YENİDEN MERHABA

 

Uzun süren bir tatil döneminden sonra  tekrar birlikteyiz.

Sizlerden uzakta olduğum günlerde fırsat buldukça voleybol sitelerini dolaşarak gündemi takip etmeye çalıştım.

Genç milli takımlarımızın aldığı başarılı sonuçlara sevindim, yenilgilere üzüldüm. Bu arada uzaktan da olsa evlenenlerin ve çocuk sahibi olanların mutluluğunu paylaştım, aramızdan ayrılanların hüznünü yaşadım.

Sonuç da benim için uzun bir zaman dilimini geride bırakarak tekrar sizlerle buluştum.

Aslında liglerin başlangıcıyla beraber birlikte olmayı planlamıştım. Çünkü her ne kadar gündemi takip etmeye çalışsam da olayların uzağında kalınca bir görüş belirtmek pek doğru olmuyor. Bu nedenle maçlarla birlikte yazılarım start alacaktı. Ama, bir- iki hafta önce yazmaya başlamamın eski alışkanlıklarımı kazanmak açısından bana yararlı olacağını düşündüm. Ayrıca bazı eleştirilere yanıt vermekte gecikmek istemedim..

Yazıya başladığımda iyi de yaptığımı gördüm. Aradan geçen zaman beni oldukça yavaşlatmış. Daha çok düşünüyorum. Cümleler eskisi gibi akıp gitmiyor. Aksine ne yazacağıma bir türlü karar veremiyorum. Klavyedeki hızım bile azalmış. Kısacası bu ilk yazı beni bir hayli zorluyor.

 

NEREDEN BAŞLASAM ?

Geçtiğimiz sezonu Güneş Sigorta-Yeşilyurt maçı ile noktalamıştım. O günden bugüne aslında çok şey oldu. Önce beachvolley organizasyonlarının keyfini yaşadık. Alanya’da Avrupa’nın en iyilerini seyrettik. Ören’e gidemedim ama Şile’de güzel karşılaşmalar izledim.

Sonra genç kızlarımızın Tokat’daki başarılarını televizyonun başından kalkmadan nefes nefese seyrettim. Hele Balkan Şampiyonluğu’ndan sonra gelen Avrupa beşinciliğine alkış tuttum.

Bu arada genç erkeklerin Yunanistan’da kazandıkları Balkan Şampiyonluğuna hem sevindim, hem de şaşırdım. Açıkçası onlardan bu başarıyı beklemiyordum. Benim için sürpriz oldu. Gerçi bazı arkadaşlar “Ne olmuş yani, tüm takımlar yıldız oyuncularıyla gelmişler, onun için sonucu bu kadar abartma” diyorlarsa da ben yine de onların bu düşüncelerini paylaşmıyorum. Sonuçta bu güzel bir derece. Öyle veya böyle alınan bu başarı küçümsenmemeli.

 

TAKIMLAR LİGE HAZIRLANIYOR

Evet, sonunda lig 5 Ekim de start alacak. Takımlar transferlerini yaptı ve çalışmalarını hızlandırdılar. Bu arada hazırlık karşılaşmaları yaptılar, turnuvalar oynadılar. Ama bu dönem de ekipleri izleyemediğim için lig öncesi sizlere bir yorum yapamıyorum.  Ama kağıt üzerindeki ilk izlenimlerim pek iç açıcı değil. Özellikle bayanlarda bu sezon eski yılların kaliteli maçlarını arayacağımızı düşünüyorum.

Erkek liginin, bayanlara oranla biraz daha iyi olacağına inanıyorum. Ama dediğim gibi takımları gördükten sonra bir yargıya varmak bence daha doğru olacak.

 

YANLIŞ HESAP

Birkaç aydır, en çok tartışılan olayların başında bilindiği gibi 3 büyük kulübümüzün basketbol ve voleybol branşlarında liglerden çekilme kararı gelmekteydi..

Ekonomik sıkıntıları ve UEFA kriterlerini bahane ederek salon sporlarından çekilmek için aralarında protokol imzalayan 3 başkanın sonunda verdikleri karardan birazda Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Erdoğan Toprak’ın baskısıyla geri adım atmaları sporu seven herkesi sevindirdi. Tabi ki voleybola gönül vermiş bizleri daha çok mutlu etti.

Türk sporunun lokomotifi olan 3 büyük kulübümüzün bu konuyu gündeme getirdikleri ilk andan  bu yana basketbol ve voleyboldan çekileceklerine hiç ihtimal vermedim.

Çünkü bu olay yıllardır pişirilip pişirilip önümüze sunuluyor ama ardından hep başka şeyler çıkıyordu. Eczacıbaşı’nın sezon açılışında Değer ağabeyimiz bir gazete küpürü gösterdi. Küpür de,  zamanın Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Faruk Ilgaz’ın yaptığı basın toplantısında 3 büyüklerin salon sporlarından çekileceğini yazıyordu. Tarihini tam hatırlamıyorum ama haber 1979, belki de 80’li yıllara aitti. O zamandan bu yana 3 kulüp ne zaman ekonomik yönden sıkışsalar bu konuyu gündeme getirip devletten bazı avantajlar koparmaya çalışırlar. İşte bu kez de böyle oldu.

Geriye dönüp biraz hafızanızı yoklayın.

Bu hareket ne zaman başladı?

3 büyük kulübün vergi borçlarını maliyenin incelemeye başlayacağı söylentilerinin çıktığı günler de.

Bu çıkış, bir anda gözleri başka yöne çevirmeye yani gündemi değiştirmeye yetti..Olay büyüdü. Ancak tepkiler artınca olayın şekli değişti. 3 başkan geriye doğru ilk adımı attılar ve “Biz şubeleri kapatmıyoruz, liglere katılmayacağız” dediler.

Sonra kulüplerin ödediği verginin yüksekliğinden, vergi borçlarından söz ederek bir çözüm bulunmasını istediler. Böylece  asıl amaçları da ortaya çıkmış oldu.

Tartışmalar ve çekiliyoruz tehdidi geçtiğimiz günlere kadar sürdü.

Bu arada ligden çekeceklerini söyledikleri Voleybol ve basketbol branşlarında Galatasaray hariç, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın her gün antrenman yaptığını da hatırlatayım.  

İşler iyi gitmeye, tavizler koparılmaya başlanmıştı ki, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Erdoğan Toprak’ın, Fikret Ünlü’den görevi devir almasıyla işler tersine döndü.

Toprak , kamuoyu önünde  “Devlet size yardımcı olacak” dedi. 3 büyükler bunu yeterli görerek salonlara döndüler.

Ancak ben geri dönüş için bu kadar havada kalan bir sözle bu işin çözümlendiğini düşünmüyorum. Eminim ki Toprak, 3 büyük kulübün başkanına çok daha farklı şeyler söyleyerek onlara geri adım attırdı.

Belki, şimdiye kadar ödenmeyen vergileri gündeme getirdi. Belki de devletten aldıkları çok değerli hazine arazileriyle ilgili bir şeyler ima etti. Ancak şu bir gerçek ki kapalı kapılar ardında çok değişik şeyler konuşuldu.

Çünkü, 3 büyüklerin salon sporlarına dönmesi için ortaya konan somut bir şey yok. Sadece  TRT ve Milli Piyango İdaresi bir miktar para ödeyecek. Bunun da toplam 1 trilyonu bile bulmayacağı söyleniyor.

Böyle olunca da doğal olarak insanın aklı karışıyor.

Neyse, öyle veya böyle, Beşiktaş’ın basketbol da erkek, voleybol da bayan, Fenerbahçe’nin basketbol ve voleybol da erkek takımlarıyla liglere katılması hepimizi mutlu etti.

Ancak  vergi borçlarına çözüm üretebilmek için düşüncesizce yapılan bu yersiz çıkışın 3 başkanı da, 100 yaşına yaklaşan anlı şanlı 3 büyük kulübümüzü de çok derinden yaraladığı bir gerçek.

Devletten alınacak 1 trilyon lira çıvarında bir rakam için aylardır koparılan fırtınaya  “Sizce değdi mi?”diyerek bu konuya da noktayı koyayım.

 

VE TARTIŞMALAR

Son haftalarda biz gazeteciler arasında, birbirimizi karalama kampanyası aldı başını gidiyor.

Herkes birbirini suçlar oldu. Neyi paylaşamadığımızı açıkçası anlamakta güçlük çekiyorum. Kimsenin bir diğerinin yerinde gözü yok. O halde bu didişme ve karalama nereden çıktı?

Zaman zaman aramıza katılan diğer branşlarda görev yapan spor yazarı arkadaşlarımızın, bizlerin arasındaki uyuma ve yardımlaşmaya imrenerek baktıkları günler her halde artık gerilerde kaldı. Çünkü bu başlayan savaş kolay kolay dinmeyeceğe benziyor.

Uzun bir tatil döneminden gelir gelmez hiç istemesem de  kendimi bu  didişmenin içinde buluverdim.

Önce Murat İlter, isim vermeden saldırıya geçti ve toplasan televizyonlarda görev yapanlarda dahil 10 kişiyi geçmeyen voleybol yazarı  grubumuzu federasyona yalakalık yapmakla suçladı. Ardından yine Murat, 3 büyük takımın ligden çekilme kararı almasıyla ilgili suskun kaldığımızı ileri sürerek hepimizi sert cümlelerle eleştirdi.

Sonra  Cengiz Tokgöz, federasyonun Celal Demirbilek’i Genç Bayanlar Avrupa Şampiyonası’na gazeteci olarak götürmesine karşı çıktı. Seçimin neye göre yapıldığını sorarak,  eski federasyonun tek kişi yerine tüm voleybol yazarlarını götürdüğünü yazdı ve doğrusunun da bu olduğunu vurguladı. 

Buna Murat ve Tayyar da katıldı.

Son olarak da Tayyar Sümen’in, Arda Yolaç’ınVoleybolnet” sitesinde isim vermese de kimleri hedef aldığı belli bir yazısı çıktı.

Bu yazısında gazetelere voleybol yazan arkadaşların çoğunun görevlerini yapmadığına değinirken, özellikle şu cümleleri dikkat çekti:

“ ………….

Şimdi ise o voleybol yazarlarının yerini salondan takım kadrosu verip altına da iki satır yazı yazan gazeteciler aldı. (Bu işi salon ve sahalardaki görevli kişiler veya öğrencilerde yapıyor.) diye yazdı ve

………

Salondan kadro vermekle yazarlık yapılmaz daha fazla nedenine inmek istemiyorum.” Sözleriyle bitirdi.

Bu satırlar üzerine Eczacıbaşı’nın açılış günü federasyonda karşılaştığım Tayyar’a sitemde bulundum. Birbirimizi eleştirmenin özellikle başkalarının önünde ve sitelerde pek doğru olmadığını, yüz yüze konuşmanın daha mantıklı olacağını söyledim. Bu arada yazı yazdığım gazetede yer olmadığı için ancak voleybol maçlarının tarif ettiği gibi sadece kadro olarak çıktığını ama bunun benim gazeteci olmadığım anlamını taşımayacağını söyledim.

Neyse, bu konuşmanın üzerinden bir kaç gün geçtikten sonra Tayyar, “Hedef adam oldum” başlığını taşıyan ve 27 senelik bir gazeteci olarak doğru bildiğimi yazarım diye ikinci bir yazı daha yazdı.

Bu site de 2 yıla yakındır yazı yazıyorum. Kendimi ön plana çıkaran yazılara yer vermemeye özen gösterdim. Çünkü burada olduğu gibi, sen mi daha iyi gazetecisin, ben mi? veya benim babam senin babanı döver  tarzında lastik gibi uzayan, kimseye bir yararı olmayan aksine iki tarafa da kaybettiren ve insanların olumsuz düşünmelerine sebep olan tartışmalara girmeyi asla istemedim. Ama yine de haksızlığa uğradığımı düşündüğüm için kendimi bu arkadaşlarıma yanıt vermek zorunda hissettim.

Öncelikle Murat’ın “federasyonun yalakaları” nitelemesi çok yersiz ve yanlış. Keşke böyle bir yazı yazmasaydı. Bu hepimizi fazlasıyla yaraladı. Ayrıca O’ da, camiamız da kimin ne olduğunu çok iyi biliyor. Kaldı ki bu siteye girenler federasyonu en çok eleştiren kişilerden biri olduğumu bilirler. Ama ortada bir şey yokken, sırf gündem yaratmak için  her şeye karşı olmayı da doğru bulmam. 

Ayrıca 3 büyükler için suskun kalmadığımı düşünüyorum. Bu olay patlak verir vermez CNN de Metin Görgün, Aylin Üstündağ ve ben, iki hafta üst üste bu konuyu enine boyuna tartıştık. Birçok programın aksine sadece eleştirmedik, çeşitli öneriler ve çözümlere de değindik.

Yine aynı günlerde Süper Sport da  “Gündem” programında sadece bu olayı konuştum..

Cengiz Tokgöz’ün yazdığı ve Murat ile Tayyar’ın da katıldığı, federasyonun ve kulüplerin yurt dışına gazeteci götürme olayında da haksız olduklarını düşünüyorum.  Ben şimdiye kadar hep gruplar halinde gidilen seyahatlerde yer aldım. Özel olarak hiç bir seyahate gitmedim ama “İsteyen istediğini götürür” düşüncesindeyim. Buna da kimse bir şey diyemez. Daha önceden de bunun bir çok örneğini gördük. Ayrıca özel davetle gidenleri de, “O kulüplerin özel gazetecileri” olarak asla nitelendirmem. Bu şekilde düşünenleri de hiç  hoş karşılamam.

Tayyar’ın yazısına gelince; haklı olduğu taraf var. Ancak gazetelerde daha geniş yer alabilmek bizlerin elinde değil. Sayfayı hazırlayanların istekleri doğrultusunda voleybol yazılarımıza yer bulabiliyoruz. Onun için çoğumuz internet sitelerine yazılar yazarak orada söyleyemediklerimizi sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

Gazeteciliğime gelince; 1969 yılından bu yana kadrolu olarak (212’ye tabi) çeşitli gazetelerde sadece voleybol değil bir çok branşta yazılar yazdım. Spor Yazarları Derneği ödülleri kazandım. Gazetecilikten emekli olmama karşın hala Cumhuriyet de yazmaya devam ediyorum. Ayrıca “Sürekli sarı basın kartı”  taşıdığımı da belirteyim ve konuyu kapatayım.

Aylar sonra yazdığım bu ilk yazımın böylesine tatsız  konuları içermesi, kendi aramızdaki tartışmaların ve düşüncelerin dışa yansıması, ayrıca kendimi aklamaya çalışan cümlelerden oluşması beni gerçekten üzdü. Bu siteyi ve köşemi, kendimi savunan bir yazıyla doldurduğum için sizlerden özür dilerim. 

Aslında bu yazının bir  yararı olduğunu da düşünüyorum. Neden mi?

Öncelikle biz gazetecilerin arasında da bir savaşın olduğu, ayrıca dışardan pek hissedilmese de bazı tatsızlıkların yaşandığını tüm camia görmüş oldu.

Bu arada bizler, her fırsatta voleybolun içinde yer alanları eleştiri yağmuruna tutuyoruz. Bunların içinde doğrular olduğu gibi, bazen iyi araştırmadan yazılanlar da var. Yani sizler de zaman zaman haksızlığa uğradığınız yazılarla karşılaşabiliyorsunuz. Biz nasıl birbirimize karşı tepki göstermeye başladıysak sizler de bu tür haksız eleştirilere, yanlış yazılara  tepkinizi gösterebilirsiniz. Bu sitenin forum sayfalarında kendi doğrularınızı dile getirerek tartışmaya katılabilirsiniz. Böylece bizler de sadece eleştirenler olmaktan çıkar, eleştirilenler içinde de yerimizi alırız. Bu arada “meydanın”, sadece bizim olmadığı gerçeğini de anlamış oluruz. Bu da, hepimizin doğruyu bulmasını sağlar. Ayrıca eleştirilere kızıp, küsmek ve surat asmak yerine kendinizi de savunmuş olursunuz.

Özellikle ben, her türlü eleştirilere açığım.  Belki ilk okuduğumda önce kızıp, sinirlenebilirim ama  emin olun ki her eleştiriden pay çıkarmasını da bilirim. Kızgınlığım çabuk geçer, ayrıca kin tutmayan bir yapım olduğu gibi öğrenmenin yaşı olmadığını çok iyi bilenlerdenim.

O zaman doğruları dile getirmekten ve tartışmaktan neden korkalım ki?

Yazı yazmayı özlemişim her halde, Yeni sezona yine çok uzun bir yazı yazarak başlamış oldum.

2002-2003 sezonun da tüm takımlara başarılar dileyerek ilk yazıma noktayı koyarken her şeyin gönlünüzce olmasını dilerim.

Hoşçakalın.

 

 A  L  E  V       A  N  A  K  Ö  K

 

Not: Gelecek haftadan itibaren Sn. ANAKÖK’ ün yorumlarını okuyabilmek için Voleybolum.com üyesi olmanız gerekmektedir.