Sevgili dostlar;
Geçtiğimiz
hafta Sayın Şefik Tiryaki ile düzeyli
bir tartışma yaptık. Bu konunun daha da devam edeceğini zannediyorum. Fikirlerimizin boyutları
genişliyor. Aslında yazılarımızda birbirimizin fikirlerine karşı gibi
görünüyoruz ama gerçekte aynı şeyleri savunuyoruz. Bizim öğrencilik yaptığımız
dönemlerde okullarda sınıflar arasında “münazara” denilen tartışmalar
yapılırdı. Bir konu verilir. İki sınıf bu konuyu iki zıt yönden ele alarak
fikir tartışmasına girerlerdi. Bu öğrencilerin düşünme, mantık yürütme ve
konuşma yeteneklerini artırırdı. O tartışmalar o kadar güzel ve seviyeli olurdu
ki, dinleyenlerin ve öğretmenlerin keyiften ağzı kulaklarına varırdı.
İşte
sayın Tiryaki ile bizim tartışmamızda buna benziyor.
İkimizde
aynı görüşte olmamıza rağmen karşılıklı fikirleri savunuyoruz. Konunun bir
ucundan ben, bir ucundan o çekiyor. Kim haklı? Bana göre ikimizde. Ancak tabii
eğitimci Sayın Şefik Tiryaki olaya daha bilimsel yaklaşarak sonunda puanları topluyor.
Özetle
ülkemizdeki her bireyin sporu sevmesi, spor yapması, yapma olanağı yoksa en
azından bedenlerini aktif tutmaya
yönlendirilmesi en güzeli.
Ama
federasyonun başlayan projesi eksik de bulunsa bence atılmış önemli bir adım.
Ve bu projeyi destekliyorum.
Değerli
voleybol dostları, bir kaç haftadır federasyonumuzun resmi sitesinde Kayhan
Kösem adlı bir arkadaşımızın yorumlarını okuyorum.
Genç
arkadaşımız bu yorumlarında bir çok şeyi kıyasıya eleştiriyor. Bu eleştirilerden
sporcular, hakemler, antrenörler ve televizyonlarda görev yapan arkadaşlar
fazlasıyla payını alıyor.
Eleştiri
güzel şeydir. Hele bunlardan çıkarılacak dersler varsa. Ancak genç gemi makine
mühendisi arkadaşımız eleştirilerinin dozunu ayarlayamıyor.
Biraz
ağıra kaçan bu eleştirilerin bazı
bölümlerinde yazdığı cümleleri hiç hoş karşılamıyorum.
Eğer
eleştiri yapılacaksa, önce araştırılmalı sonra bunlar cümlelere dökülmeli.
Bu
yapılmaz ise o zaman eleştirilerin
değeri kalmıyor.
Şimdi bu
yazıları okumamış olanlar için bir kaç örnek vereyim.
- “Hakemler her iki maçta da berbattı.
Takımların emekleriyle oynuyorlar adeta. İlk maçtaki baş hakem bence hakemliği
bıraksın. İkinci maçta ise hem baş
hakem hem de yardımcı bayan hakem maçı resmen katlettiler. Beşiktaş’ın bir
sayısını resmen yediler. Skorboard ilk setin 2. teknik molasına kadar bir
bozuldu bir düzeldi. Profesyonel bir voleybol maçında saati kullanamayan bir
masa hakeminin ne işi var ayıptır sorması? Hata hareketlerini yanlış gösteren
baş hakem bence hemen hakemlik lisansını yırtmalı.”
- “Hakem İlhami Şenyurt maçı rezil etti.”
Bu
arada bu eleştirilerden birinde saha doktoru da payını aldı.
-
“Ayrıca saha doktoru olarak maça atanan zat-ı
muhterem, ilk setin 2. Teknik
molasında teşrif etti.”
-
“İzmir’deki maçlardan seyrettiğimiz kadarıyla
Göztepe ve Ted Kolejliler küme düşecek 2 takım. Tabii ki bu kadrolarını ya da
antrenörlerini, yöneticilerini değiştirmedikleri sürece.”
-
“Gökhan Edman nasıl oldu da bu oyuncuya 5 set
tahammül etti şaşıyoruz. 2 genç oyuncuyu oyuna almamasını anlayamıyoruz
Edman’ın”
-
Gökhan Edman, son sayılarda oyuncu değiştirip blok
yükseltemedi ve temel antrenör hatalarından birini yaptı.”
-
“Zafer Atay, onu kenara alma gereği duymadı, belki
de cesaret edemedi.”
-
“A Milli Takımın liberosu Hasan, Akif’in süper
oyunu karşısında adeta bozguna uğradı.”
-
“Böyle zevkli, çekişmeli bir maçı ekranlara
getirmeyen, ancak lafta voleybola
çok değer verip haftada bir gün yarım
saat uyduruk bir program yapan (Bu
programlarda da getirdiği sporculara,
yöneticilere, voleybol federasyonu
başkanına yağ çeken) TV kanallarına
yazıklar olsun!! Bir daha uyduruk
programlarında voleybolda gösterdikleri
ilgiden bahsetmesinler zira samimi
olmuyor!
AĞIR
ELEŞTİRİLERİ HAK ETMİYORUZ.
Bu
eleştirilere katıldıklarınız olabilir, katılmadıklarınız olabilir. Her kişi
farklı düşünme özgürlüğüne sahiptir.
Ancak
bir voleybol adamı olarak ben bu eleştirilerin dozundan ve dilinden rahatsızım.
Bu nedenle bu arkadaşımıza;
Özellikle
de şu son iki sezon hariç, 1970 yılından bu yana çeşitli kulüplerde antrenörlük
yapmam ve Antrenörler Derneği Kurucu Üyesi olmam nedeniyle antrenörler için,
Ve yine
1969 yılından bu yana 32 yıldır gazetecilik yaptığım, ayrıca 4 haftadır NTV’ de
ki “Voleybol panorama” programına yorumcu olarak katıldığım için TV’lerle
ilgili yazdıklarına kendimi cevap vermek zorunda hissettim.
Sevgili
yorumcumuz;
Yazılarından
anladığım kadarıyla yabancı antrenörleri çok seviyorsun. Jesus Savigne için
“Türkiye’nin en iyi antrenörü”, Vladmir Buzayev içinde “ Türkiye de bayan
voleybolun en iyi hocası” diyebiliyorsun.
Bu
senin düşüncen. Ancak şunu unutma, Türk antrenörlerinin senin bu çok beğendiğin iki antrenörden hiç
bir eksik tarafları yok. Onların zor çalışma koşulları içinde ortaya koydukları
direnç, asla ve asla küçümsenmez. Bugün beğenmediğin ve eleştirdiğin Gökhan
Edman buraya tırnaklarıyla gelmiş bir arkadaşımızdır. Eczacıbaşı ile birlikte
Avrupa Kupa Galipleri Kupası apoleti vardır. Senin o yere göğe sığdıramadığın
iki yabancı antrenörün henüz böyle bir ünvanları yok.
Sakın
onları beğenmiyorum zannetme. Tabii ki iyi antrenörler. Ancak Türkiye’nin en
iyileri yorumuna katılmadığımı belirtmek için örnekliyorum.
Bugün
Türk Voleybolu’nun Avrupa’nın zirvesini zorlaması, birçok antrenörümüzün Avrupa
Kupaları’nda ve milli takımlardaki
başarıları, binlerce voleybolcu yetiştirmiş ve Türk Voleybolu’nun
bugünlere gelmesini sağlamış antrenörlerimizi yok saymanı kabullenemiyorum. Sana
isimler yazmak istemiyorum ama bugün
liglerimizde antrenörlük yapan bir çok arkadaşımız bu iki hocadan aşağı
değiller.
Bu
arada lütfen bir de olaylara şu açıdan
bak.
Ülkemizde
görev yapan yabancı antrenörlerden hangisi genç bir oyuncuyu bu güne kadar
çalıştırdığı takımının ilk altısında direkt oynatmış ve Türk Voleybolu’na
armağan etmiştir?
Savigne
G. Saray da, Buzavev de Vakıf Güneş Sigorta da tam olarak hatırlamıyorum ama
sanırım 3 sezondur görev yapıyor. Bu zaman dilimi içinde bu iki takımın ilk
altısında direk oynayan genç bir oyuncu ben göremedim.
Sorduğunda
aldığın yanıt her zaman ayni oluyor. Şampiyonluğa oynayan takımda genç
oyunculara şans vermek çok zordur.
Peki Arçelik’ te Işık Menküer 1980 doğumlu Volkan
ile Ahmet’e, Ziraat Bankası’nda Şükrü Çobanoğlu 1979 doğumlu Hüseyin, 1980
doğumlu Tolga, Serdar, Fatih’e, SSK da Bahadır Aksoy 1978 doğumlu Ender ve
Ömer’e nasıl yer verebiliyor?
İşte bu
soruya yanıt verebildiğinde sende düşüncelerinde değişiklik olduğunu
göreceksin.
Gelelim
benim de içinde bulunduğum basınımız için yazdıklarına;
Bu
konuda hiç araştırma gereği duymamışsın. Bu programları yapan arkadaşlar
hakkında bilgi toplamış olsaydın yanıldığını anlardın.
Önce bu
programlarda emeği olan arkadaşlarımı sana biraz tanıtayım.
TV 8 de
program yapan Enver Bağlarbaşı, Gazeteciliğe Hürriyet ile başlamış, Foto Spor
ile devam etmiş ve bir çok gazetede
voleybol yazmış son senelerde de TV 8 de voleybol programı yapıyor. Voleybol
bilgisi eminim ki senden aşağı değildir. Onun bu programı yapmak için verdiği
mücadeleyi bilsen, yaşasan, kamerayı salona getirebilmek için neler yaptığını
öğrensen eminim ki böyle bir yorum yapamazdın.
Ayrıca
bu programı sunan Erdem Erol ise, voleybol oynamış ve yıllarca Anadolu Ajansı’nda
voleybol muhabirliği yapmıştır.
CNN de
“ Smaç” isimli 50 dakikalık program yapan Metin Görgün, Galatasaray gibi,
Eczacıbaşı gibi büyük kulüplerde voleybol oynamış, şampiyonluklar yaşamış ve
sayısını bilmediğim kadar da milli olmuş çok başarılı bir sporcudur. İki yıldır
Hürriyet Gazetesi’nde voleybol yorumları yazmaktadır. Ve bu sezon ise
Televizyona yönelmiştir. Böyle bir insanın voleybol bilgisi bence tartışılmaz.
TRT de
Güven Göktaş, yıllardır panoramalar yapmış, maçlar anlatmış her zaman voleybolun
içinde yer almıştır.
Süper
Sport da voleybol analizi sunan Onur Şahin ve NTV de voleybol panoramayı sunan
Osman Sakallıoğlu voleybola yeni soyunmuş olmalarına karşın sürekli araştıran
ve hızla kendilerini yetiştirmeye özen gösteren, voleybol için emek harcayan iki arkadaşımızdır.
Nereden
mi biliyorum?
İki
hafta önce Süper Sport’da ki “Voleybol Analiz” de 1 saat 50 dakika süren
programda Onur ile bir çok konuyu
tartıştık.
Osman
ile 4 haftadır NTV de beraberiz. Bu nedenle onlar hakkında rahatlıkla fikir
yürütebiliyorum.
Bana
gelince; ben kendimi anlatamam. Çevrem ancak benimle ilgili değerlendirmelerde
bulunabilir. Ancak 1962- 1969 yılları arasında sporcu, 1970 yılından bu yana da
antrenör olarak voleybolun içinde yer aldığımı, yukarı da yazdığım gibi 1970
yılından bu yana da antrenörlüğü ve gazeteciliği birlik de yürüttüğümü
söylemekle yetinebilirim.
Çalıştığım
kulüpleri ve gazeteleri yazmayacağım. İstersen onları beni tanıyanlardan çok
kolaylıkla öğrenebilirsin.
Kısacası
40 senedir voleybolun içindeyim ve bu spordan da anladığımı düşünüyorum.
Sonuç
ise, tüm bu insanların senin yaptığın ağır eleştiriyi hak etmediğini ortaya
koyuyor.
Ayrıca
federasyona da sormak istiyorum.
1-
Sizin resmi sitenizde yorum yapan bu arkadaş sizin görüşlerinizi mi yansıtıyor?
2-
Kendi görüşlerini mi yazıyor?
Eğer
kendi görüşlerini yazıyorsa, o zaman bu yorumların yeri federasyonun resmi
sitesi değildir. Özel bir sitede
istediğini yazabilir. Ancak tüm kulüplere, antrenörlere, sporculara ve hakemlere
aynı mesafede durması gereken ve onları korumakla yükümlü olan Türkiye Voleybol
Federasyonu Sitesi’nde asla yorum olmaz. Olursa ayırımcılık olur.
Eğer bu
görüşler ve yorumları federasyon onaylıyorsa, yani bu bir anlamda federasyonun
görüşüyse... İşte o zaman söylenenlerle yaşananlar arasında büyük çelişkiler
var demektir.
Örneğin,
Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Sayın Prof. Dr. Hüsnü Can, basınla toplantılarda medyadaki yazılardan,
resimlerden ve televizyonlarda yapılan programlardan çok memnun olduğunu
söylüyor.
Kısacası
başkan medyadan olumlu söz ediyor. Bu genç yorumcu arkadaşımız ise, TV’ler için
farklı yorum yapıyor. Bu da doğal olarak ciddi bir çelişki yaratıyor.
Bunun
mutlaka açığa çıkarılması gerekiyor.
Yani
yukarıdaki iki sorunun yanıtının verilmesi gerekiyor.
Ben ve
benim gibi düşünenler, bu iki sorunun yanıtını federasyondan bekliyoruz.
Gelelim
bu hafta oynanan maçlara;
Çarşamba
günü hafta bayanlarla başladı.
Günün
en ilginç sonucu Ankara dan çıktı. İki Rus oyuncusu olmayan Eczacıbaşı’nın
Özlem, Çiğdem, Mesude ve Natalia gibi 4 asını sahaya sürmesine karşın Türk
Telekom’a set kaptırması ilginçti. Bu yaklaşan Şampiyonlar Ligi sınavları
için iyi sinyaller değil.
Aynı
sinyaller İller Bankası içinde geçerli. Ligde üst sıraları hedefleyen, CEV
Kupası’nda çeyrek final hesapları yapan Ankara takımı hala soru işaretleri
taşıyor.
Vakıf Güneş karşısında kaybolmaları açıkçası
yadırgandı. Oyuna bile giremediler. Manşet sorunu için bir çözüm bulamazlarsa
işleri çok zor. Bugün ülkemizin en iyi manşet getiren ikilisi Pelin-Necla bile,
iki kişi manşet almak zorunda kaldıkları pozisyonda bazen zorlanıyorlar. O
zaman bu ısrar neden?
Haftanın
en çekişmeli maçı İstanbul da 75. Yıl - SSK arasında yaşandı.
Denk
güçteki iki takımın mücadelesi kadroların yetersizliği nedeniyle kaliteli
değildi ama heyecan tüm karşılaşma boyunca vardı.
Aslında
iki antrenör de taktik olarak iyi hazırlanmıştı. Ancak oyuncuların özellikle
gençlerin hataları onların bu taktik mücadelesini de zaman zaman yok etti.
75. Yıl
tüm planlarını Elena’nın üzerine kurmuştu. Öne geldiğinde onu toplarla
buluşturmaya çalıştılar. Başarılı da oldular. Hatta Zafer Atay, arkaya
geldiğinde Rus oyuncusunu sürekli liberoyla değiştirerek dinlendirdi. Gerçi bu geri atak sorunu yarattı. Özellikle
pasörün önde olduğu ikili hücum turlarında çok hata yaptılar. Pınar’ın auta
vurduğu topları saysak her halde yorulurduk. Sadece 5. sette 2 pozisyonda üst
üste 5 hata yaptı. (3 topu avuta vurdu. 1 top filede kaldı. 1 plasesi çıktı ve
rakibe kolay sayı şansı verdi. Eğer sayılar 9-4 olmasaydı belki de SSK maçı
kazanacaktı.)
Bu
arada Didem geçen yıllara oranla çok değişmiş. Takımına büyük katkı sağlıyor.
Elena ile birlikte maçı sırtladılar.
SSK da
tüm planlarını Elena’yı durdurmak ve ortadan hücum ederek sayılar toplamak
üzerine yapmıştı.
Ne var
ki Nisa-Duygu ikilisi file üstünde Elena’yı durduramadı böylece defans da
çözüldü. Bu arada 4’den oynayan Dilek, Müşerref veya Zelal de top öldürmekte
bekleneni veremeyince Gökhan Edman’ın planları alt üst oldu.
Takımların
zaman zaman iki kişi ile manşet almak zorunda kalması zor anlar yaşamalarına
yetti. Manşet gelmeyince de sorunlar büyüdü. Sonuçta 75. Yıl maçı Elena-Didem ikilisinin gayretiyle zor da
olsa kazanmayı başardı ve çok önemli bir iki puana imza attı.
Hafta
sonu CEV Kupası 1. turunda Macar takımını elemenin getirdiği rahatlık az daha
Ankara ekibine pahalıya patlıyordu.
Kolay
geçilen turun ardından Çarşamba günü Kolej karşısına çıkan Ziraat Bankası bir
türlü karşılaşmaya konsantre olamayınca adeta direkten döndü. Başarılı bir oyun
ortaya koyan Kolejliler maç bittiğinde büyük bir sürprizi kaçırmanın üzüntüsünü
yaşıyordu.
Cumartesi
günü önce Fenerbahçe-MÜM Koleji maçını izledik. Tekniği kuvvetli oyunculardan
kurulu kadrosuyla Sarı- Lacivertliler ikinci set dışında zorlanmadan sonuca
gittiler.
Maçın
2. setinden biraz söz etmek istiyorum. Çok genç bir kadrosu olan Kolej sete iyi
başladı. Gençler gerek hücumda gerekse bloklarda başarılı olunca sayılar
gelmeye başladı. 7-6, 9-7, 11-9. Bu iki sayılık fark bir ara 3’e çıktı: 14-11.
Ardından
16-13, 20-17, 22-20 oldu. Ne var ki tecrübesizlik böyle kritik anlarda ortaya
çıkıyor. Birden hatalar başladı. Akıllı hücumlar yerine sert smaçlarla sayı
almak düşüncesi önce bloklara takıldı, top öldürememe telaşı başlayınca da Fenerbahçe’nin işi kolaylaştı. Seti 26/24
aldı. Böylece oyundan düşen Marmara maçı 3-0 kaybetti.
İstanbul’daki
günün ikinci maçında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile SSK kozlarını paylaştı.
İlginç bir maç oldu. Zaman zaman seyredenler çok keyif aldılar. Ama setli
beklenen karşılaşmayı Ankara takımı 3-0 gibi net bir skorla kazandı.
Aslında
bakıldığında SSK kadro olarak Belediyeden daha iyi. Oyuncuları gerçek
performanslarını ortaya koyduklarında sonuca kolay gidiyorlar. Bu maçta da öyle
oldu. Özellikle Erkan ve pasör Kostantin çok iyi oynadılar. Diğer oyuncular da
Ender, Osman, Oleg iyi günlerindeydi. Ömer, çok iyi bir görüntü verdi ve
bloklarıyla büyük alkış topladı.
Maç
boyunca iki takımda rakibi bozabilmek için çok iyi servis atmaya çalıştı. Bunu
başardıklarında rakip oyuna giremedi ve ekiplerine sayılar kazandırdılar. Ancak
etkili servis atma çabası kaçan servis sayısını oldukça yükseltti. Böyle olunca
da zaman zaman oyunun temposu düştü.
Maçın
genelinde etkili servisler nedeniyle SSK da,
Belediye de köşelerden oynamak zorunda kaldılar ve yerinde bloklar
sayesinde top öldürmekte zorlandılar. Ortadan oynadıklarında kolay sayılar
buldular. Özellikle Kostantin oyunu ortaya yıktığında İstanbul takımını teslim
aldı.
Nedim
Özbey, tüm maç boyunca bu alana çözüm bulamadı. Fazıl ile başladı, olmadı.
İkinci sette Serhat’ı ortaya aldı, tutmadı. 3. sette Gökhan’ı sürdü, yine
sorunu çözemedi. Diğer orta oyuncu Oleksandr da iyi olmayınca maçın kaderi
belli oldu. Tüm yük Nikolai ve Emre’nin üstüne bindi. SSK da bundan iyi
yararlanarak bu iki oyuncuyu bloklarla kilitledi.
Ankara
takımı gün geçtikçe daha iyi oynuyor. Birçok hücum çeşidi var. Hele
Kostantin’in önde, Oleg ve Erkan’ın arkada olduğu pozisyonda 1’den ve 6’dan 2
yönlü geri atakları rakibin bloğunu ve defansını çaresiz bırakıyor. Bu da en
büyük artılarından biri.
Sadece
manşetlerde biraz sıkıntıları oluyor. Taylan’ın aldığı topların bir çoğu
pasörün istediği bölgenin dışına çıkıyor. Böyle olunca da köşelere atılan
toplar bloklara takılabiliyor. Bu sorunu aşarlarsa (ki Taylan’ın manşetleri
iyidir biraz yüklenerek bu sıkıntıyı giderirler.) SSK’nın voleybolu daha da
keyifle izlenecek.
Zirve yarışının
iddialı ekiplerinden Galatasaray, Ankara da Polis Akademisi’ne
2-0
önde olduğu karşılaşmayı 3-2 kaybederek şaşırttı.
Maça
iyi başlayan Sarı- Kırmızılılar 2-0 önde götürdükleri mücadelede hakemin
kendisiyle tartışan pasör Darıusz’u sahadan atması ( Darek’in küfür ettiği
söylendi) olayın şeklini değiştirmiş.
5.
setin 24-22 gibi az rastlanır bir sayıyla bitmesi gerçekten ilginç. Böyle bir
heyecanı orada olup yaşamayı çok isterdim.
YENİKÖY SET KAPTI
Ligin
iki yeni takımımın kozlarını paylaştığı mücadelede bu güne kadar ilginç bir
performans çizen Tokat Belediyesi Plevne Spor, Yeniköy Sentim’i 3-1 yenerek
galibiyetlerine bir yenisini daha ekledi. Bu arada Yeniköy’ün deplasmanda set
koparması yavaş yavaş lige alıştıklarını gösteriyor.
Diğer
maçlarda ise, favorilerin istedikleri sonuçları aldıklarını yazarak bu haftaki
yazımızı da noktalayalım.
Şimdilik
hoşçakalın.