyi aşan gazetecilik mesleğimde hangi gazetelerde çalıştığımı ve bu yayın kuruluşlarının hangi politikaları izlediğini bilirler. Benimsediğim düşüncelerimi ve politik görüşümü bir kez ortaya koydum diye tepki yerine hoşgörüyle yaklaşmanız daha doğru olmazmıydı?

 

NEFESLER TUTULDU

 

Ligin ikinci yarı maçları başlayalı 3 hafta geride kaldı. Özellikle erkeklerde kümede kalma mücadelesi yapan takımların aralarında oynadıkları karşılaşmaların heyecanı doruğa çıktı.

Ekipler, tehlikeli bölgeden bir an önce kendilerini sıyarabilmek için, çıktıkları maçlara tüm güçleriyle asılıyorlar. Eğer rakip biraz sallanırsa veya hata yaparsa  fırsatı asla kaçırmıyor ve alabilecekleri en iyi sonucu yakalamaya çalışıyorlar. Bu durumun takımların sıralamadaki yerlerini iyice ortaya çıkaracağı ana kadar da devam edeceğine eminim.

Bu arada küme düşmenin kaldırılması için çabalar sürüyor. Bu işi üstlenen gruplar kulüpleri tek tek arayarak destek istiyor, sonrada imzalarını alıyorlar.

Ben, başından beri bu çalışmaları desteklediğimi  yazılarımda dile getirdim. Yeri geldikçe de söz edeceğim. Ayrıca bu çalışmaların olumlu sonuç vereceğine ve bu sezon küme düşmenin dondurulacağına inanıyorum.

Ancak, düşmenin, dondurulma kararının çok önceden çıkması gerekirdi. Çünkü bu karar doğrultusunda, takımlar kümede kalabilmek için kadrolarını yabancılarla doldurmazlardı. Onların yerine gençleri sahaya sürerlerdi. Ne varki bu fırsat kaçtı. O zaman yapılacak tek şey, kararın liglerin sonunda verilmesi. Çünkü takımlar sonucu kestiremedikleri için tüm güçleriyle ligde kalmaya konsatre oldular. Maçlarda heyecanın artması, mücadelelerin kıran kırana geçmesi bu düşüncemi destekliyor. Bu arada seyirciler de bu dişe diş voleybol maçlarını keyifle izliyorlar. Ayrıca kulüplerin sorumlularının, teknik kadrolarının ve oyuncuların heyecanı, stresini onlarla  birlikte yaşıyorlar.  Böyle olunca da tribünler doluyor. İşte bu yaşadığımız güzelliklerin devam etmesi için küme düşmenin kalktığını ligler bittikten sonra duymalıyız.

 

ERDEMİR, BEŞİKTAŞ KARŞISINDA ZORLANMADI

 

Avrupa’nın en iyi turnuvaları arasında gösterilen Flanders Volley Gala’ya (Geçtiğimiz iki sezon Belçika’daki bu organizasyona Arçelik de katılmıştı. Benimde izlediğim bu turnuvaları sizlere yansıtmıştım. Hatırlarsanız geçen sezon Küba Milli Takımı’nın 5 oyuncusunun bu organizasyon sonrası İtalya’ya iltica etmesi günlerce voleybol kamuoyunu meşgul etmişti.) katılacak olması nedeniyle Erdemir de yapılması gereken bu maç iki takımın anlaşması nedeniyle Salı günü İstanbul da Burhan Felek de oynandı.

Erdemirspor, Bulgar oyuncusu Nikolov’un yokluğuna, diğerlerinin isteksizliğine  karşın Beşiktaş’ı zorlanmadan 3-0 yendi.

 

ÇARŞAMBA’NIN GÜZEL MAÇLARI

 

Çarşamba günü Burhan Felek’e gelenler gerçekten voleybolun heyecanını ve keyfini doyasıya yaşadılar. Önce Marmara Koleji-Tokat Belediyesi kozlarını paylaştı.

Kadro olarak Marmara’ya oranla daha iyi olan Tokat Belediyesi, özellikle ikinci set zor anlar yaşadı. Ama yine de 3-0’lık bir galibiyetle sahadan ayrıldı.

Bu arada iki takımın da manşet sorunu  yaşaması, üst üste hatalara neden olurken, hücumda da sıkıntılar fazlalaştı. Öte yandan Marmara Koleji oyuncuları diğer maçlarına oranla iyi servis atamadı. Ya kaçırdılar, ya da kaçmaması için yumuşattılar. Böyle olunca da Tokat bu fırsatı iyi değerlendirerek rakibin set koparmasına olanak tanımadı.

İkinci maçta İstanbul B.Belediyesi ile Rize Fındıklı karşı karşıya geldi. İlginç bir maç oldu. İlk iki sette, Belediye oyunu istediği gibi kontrol etti. Sezonun başından bu yana manşet sorunu yaşayan Rize’nin üstüne etkili servislerle adeta çöktü. Pasöre top getiremeyen, zor hücum yapan rakibini bloklarla durdurup sonuca gitti: 25-17, 25-22.

3. Sete başlarken Rize’nin Teknik Direktörü Ahmet Kavas, maç ısınması yaparken sakatlanan ve ağrıları artan pasör Burak’ı çıkarıp, yerine Hasan’ı aldı. Bu arada ilk set pek ortalarda görünmeyen Alper’i pasör çaprazı olarak tekrar sahaya sürdü.

2-0’ın Belediye’ye getirdiği rahatlığın yanı sıra,  Rize’nin son şansını kullanmak isteği ve yapılan bu iki değişikliğin takımı hareketlendirmesi dengeleri değiştirdi. Fındıklıspor sayıları hep önde götürdüğü seti 17-25 kazanmayı başardı.

4. sete bu kez iyi başlayan Belediye oldu. Niko’nun etkili oyunu, peş peşe gelen sayılarla İstanbul ekibi ikinci teknik molaya 16-13 önde girdi. Ne varki bu avantajını korumayı başaramadı. Toparlanan Rize, 18-18 de eşitliği yakaladı. Bundan sonra büyük bir mücadele yaşandı. İki takımında tüm gücünü ortaya koyması heyecanı doruğa çıkardı

ve 26-26’ya gelindi. İşte bu ana kadar Belediye’yi adeta sırtında taşıyan Nikolai’nin hücumu bloktan döndü, tekrar ona atıldı ama bu kez top avuta gitti: 26-27.

Uğur’un ikinci servisini Belediye oyuna sokmakta zorlandı. Ergün istediği gibi gelmeyen topu Nikolai’ye attı. Ancak fileye çok yakın gelen bu topu Nikolai bloktan kaçıramayınca 28 dakika süren bu seti Rize 26-28 alarak skora denge getirdi: 2-2.

Maçın kader setinde, sayılar 4-4 devam ederken, Semih’in servislerinden gelen iki direkt sayısı  Rize’ye bir anda avantaj sağladı. Bu şansı iyi değerlendirmeyi bilen Fındıklıspor sonuçta seti 11-15, maçı da 3-2 kazanarak çok önemli bir galibiyete imza atmış oldu.

 

GALATASARAY- FENERBAHÇE

 

5 setlik İst. B. Belediyesi-Rize Fındıklı karşılaşmasından sonra, sıra iki ezeli rakibin kozlarını paylaşacağı mücadeleye geldi.

İki takım açısından da her yönüyle ilginç, ilginç olduğu kadar puan ve prestij açısından da önemli bir müsabakaydı.

Maç öncesi Fenerbahçe, Arçelik’den Galatasaray’a transfer olan Alexsandre Kilimkine’nin usulsüz lisansla oynadığını ileri sürerek itiraz etti.

Bu arada iki takımında yeni transfer edilen oyuncularının bu zorlu maçta ekiplerine nasıl bir katkı sağlayacakları  merak ediliyordu.

Ve maç beklenenin aksine durgun bir tempoda başladı. Ancak mücadelenin henüz başı olmasına karşın Sarı-Kırmızılı takımın özellikle Klimkine ve yeni oyuncuları Chmil’in hücumdaki başarılarıyla sonuca daha rahat gideceği gözleniyordu. Nitekim de ilk seti Galatasaray 21- 25 kazandı.

İkinci sette  işler beklenildiği gibi gelişmedi. Klimkine’nin pasör çaprazı yerine, 4’den oynaması ve manşetlerinin sıkıntı yaratması, Fenerbahçe için avantaj olmaya başladı. İlk maçı olmasına karşın Emrah’ın faydalı oyununa, Yugoslav Djuric’in hücumda ona destek vermesi, Darıusz’un smaçörleri tekli bloklarda bırakan pasları eklenince Sarı-Lacivertli takım dengeyi kurdu. Buna Selçuk’un paslarındaki oyuncu tercihi yanlışlıkları ve 24-24 de  beklenmedik iki basit hata eklenince, seti Fenerbahçe 26-24 almayı başardı.

Sarı-Kırmızılıların artan temposu, Klimkine ve Chmil’in etkili servisleriyle bütünleşince 3. set 15-25 gibi açık farkla geldi.

Karşılaşmayı seyredenler 4. sete Fenerbahçe’nin ilginç bir altı ile (Darıusz (1), Soner (2), Yahya (3), Djuric (4), Erhan ( 5), Burçin (6). Emrah, Rıdvan, Mehmet yedekte)  başladığını görünce artık maçın kopacağını düşündüler.

Ancak  beklenen olmadı. Fenerbahçe, rakibin hata üstüne hata yapmasını çok iyi değerlendirerek  25-23 ile mücadeleyi 5. sete taşımayı başardı.

Son set gerçekten çok güzel oldu. Seyirci heyecandan yerinde oturamadı. Galatasaray’ın 4. sette yapılan hatalarını aza inderme çabası, bu arada  servis kaçırmamak için topu yumuşatması, Fenerbahçe’nin manşet alan oyuncularını rahatlattı. Darıusz smaçörlerini daha kolay yönlendirmeye başladı. Böyle olunca da 8-8’e kadar başa baş gelindi. Ama daha önceden de yazdığımız gibi, Sarı-Kırmızılıların hücüm silahlarının (Klimkine ve Chmil) daha etkili olması seti 12-15 kazanmalarına yetti.

Bu maçtan sonra Alexsandre Kilimkine, yeni yılda Bossini Sangemini Montichiari’nin formasını giymek için İtalya’nın yolunu tutarken, ardında itirazlar ve belki de mahkemeye kadar uzanacak bir dizi olaylar bırakmış oldu.

 

ARÇELİK, BURSA’DAN ZOR SIYRILDI

 

Günün ilginç karşılaşmalarından biri de Bursa da oynandı. Ligde orta sıralar için mücadele eden Emniyet, iyi olmayan bir gününde yakaladığı Arçelik’i çok hırpalamasına karşın istediğini elde edemedi. Maçın ilk seti, bu sezonun en uzun zamanı (41 dakika), ve en çok sayılı (40-42= 82) mücadelesi olarak kayıtlardaki yerini aldı. Aslında diğer setlerde çok yakın sayılarla (25-27, 23-25) sonuçlandı ama tecrübeli oyuncuların çokluğu Arçelik’in bu zorlu deplasmandan kayıpsız dönmesini sağladı.

 

BEŞİKTAŞ-İLLER BANKASI

 

Cumartesi günü İstanbul da 3 bayan maçı vardı. Önce Beşiktaş-İller Bankası mücadelesini, sonra da Işıkspor-75. Yıl karşılaşmasını seyrettim. Daha sonra da Yeşilyurt’a gidip, Yeşilyurt-Güneş Sigorta maçını izledim.

Önce Beşiktaş-İller Bankası mücadelesinde ki gözlemlerimi sizlerle paylaşayım.

Küme de kalmak için yoğun bir transfer dönemi yaşayan Siyah-Beyazlıların, önce Yeşilyurt’u, sonra da Güneş Sigorta’yı yenme başarısını gösteren İller Bankası karşısında ne yapacağını, yeni transferlerinin (Brezilyalı Dos Santos, 75. yıldan gelen Didem, libero Nihan) nasıl bir oyun oynayacağını çok merak ediyordum.

Maç başladığında iki takımında hırsı, iyi oynama istekleri,  özellikle defanstan çıkan topların çokluğu nedeniyle rally’lerin uzunluğu, güzel bir mücadelenin müjdesini veriyordu. Ama bu güzellikler fazla sürmedi. Yeni transferlerin uyumsuzluğu, henüz oturmamış oyun düzeni ve hala giderilemeyen manşet sorunları Beşiktaş’ın işini zorlaştırırken, İller Bankası oyuna ağırlığını koymakta gecikmedi.

Ankara takımı hücum zenginliğine, blok ve defanstaki başarısını da ekleyince hep kontrolü altında tuttuğu ilk seti 20-25 aldı.

İkinci setde, akıllı oynayan, servis silahını iyi kullanan ve bloklarıyla rakibe geçit vermeyen İller Bankası’nın üstünlüğü ile 17-25 kapandı. Bunda Beşiktaş’ın yeni transferi Santos’un, henüz Arzu ile istenen uyumu sağlayamaması, libero olarak görev yapan Nihan’ın tedirginliği, Didem ve Tatjana’nın manşetlerinin aksaması da rol oynadı. Bu arada Siyah-Beyazlılarda 4’den oynayan Maria’nın servise karşı manşete girmemesi, onun yerine pasör çaprazı olarak oynayan Santos’un bu görevi yüklenmek zorunda kalması sorun yaratıyor. Özellikle Brezilyalı oyuncu arkadayken rakip oyuncular  servisleri ona yönlendirirse, Beşiktaş’ın en etkili hücum silahını da susturmuş oluyorlar. 

Bu arada yine Santos ile ilgili sıkıntılı bir pozisyon daha var. Brezilyalı 3’de, Arzu 6’da olduğunda, Santos’u kolay ve çabuk hücuma sokmak için 4 metre cıvarına çıkarıyorlar. Hemen arkasında da pasör Arzu oluyor. Didem 1’de, Tatjana’da 5 de ikili manşete giriyorlar. İşte bu pozisyon sırasında rakip takımda iyi ve hedefe servis atan bir oyuncu     

(Melis gibi), tüm topları 4 metre cıvarına açılan Santos ve Arzu’nun arkasında ki koridora atabilirse Siyah-Beyazlılar için büyük bir handikap oluşuyor. Servisden bu koridora gelen toplara ne Didem, ne de Tatjana müdahale edemiyor. Etselerde toplar pasörün istediği yere gelmediği için hücum  yapılamıyor. Burada belki de Santos’u 4’e veya 2’ye açmak, hem manşeti üçleme, hem de ataklarda bu oyuncunun daha geniş bir yürüme koridoru bulması açısından yarar sağlayabilir düşüncesini taşıyorum.

Sonuçta yeni transferlerin uyumsuzluğuna rağmen Beşiktaş’ın iyi mücadele ettiğini ve bir çıkış içinde olduğunu eklemeliyim. Bu şekilde oynarlarsa kümede kalmak için sonuna kadar şartları zorlarlar.      

 

IŞIKSPOR GALİBİYETLE TANIŞTI

 

Günün Burhan Felek Spor Salonu’ndaki bir diğer mücadelesinde ise, 15 maçtır galibiyet sevincini yaşayamayan Işıkspor, Didem, Nihan, Berna gibi 3 oyuncusunu Beşiktaş’a veren 75. Yıl’ı 3-0 yenerek ligdeki ilk galibiyetini almış oldu.

 

GÜNEŞ, ZORU KOLAYA ÇEVİRDİ

 

Cumartesi gününün sonucu merakla beklenen karşılaşmalarından birini seyretmek için Yeşilyurt’a uzandık. Ragıp Hoca, Aylin, Begüm ve ben, tüm yol boyu, liberosu Necla’dan yoksun ve bir hafta önce Ankara da İller Bankası’na 3-0 gibi net bir skorla yenilen Güneş Sigorta’nın, Yeşilyurt karşısında işinin kolay olmayacağını ve setli, kıran kırana bir mücadele izleyeceğimizi konuştuk. Ama yanılmışız.  Maç İstanbul’un zorlu trafiğinde tükettiğimiz zaman kadar bile sürmeden bitiverdi.

Oysa mücadele başladığında iki takımın teknik direktörleri (Adnan Kıstak-Yeşilyurt, Gökhan Edman-Güneş Sigorta) taktik savaşına hazırdılar. Gerçi bu ikili maçı kontrol altında tutabilmek ve rakibin hücum silahlarını susturabilmek için çok çaba harcadılar ama, Adnan’ın kozları beklenen tempoyu yakalayamayınca daha kapasiteli oyunculara sahip olan Gökhan, rakibin saha ve seyirci avantajını yok edip hamle üstünlüğünü eline geçirdi.

(İlk sette Adnan pasör Pelin’i 2’ de, Gökhan ise, pasör Elif’i  3’de başlattı. İkinci sette Adnan’ın başlangıç pozisyonunda  Pelin’in yeri 5’di. Gökhan bu kez Elif’i 3 pozisyon kaydırarak 6’da başlattı. Son sette Yeşilyurt’da Pelin 1’de, Güneş Sigorta da Pelin ilk sette olduğu gibi serviste, Elif ise yine 3’deydi.  Adnan’ın oyun kurgusunda Neslihan’ı hücumdan düşürmek ön plandaydı. Gökhan’ın hedefi Elena’nın üzerineydi. Servis iki takım içinde en büyük kozdu. Ne varki Yeşilyurt’un hiç bir silahı çalışmadı. Güneş’in akıllı ve az hatalı oyunu, özellikle Pelin’in, servisleriyle Ebru’yu çökertmesi, öndeyken pasör Pelin’in üstünden kolay sayılar bulması, Aysun’un etkili oyunu, Burçin’in çok düzgün manşetleri ve sezon başından bu yana eleştirdiğim Elif’in iyi pasları, (Beni fazlasıyla yanıltan pas tercihleri) zor maçı kolaya çeviren olaylardı. Bu arada Güneş Sigorta adına karşılaşmanın olumsuz görüntüsü, son sette13-14 öndeyken Tülin’in üst üste attığı servislere çare bulamaması ve bir anda 18-14 geri düşmesiydi. Eğer, Yeşilyurt bu kadar dağınık olmasaydı 4 sayılık farkı kapamaları pek kolay olmayabilirdi.

Yeşilyurt için söyleyecek söz bulmakta zorlanıyorum. Bu takımı hiç bir maçta bu kadar durgun ve hatalar dolu görmedim. Servis kaçırmak, manşet hatası yapmak ve topları avutlara vurmak için adeta birbirleriyle yarıştılar. Bunun sonucunda da doğal olarak kaybettiler. Ancak eminim ki, bu takımı bir daha o günkü gibi asla görmeyeceğiz.

 

TELEKOM ZORU BAŞARDI

 

Haftanın iki ilginç sonucu daha vardı. Sezon başında herkesin küme düşer dediği Telekom, İzmir de Karşıyaka’yı 3-1 yenerek 10. galibiyetine ulaştı ve ligin beşinci sırasını zorlama başladı. Sezon başından bu yana gösterdikleri başarılı performans nedeniyle Ankara takımını bir kez daha kutluyor ve alkışlarımı yolluyorum.

 

SSK, GALATASARAY’I ELİ BOŞ GÖNDERDİ

 

Haftanın kritik bir diğer maçında ise, SSK, Galatasaray’ı 3-2 yenmeyi başardı ve küme düşme korkusundan sıyrıldı. 8. galibiyetine ulaşan Ankara ekibinin 4’er galibiyeti olan Galatasaray’a ve Numune İnterfarma’ya yakalanması çok zor.

 

PAZARIN GETİRDİKLERİ

 

Çarşamba’dan sonra erkekler, pazar günü de sahaya çıktılar. Favori takımlardan SSK-İstanbul B. Belediyesi’ni, Ziraat Bankası-Beşiktaş’ı, Tokat Belediyesi-Rize Fındıklıspor’u set vermeden geçtiler.

Son sıralardan kurtulma çabasındaki 4 takımın birbirleriyle kozlarını paylaştığı maçlarda Arkas Saint Joseph evinde oynamanın avantajını iyi değerlendirerek, çarşamba günü Galatasaray’a mağlup olan Fenerbahçe’yi 5 setlik bir mücadeleden sonra 3-2 yenerek ligdeki 4. galibiyetini aldı.

İstanbul da ise, Burhan Felek Spor Salonu her yönüyle ilginç bir karşılaşmaya sahne oldu ve Galatasaray, Marmara Koleji 3-2 yenerek, haftayı iki galibiyetle kapatan taraf olmayı başardı. Bu sonuçla Sarı-Kırmızılı takım 6. galibiyetine ulaşırken maç fazlasıyla da 6. sıraya yerleşerek derin bir nefes aldı.

Çok güzel ve heyecan dozu yüksek bir mücadele izledik. Iki takımda canla başla oynadı. Ama Marmara’nın yenilmesine karşın, zaman zaman daha kapasiteli oyunculara sahip  Sarı-Kırmızılılara oranla daha istekli ve iyi oynadığını söylemeliyim. Tabii bunda gerek Fenerbahçe, gerekse bu maçta daha önceki performansının altına düşen Selçuk’un payı büyüktü. Pas tercihi yanlışlıkları nedeniyle smaçörleri iyi kullanamadığı gibi, zaman zaman da oyundan koptu. Hüseyin ile birlikte milli takımımızı sırtlayacak Selçuk’un kısa zamanda sezon başındaki performansına dönmesi gerekir. Belki bu iki maçta  yeni gelen yabancı oyuncuların etkisinde kalmış ve onlarla uyumsuzluk yaşamış olabilir, ama servisleri için söyleyecek söz bulamıyorum. Gelecek için yatırım yapılan bir oyuncu bu kötü servislerden kendini mutlaka sıyırmalı. Rakibin neredeyse parmaklarıyla oyuna sokacağı kadar yumuşak bu servisler yerine, gerçek ve güçlü smaç servislerini izlemek istiyoruz. Tamam mı Selçuk?

Bu zevkli karşılaşmada  Chmil, Sergiy, libero Nuri (Galatasaray) ve Ulaş, Gendels, İgor, libero Birkan’ı (Marmara Koleji) diğerlerine oranla daha başarılı buldum.

Öte yandan maç sonrası Savigne’nin Ertan’a yaptığı hareket hiç hoş değildi ve voleybolumuza yakışmadı. (Ne kadar gerilirse gerilsin bu olayın özürü olamaz)

İşte bir haftayı daha benim gözümle böyle geride bıraktık.

Tüm okurların yeni yılını kutlar, 2003’ün sağlık, mutluluk ve voleybol dolu günler getirmesini dilerim.

Hoşçakalın.  

 

 

A   L   E   V      A   N   A   K   Ö   K