Geçtiğimiz hafta
hem bayanlarda, hem de erkeklerde ilginç sonuçlar yaşadık.
Hafta çarşamba günü oynanan bayan maçlarıyla
başladı.
Favorilerden Eczacıbaşı- İller Bankası’nı, Vakıf
Güneş de 75 Yıl’ı zorlanmadan yendi.
Önce biraz misafir ekip İller Bankası’ndan söz
edeyim.
Ankara takımı geçen sene ki gücünden oldukça
uzakta kalmış. Geçtiğimiz sezondan bu yana iki oyuncuyla servise karşı manşet
karşılamakta ısrar eden Ali Oktay, Zeycan’ın gitmesiyle görevi henüz bu yükü karldıracak güçte
olmayan Songül’e vermiş. Böylece tüm servisi ya Songül- Ayşe, Songül- Natalia (
4’den oynarsa), ya da Songül- Tatiana yeni adıyla Melis karşılıyor.
Tatiana dışında diğerlerinin manşet yüzdesi çok
düşük. Bu nedenle çok sayı
kaybediyorlar. Manşet iyi gelmeyince pasör Svetlana takımı çabuk hücuma
sokamıyor. Böyle olunca da iller'in ataklarının çoğu bloklarda eriyor veya defanstan çıkıyor.
Bu arada yeni orta oyuncu Natalya da geçen sezon
oynayan Branka’nın yerini dolduramıyor. (Bu oyuncunun biraz huysuz olduğu ve
arkadaşlarıyla uyum sorunu yaşadığı için tekrar anlaşma yapılmadığı söylendi.)
Böylece ekibin tüm yükü Tatiana’nın omuzlarına yüklenmiş. Onun performansına
arkadaşları yardımcı olursa (Manşet getirebilirlerse) İller Bankası oyunda görülüyor,
yoksa sahada bir uyumsuzluktur gidiyor.
Bu sorunu bana göre aşmanın tek yolu 3 kişi ile
manşet almak. (Artık erkek takımları bile 3 kişiyle manşet karşılamaya başladı.
Üstelik de bayanlarda erkeklere oranla
çok daha iyi servis atılıyor.) Eğer Ali Oktay
ille de ben iki kişi eli manşet alırım derse o
zaman acilen liberosunu değiştirmeli. Bu şekilde devam ederse Songül daha da
ezilecek ve belki de kaybolacak.
Ayni sorun Eczacıbaşı içinde geçerli.
Niemcyzk de iki kişiyle manşet karşılama düzeni
kurmuş. Bu işi de Zeycan- Çiğdem ve Özlem’e yüklemiş. Zeycan sahanın 6 metrelik
alanını kontrol ederken diğer ikili 3’er metrelik bir bölümü koruyorlar. Zeycan
iyi bir libero ama onun asıl özelliği oyun içinde ki defansının güzelliği. Ama
bu oyuncu ayni başarıyı servise karşı manşette gösteremiyor. Belki direk hata
yapmıyor ama top genelde pasörün istediği alanın uzağına düşüyor. Bu da doğal
olarak hücumda sıkıntılar doğuruyor. Çizgilere etkili servis atan takımlar
(Beşiktaş bunu iyi başardı ve set kaptı.) Eczacıbaşı’nı çok zorlar. Üstelik de
modern voleybolu seven ve çalıştırdığı takımlarına daima hızlı oyun oynatan Niemcyzk için bu durum
özellikle Şampiyonlar Ligi’nde büyük bir handikap oluşturur. Çünkü manşet
gelmez ise, bırakın istenen hızlı voleybolu, normal top bile oynanmaz. Rakipler
de buna bayılır.
Oysa Eczacıbaşı geçen yıla oranla çok değişmiş.
Artık köşelere kule gibi paslar bitmiş. Topların boyları kısalmış. Geri
ataklarda bile topun yüksekliği modern voleybolun istediği ölçüde. Bu arada
takım ortadan oynamaya başlamış. Geçen sezon Rus antrenörün “Piyon” a çevirdiği
Özlem ve Çiğdem yine ortaya çıkmışlar ve gerçek değerlerini bulmuşlar. Çok pas
alıyorlar, bunu da iyi kullanıyorlar. Ayrıca bu durumdan çok da hoşnutlar.
Öte yandan Eczacıbaşı, zaman zaman ortadan kurşun
toplarla bu ikiliyi hücuma sokarken,
erken kısaya yakın bir top yüksekliğiyle onları buluşturmaya çalışıyor. Gerçi henüz fizik güçlerinin yetersiz olması istenen görüntüleri ortaya koyamıyor ama ayaklar çabuklaşır, sıçramalar artarsa, kısa
bir zaman dilimi içinde bu takımın göze hoş gelen bir voleybolla seyircinin
alkışını alacağı kesin.
Pasörleri Tatiana’yı çok beğendim. Yıllarca yüksek
toplarla oynayan bir takımdan gelmesine karşın, sisteme çabuk uyum sağlamış.
Ayni şeyleri Elena içinde söylemek yerinde olacak. O kule toplarla atak yapan
Godina gitmiş, hızlı ve çabuk bir oyuncu gelmiş. Özellikle 2’den ve arka
alandan yüksel olmayan toplarla hücumları etkili. Ancak ayni başarıyı 4’den
gösteremiyor. Bence bununda nedeni sağ gözünde bir sorun var. 4’deyken topu
izlemek için başını çok fazla çeviriyor bu nedenle de rakip bloğu rahat göremiyor diye düşünüyorum.
Geçen yıl ki kadrosundan Mesude’yi Eczacıbaşı’na
kaptıran Olga’yı Beşiktaş’a, Oksana’yı da Karşıyaka’ya veren Vakıf Güneş,
onların yerine bilindiği gibi Hilma ve Aycan’ı aldı.
Bu iki transferde cuk oturmuş. Çünkü bu iki
oyuncunun da kalitesi tartışılmaz. Hele Hilma. Geldiğinden bu ya medyanın
gözdesi. Voleybol basınını geçtik, artık magazin basınının da aranan kişisi.
Onun bu kısa zaman dilimi içinde yaptığı reklamın
getirisini düşünürseniz Vakıf Güneş ödediği transfer ücretinin belki de
karşılığını şimdiden aldı.
İşte yıllardır söylediğimiz şey buydu. Türk
Voleybolu renkli kişiliği olan yabancı oyunculara yönelmeli. Çok kalitelileri
hariç alışılmış Rus sporcular yerine Güney Amerikalı oyuncular tercih edilmeli.
Bu medya da voleybolu ön plana çıkarır bunun sonucunda da hem branşımıza
küçüklerin ilgisi artar, hem de seyirci tribünlere çekilir.
Bunun en güzel örneği de işte Hilma. Bunu başaran
Vakıf Güneş’e bravo.
Gelecek sezon ben bunu diğer takımlardan,
özellikle de erkek ekiplerinden bekliyorum. Artık voleybol sahalarında bir
Kübalı, bir Brezilyalı, bir Arjantinli veya bir Amerikalı zenci oyuncuyu
görmek, izlemek istiyorum. (Sakın ekonomik koşullar elvermiyor demeyin, her
şeyin çözümü vardır. Yeter ki isteyin ve yönetimlerinizi Hilma örneği vererek
ikna edin.)
Vakıf Güneş den söz edecekken nerelere geldik.
Tüm eleştirilerimize, Aysun dışında ortadan fazla
hücum etmemesine ve ısrarla pasörü ortadan oynatmasına karşın Buzayev’in Vakıf
Güneş’ı çabuk top oynayan bir ekip.
Kadrosu da iyi. Böyle olunca da bu sezon Eczacıbaşı- Vakıf Güneş
karşılaşmalarının çok kaliteli ve modern voleyboldan örneklerle dolu geçeceğinin sinyallerini alıyorum. İnşallah
yanılmam.
Gerçi 3 pozisyon, onlarda Eczacıbaşı gibi iki
kişiyle manşet alıyorlar ama Necla, Zeycan’dan servis karşılama da daha iyi
olunca fazla sorun yaşamıyorlar. Ancak onlarında yukarı da bahsettiğim gibi
sorunları Aysun dışında ortadan atak noksanlığı. Acaba diyorum Aycan bu işi
çözemez mi?….
Bir olumsuz görüntü de Burçin’in ile ilgili. Bu
oyuncu servis attıktan sonra uzun bir mesafe kat ederek blok arkasına dublaja
koşuyor. Doğal olarak da bu alana atılan toplara yetişmek de zorlanıyor. O
servis atarken bir pozisyon onun görevini başkası yüklense, bu da takımın hata
yapmasını enleller.
Çarşamba gününün ilginç skorları ise Ankara dan
geldi. Numune İnterfarma, Beşiktaş’ı 3-0 gibi net bir skorla geçmeyi başardı.
Aslında kadrolara bakıldığında denk güçte görünen iki ekibin mücadelesinden
setli bir skor bekliyorduk. Ancak Nejat Sancak’ın takımı evinde oynamanın
avantajını iyi değerlendirerek set
sayıları bir birine yakın olmasına karşın istediğini elde etti.
Yabancı oyuncu alamayan SSK da ise işler iyi
gitmiyor. Bu hafta da Türk Telekom’a ve
Yeşilyurt’a yenildiler. Bu durumda tehlike sinyalleri veriyor.
İzmir de ise Göztepe, Kolejliler’i yenerek alt
sıralardan kurtulma yolunda rakibinden bir adım öne geçti.
Cuma günü Eczacıbaşı, Beşiktaş engelini geçerken
set kaptırdı. Bunun tek nedeni yukarda ki satırlarda da değindiğim gibi
servise manşet sorunu. Siyah-
Beyazlılar etkili servislerle Eczacıbaşı’nın oyun düzenini bozarak sayılar
topladılar ve kendilerinin bile beklemediği bir seti kopardılar. Aslında 4.
sette bir ara 11-7 öne de geçtiler ama pasör Ayşen’in 2’de ki Yanıtsa yerine 4
top üst üste Eda’nın yerine oynayan Selma’yı tercih etmesi avantajı
kaybetmelerine yetti.
Aslında Beşiktaş ilginç bir takım. Bir bakıyorsunuz
çok iyi oynuyorlar ve sayılar topluyorlar, birden oyundan koparak dağılıyorlar.
Bunun tabi ki nedenleri var. Öncelikle orta
oyuncuları iyi değil. Yabancı Natalia’nın varlığını etkili servislerinde
farkediyorsunuz. Diğer iki orta elemanları Serra ve Tuğba ise genç ve
tecrübesizler. Tüm yükü Olga ve Yanıtsa çekiyor. Allah için, onlara bir şey
söylemek yanlış olur, ikiside çok iyi oynuyor. Hele Yanıtsa’nın sakatlığı da
geçerse o zaman Siyah- Beyazlılar 4.-5. sıranın adayı olurlar. Pazar günü
Galatasaray karşısında ki oyunları bununda kanıtı.
Çok etkili servis atarak, köşelerden yaptıkları
ataklarla kolay sayılar bularak beklenmiyen bir sonuca imza attılar.
Ayşen’i uzun zamandır bu kadar iyi oynarken
görmemiştim. Hele ikinci sette Galatasaray 21-14 öndeyken servise gelip seti takımına kazandırması
görülmeye değerdi. Üst üste tam 10 servis attı ve hepsi de birbirinden etkili.
bir numaradan manşete giren Neslihan, sonra da Julia’yı adeta dağıttı.
Bu arada Olga ve Yanıtsa’nın yanı sıra Eda’nın
hücumları, Serra’nın blokları maçı getirmeye yetti.
Sarı- Kırmızılı takım ise beklenini çok uzağında
bir performans ortaya koydu. Beşiktaş’ın servislerine çare bulamadılar ve bunun
bedeleni de favori olarak çıktıkları maçı kaybederek ödediler. Bu takımın bence
en büyük sıkıntısı oyuncularının performanslarının birbirine yakın olması bu
nedenle de sürekli oyuncu değişikliği. Aslında bu bir çok kişi için avantaj
gibi görünse de, voleybol da başarı, genelde ilk altısı oturmuş ve oyuncuları
az değişen takımlarda daha kolay elde ediliyor.
Bu arada 3 yabancıyla oynamakta sıkıntı yaratıyor.
Julia ortadan oynuyor. Alevtina 4 numara oyuncusu. Carka ise pasör çaprazı.
İşte sıkıntı buradan başlıyor. Beşiktaş maçına Julia ve Alevtine ile
başladılar. Pasör çaprazında ise İzolda vardı. Julia veya Alevtina aksıdığı
zaman Carka ile değiştiremiyorsun. Çünkü bu oyuncu pasör çaprazı. 4’den
oynadığında da randıman vermiyor. Üstelik de manşeti yok. Carka’yı sahaya
sürsen bu kez İzolda dışarıda kalacak. Al başına belayı. Fatih’in işi zor. Umarım
buna kısa zamanda bir çözüm bulur.
Bu arada bir de not ve öneri.
Takım ikinci sette iyi gidiyor. Üstelik de 21-13
öndesin. Servise gelen Julia’yı çıkarıp Neslihan’ı aldın. Ne gerek var. İşler
zaten istediğin gibi gidiyor. Set kopmuş oyunu durdurmanın anlamı yok. Üstelik
de Neslihan soğuk. İşler kötü gitse veya seti koparmak gerektiğini düşündüğün
sayılar da olsa bu değişiklik kabul edilir. Sonra ne oldu? Neslihan servisi kaçırdı. 21-14. Ayşen servisi attı,
Elçin’den hata: 21-15. Ardından Neslihan’dan manşet hataları. Bu kez onu tekrar
julia ile değiştirdin. Bu kez Julia soğuk. Üst üste gelen etkili servisler,
giden sayılar, azalan fark, panik ve giden set, maç.
Özet: İşler iyi giderken oyuncu değiştirmek her
zaman iyi olmaz.
Enver Göçener’i hatırla. Takım galipken, yani
işler iyi giderken onun hiç oyuncu değiştirdiğini gördün mü? Ayni altıyla başlar ve bitirirdi. Belki bu
kadarı da fazla. Ama kritik maçlarda bunda doğrulup payı da olduğu kesin.
Üzülme. Antrenörlük yaşamında bu tür olaylarla çok
karşılaşacaksın. Bazen hisler, bazen mantık ön plana çıkacak. Bazen değişiklik
tutacak. “Aferin” diyecekler. Bazen tutmayacak, benim gibi “Ne yaptın?” diye
soracaklar. Bunlara alışacaksın. Bazen şansın olacak sevineceksin, bazen şans
senden yana olmayacak. (Beşiktaş maçında Neslihan olayında olduğu gibi). Ama
bunlar her zaman olacak. Galatasaray’ın sahada ki görüntüsü güzel. Yola devam.
Kızmak, küsmek yok.
Cumartesi günü ise erkek maçları oynandı. İstanbul
da iki favori Erdemirspor- Yeniköy Sentim’i, Arçelik de Beşiktaş’ı, Ankara da
SSK- MÜM Koleji’ni zorlanmadan yendiler.
İlginç sonuçlar ise Tokat ve Ankara’dan geldi.
Ligin yeni takımı Tokat Belediyesi Plevne Spor,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni 3-1 yenerek haftaya damgasını vurdu. Bu da
gösterdi ki Tokat da maç kazanmak hiç de kolay olmayacak.
Başkentte, Polis Akademisi ve Koleji Türk Telekom
evinde oynamanın avantajını iyi değerlendirerek Fenerbahçe’yi 3-1 mağlup ederek
önemli bir galibiyete imza atmış oldu.
Pazar günü sıra yine bayanlara geldi.
Sonuçları biliyorsunuz ama yine de hatırlatayım.
Yeşilyurt- SSK’ı, yukarıda da yazdığım gibi
Beşiktaş- Galatasaray’ı, Vakıf Güneş- Kocaelispor’u, 3-0 yendiler. Sonuçlar
normal.
Ankara da Çarşamba’nın başarılı takımı Numune
İnterfarma, Türk Telekom’u zorda olsa 3-2 yenerek haftayı iki galibiyetle
kapatmayı başardı.
İzmir derby’sin de ise istenmeyen olaylar yaşandı.
Karşıyaka- Göztepe karşılaşması sırasında iki ekibin yöneticilerinin
birbirlerine girmesi neticesinde maçın durması, seyircinin boşaltılarak
müsabakaya devam edilmesi hiç hoş değildi. Voleybol da görmeyi asla ve asla
istemediğimiz bu görüntüleri bir daha yaşamamayı diliyorum.
Bu haftalık da bu kadar, tekrar birlik de olmak
dileğiyle, hoşçakalın.