NE YAZMALIYIM ?
Bu
haftaki yazım bir gün gecikti. Bu
gecikmeyi aslında bilinçli olarak yaptım. Çünkü Salı
günü oynanacak olan yarı final ikinci maçlarını ve 3. etap
rövanşlarını bekledim. Bu düşüncemi ve gecikmeyi hoşgörüyle
karşılayacağınızı umarım.
Lig maçlarının sonlarına yaklaştığımız bir dönemde,
sıkışık temposundan dert yanmış ve bu yoğun trafikten başım döndü diye sitem
etmiştim.
Keşke etmez olaydım. Beterin beteri var derler ya, gerçekten varmış.
Sen misin şikayet eden, bir
Play-Off mücadelesinin içine düştük ki anlatması da, anlaması da zor. 4 Nisan da start alan maçların temposuna yetişmek olası değil.
Kim?, Nerede?, Hangi gün?, Kiminle oynuyor?, Sonuç ne
oldu? Sorularına yanıt vermek inanın gazetelerin bulmacalarını çözmekten daha
zor hale geldi.
Yıllardır seyirci maçlara gelmiyor diye şikayet eder dururuz. Ama bu yoğunluk karşısında ben iyi ki
gelmiyorlar diyorum. Çünkü hem bu trafiği çözmek için bunalacaklar, hem de bu
sistemin iyice sıradanlaştırdığı maçlarda uyuyup kalacaklar. Sonra
da sıkılıp iyice salonlardan ellerini ayaklarını çekecekler.
İşler o kadar zor gidiyor ki
Pazar günü oynanan Galatasaray- Tokat Belediyesi Plevne Spor maçını seyrederken
hakemlerimizden Cihat Fırıncıoğlu’nun bile gözleri kapandı, başı düştü. (Bu gerçek, şahitlerim basın tribününden mücadeleyi izleyen
arkadaşlarım ve Oktar Ağabey.)
13 GÜNÜN
11’ İNDE VOLEYBOL MAÇI
Hatırlanacağı gibi Play-Off
karşılaşmaları 4 Nisan Perşembe günü start aldı. Bu gün, yani yazıyı yazdığım 16 Nisan Salı gününü de sayarsak aradan sadece
13 gün geçti. Ve bu 13 günün, 11 günü maçlar oynandı.
Şu ana kadar 1. Etap, 2. Etap ve yarı final, 3. Etap karşılaşmaları yapıldı. Şimdi sırada 4. Etap mücadeleleri var. Daha sonra da final ve 3. lük
maçları oynanacak.
Ay sonuna kadar bitmesi
planlanan Play-Off mücadelesi için kaba bir hesap yaparsak görülecektir ki 27
günün 24’ ün de maç oynanacak.
Sayı hesabına göre, eğer
yanlış hesaplamadıysam, final ve 3.’lük maçlarına kadar toplam 56 karşılaşma
yapılacak.
Bayan ve erkekler de final
maçlarını en iyimser tahminle 2 olarak hesaplarsak toplam 4 karşılaşma da buradan ilave edelim.
Etti mi sana 60.
2’şer de üçüncülük maçı oldu
mu sana 64.
Sonuçta 27 güne sığan tam 64
maç. Eh… Sızlanmayayım da ne yapayım?
Şimdi soruyorum?.
Ben 9 Nisan Salı gününden bu yana
oynanan 24 karşılaşmanın hangisinden söz edeyim?
En iyisi İstanbul’ da
seyredebildiğim mücadelelere kısaca değineyim.
FENERBAHÇE- POLİS AKADEMİSİ
5 setlik mücadele zaman
zaman zevkli ama kaliteden oldukça uzaktaydı.
Görevine son verilen Cem
Akyol’un yerine sahaya Deniz Esinduy antrenör olarak çıktı. Cem’in neden
ayrıldığına değinmeyeceğim. Ancak milli takımlar teknik sorumlusu olan
Esinduy’un Fenerbahçe’nin başında sahaya çıkmasını yadırgadım.
Federasyon Başkanı Hüsnü
Can, milli takımların teknik ve idari kadrolarını açıkladığında biz basın mensuplarına,
“Bundan sonra
Ama Esinduy, Fenerbahçe’nin
başında sahaya çıkarak Şükrü çobanoğlu ile birlikte bunu delmiş oldu. Kendine
göre mutlaka haklı bir sebebi vardır. Atilla’nın 2. kademe antrenör lisansı
olmadığı için belki de Perihan Abla zorlamış olabilir. Ama ben yine de bu hareketi doğru bulmadım. Milli takımların en tepesindeki
bir kişinin sebep ne olursa olsun böyle bir sıkıntıya mutlaka çözüm bulması
gerekirdi, diye düşünüyorum. 2-3 maç geride kalabilir ve böylece önümüzdeki sezona kadar zaman kazanır,
sonunda da Fenerbahçe ile ilgili bir karar alabilirdi.
Neyse, biz gelelim maça;
Ankara takımı Play-Off da en
iyi oyuncusu Denis den yoksun mücadele ediyor. Ancak bu önemli noksanlarına
karşın iyi oynuyorlar. Yani kolay
kolay teslim olmuyorlar. Bunun
en güzel örneğini de bu karşılaşma da yaşadık.
Ali’nin sürüklediği
Fenerbahçe karşısında çok servis kaçırmalarına karşın ilk seti 28-30 alarak öne
geçtiler.
İkinci sette de başa baş
bir mücadele yaşandı. Ancak iki takım da zaman zaman basit hatalar
yaparak rakibine şans tanıdı. Sarı- Lacivertliler 18-14’e kadar önde gelmeyi başardılar. Ancak
toparlanan Polis Akademisi sayıları 20-20 yaptı. 22-22 ‘ye gelindiğinde
Fenerbahçe ön pozisyonu önce Mehmet ( 2 ), Yahya ( 3 ), Burak ( 4 ), sonra da
Mehmet yerine, Ali ( 4 ) sıkışmaya başladı. Bunu iyi değerlendiren Polis
Akademisi seti 24/26 aldı.
2-0 öne geçmenin moraliyle
3. sete de iyi başlayan Ankara ekibi oldu ve 16-18’e kadar da önde geldiler.
Ancak Fenerbahçe’nin 4’den oynayan ve ön pozisyona geldiklerinde manşet için
açılan bu iki oyuncusuna servis atıp onları hücumdan düşürmek yerine
tercihlerini libero Yasin’den yana kullanınca Sarı- Lacivetli takım bunu iyi
değerlendirdi. Önce 20-18, sonra da 22-19 öne geçerek seti de 25/20 kazandı.
Maçın başından bu yana süren
mücadele 4. sette de tekrarlandı. Karşılıklı sayılarla geçen seti sonunda
Fenerbahçe 25/23 alarak skoru 2-2 yaptı.
5. setin son sayılarında
Mehmet, aldığı topların çoğunu sayıya dönüştürmeyi başarınca Fener seti 15/12
maçı da 0-2’den 3-2 kazanmayı başardı.
RÖVANŞ
POLİS AKADEMİSİ’NİN
Ankara’daki rövanş
mücadelesinde çok iyi bir çıkış yakalayan Polis Akademisi karşılaşmadan 3-0’lık
bir sonuç çıkarınca Fenerbahçe sezonu kapatmak zorunda kaldı.
MARMAR
Erdemir’e yenilerek
mağluplar grubuna inen Belediye, Marmara Koleji’ni ilk maçta zorlanmadan 3-0
yendi.
İkinci karşılaşmada ilk seti
alan ve 3. etaba yükselmeyi garatileyen Belediye gençlerini sahaya sürdü.
Marmara da tamamen genç takıma döndü. Ama ikinci seti alan yine
Belediye oldu. 3. setten itibaren Marmara’nın genç
oyuncuları maça asılmaya başladı. Bunun sonucunda da 2-0
yenilgiden karşılaşmayı 3-2 almayı başardılar.
GALATASARAY’IN
İSTEDİĞİ OLDU
Ankara’daki maçta
Galatasaray, Ted Kolejliler’i zorlanmadan 3-0 yendi.
2 gün sonra bu karşılaşmanın
rövanşı İstanbul da oynandı.
İlk maçı 3-0 kazanmanın
rahatlığıyla sahaya çıkan Sarı- Kırmızılı takım, karşısında direnen ve kolay
teslim olmayan bir ekip bulunca çok zorlandı.
Gerçi ilk seti alarak
istediğini elde etti ama maçı kazanmak hiç de kolay olmadı.
Aslında bu karşılaşma için
söylenecek fazla bir şey yok. Ancak Antrenör Jesus’u biraz eleştirmek
istiyorum.
Takımı ilk maçı 3- 0
kazanmış, ikinci karşılaşmanın da ilk setini alarak işi bitirmiş ama sen
ısrarla oyunu aynı altı ile sürdürüyorsun. Buna ne gerek var.
Dışarda Umut var, Can var. Onları neden oynatmak için 5. seti beklersin ki ?
“Maçı kazanmak zorundaydım” diyorsan o
zaman 5. sete bu iki oyuncu ile başlamak neyin ifadesi.
Hatırlarsan, Darıusz
ayrıldığında Umut ile oynamak zorunda kalmıştın. Bu oyuncuyu fazla
kullanmadığın içinde Umut’dan bu zor
dönemde istediğin verimi alamış bu yüzden de üst üste yenilgiler gelmişti. Bunu
ne çabuk unuttun. Ama şansın yardım etti İgor’a bir şey olmadan maçları
tamamladın. Yoksa yine Umut ile oynamak zorunda kalacaktın. O zaman da bu
oyuncuyu hazırlamadığın için işler
karışacaktı.
Ayrıca sezon içinde 3
oyuncuyla problemler olduğunda Can’ı sahaya sürmüştün. O da genelde görevini
yapmış ve iyi oynamıştı. Şimdi yine dışardı. Ve sen onu 2. sette birkaç
sayı için soktun, sonra da 5. sete kadar dışarı da tuttun. Açıkçası ne
düşündüğünü bilmeyi çok isterdim.
TOKAT İKİ
MAÇI D
2. etabın diğer bir
mücadelesinde ise, Tokat Belediyesi ile Beşiktaş karşılaştı. 2 maçı da evinde
oynayan Tokat, 3-0, 3-1’lik sonuçlarla yoluna devam etti.
75.YIL
SÜRPRİZİ
Ligin başarılı ekiplerinden
Yeşilyurt, kolay kazanırım düşüncesi içinde çıktığı mücadelede beklemediği bir
yenilgi ile karşılaştı ve 75. Yıl’a 3-2 yenilerek sürpriz yaptı.
Mücadeleyi sürpriz olarak
nitelendirdik ama Sezar’ın hakkını, Sezar’a da vermek zorundayız. Tüm maç
boyunca 75. Yıl iyi mücadele etti. Kapasitelerinin üstüne çıkan oyuncular,
Yeşilyurt’a oynama şansını vermediler. Didem, Özlem, libero Nihan takımın
starlarıydı. Yeşilyurt ise rakibinin bu istekli oyunu karşısında, adeta sahada
döküldü ve sonuç da maçı kaybettiler.
Yeşilyurtlu yöneticiler,
rövanş maçı için acilen Adnan Kıstak’ı göreve çağırdılar ve sahaya takımın
başında çıkmasını sağladılar.
Sonuç da Yeşilyurt evindeki
rövanşı 3-1 kazanarak 3. tura yükselen ekip oldu.
Bayanların 2. etap diğer
maçlarında İller Bankası-Numune
İnterfarma’yı, Karşıyaka-SSK’yı, Türk Telekom-Beşiktaş’ı geçerek yollarına
devam ettiler.
GALATASARAY-TOKAT
İlginç bir maç oldu.
Tokat’ın en etkili oyuncularından biri olan Bahadır sakatlığı nedeniyle
oynamadı. Onun görevini Aytekin yüklendi. Böyle olunca oyuncuların yerlerinde
de oynama yapılmış. Hakan’ı pasör çaprazı Aytekin’i de ortadan sahaya sürdüler.
Galatasaray da ise Şevki’nin yerine Serdar oynadı.
Güzel ve başa baş bir
mücadele oldu. Özellikle 5. sette heyecan doruktaydı.
Sonunda Sarı-Kırmızılılar
seti 16/14 maçı da 3-2 kazandılar.
Bu karşılaşma için
söyleyeceğim tek şey hakem Ümit Sokullu ile ilgili.
Şu anda Avrupa’nın ve
Dünya’nın en iyi hakemleri arasında gösterilen, Bu sezon Dünya Ligi Finalini, Erkekler Şampiyonlar Ligi Final mücadelesini
yöneten ve Arjantin de yapılacak Dünya Şampiyonası’na ismen davet edilen Ümit ile hepimiz gurur duyuyoruz. Her halde
bizden daha da çok Tokatlı olması nedeniyle hemşehrileri gurur duyuyorlar.
Ümit bu karşılaşmada da çok
iyi bir yönetim göstererek kendine güvenenleri haklı çıkardı. Ancak böyle bir
hakeme maç sonrası bazı Tokatlıların bir kararı nedeniyle aşırı tepki
göstermeleri açıkcası beni çok üzdü.
Öncelikle şunu belirtmekte
yarar var. Ben hiç bir zaman hakemlerin savunucusu olmadım. Antrenörlük
dönemimde de onlarla hep didiştim durdum. Ancak haksız yapılan eleştirilere de
hoş görüyle bakmam olası değil.
Maçın kaçıncı setiydi
hatırlamıyorum. Galatasaray’ın bir atağında top çaprazdan çizgiye yakın düştü.
Çizgi hakemi avut gösterdi. Ümit onun kararını bozarak topun içeride olduğunu
gösterdi ve sayıyı Sarı-Kırmızılı takıma verdi. Ben de topu içeride gördüm.
Ancak oturduğumuz yerden uzak olduğu için yanılabilirim. İşte Tokatlılar bu
karara özellikle maçın sonunda büyük tepki gösterdiler.
Bu sezon basın olarak en çok
destek verdiğimiz bir takımın bazı yönetici, oyuncu ve seyirci üçgeninin bir
tek olaya bu kadar tepki göstermelerinden rahatsız oldum ve üzüldüm.
Öncelikle şunu unutmamak
gerekir ki hakemde hata yapabilir. Kaldı ki Ümit’in 5 setlik bu maçta çok iyi
bir yönetim gösterdiğini hepimiz gördük. Kararı da yine tekrar ediyorum bana
göre doğruydu.
Ayrıca Ümit’in verdiği bu
kararın çok büyük bir önemi de var. Çünkü Ümit Sokullu, Tokatlı. Çizgi hakemi
içerde gösterdiğine göre karara uysa ona kim ne söyleyebilir ki? Ama Ümit,
duygusallıktan uzak, eyyam yapmadan, kimseye yaranmak düşüncesini taşımadan
gördüğünü verdi. Bence asıl önemli olan bu. Bence Tokatlılar buna tepki
göstereceklerine Ümit’i daha da çok alkışlamalıydılar ve onunla gurur
duymalıydılar. Ve herkese de gögüslerini
gere gere İşte Tokat’dan böyle hakem çıkar demeliydiler.
POLİS
AKADEMİSİ YOLUN
3. Etabın Ankara da oynanan
bir diğer mücadelesinde Polis Akademisi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni net
bir skorla 3-0 yenerek rövanş için büyük bir avantaj elde etmişti. Nitekim
İstanbul’da ki rövanş karşılaşmasını da kazanarak, Belediye’yi geride bıraktı.
ECZACIBAŞI
VE VAKIF GÜNEŞ GALİP
Bayanlarda yarı final
karşılaşmaları pazartesi günü oynandı.
Eczacıbaşı-Kocaelispor’u,
deplasmanda 3-0 yenerek final biletini cebine koydu.
Vakıf Güneş ise, Galatasaray
karşısında ecel terleri dökmesine karşın maçı 3-2 kazanmayı başardı.
İlginç bir mücadele yaşandı.
Sarı-Kırmızılı takım oyuna çok etkili servislerle başladı. Özellikle Yuliya’ya
yıkılan servisler bir anda sayılara dönüşünce ilk teknik molaya Galatasaray 8-3
önde girdi. Güneş toparlanır şimdi rakibini yakalar diye düşünüyorduk ki yanıldığımızı anlamakta gecikmedik. Sarı-Kırmızılılar
etikili servislerine devam ederken, blokları çalışmaya başladı, defanstan çıkan
topların iyi kullanılması file üstünlüğünü de ellerine geçirmelerine neden
oldu. Böylece takım olarak iyi bir oyun ortaya koyan Galatasaray, hep önde götürdüğü ( 10-3,
11-6, 16-7, 19-11, 20-15) seti 25/17 kazandı.
2. sete Buzayev, Banu’nun
yerine Pelin ile başladı. Bu değişiklik Güneş’in ilk setteki dağınıklığının
giderilmesine yol açtıysa da Sarı-Kırmızılı takımın başarılı temposu devam
etti. Böyle olunca da 3 sayı (2-5) geride olmalarına karşın Yuliya’nın
manşetlerinden gelen sayılarla ilk teknik molaya 8-7 önde girdiler. Ancak
Nihal’in özellikleye ortadan oynayan oyunculara attığı topların boylarının
kısalması, Aycan’ın 2’den etkili atakları ibreyi yine Vakıf Güneş'in lehine çevirdi: 13-16. Ama maçın başından
beri çok iyi bir mücadele ortaya koyan Galatasaray setin peşini bırakmadı ve 20-20
de sayıları eşitledi. Ama bu kez seti kopartamadı: 23/25.
3. sette de değişen bir şey
yoktu. Galatasaray direndikçe, Güneş oyundan düşüyor, oyuncular inişli çıkışlı
bir grafik çiziyorlardı. İryna 4’deki Pelin’i,
Nihal’in üstünden hücuma sokarken, Nihal de İzolda’yı 2’den Pelin’in
üstünden oynatarak sanki ona nazire yaptı. Bu arada Sarı-Kırmızılılar’ın arka
pozisyonda yani 1’de yakaladıkları Yuliya’ya attıkları servislerin sayılar
getirmesi seti 25/20 almalarına yetti.
4. sette Güneş eski
sistemine döndü. Buzayev, Yuliya’yı pasörün yanında başlatıp, Aysun’u ortaya
çekti. Burçin dışarıda kalırken Pelin ve Banu 4’den çapraz başladı. Buna karşın
Fatih, yardımcı antrenörsüz sahaya çıkmanın stresinden pozisyon kağıdına Carka
yerine Alevtina’yı yazıp sete Carka ile başlayınca ilk değişikliğini de yapmış
oldu. İlk teknik molaya Güneş, 7-8 önde girdi. Bu arada üst üste yapılan
bloklar sayı farkını büyüttü. Fatih oyuncularını 5. sete dinlenmiş
başlatabilmek için dışarı alınca da Güneş 16/25 ile skoru 2-2’ye taşıdı.
5. sete Galatasaray klasik
dizilişiyle başladı: Nihal (1), Alevtina (2), Zehra (3), İzolda (4), Deniz (5),
Julia (6).
Güneş’in başlanğıç pozisyonu
ise şöyleydi: Burçin (1), İryna (2), Yuliya (3), Pelin (4), Aysun (5), Aycan
(6).
Başa baş bir mücadele
yaşandı. Ancak Galatasaray’ın maçın başından bu sete kadar attığı etkili
servisleri yumuşatması Güneş’in işini kolaylaştırdı. Servise manşetler
düzelince de file üstündeki kontrolü ellerine geçirdiler. Gerçi 11-11’e
kadar sıkışıklığı yaşadılar ama bu kadar
dağınık ve hata yaptıkları bir karşılaşmayı yine de (set: 13/15 bitti.), 3-2
kazanmayı bildiler.
ERDEMİR VE
SSK FİNALDE
Salı günü 2 finalisti belli
edecek maçlar için voleybolseverler salonlara koştular.
Ankara da SSK, yarı finalin
ilk maçında yenildiği Ziraat Bankası’nı rövanş da net bir skorla 3-0 mağlup
ederek finale adını yazdırdı ve kupadan sonra lig şampiyonluğuna da gözünü
dikti.
İstanbul da ise, Arçelik,
ilk maçta yani deplasmanda 3-2 yendiği Erdemirspor’u misafir etti.
Çok zor bir karşılaşmanın
yaşanacağını tahmin edenler yanılmadılar. Gerçekten de güzel bir maç oldu. İki
takımda finale çıkabilmek için büyük çaba harcadılar ama sonunda kazanan
Erdemirspor adını finale yazdırdı.
Karşılaşmaya Erdemirspor
daha iyi başladı. Oyuncuların yerlerini değiştiren yani Gökhan’ı 4’e, Burak’ı
ortaya, Stefanov’u da pasör çaprazına çeken Arçelik ise durgundu. Böyle olunca
özellikle daha etkili servis atan Erdemir ilk teknik molaya 5-8 önde girdi.
Arçelik aradaki farkı Gökhan’ın 2 net bloğuyla kapatmayı başardı: 7-8.
Erdemir’in sayısı 7-9 oldu. Ancak toparlanan Arçelik, Stefanov ve Gökhan’ın
hücumdaki performansıyla 6 sayı üst üste alarak 13-9 öne geçti. Bu avantajı
korumayı bilen ev sahibi seti de 25/20 aldı.
2. sete yine iyi başlayan
Erdemirspor oldu. Pasör İnoslav, özellikle iki köşe adamını yani 4’den oynayan
Sinan ve Cengizhan’ı açık toplarla hücuma sokmaya başladı. Bu iki oyuncu da
açık gelen bu topları blok üstünden 5’in köşesine vurunca ibre Erdemir’e döndü.
Sonuç da sayıları hep önde götüren
Erdemir 21/25 ile skoru 1-1 yaptı.
3. sette Erdemir Andrei’yi
pasör çaprazı olarak oyuna sürdü. Başa baş, dişe diş bir mücadele yaşandı.
Karşılıklı sayılarla 23-23’e kadar gelindi. Bu sırada Erdemir de İnoslav
servis de, Hakan (2), Mehmet (3), Andre (4) deydi. Arçelik’in pozisyonu ise,
İvanov (2), Gökhan (3), Ahmet (4) şeklindeydi. Yani ikili hücum turundaydı. Gökhan, 5’e manşet için açıldı. İnoslav servisi onun bulunduğu bölgeye gönderdi.
Böyle olunca İvanov çıkan topu Ahmet’e attı ama ikili bloktan yansıyan topu
çıkaran Erdemir sayıyı kazandı: 23-24. İnoslav servisi aynı bölgeye, yani
Gökhan’ın bulunduğu yere attı. Gökhan ve Barış’ın birbirine bıraktığı top direk
sayıya dönüştü: 23/25.
4. sette yine sıkı bir
mücadele vardı. 16-16’dan sonra Erdemir önce iki sayılık bir
avantaj yakaladı ve sonra da 19-22 öne geçti. Arçelik rakibini
yakalamayı başardı: 23-23. Artık maçın kader anı gelmişti.
Arçelik servisi kullandı. Sinan, bu kritik hücumu
sayıya dönüştürmeyi başardı: 23-24. Mehmet’in Birkan’ın önüne attığı taktik smaç
servisi bu oyuncu içeri kaçırdı. Bu avantaj topu Andrei
öldürmeyi başarınca seti 23/25 alan Erdemirspor maça
noktayı koydu: 1-3.
Böylece Erdemir evinde 3-2
kaybettiği karşılaşmanın rövanşında Arçelik’i 3-1 yenerek finale yükseldi.
Bu arada Erdemir’in bir oyuncusundan özellikle söz etmek
istiyorum. O da libero oynayan Ali Peçen.
İnanılmaz bir performans
gösteren Ali, Andrei ile birlikte maçın yıldızı oldu.
Libero çıktığından bu yana
geçen süre içinde yüzlerce maç izledim. Ama bir liberonun bu kadar az hatalı
oynadığına ilk kez şahit oldum.
Tutulan istatistiğe göre
Ali, 22 kez servise karşı manşet aldı. Ve % 100 ile oynadı. Karşısındaki
takımın Arçelik olduğu ve bu ekibin 4 oyuncusunun smaç servis attığına
dikkatinizi çekerim. Bu manşetlerin excellent yani mükkemmellik oranı ise % 91.
Tebrikler Ali.
4. ETAP
EŞLEŞMELERİ
3. Etap rövanş maçlarında
Polis Akademisi, İst.B.Ş.Belediyesi’ni 3-1, Tokat Belediyesi de Galatasaray’ı
aynı sonuçla 3-1 yenerek eledi.
Bu sonuçlardan sonra yarı
finali kaybeden Arçelik, Polis Akademisi ile ilk maçı Ankara da oynayacak.
Tokat Belediyesi ise, Ziraat
Bankası ile kozunu paylaşacak.
Bu turda yani 4. Etapta
rakiplerini eleyen iki takım 3. lük için mücadele edecek.
MİLLİ TAKIM
Bu hafta içinde bayan ve
erkek milli takımları açıklandı. İki
ekibimizin de Mayıs başında Bahar Kupası maçları var. Daha sonra da erkekler
Avrupa Şampiyonası Grup Elemeleri için Slovakya’ya gidecekler.
Açıklanan Erkek Milli
Takımının 18 kişilik kadrosunda Gökhan,
Barış ve libero Hasan dışında tecrübeli oyuncu yok. Bir kaç tane 75 doğumlu ve
gelecek yıllarda görev yapması planlanan 79-80 doğumlu gençler var.
Bu seçim yapılırken, eğer
gelecek yılların milli takımı oluşturulmak istendiyse bu 18 kişilik kadroda
Belediye’den Emre de olmalıydı diye düşünüyorum. Hatta SSK’dan Ender ve Ömer,
Ziraat Bankası’ndan Mesut da çağırılabilirdi.
Ancak, benim asıl söylemek
istediğim bu değil. Takımımız önce Bahar Kupası’na, sonra da bizim için çok büyük
bir önem taşıyan Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu maçlarına gidecek.
Hatırlarsanız geçen dönem
saçma sapan maçlarda kaybettiğimiz setler yüzünden finallere katılamamış ve
kahrolmuştuk. Şimdi açıklanan kadroyu görünce
bunun tekrarlanmasından korkuyorum.
Neden mi?
Ben, hedef turnuvaların
daima tecrübeli ve formda oyuncularla kazanılabileceğini düşünüyorum. Bu
nedenle Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’na giderken milli takımında bu şekilde
seçilmesi gerektiğine inanıyorum.Yani bu hedef organizasyona giderken yaşa,
başa, saça, gelecekte iyi olacağı düşünülen oyunculara bakılacağına, o dönemde
kim formda ise, kim bizi hedefe götürebilecekse o oyuncular seçilmeliydi. Bu Ahmet de, Mehmet de, Hüseyin de, Hasan da …... olabilirdi. Çünkü bu tur oyuncular, hayati maçlarda, servis atarken elleri, manşet
alırken ayakları titremez. Smaç vururken korkmazlar. O topun nasıl
değerlendirileceğini, nasıl vurulursa sayı geleceğini iyi bilirler. Onun için bu tür oyunculara
tecrübeli sıfatını veririz.
Şimdi kadroya bir bakın. Gökhan,
Barış ve Hasan dışında diğer oyunculardan hangileri bu tür zor anları
çözebilirler, girilen kaoslardan takımı çekip çıkarabilir?
En basiti pasörlere bakınız.
Hüseyin yaklaşık iki yıldır
Hadi, Hüseyin’in bu işi başaracağını
düşünelim. Ama ya bir terslik olur da Hüseyin sakatlanırsa, takımı kim
oynatacak?
İşte size ne demek
istediğimin en küçük örneği.
Halbuki bu kadroya bir
tecrübeli pasör davet edilseydi, böyle bir sorun ile karşılaşıldığında iş daha
kolay çözülebilirdi.
Japonya’daki Dünya
Şampiyonası’na katılan takımı hatırlayın. Pasörler kimlerdi? Kenan ve Ufuk. 36
yaşındaki Kenan’ın alınması doğrumuydu? Tartışmasız evet.
Peki bundan neden ders
almadık?
Arçelik-Erdemirspor
maçlarına bakın. Kimler en iyiler?
Arçelik de Gökhan-Stefanov. Erdemir de Andre ile libero Ali.
Milli Takıma çağırılan
gençler nerede ?
İstatistiklere bir göz
atalım. Ahmet –5. Volkan –1. Burak –4. Yasin –13. Sinan + 8. 5 gençlerden sadece Sinan iyi oynamış. Geri kalan 4’ü kötü.
SSK-Ziraat maçını
seyretmediğim için kadrodaki diğer oyuncular ile ilgili birşey söyleyemiyorum.
Ama endişeliyim.
Slovakya da rakipler kimler?
Ev sahibi Slovakya, Portekiz
ve Ukrayna.
Hepsi de zor ekipler. 3
günde 3 maç oynayacağız. Bunların hepsini kaybedersek, gelecek yıl Mayıs ayında
Türkiye’de yapılacak turnuvaya son sırada gireceğiz. Finale çıkabilmek için de
grupta ilk ikiye girmek gerekiyor. Yani evimizdeki 3 maçı da kazanmamız şart. Bu 3 galibiyet yeter mi? Orasını bilmek zor. Çünkü 3 maçı kazansanız bile
belki grup ikinciliğini bile yakalayamazsınız.
Bu da gösteriyor ki eğer
takımımız Slovakya da maç kazanamaz ise, bir yıl sonraki karşılaşmalar bizim
için gazozuna maçlar haline dönüşebilir.
Felaket tellallığı yapmak,
moralleri bozmak istemiyorum. Ama korkuyorum ve endişeleniyorum. İnşallah
yanılan ben olurum.
Gelecek hafta tekrar
buluşmak dileğiyle, hoşçakalın.