Bu haftaki
yazıma takımlarımızın Avrupa
Kupaları’nda oynadıkları maçlara değinerek başlamak istiyorum.
Şampiyonlar
Ligi’nde ki temsilcimiz Arçelik, Çeyrek Final’in ilk maçını evinde oynamasına
karşın, beklenen performansını ortaya koyamadı ve Paris Volley’e 3-0 gibi net
bir skorla yenilerek Final- Four
şansını mucizelere bıraktı.
Paris
Volley’in kadrosunda bilindiği gibi 3 Kanadalı ve 2 Çek yabancı oyuncu var.
Ancak klasman olarak hiç de üst düzeyde oyuncular değil. Ama Fransız oyuncu
Antiga ve libero Henno ile çok iyi bir uyum sağlamışlar. Tam bir takım
görüntüsü veriyorlar. Greves çok iyi pas organizasyonu yapıyor. Bu nedenle de
smaçörler top öldürmekte hiç zorlanmıyorlar. Çünkü iyi manşet alındığında
genelde tekli veya zor yerleşebilmiş, yani dağınık yapılmış ikili blokları çok
kolay geçiyorlar ve bunun sonucunda da sayılar topluyorlar.
İşte
böylesine bir görüntü vermesine karşın Paris Volley hiç de yenilmeyecek bir
takım değil. İyi servis atıldığında onlarda manşet getirmekte zorlanıyorlar,
Çabuk yapılan hücumlarda blok ve defans yerleşimi aksıyor. Ancak az hata
yapıyorlar ve defanstan da çok top topluyorlar.
Yani
gününde bir Arçelik, evinde bu takımı yenerdi. Ancak turu geçebilirmiydi bunu
bilmek zor. Arçelik, Paris’e burada 3-0 yenildi ama rövanşta rakibini mağlup
edebilir. Tabii ki Arçelik gibi oynaması koşuluyla.
Çünkü
Arçelik kötü oynamasına ve 3-0 kaybetmesine karşın bakıldığında set sayıları
bir hayli ilginç. İlk set 28/26, son set 27/25. Yani çok küçük nüanslarla giden
iki set. Bunlar alınabilse belki de takımımız rövanş için umutlu olacaktı. Ama
olmadı. Ancak böyle bir sonucu hiç kimsenin de beklemediği bir gerçek.
Eczacıbaşı
da, Arçelik gibi Şampiyonlar Ligi’nde bizi şaşırtan bir diğer ekibimiz oldu.
Cannes ile
oynadığı Çeyrek Final’in ilk maçında hepimiz
Eczacıbaşı’nın deplasmanda olmasına karşın kazanacağından, en azından
rövanş için avantajlı bir 3-2’lik skor
çıkaracağından çok emindik. Ancak beklenmedik
bir sakatlık tüm planları alt üst etti.
Gerçi
burada ben, biraz da Eczacıbaşı idari ve teknik kadrosunu suçlu buluyorum.
Çünkü Avrupa Şampiyonluğu’nu hedefleyen bir takım 6 kişiden oluşmaz. Bizler
zaman zaman bunu dile getirdiğimizde tepkiler aldık. Deniz, Burcu gibi
gençlerin sakatlanan oyuncuların yerini doldurabilecekleri üstüne basılarak
söylendi.
Evet, belki
Türkiye Ligleri’nde ve Avrupa Kupaları’nın ilk bölümlerinde bu düşünce
doğruydu, ama son kademelerde bunun böyle olmadığı tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Cannes
maçının 3-1 bitmesinin tek nedeni de bence buydu.
Fransız
takımının kadrosunda 7 yabancı bulunması ve bunlardan 5’inin ilk altı birinin
libero oynaması, hiç önemli değildi. Büyük bir şansızlık sonucu Lioubov
Chachkova’nın ayağı burkulmasa bu beklenmedik sonuç ortaya çıkmaz,
Eczacıbaşı’da rövanş için sıkıntıya girmezdi. Gerçi bana göre değişen bir
olmaz. Ayak bileği burkulan Lioubov çarşamba günü oynar, seyircinin büyük
desteğiyle Arçelik Spor Salonu’nda Eczacıbaşı, Cannes’ı boğar ve hedeflediği
Final Four’a adını yazdırır. Ancak Rusya’nın Nızhnyı Tagıl kentinde yapılacak
final de buna benzer bir sakatlık yaşarsa doğal olarak hedefi de şaşar.
Bu arada
Lioubov Chachkova’ya da değinmek istiyorum.
Eczacıbaşı,
Dünya’nın en iyi oyuncularından biri olan Lioubov’u transfer ettiğinden bu yana onu zevkle izliyorum. Böyle bir
oyuncunun ülkemizde bulunması gerçekten çok büyük bir şans. Yeni yetişen bir
çok oyuncunun ondan öğreneceği çok şey
var. Bunu da sık sık vurguluyorum.
İşte bu
keyifle izlediğimiz Lioubov Chachkova’nın bir başka özelliği Cannes maçında
ortaya çıktı. Maç öncesi ısınmada ayağı burkuldu. Eczacıbaşı mücadeleye onsuz
başladı ve seti de 25/21 kaybetti. Ben orada olmadığım için fazla detaylı
bilemiyorum, ama karşılaşmayı izleyenler anlattılar. Set gittikten sonra
bandajlı ayağıyla oynamak için antrenörü sıkıştırmaya, hatta zorlamaya
başlamış. 8-3 yenik duruma düşünce de antrenör onu oyuna almak zorunda kalmış.
Sakat sakat oyuna girip setin kazanılması için büyük uğraş vermeye başlayınca diğer oyuncuların da morali düzelmiş,
motivasyonları artmış sonuç da aradaki fark kapanıp seti Eczacıbaşı 25/23
almış. Daha sonra Lioubov maça devam etmiş ama sakatlığı onun gerçek oyununu
ortaya koymasını engellemiş. Bu arada Elena’nın onu çok sık kullanması, 2’ye
tek adım döndürerek smaç vurmaya zorlaması, hatta geri alandan sık sık hücuma
sokması da eklenince Cannes bu fırsatı iyi değerlendirmiş.
Ancak bu
oyuncunun özverili çabasının getirdiği bu çok önemli setin takımımızın Final- Four şansının devam etmesine yol
açağı da bir gerçek.
İşte bu da
gösteriyor ki Lioubov, iyi
oyunculuğunun yanı sıra çok da iyi bir sporcu. Bugün çevremizde kırılan tırnağı
parmağına battı diye oynamamak için direnen ama transfer pazarlığına oturduğunda kendini gerçek profesyonel
ilan eden oyuncuları gördükten sonra ve Chachova’nın yaptığını duyduktan sonra
onu daha da çok takdir ettim.
Şampiyonlar
Ligi’nde ki diğer temsilcimiz Vakıf Güneş, Çeyrek Final ilk maçını İtalya da
Edison Modena ile oynadı. Kadrosunda 7 yabancı sporcu bulanan ancak bunların
3’ünü sahaya süren, ilk altının diğer 3 oyuncusu da İtalya Milli takımında yer
alan Edison karşısında, Vakıf Güneş
özellikle blok geçmekte çok zorlanınca maçı da 3-0 kaybetti.
Setlere bakınca
(25/16, 25/17, 25/18) takımımızın tur
şansının mucizelere bağlı olduğu ortaya çıkıyor. Ancak en azından Arçelik Spor
Salonu’nda Edison Modena’yı yenerek güzel bir sonuca imza atabilir.
Cev Kupası
Çeyrek Finali’ninde Rus Proton Balakova ile eşleşen Beşiktaş’ın
ligdeki
durumuna ve inişli çıkışlı oyununa bakarak yoluna devam edeceğini açıkçası çok
kişi beklemiyordu. Ancak Siyah- Beyazlılar ilk maçı 3-0 kazanmanın getirdiği
moralle, Rusya’da ki maçtan da bir set çıkarmayı başardı ve tarihinde ikinci
kez Final Four’a yükselmiş oldu. İlk kez 1998 yılında yine CEV Kupası’nda Final
Four’a kalan ve Cannes kentinde ki bu organizasyonda 4. olan Siyah-
Beyazlıların bu büyük başarısını ayakta
alkışlamak gerek.
Bu arada
yanılmıyorsam ilk kez bir Türk Takımı, Avrupa Kupaları’nda bir Rus ekibini saf
dışı bıraktı. Bu da ayrı bir güzellik olarak voleybolumuzun hanesine yazıldı.
Şimdi
takımımız 3-4 Mart tarihleri arasında İtalya’nın Vicenza kentinde Final-Four
oynayacak. Karşısında da 3 İtalyan takımı.
ilk maçı şu anda İtalya Ligi’nde lider olan Foppapedretti Bergamo ile.
Şansı tabii ki yok. Ancak yakalayabileceği bir üçüncülük bile çok büyük bir
başarıya imza atmak demek.
Top
Teams’de ki temsilcimiz Erdemirspor evinde oynadığı çeyrek Final ilk maçında
Polonya Takımı Stilon Gorzov’u 3-0 ( 25/18, 25/21, 25/14) geçerek bir mucize
olmaz ise adını Final Four’a şimdiden yazdırdı.
Ben, ilk
gruplar belli olduğu günden bu yana
Erdemirspor’dan bunu bekliyordum. Onlarda beklentileri gerçekleştirerek
tarihe geçtiler. İlk kez bir ilçe takımımız böylece Final- Four’a yükseldi. Ne kadar güzel değil mi?
Aslında
takımlarımızın Avrupa Kupaları’nda ki durumu bir kaç yıldır tartışılan
voleybolumuzdaki yabancı oyuncu sayısıyla orantılı. Biliyorsunuz Türkiye’ de 2
yabancı oynayabiliyor. Siz isterseniz bu sayıyı artırabiliyorsunuz ama sahada
ancak iki tanesi mücadele edebiliyor. Bu ligimiz açısından belki çok doğru bir
karar. Ancak takımlarımız Avrupa’ya açıldıklarında bu kararın rakiplerimizle
eşit şartlarda mücadele edemediğimizi ortaya çıkarıyor.
En basit
örnek, akımlarımızın Çeyrek Finalde ki rakipleri:
Arçelik
karşısında Paris Voley 5, Eczacıbaşı karşısında Cannes 7, Vakıf Güneş
karşısında Edison Modena 5 yabancıyla mücadele ediyor. Şimdi Final Four’a kalan Beşiktaş’ı 3 İtalyan
takımı bekliyor. Şu anda araştıramadım ama her halde bu 3 ekipte de yabancı
oyuncu sayısı 5’den aşağı düşmeyecek.
Böyle
olunca da takımlarımızın Avrupa ekipleriyle eşit şartlarda mücadele etmedikleri
açıkça görülüyor. Bu eşitsizliğe karşın
takımlarımızın çeyrek finallere gelebilmesi, Final- Four’lara kalabilmesi
gerçekten çok büyük bir başarı değil
mi?
O halde ne
yapılabilir? En azından takımlarımıza
liglerde iki yabancıyla oynama hakkı tanınırken, dışarda da 2 oyuncu bulundurma
şansı verilir. İkisi oynar diğer ikisi
de 12 kişilik kadroda bulunur. Değişiklikler yabancıların kendi aralarında
yapılır. Sonuçta sahada iki yabancı oynar. Böylece isteyen kadrolarında 3-4
yabancı bulundurur. Takımlarında devamlı oynayabilecekleri için bu oyuncular
formda kalırlar. Ve Avrupa Kupaları’nda mücadele eden takımlarımızın
başarı şansı da artar.
Diyeceksiniz
ki “O zaman parası olan kulüpler ligde 4 yabancılı oynayacakları için avantajlı
olurlar.”
” Hem
“Evet”, hem de “Hayır”. Neden mi? Zaten parası olan kulüpler, en iyi yerli
oyuncuları ve iyi yabancıları alarak, ekonomik yönden zayıf olan kulüplere fark
atmıyorlar mı? O zaman değişen ne? Bu konuyu ileride daha detaylı gündeme
getireceğim.
TRT’nin canlı
yayını nedeniyle hafta yine Cuma günü oynanan maçlarla başladı.
Önce, Enka-
İller Bankası kozlarını paylaştı.
Deplasmanda
oynamasına karşın seyirci üstünlüğü Ankara takımındaydı. Kadro olarak Enka’dan daha
iyi olan İller Bankası beklenildiği gibi maçı da kazanan taraf oldu. Svetlana
gerçekten çok iyi bir pasör. Arkadaşlarını çok iyi yönlendiriyor. Takımı çabuk
oynatıyor. Rakibin blok eksikliği olan bölgeleri iyi görerek atakların
buralardan yapılmasını sağlıyor. Özellikle Branka ile uyumları mükemmel. Bu
arada bu ikili çok da etkili blok yaparak rakibi bunaltıyorlar. Tatiana ve Carolin toparlanmış. Etkili
hücumlarla takımlarına katkı sağlıyorlar. Ancak bana göre İller Bankası’nın tek
olumsuz yönü iki kişi ile manşet karşılaması. Bugün erkeklerin bile çok zor
becerebildiği ikili manşet alma düzeni, bu takıma zaman zaman zor anlar
yaşatıyor. Zeycan her pozisyonda bu görevi üstlenmiş. Ona Carolin ve Tatiana yardım ediyor. Ama bu
ikilinin, bu görevi tam olarak yerine getirdiğini söylemek oldukça zor.
Türkiye’ de özellikle bayanlarda çok etkili servis atılıyor. Kaldı ki üst
sıralar için mücadele eden ekiplerin servislerinin çok daha iyi olduğu
unutulmamalı. Bence, İller Bankası bu soruna mutlaka bir çözüm bulmalı yani
Carolin veya Tatiana’nın önde olduğu bu
pozisyonlarda bu oyuncuları açarak
üçüncü manşetçi olarak kullanmalı. Belki Ali Oktay, 10 gün sonra sakatlığı
tamamen geçecek Ayşe’yi de bu göreve soyundurabilir. Bekleyip göreceğiz.
Alt
sıralardan kurtulmak için çaba harcayan Enka’ya gelince, çok inişli çıkışlı bir
voleybol oynuyorlar. İrina takımın en çok top öldüren oyuncusu. Ancak diğerleri
O’ na, zaman zaman yardımcı
olabiliyorlar. Sonay ve özellikle Elena’nın kolu çok güçsüz. Genç oyuncular ise
dağınık. Bu nedenle Enka, bir türlü beklenen performansını maçlara
yansıtamıyor. Teknik Direktör Deniz Esinduy, oyuncularının bu inişli çıkışlı
grafikleri nedeniyle ne yapacağını şaşırmış durumda ve çözüm üretememenin de
çaresizliğini yaşıyor.
Günün
ikinci maçında MÜM Koleji, Çankaya
Belediyesi önünde beklendiği gibi karşılaşmadan galip çıkan taraf oldu.
Cumartesi
gününe gelince; Favori Erdemirspor deplasmanda da olsa Enka’yı,Arçelik Halk
Bankası’nı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Türk Telekom’u, Emlak Bankası
Bursaspor’u yendi.
Bayanlarda
ise; Kocaelispor Dicle Üniversitesi’ni 3-0 mağlup ederken, son sıralardan
kurtulma çabasındaki iki takımın mücadelesinde Bursaspor, Numune İnterfarma’yı
3-0 yenerek biraz rahatladı.
İzmir’deki
maçlardan İstanbul takımları galibiyet çıkarmayı başardılar. Önce Galatasaray,
Luxell Karşıyaka’dan 3-1 ile sıyrılmayı bildi.Maçları izleyenlerin
değerlendirmelerine göre, son haftalarda tekrar sezon başındaki temposunu
yakalayan İzmir ekibi karşısında, Sarı- Kırmızılılar Julia, İzolda ve özellikle
de Deniz’in sakatlanmasından sonra takımda yer bulan Neslihan’ın iyi
oyunlarıyla sonuca gitmişler. Karşıyaka’ da ise, genç oyuncuların özellikle de
1983 doğumlu Çiğdem’in başarılı oyunu göze batmış.
Diğer
karşılaşmada ise 75. Yıl, güzel bir galibiyete imza attı. 2-0 öne geçen
İstanbul
takımı anlatıldığına göre, 3. sette bir ara 18-13 yenik duruma düşmüş. İşte bu
sırada antrenör Osman Uraner, genç pasörünü
oyuna sokmuş . O da görevini kusursuz yapmış. Etkili servislerle sayılar
toplarken, çok iyi paslar atmış, defans yapmış ve takımının gitti gözüyle
baktığı seti çevirmeyi başarmış. Böylece takımımın da zor bir deplasmanı 3-0
gibi net bir skorla aşmasını sağlamış.
Pazar
gününün en ilginç sonucu Ankara dan geldi. Ligin ilk dört sırası için mücadele
eden Fenerbahçe, Kolejliler karşısında beklenmedik bir yenilgi alarak
hedeflediği noktaya giden yolda yara aldı.
Bu arada
son haftalarda büyük bir çıkış yakalayan Ankara takımımında hakkını yememek
lazım. Önce Ziraat Bankası’nı yenerek üst sıraları karıştıran Kolejliler, şimdi
de Sarı- Lacivertlileri yenerek hem başarılarının rastlantı olmadığını
kanıtladılar, hem de zirveyi karıştırmaya devam ettiler.
Bu arada
Ziraat Bankası, Beşiktaş’ı 3-0 yenerek yoluna devam etti.
İstanbul’
da ise, ilk 4 sıra için mücadele eden Galatasaray ile SSK kozlarını paylaştı.
Ankara
takımımın en büyük destekçisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan’
da karşılaşmayı izledi. Müsabaka öncesi Okuyan, hakemlere ve iki takımın
kaptanlarına çiçek vererek maça renk getirdi. Bu arada SSK Takımı Kaptanı
Yalçın Akyel’in, bakandan aldığı bu
çiçeği, Sabah Gazetesi Voleybol Yazarı Aylin Üstündağ’a vermesi gerçekten çok
zarif ve şık bir hareketti.
Karşılaşmaya
gelince, son zamanlarda inişli çıkışlı bir grafik çizen ve temposuz oynayan
Galatasaray, bu olumsuz görüntüsünden tamamen sıyrılmış.
Takım olarak
SSK karşısında zaman zaman çok iyi bir oyun oynayan Sarı- Kırmızılı takımda
görevini yapmayan oyuncu yoktu. Ama Darıusz ve özellikle de Alexsandre çok
iyiydi. Alexsandre tüm karşılaşma boyunca vurdu da vurdu. İstatistik tutmadım
ama 3 set boyunca bu oyuncunun yaptığı hata bir elin parmaklarını geçmez.
Böyle
olunca da SSK çaresiz kaldı. Bu arada yabancı oyuncusu Oleg’in sakatlanması,
Silvio’nun iyi gününde olmamasına, diğer oyuncularında yüksek Galatasaray
bloğunu geçememesi eklenince Ankara takımımın yapacak bir şeyi kalmadı. SSK’nın
en başarılısı ise, sahanın en kısa boylu oyuncusu olan
Taylan’ dı.
Top öldürdü, defans yaptı ama sonuçta
iyi oynayan Sarı- Kırmızılılar karşısında O’ da sonucu değiştiremedi.
Bir küçük
not da antrenör Bahadır Aksoy için. Oyuncuları isteneni yapmadılar ve bunun
sonucunda da sürekli değişikliğe gitti.
Ancak şunu unutmamak gerekir ki büyük maçları tecrübeli oyuncular çevirir. Başa
baş giden ve kopma noktalarına gelen sayılarda aslarını dışarıda tuttu.
Özellikle çok hata yapan Ömer’in değiştirilmemesi bence hataydı. Ama şunu yine
yazmalıyım ki böyle oynayan Galatasaray karşısında, zaten SSK’nın hiç şansı
yoktu.
Beşiktaş-
Yeşilyurt maçına da bir göz atarak bu hafta ki yazımızı noktalayalım.
Karşılaşma
ilk 4 içinde yer alabilmenin uğraşı içindeki Yeşilyurt açısından çok önemliydi.
Rakipleriyle olan yarışda yara almamak için mutlaka kazanması gerekiyordu. Bu
nedenle karşılaşmaya çok stresli başladı. Beşiktaş ise, aksine çok rahattı. Çünkü büyük bir başarıya
imza atarak Final- Four’a adını yazdırmıştı. Bu arada maçın sonucu şu anda
ligdeki yerinide fazla etkilemeyecekti.
İşte iki
takım arasındaki bu farklı durum maçın ilk setine de yansıdı. Beşiktaş etkili
servislerle Yeşilyurt’u bunalttı. Bir türlü oyun kuramadılar, dolayısıyla da
top öldüremediler. Hücumların çoğu ya, bloklar da eridi, ya da defanstan çıktı.
Bir türlü toparlanamayınca da seti
25/18 kaybettiler.
İkinci
setten itibaren roller değişti. Bu kez etkili servislerle rakibi bunaltan Yeşilyurt
olmaya başladı. Oyundaki dengeyi kurunca oyuncuların kendilerine güvenleri
geldi. Margarita’nın pasları düzeldi, İnhessa ve Neslihan ortaya çıktı ve bunun
sonucunda da karşılaşmanın kontrolünü ellerine geçirdiler. Sonuçta da maçı
kazanmayı daha çok isteyen Yeşilyurt zor bir engeli daha aşarak yerini biraz
daha sağlamlaştırdı.
Bu arada
birkaç küçük hatırlatma yapayım.
Neslihan, iyi oyununa biraz da zekasını katmalı. Anna - Heval ikilisinin
bloklarını geçmek için daha değişik vuruş şekilleri denemeliydi. Blokta
kaldıkça oyundan düştü. Kaldı ki önünde Play- Off maçları var. Ve karşısında ki
oyuncular hem güçlü, hem de tecrübeli. Onları aşmak için daha akıllı oynamak
zorunda. Gençliğin getirdiği heyecana ve hırsına teslim olmamalı. O zaman çok
daha iyi yerlere gelecek. Ancak attığı smaç servislerine hayranım. Çok kuvvetli
smaç servis atabiliyor. Üstelik de çok istikrarlı. Şu anda ligimizde birinci
sırada Lioubov varsa, onu çok yakından Neslihan izliyor.
Yeşilyurt’un
diğer yetenekli oyuncularından Esra, inişli çıkışlı bir grafik çiziyor. Bunu
O’nun gençliğine bağlıyorum. Tecrübe kazandıkça daha da iyi olacak. Ama
Filiz’in yerine oyuna giren ve adeta hatasız oynayan Müge’yi daha çok beğendim.
Ancak O’ da tedirgin oynuyor. Smaçları çok doğru yerlere gidiyor ama bloklarda
ve oyun içinde fazla göze çarpmıyor. Hocaları Adnan’ın onlara oynama şansı
vermesini iyi değerlendirmeliler ve bundan en iyi şekilde yararlanmak için çaba
harcamalılar. Çünkü gençler oynayarak tecrübe sahibi olurlar. Onlarda bu şansı
buluyorlar. Bazı takımlarda ki genç oyuncuların bu şansı yakalayamaması
nedeniyle daha yavaş çıkış gösterdiklerini akıllarından hiçbir zaman
çıkarmamalılar.
Tüm
takımlarımıza başarı dileklerimle, haftaya buluşmak üzere şen ve esen kalın.
Sevgi ve
Saygılarımla....