Ligin ikinci bölümü
cumartesi ve Pazar günü oynanan karşılaşmalarla başladı.
Aslında başladı yerine zorla
başlatıldı demek bence daha mantıklı olur.
Karın ve soğuğun iç içe
geçtiği hafta sonu, hakemler, antrenörler
ve oyuncuların adeta kabusu oldu. Ancak federasyonumuz bu sıkıntılara gözlerini
kapatarak maçların oynanmasına karar
verdi.
Bu karar sonunda, takımlar
ve oyuncular yollarda endişe ve heyecan verici anlar yaşadılar. Eğer kötü
birşey olmadıysa bu federasyonun
şansından başka bir şey değildi.
Özellikle İstanbul’un tam anlamıyla felce uğradığı bu günlerde
maçların oynanması için ısrar edenleri de ayrıca kutlarım!
Müsabakalara ulaşabilmek
için saatlerce yollarda kalan bu insanlar buz gibi salonlarda sözde maçlar
oynadılar ve sonra da tekrar evlerine dönebilmenin savaşını verdiler. Üstelik
de bazı kulüpler tehlikeli otobüs yolculuğu yaparak geldikleri şehirlere
ulaşabildiler.
Bu kadar sıkıntıya, bu kadar
heyecana ve insanlara kar macerası yaşatmaya ne gerek vardı ki?
Müsabakaların ertelenmesi bu
kadar zor bir olay olmamalıydı. Bu arada bazı maçların ulaşımların aksaması
nedeniyle ertelendiğini de belirterek oynanan karşılaşmalara gelelim.
Evet, beyaz kabusun tüm
yurdu içine aldığı hafta sonu, erkek ve bayanlar da 9 karşılaşma oynanırken, 3
maç ertelendi.
Haftanın en önemli iki
karşılaşmasından biri İstanbul’ da, biri de Ankara’ da oynandı.
Lig öncesi ilk 4 sıra için
aday gösterdiğimiz Galatasaray’ın düşüşü Ziraat Bankası karşısında da sürdü.
Darıusz’un ayrılmasıyla bu
sıkıntının ligin ikinci yarısında da sürmesini bekliyorum. Çünkü pasör Umut’un
uyumu zaman alacak. Uzun bir süre oynatılmadan bekletilen ve sonradan hem de
işlerin iyi gitmediği bir anda sahaya atılan Umut’un, bu tedirginliğini
oynadıkça atacağını sanıyorum. Ancak,
Galatasaray’ın iyi oynamamasını sadece Umut’a bağlamamak gerekir. Diğer
oyuncularda da büyük bir form düşüklüğü var. Takımın en yaşlısı Paidar, Ziraat
Bankası maçının da en iyisi. Böyle olunca da kimsenin yaptığı işi önemsemediği iyice ortaya çıkıyor. Son haftalarda ki
hırçın davranışların altında mutlaka başka şeyler de var. Özellikle ekonomik koşulların oyuncuların artık iyice
boğazlarını sıktığını, nefes almanın iyice zorlaştığını duyuyorum. Ama bu
zorlukların sahada ortaya konan başarıyla aşılabileceğine de inanıyorum.
Galatasaray’ın bir ekonomik
darboğazda olduğunu bilmeyen yok. Sonunda büyük camialar her türlü olumsuz
koşulları aşmasını bilirler. Bu da çözülecektir. Ancak direnmek gerekir. Bir
sporcu şartlar ne olursa olsun sahada işini en iyi şekilde yapmak zorundadır.
Yani çıkıp oynar. Sorunlarını saha
dışında ve masa başında çözmeye çalışır. Doğrusu budur. Ne var ki
Galatasaray’ın da kulüp olarak bir an önce bu insanları sıkıntılarından kurtarması
gerekir. Başarı biraz da oyuncuların kafalarının rahat olmasıyla orantılıdır.
Yani iki tarafta fedakarlık yaparak sorunların üstesinden gelmelidir.
Sarı-Kırmızılı takımı
yazarken Ziraat Bankası’nı unuttuk. Aslında Ankara takımın da değişen bir şey
yok. Her şey istenildiği gibi gidiyor. Her maçta iyi bir performans ortaya
koyarak sonuca gidiyorlar. Oyuncular arasındaki uyum, gerçekten çok üst
düzeyde. Hele pasör Hüseyin ile Bedulin’in aralarında diyalog ve pas trafiği inanılmaz
boyutlarda. Böyle olunca da sayılar kolay geliyor. Ancak bu takımın 4 numaradan
bazı sorunları da gözden kaçmıyor. Gerek Serdar-Tolga ikilisi, gerekse
Konstantin sıkışılan anlarda rakip blokları geçmekte zorlanıyorlar. Şimdilik bu
durum takıma fazla yara aldırmıyor ama play-off da sorunlar artabilir. Ancak
Serdar ile Tolga hızla yükselen bir trend içindeler, zaman onların lehine
gelişirse hem onlar, hem de Ziraat Bankası daha çok şeyler kazanır.
Haftanın İstanbul’daki diğer
maçlarında Polis Akademisi, Yeniköy Sentim’i, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de
MÜM Koleji’ni 3-1 yendiler.
Bu maçlar için söylenecek
şey fazla değil.
Polis Akademisi rakibe göre
oynamayı sürdürüyor. Maçı kafalarında kolay kazandıklarını düşünüp sahaya
çıktıklarında iyi oynamıyorlar ve sıkıntılar yaşıyorlar. İşi ciddi tutarlarsa
ortaya koydukları oyunda farklı oluyor. Yeniköy maçı da bu düşüncenin en son
örneği.
Yeniköy’de de değişen bir
şey yok. Oyuncular o kadar çok hata yapıyorlar ki, rakiplerinin maç kazanmak için büyük bir çaba
harcamalarına gerek bile kalmıyor.
Haftanın en önemli
karşılaşması olarak nitelendirilen maçta Arçelik, Ankara da SSK’yı 3-1 yenerek
çok önemli bir galibiyete imza atarken ligi zirvede bitirme yolunda da büyük
bir avantaj yakaladı. Çünkü Erdemir ve Tokat deplasmanları dışındaki zor
karşılaşmaların çoğunu sahasında oynayacak. Bu da tabii ki büyük bir şans.
Belçika Turnuvası’nda
Stefanov’u pasör çaprazına alıp, Gökhan’ı 4’e çeken ve onun yerine Burak’ı
ortadan oynatan ve bunun olumlu sinyallerini alan Arçelik, ligin ilk maçına da
bu düzenle çıktı. Bu değişiklik SSK maçında da bekleneni verince önem bir
galibiyeti de elde etmiş oldu.
Takım olarak iyi bir
performans ortaya koyan Arçelik karşısında, SSK, sadece pasör Ouchakov-
Erkan-Osman üçlüsü ile direnmeye çalıştı. Ancak bu 3 oyuncunun iyi oyununa
diğer üçlünün katkısı fazla olmayınca, çabalar
galibiyete yetmedi.
Ama yine de çok kaliteli ve
voleybol adına güzel hareketlerin yaşandığı bir mücadele oldu.
Bu da gösteriyor ki play-off
larda voleybolun tadı bir başka olacak.
Ankara’daki diğer maçta ise,
Fenerbahçe-Çankaya Belediyesi’nden son anda sıyrılmayı başarırken, bayanlarda
Beşiktaş, İller Bankası gibi bir rakibi devirmenin mutluluğunu yaşadı.
Bu arada Ankara takımının
başarılı Pasörü Svetlana’nın oynamaması da Siyah-Beyazlılar için bir avantaj
oldu.
İstanbul’ da Galatasaray,
yabancı oyuncusundan yoksun 75 Yıl’ı, Eczacıbaşı da Yeşilyurt’u yenerken bir
hayli zorlandılar. Her halde bu iki takım oyuncularının da akılları Avrupa
Kupası’nda oynayacakları zorlu sınavlarındaydı. Yoksa kaybedilen setlere başka
anlam veremiyorum.
Haftaya maçların dışında
damgasını vuran bir başka olayda, Yeşilyurt’un Adnan Kıstak ile yollarını
ayırmalarıydı.
Bu haberi duyunca gerçekten
çok şaşırdım. Yıllarını bu kulübe vermiş, tırnaklarıyla Yeşilyurt’u bu
noktalara getirmiş bir antrenörün, üstelik de işler iyi giderken görevden
alınması açıkçası insanın aklına başka şeyler getiriyor. Olaya çok üzüldüm.
Ancak Yeşilyurt’un Adnan’ı çok
arayacağı kesin. Şubat ayında kongreye gidecek bir yönetimin neden bu kararı
aldığını da voleybol camiasına açıklaması gerektiğini düşünüyorum ve
bekliyorum.
Bu arada takımlarımızın
Avrupa Kupaları’ndaki mücadeleleri kaldığı yerden devam ediyor.
Şampiyonlar Ligi’ndeki
ekiplerimiz için adeta kader haftası. Eczacıbaşı, İtalyan Foppapedretti Bergamo
ile evinde oynayacak. Ekibimizin bu maçı kazanmaması için bir neden
göremiyorum. Aynı şeyleri Vakıf Güneş içinde düşünüyorum. Gerçi takımımız
Reggio Calabria ile İtalya’da oynayacak ama gerçek voleybolunu sahaya yansıtan
bir Güneş Sigorta’nın orada da kazanma şansı var.
Arçelik, İstanbul’da elinden
kaçırdığı Lube Banca Macerata karşısında bu kez aynı hatayı yapmamaya
çalışacak. Ancak işlerinin çok zor olduğu da bir gerçek. Bu arada Belçika
turnuvasında ve SSK maçındaki başarılı performansı Arçelik’i bu karşılaşmada
umutlandırıyor.
İstanbul Büyük Şehir
Belediyesi takımının oyuncuları ve teknik kadrosu, artık Şampiyonlar Ligi’nde
galibiyetle tanışmanın zamanının geldiğini düşünüyorlar. Umarım bu beklentileri
çarşamba günü oynayacakları Sisley Treviso karşısında gerçekleşir.
Öte yandan yine Çarşamba günü Erdemirspor, CEV Kupası
Çeyrek Final ilk maçında Belerus Zapadny’ı misafir edecek. Erdemirspor’un maçı
kazanmasını bekliyorum.
Aynı kupada perşembe günü bu
kez Galatasaray sahneye çıkacak. Sarı-Kırmızılı bayanların rakibi bilindiği
gibi İller Bankası’nı eleyen Stinol Lipeks. İlk karşılaşmanın deplasmanda olması
takımımızın şansını artırıyor.
Geçen yazımda İtalya’ ya
iltica eden Kübalı oyuncu Denis’ den söz etmiştim. Bunun devamını getireyim.
Turnuva bittikten sonra
bizler dönerken Küba Milli Takımı ve Rus Luzhniki, Roeselare ile değişik yerlerde maçlar oynamak için kaldılar.
Bu arada uçak yolculuğumuz
sırasında konu açıldığında Arçelik’in Bulgar oyuncusu İvanov, “Ben Kübalılar
ile konuştum sadece Denis değil, 5 oyuncu daha İtalya’ ya iltica edecek” dedi.
Güldük geçtik. Ancak birkaç
gün sonra öğrendik ki gerçekten İvanov doğru söylüyormuş. Takımın aslarının da
içinde olduğu 5 oyuncu daha (Marchal, Roca, Hernandes ve isimlerini
öğrenemediğim diğer 2 voleybolcu) İtalyan menajerin özel uçağıyla İtalya’ ya
gitmişler.
Olay bu boyutlara uzanınca
FIVB Başkanı Acosta devreye girmiş ve bu oyuncuların hemen Küba’ya dönmesini,
yoksa hiçbir ülkede oynayamamaları için özel bir yönetmelik maddesini yürürlüğe
koyacağını söylemiş. Benim duyduklarım bu kadar. Sonrasını hep birlikte
önümüzdeki günlerde öğreneceğiz.
Yazımı bitirmeden önce milli takımların sıralamasıyla ilgili
tartışmanın bir an önce başlatılmasında yarar olduğuna bende inanıyorum. Ayrıca
konunun, bu ay içinde federasyonun düzenleyeceği seminerde veya Kenan Bengü’nün
katıldığı seminerin izlenimlerini bizlere sunacağı toplantının sonunda masaya
yatırılması gerektiğini düşünüyorum.
Haftaya buluşmak umuduyla,
hoşçakalın.
A L E V
A N A K Ö
K