Değerli voleybol dostları, bu hafta yurt dışında olmam nedeniyle lig
maçlarından sadece pazar günü oynanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi-Polis
Akademisi maçını izleyebildim.
Bu maçla ilgili fazla yazacak birşey yok. Belediye tecrübesiyle
mücadeleden 3-1 galip çıkmayı başardı.
Aslında iyi bir maç oldu. Heyecanı yüksek ama hataların bolca yaşandığı
bir karşılaşmaydı.
Maçın birinci ve üçüncü setleri çok çekişmeli geçti. Ancak hatalar özellikle 26/24 biten 3. sette ilginç bir sayı ritmi ortaya çıkardı. İlk teknik molaya Belediye 8-5 önde girdi. Ardından 4 hata, kaybedilen 4 sayı Polis Akademisi’ni 8-9 öne geçirdi. Sonra da 12-15 oldu. Ama 2. teknik molaya tekrar üstüste 4 sayı alan Belediye 16-15 önde girdi. Bu kez Akademi 5 sayı alınca durum 16-20 oldu. Arkasından 4 sayı alan Belediye tekrar sayıları eşitledi: 20-20. İşte inişli çıkışlı bir grafik çizen iki takımın mücadelesinde böylesine ilginç bir set yaşandı.
Belediye de Ufuk, Nikolai, Emre, Polis Akademisi’nde de Salih ve iki
yabancı Denis ile Sergei arkadaşlarına oranla daha iyi bir performans
gösterdiler.
Kısacası 2001 yılı güzel bir maçla kapanmış oldu.
Bu hafta Arçelik ile Belçika’ya gittim. Her yıl Noel zamanı düzenlenen
ve ünlü takımların katıldığı Flanders Volley Gala 2001’de mücadele eden
ekiplerin maçlarını izledim. Gerçekten bir voleybol sever için çok güzel ve çok
kaliteli bir turnuva yaşadım. Kısa bir zaman dilimine sığdırılmasına karşın her
maç voleybol adına bir ders niteliğindeydi.
İnsan bu tür maçları izleyince üst düzeydeki takımların ortaya koyduğu
voleybolun hangi noktada olduğunu daha iyi anlıyor. Güçler birbirine yakın
olunca her maç ilginç görüntülere sahne oluyor.
Bu yıl turnuvaya Küba Milli Takımı, ev sahibi Roeselare, Unicaja
Almeria (İspanya), Arçelik, Luzniki Moscow (Rusya), Paris Volley (Fransa)
katıldı.
Bu takımların hepsini çok yakından tanıyorsunuz. Bilindiği gibi 4’ü
Şampiyonlar Ligi’nde oynuyor. Küba Milli Takımını anlatmaya ise gerek yok.
Geçtiğimiz ay Japonya da yapılan Şampiyonlar Kupası’nda 1. oldu. Gerçekten
keyifle izlenen bir takım. Başlarında da çok tanıdık bir dost, Herrera vardı.
Onunla 4 gün boyunca beraber olduk. Boş zamanların çoğunu lobide sohbet ederek
ve maç dönüşü bir şeyler içerek geçirdik. O, her zaman ki sevecen, neşeli
tavrıyla bizleri güldürdü durdu.
Sık sık Türkiye’ de onunla milli takımlarda beraber olan oyuncuları
sordu, bilgiler aldı. O dönemle ilgili
yaşadığı ilginç olayları esprilerle anlattı. Kısacası onunla birlikte
doyumsuz anlar yaşadık.
Bu arada zaman zaman da düşünmekten kendimi alamadım. Türkiye’ ye gelip
çalışmalara başladığında söyledikleri ve yaptıkları bize ilginç gelen, birçok
kişinin dudak büktüğü, hatta bazen küçümsediği bu insan, şimdi Küba gibi bir
dünya devi takımın başında teknik direktör.
İyi niyetle ve bitmez tükenmez bir enerji ile çalışan, oyunculara ve
yanında görev alan antrenörlere tüm bildiklerini öğretmeye çalışan bu insanın
kıymetini bilemediğimiz için bir kez daha hayıflandım.
Ben genelde yabancı antrenörlere karşı bir insanım. Ancak tabii ki
kaliteli olanları ve voleybolumuza birşeyler verenleri de hiçbir zaman göz ardı
etmem. Herrera’ da işte bunlardan biriydi.
Gelelim maçlara;
Ancak, önce size bu turnuvanın ilginç statüsünden söz edeyim. 6 takım
iki gruba ayrılıyor. Ve ilk gün ikişer maç oynanıyor. Grup karşılaşmaları 3 set
üzerinden yapılıyor. Ama mutlaka yine de 3 set oynanıyor. Bir takım 2-0 öne
geçerse maç bitmiyor. 1 set daha oynanıyor. Eğer karşılaşma 3-0 biterse, o
takım 3 puan alıyor. Eğer 2-1 olursa kazanan 2 puan alıyor. Böylece her setin
bir önemi olunca da heyecan hep dorukta kalıyor. Gruplarında birinci olanlar
direkt yarı finale çıkıyor. 2. ve 3. olanlarsa diğer grubun 2. ve 3. sü ile
çapraz oynuyor. Kaybedenler son gün 5-6 için oynarken, kazananlar yarı finalde
bekleyen grup birincileri ile karşılaşıyor. Yarı finalde kazananlar final
oynarken, yenilenler üçüncülük, dördüncülük maçı yapıyor.
İşte bu sisteme göre Arçelik, B Grubunda Paris Volley (Fransa) ve
Luzhniki Moscow (Rusya) ile oynadı. İlk maçını Rus takımı ile yapan Arçelik,
gerçekten çok iyi bir oyun ortaya koydu. İlk seti 20/25 kaybetmesine karşın
daha sonraki setleri 25/17 ve 25/20 kazanarak maçtan 2-1 galip çıktı.
Öğleden sonra Luzhniki, Paris Volley’i 2-1 (25/18, 25/23, 21/23) yendi.
Akşam ise, Arçelik, Paris Volley’e 3-0 yenildi: 18/25, 22/25, 18/25.
Böyle olunc 3 takımında birer galibiyeti, birer yenilgisi oldu. Ancak Fransız
takımı Arçelik’i 3-0 yendiği için grup birincisi oldu. Arçelik 3. sıraya indi.
Diğer grupta sonuçlar şöyleydi:
Küba- Roeselare: 2-1 (25/12, 25/20, 20/25)
Küba- Unicaja Almeria: 3-0 ( 25/19, 25/22, 25/20
Roeselare- Unicaja Almeria: 3-0 (25/17, 25/23, 25/18)
1. Küba
2. Roeselare
3. Unicaja Almeria
Çeyrek Finalde Arçelik A grubu 2. si Roeselare ile oynadı. Çok zor maç
oldu. Seyircinin büyük desteğine karşın Arçelik maçı 2-1 (21/25, 25/22, 15/11)
kazandı.
Luzhniki ise Unicaja Almeria’yı 2-0 (25/14, 25/10) mağlup etti.
Yarı finalde Küba, Rus Luzhniki Moscow’u 3-2 (25/21, 25/22, 21/25,
20/25, 16/14) yendi ve finalist oldu. Bu karşılaşmanın son setinde Rus takımı
14-11 öne geçmesine karşın yine de
galibiyete uzanamadı.
Arçelik, Paris Volley karşısında 2-0 öne geçmesine rağmen maçı 3-2 ( 25/22, 26/24, 23/25, 20/25, 9/15)
kaybetmekten kurtulamadı.
Son gün ise Almeria- Roeselare’yi 3-2 yendi, 5. oldu.
2 günde 4 maç oynayan ve çok yıpranan Arçelik, gençlere tecrübe kazandırmak amacıyla
üçüncülük maçında 4 ası Gökhan, Barış, İvanov ve Stefanov’u oynatmadı. Zaman zaman iyi mücadele eden gençler
karşılaşmayı 3-0 (16/25, 22/25, 22/25) kaybettiler.
Final maçında Paris Volley sürpriz bir sonuca imza attı ve Küba Milli
Takımı’nı izleyenlerin şaşkın bakışları arasında 3-1 (26/24, 25/14, 15/25,
25/21) yenerek birinci oldu.
Bu maç adeta voleybolda bir ders niteliği taşıyordu. Bir tarafta
hücumda tutulması zor bir Küba, diğer tarafta hataları en aza indirmiş, teknik
özellikleri yüksek bir Paris Volley. Tabii ki bu sistemde rakip kim olursa
olsun kazanan, en az hata yapan olacaktı. Sonuçta da öyle oldu. Kübalı oyuncular çok servis kaçırıp, çok
hücum hatası yapınca beklenmedik bir yenilgiyle karşı karşıya kalmaktan
kurtulamadılar.
Aslında Küba gibi bir dünya devinin yenilmesi kolay değil ama burada
bir konsantrasyon eksikliğinden de söz etmek yerinde olur.
Neydi bu durum. Bu ilginç olayı bizler şaşkınlıkla yaşadık. Eminim
sizlere de ilginç gelecektir.
İlk gün Küba takımında 4 numarada oynayan Denis diye bir oyuncu
izledik. Anlatılması zor bir voleybolcu. Özellikleri saymakla bitmez. Nokta
manşeti, hücumdaki inanılmaz performansı, blok başarısı ve etkili smaç
servisleriyle ilk maçtan itibaren seyircinin gözdesi oldu. Tabii ki Küba’nın da
itici gücüydü. Transfer etmek için menajerlerin peşinde koştuğu bu oyuncu
ikinci gün ortadan kayboluverdi. Ve biz oradan ayrılana kadar da kimse nerede
olduğu, nereye gittiğini öğrenemedi. Herkesin ortak yorumu ise iltica
ettiğiydi.
Kaybolduğu akşam olayı Herrera şöyle anlattı.
“Hep birlikte sabah kahvaltısına indik. Sonra da toplantıya girdik. Ben
oyun planını anlatıyorum. Denis şunu yapacak, şurdan vuracak, servisleri bu
oyuncuya atacak diye konuşmama devam ederken, Denis’e anlayıp anlamadığını
sordum. Cevap alamadım. Başımı çevirip Denis’i aradım. Ama aramızda yoktu.
Aradık, sorduk, soruşturduk ama Denis kayıptı. Pasaportu ve tüm eşyaları
odasındaydı. Hemen polisi aradık. Konsolosluğa haber verdik ama sonuçta Denis’i
bulamadık.”
Evet, o andan itibaren Denis’i kimse bulamadı.
Aslında böylesine iyi bir oyuncuyu sadece iki maç izlemek şansızlığımız
oldu. Gerçi pasör çaprazı oynayan Marchall’ın da ondan aşağı kalır tarafı
yoktu. İzleyenlere büyük keyif verdi. Bu arada Osvaldo Hernandes’i, yıllarca
smaçör oynadıktan sonra pasör olarak görev yapan Alain Roca’yı, Louis
Hernandes’i seyretmeye doyamadık.
Ya diğerleri; Paris Volley’in pasörü Canadalı Greves, Pasör çaprazı
Kanadalı Duerden, 4 numarada harikalar
yaratan Çek Nowak ve liberoluğun ne olduğunu adeta bir kez daha gözümüze sokan
Fransız Henno, Luzhini Moscow’un müthiş pasörü Arkhıpov (Özellikle smaç
servisleri ve ikinci toplara vuruşları göz kamaştırdı), Tereshin, Maksimov,
Uniceja Almeria dan iki Amerikalı Fuerbringer, Sorensen, Fransız Strehlau,
Roeselare’nin Meksikalısı Contreıras, Kanadalı Brinkman turnuvanın
yıldızlarıydı.
Peki bizden kimse göze çarpmadı mı?
Çarpmaz olur mu. Onları özellikle sona bıraktım. İnanın abartmıyorum.
Gökhan, Barış, iki Bulgar oyuncumuz İvanov ve Stefanov gösterdikleri
performanslarla rakiplerinden hiç de aşağı kalmadıklarını gösterdiler. Ahmet
iyi bir performans çizerken, oyuna sık sık giren Soner’in hırsı ve sempatik
tavırları bolca alkış aldı.
Neresinden bakılırsa bakılsın gerçekten çok iyi bir turnuvaydı.
Seyircinin ilgisi görülmeye değerdi. Her güzel hareketi alkışladılar,
oyuncuları teşvik ettiler. İnsan böyle bilinçli seyirciye gerçekten imreniyor.
Oyuncuların birkaçı hariç hepsi smaç servis atıyor. Öyle göstermelik
değil. Topun hızı
insanı şaşırtıyor. Atılan her servisin bir hedefi bir yeri var. İş
olsun veya gösteri olsun diye atan yok. Yüzdeleri de çok yüksek.
Pasörleri izlemek ayrı bir keyif. Oyunun her anında sürpriz bir topla
karşılaşıyorsunuz. Artık en zor topları bile beklenmedik yerlere atıyorlar.
Köşelere atılan topların tümü fileden 2 metre uzakta. Gözü kara smaçör yok. Her topu en iyi şekilde değerlendiriyorlar.
Teknik ve güç birleşimi insanı hayran bırakıyor. Her takım oyunun her anında
taktik değiştirebiliyor. Yüksek toplarla voleybol yok olmuş. Ruslar bile zorda
kalmadıkça yüksek ve yavaş oynamıyor. Bu kadar kaliteli maçları ve böylesine
iyi oyuncuları bir arada hem de üstüste izlemek gerçekten benim için büyük bir
şans oldu. Onları kıyaslamak olanağını yakaladım. Ve voleybola doydum
diyebilirim.
Bu arada birkaç yıldır gözlediğim takımların yapısındaki değişiklikler
burada daha da belirginleşti. Uzun oyuncu devrinin sona ermesi iyice hızlanmış.
Artık takımların sadece orta adamları uzun. Diğer tüm oyuncuların boy oranı
1.92- 1.98 arasında. Tekniği kuvvetli, çok sıçrayan, çabuk oyuncuların voleybolun gündemine yeniden döndüklerini
bir kez daha gördüm.
İşte voleybol dolu bir haftam böyle geçti. Sizlerle bunları paylaşmak
istedim. Voleybolu seven herkese bu tür maçları izleme ve yaşama şansı
bulmalarını dilerim.
Bu hafta da bu kadar.
2002’nin hepinize sağlıklı, mutlu ve voleybol dolu günler getirmesini
dilerim.
Hoşçakalın.
A L E V A
N A K Ö K