LİG ARASINDA MİLLİ MAÇ HEYECANI

 

Aylardır, lig-kupa derken bu yoğun program arasında bir de milli heyecan  yaşadık.

A Erkek Voleybol Milli Takımımız, Avrupa Şampiyonası Eleme Grubu’ ndaki 5. maçını Portekiz ile Ereğli’ de oynadı. Finallere gidebilmek için grup ikinciliğini kovalayan ekibimizin cumartesi günkü bu mücadeleden mutlaka galip ayrılması gerekiyordu.

Portekiz’ deki ilk maçın 3-0 kaybedilmesi, rakip hakkında fazla bilgimizin olmaması açıkçası bizleri biraz tedirgin ediyordu.

Ancak ısınma başladığında içimiz rahatladı. Çünkü rakibimizin, bir çok Avrupa ülkesinin aksine, fizik olarak bizden bir farkı yoktu. Maç başladığında teknik olarak da bizim düzeyimizde olmadıkları ortaya çıktı.

Milli Takımımızın teknik grubunun değişmesi nedeniyle maç öncesi basındaki arkadaşlarla ilk 6 totosu oynadık. 5 isimde görüşümüz ortak çıktı. İlk altı belli olduğunda Ben Barış’ ın çaprazına Cengizhan’ ı koyduğum için yanıldım. Bazı arkadaşlarım da Hüseyin yerine Ali’ yi koydular. Eh, ne de olsa aklın yolu bir.

 

İLK SET KOLAY GELDİ

 

Maç başlar başlamaz takımımız hemen oyunun kontrolünü eline geçirdi. Servise manşetler düzgün çıkınca, Hüseyin’ in pas organizasyonu kolaylandı. Smaçörler etkili hücumlarla sayıları toplamaya başladı, ilk set de çok kolay geldi. Ancak 9 sayı farkla gelen sete karşın bazı sıkıntılarda gözden kaçmadı. Bunların başında kaçan servisler, bloktaki sıkıntılar ve oyuncularımızın hata oranlarıydı.

Kolay gelen set nedeniyle salondaki bizler “ Bu maçı 3-0 alırız. ” dedik.

Oyuncularımız da bizim gibi düşünmüş olmalılar ki, ikinci set başladığında tempomuzun kaybolduğu ve hataların daha da arttığı görüldü. Ekibimizin bu durgunluğundan cesaret alan sıradan bir takım görünümündeki Portekiz, kıpırdanmaya başladı yani dişlerini gösterdi. Ancak teknik olarak çok üstün oyunculardan kurulu takımımız onların direncini çabuk kırarak ikinci seti de kazandı.

 

GÖZ GÖRE GÖRE SET GİTTİ!!!!!!!!

 

3. sete bu kez iyi başlayan rakibimiz olduysa da millilerimiz oyunda dengeyi kurmayı başardılar. Ve 5 sayılık da bir farka ulaştılar. 14-9, 16-11, 19-14 ve 23-19. Ama bu sayı farkına karşın bazı şeylerin iyi gitmediği iyice su yüzüne çıktı. Özellikle  Silva’ nın etkili smaç servisleri  manşetlerimizi bozarken oyun kurmakta zorlandık. Biz ise sık sık servis kaçırdık. Kaçırmadığımız zamanlarda da yumuşak servislerle rakibe oyun kurma şansı tanıdık. Oyuna sonradan giren pasör Azenha bu servis zaafımızı çok iyi değerlendirerek çabuk ve değişik yerlerden smaçörleri hücuma sokmaya başlayınca  bloklarımızın ve defansımızın işi zorlaştı. Tüm bunlara karşın yine de 23-19’ a kadar kontrol bizdeydi. Ne var ki bu sıkıntılı gidiş bir anda hızlandı. Üst üste hatalar önce farkın kapanmasına sonra da setin gitmesine yol açtı.

 

4. SET ZOR BELA

 

4. sette de görüntü farklı değildi. Portekiz servise yüklendikçe manşetlerimiz onlara istedikleri cevabı vermeye devam etti. Bu arada iş yapmayan bloklarımıza smaçlardaki hatalarda eklenince 11-8’ e kadar Portekiz yine önde geldi. Seyircinin de desteğiyle, sonunda rakibimizi yakalayıp  öne de geçmemize karşın, bir türlü oyunun kontrolünü elimize geçiremedik. Ama yine de setin sonlarına  23-20 avantajlı girdik. Sıkıntılı ve güven vermeyen bu gidiş, sonunda az daha başımıza çorap örüyordu. Bir blok hatası, ardından gelen 3 hücum hatası ( ikisi bloklarda kaldı, biri avuta gitti ) sonunda bir anda sayıları 23-24’ e taşıdı. İşte bu sıralarda  M. Silva’ nın smaç servisinin Gökhan’ ın manşetinde eriyip Hüseyin’ e kolay bir top olarak yansıması gerçekten maçın dönüm noktası oldu. Sonunda sanki bizlerde oynuyormuşuz gibi nefes nefese kaldığımız anlardan, oyuncularımızın yüksek tekniği bizi çekip çıkardı. Böylece seti 28/26 maçı da 3-1 kazanarak rahat bir nefes aldık. Ve umutlarımızı deplasmanda oynayacağımız Slovenya maçına taşıdık. Eğer bu karşılaşmayı kazanırsak diğer gruplarda alınan sonuçlara göre en iyi ikinciler arasına girip yolumuza devam edebileceğiz. Yoksa umutlar başka baharlara kalacak.

 

KAZANDIK AMA.....

 

Buraya kadar sizlere maçın bazı bölümlerini yansıttım. Karşılaşma hakkındaki genel düşünceme gelince, açıkçası pek olumlu değil. Gerçi biz gazeteciler okurlarımıza özellikle milli maçları yansıtırken her zaman duygusal yaklaşırız. Galibiyetleri biraz büyütür, yenilgilerde ise hep bir çıkış noktası ararız. Bu nedenle de oyuncular bizlerden her zaman iyi puanlar alırlar. Bu kez de böyle oldu.

Ama bu sitedeki yazıları okuyan herkesin voleybol camiasının içinde olduğuna göre bazı gerçekleri bilmelerinde de yarar var.

 

KİRİTİK LİG DÖNEMLERİNE MİLLİ MAÇ KONMAMALI

 

Birincisi, milli takımımızda görev yapan oyuncuların çoğunun kafası karışık, bedenleri de yorgun. Yine olaya iyimserlikle yaklaşırsak, bu kafa karışıklığını çözmemiz oldukça zor. Ancak  uzun bir lig maratonunun sonuna gelindiği şu günlerde özellikle de  yarı finale kadar gelen takımların oyuncularının konsantrasyon eksiklikleri ve yorgunlukları hemen göze çarpıyor. Bu da bizi uyarıyor:

Kritik lig dönemlerine milli maçlar konmamalı....

 

SAĞLIKLI DÜŞÜNÜLMELİ

 

Yazının başında da belirttiğim gibi takımımızın bu güçteki Portekiz karşısında çok kolay bir galibiyete uzanması gerekirdi. Üstelik de bazı oyuncularımızın son bir aylık performanslarının üstlerine çıkmalarına karşın set verilmesinin ve ilk set hariç, oyunun bütününde bocalanması dikkatlice gözden geçirilmeli. Bunun nedenleri sağlıklı bir şekilde ortaya çıkarılarak, gelecek maçlara kadar bu hataların yok edilmesi gerekiyor.

 

PORTEKİZ 22, BİZ 17 SERVİS KAÇIRDIK

 

Portekiz gibi 4 set boyunca 22 servis kaçıran, hücumlarının çoğunda hatalar yapan bir takım karşısında bile yaşananlar bu  sıkıntıların  bir örneği olarak gösterilebilir.

Gerçi sorumlular “ Biz de 17 servis kaçırdık dengemizi bozan budur ” diye bir savunma getirebilirler. Evet, bu bir ölçüde doğru bir yanıt gibi görülebilir. Ama, o zaman bu düşünce bizi  büyük bir yanılgıya götürür ve etkili olmayan çoğu sıradan servislerin neden bu kadar çok kaçırıldığı gerçeği gözlerden kaçar.

Avrupa Şampiyonası Finalleri’ ni hedefleyen bir takım, daha az servis kaçırmalı. Gerçi servis  ve blok olayı, Türk Voleybolu’ nun en kanserli noktalarıdır.

Bu olumsuzluğumuza bir çözüm aranırken, ülkemizin en iyi oyuncularının buluştuğu milli takımlarda, servis ve blok hatalarının bu kadar çok olması açıkça hiç hoş değil. 

 

MANŞET VE DEFANS ÖZELLİĞİMİZİ KAYBETTİK

 

Bu arada Türk Voleybolu’ nun yıllardır en büyük özelliği olan manşet ve

defansda ki başarısı da eriyip gidiyor. En iyi manşet alan oyuncularımızın bile bu özelliklerini yavaş yavaş kaybetmeleri  beni ve benim gibi düşünenleri hem üzüyor, hem de endişelendiriyor.

Bazı arkadaşlarımız, “ Bizim liglerimizde smaç servis atan oyuncu sayısı çok az, bu nedenle bu sıkıntıları yaşıyoruz ” diye akıllarından geçireceklerdir. Doğrudur. Ancak ; bu da gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü Avrupa’ nın en üst düzeyde voleybol oynanan ülkelerinin milli takımlarında dahi, oyuncuların tümü çok iyi smaç servis atamaz,  O zaman tüm sıkıntıları buna bağlamak doğru olmaz. Bunda bir eksiklik var. Ve tüm antrenörlerimiz elbirliği ile buna bir çözüm bulmak zorundalar.

Bu arada “ libero ” olayının voleybolumuza geldiğinden bu yana manşet krizinin çok hızlandığını da bir küçük not olarak buraya koyayım. 

 

ÖNCE HÜSEYİN

 

Takımımızda 3 yeni oyuncu görev yaptı. Pasör Hüseyin, Osman ve libero Hasan.

Öncelikle onlar için söyleyeceğim bazı şeyler var.

Hüseyin ve Osman daha önceden de milli takım kadrolarında görev yaptılar. Ancak A Milli Takımın ilk altısında yanılmıyorsam ilk kez başladılar.

Hüseyin’ i ilk voleybola başladığı günlerden bu yana çok dikkatli izliyorum. Ve onun adım adım geldiği bu güzel noktada ki oyununu zevkle ve gururla izliyorum. Bir ağabey olarak da zaman zaman eleştirilerde bulunuyorum. Daha önce de gördüğüm hataları nedeniyle onu uyardım. Şimdi sık  görmediğim için ancak burada yazdığım yazılarımla ona ulaşmaya çalışıyorum. İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş. Gerçi ben onu yerden yere vurmuyorum ama bana yakın olduğunu düşündüğüm için sıkça eleştiriyorum. Lafı uzattık sonunu getirelim.

 

EN İYİ SEÇİM

 

Hüseyin, Portekiz karşısında yüklendiği zor görevden alnının akıyla çıktı. Oyuncuları iyi yönlendirdi. Akıllı ve değişken paslar attı. Blok yaptı ve kısacası maçın  büyük bir bölümünde kendini hissettirdi. Ancak yine de bazı konularda eleştirimi aldı.

Birincisi; zaman zaman oyunun kontrolünü elinden kaçırıyor. Kolay sonuca gidilecek anlarda zoru yapmaya çalışıyor. Bu da topun istendiği gibi smaçöre gitmemesine yol açıyor. Yani onu kaderiyle baş başa bırakıyor. Unutmamalı ki, smaçöre en kolay hücumu yaptırmak bir pasörün ilk görevidir.  Zor anlarda, tabii ki oyunun yönünü değiştirmek bir pasör için en güzel meziyettir. Ama bunu canı istediği için veya seyirciye hoş görünsün diye yapmak doğru değil. Gerçi henüz çok genç, ileride mutlaka o da olgunlaşacak. Kim bilir belki de biz çok aceleciyiz. Ancak ben ve  benim  gibi onu çok seven sabırsızlar, yine de bir an önce ondan olgunlaşmasını bekliyoruz. Bu da bizim kusurumuz olsun.

İkincisi, bloklarına ve defansına biraz daha özen göstermeli. Ayrıca rakibin file önünde ki oyuncularını bir an bile gözden kaçırmamalı.

Üçüncüsüne gelince, Gökhan gibi az bulunur silahı ortadan daha çok kullanmalıydı. Tıpkı Gürsel gibi. Ayrıca Osman’ a daha çok güvenmeliydi.

 

OSMAN AÇILMALI

 

Osman, az hatalı ama faydalı bir oyun ortaya koydu. Biraz önce yazdığım gibi Hüseyin’ in onu az kullanması maçta fazla görünmemesine yol açtı. Ancak bunda biraz da suçu kendinde bulmalı. Sanki takımın içinde misafir oyuncu gibiydi. Artık içe dönüklükten kendini bir an önce kurtarması gerekiyor. Yoksa bu durum performansını fazlasıyla etkiliyor.

Genelde oyun içinde az hatalı bir görüntü çizdi. Top atıldığı zaman hata yapmadı. Ancak defansa ve özellikle de bloklarına daha fazla özen göstermeli. Konsantrasyonunu kaybettiği anlarda yerini Cengizhan’ a bırakmak zorunda kaldı.  Köşelerden oynayan oyuncular takımlarının silahlarıdır. Bu nedenle kendini sorgulayarak hatalarından ve özellikle de içe kapanıklığından arınmalı. Geçirdiği büyük sakatlığın ardından bu günlere gelmesi onun için çok iyi bir puan ama bunu yeterli bulmamalı ve çıkışını sürdürmeli.

 

HASAN TEDİRGİN

 

Hasan’ a gelince; İlk milli maçı olması nedeniyle oldukça tedirgindi. Bu yüzden manşetleri aksadı, özellikle de hiç beklemediğim kadar yerleşim ve defans hataları yaptı. Belki istatistiklerde hataları fazla görünmeyebilir, bilemiyorum. Ama biz onun ligdeki çok az hatalı oyunlarına alıştığımız için belki de öyle değerlendirdik.

Eminim ki ikinci maçında çok daha rahat ve başarılı olacaktır.

 

ERKAN İNİŞLİ ÇIKIŞLI

 

Erkan, son maçlarda olduğu gibi yine inişli çıkışlı bir grafik çizdi. Kafasında ne gibi sorunlarla boğuştuğunu bilemiyorum ama bu onun oyununu çok etkiliyor. Bizler alıştığımız Erkan’ ın bir an önce geri gelmesini istiyoruz. Çünkü istikrarsızlık ona yakışmıyor. Maç içinde bir bakıyorsunuz Erkan, üst üste iki hücum yapıyor seyirciyi ayağa kaldırıyor. Hemen ardından topu fileye veya avuta vuruyor. Güçlü ve hedefi bulan bir smaç servis atıp dağıtıyor, arkasından kaçırıveriyor. Bir bakıyorsunuz file üstünde duvar örüyor, şimdi rakibin ağzına sokacak dediğiniz bir başka topa dokunamıyor. Milli maçta yine en çok top alan oyuncuydu. Bunların çoğunu da öldürdü. Ama kaçırdığı servisler bu başarılı hücum grafiğini aşağıya çekti. 

 

GÜRSEL HÜCUMDA İYİ

 

Gürsel, Hüseyin ile çok iyi bir uyum sağladı. Bu nedenle de son maçlarda göremediğim kadar etkili ve istekliydi. Ancak hücumdaki bu başarısını bloklarıyla destekleyemedi. Yine de iyi bir performans ortaya koydu.

Bu arada 2’ ye dönerek vurduğu topların hepsi öldü. Bu dönüşlerde rakip blokları da dağıttı. Ama bu dönüşlerine, nedense ortadan flaşa koşarak çeşni katamadı. Buda köşe smaçörlerin rakip bloklar karşısında zorlanmasına yol açtı. Birde  şu servis olayını çözmeli. Kaçmasın diye o kadar yumuşak servis atıyor ki, rakip neredeyse parmaklarıyla  karşılayacak. Bu zaafını artık bir an önce çözmeli.

 

GÖKHAN BİLDİĞİNİZ GİBİ

 

Gökhan, yine bildiğiniz gibiydi. Manşetleriyle, bloklarıyla, az top almasına karşın hücumlarıyla takımımıza güç kattı. Onun tek hatası ise, az pas aldığı bölümlerde Hüseyin’ i zorlamadı. Onu etkileyerek pas trafiğini daha iyi organize edebilir, böylece takımın daha rahat oynamasını sağlayabildi.

 

BARIŞ GERİ DÖNDÜ

 

Barış’ ı son sıraya bırakmamın nedeni, maçın kazanılmasındaki en büyük etkenlerden biri olması. O da Gürsel gibi, son lig maçlarında ortalarda fazla görünmüyordu. Ancak Portekiz maçı onun tekrar geri dönüşünü sağladı. Çok iyi bir performans ortaya koyarak adeta bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar az hata yaptı. Bu güzel oyunu nedeniyle onu kutlarım.    

Oyuna sonradan giren Cengizhan ve Hakan Akışık çok moralsiz. Özellikle Hakan bir şeylerden aşırı derecede etkilenmiş. Kendini bir türlü toparlayamıyor. Neredeyse dokunsanız ağlayacak. Bu da gülen yüzleriyle alıştığımız Cengizhan’ a ve Hakan’ a hiç yakışmıyor. Kısa sürede toparlanmaları gerekiyor.

Pasör Ali ise, oyunu girdiği bölümlerde takımı iyi yönlendirdi, smaçörleri rahat hücuma sokarak takımımızın sayı bulmasını sağladı.

 

GENÇ TAKIMA BAYILDIM

 

Eczacıbaşı- Vakıf Güneş maçından sonra Genç Kız Milli Takımımız antrenmana çıktı.

Oturdum, onları biraz izledim. Fizikli, nefis bir takım görüntüsü verdiler. Birçoğunu maçlarda izledim. Ama hepsini bir arada yakalayınca kıyaslamak daha kolay oluyor. Neslihan hemen göze çarpıyor. Bu oyuncu artık A takım ilk altısını zorlar hale geldi. Ablalarına duyurulur. Deniz sezon içinde oynayamamanın sıkıntısını yaşıyor. Smaç vururken bile tedirgin bir görüntüsü var ve güçsüz. Aynı tedirginlik Pelin’ de de var. Ligde oynamaması nedeniyle oyuncu tercihlerinde sıkıntıları var. Ayrıca topu istediği yere atmakta zorlanıyor. Adnan, bakalım maçlara kadar onu toparlayabilecek mi?

Milli takımın oyuncularının bir çoğunun ligde oynaması takımımız açısından büyük şans. Bursaspor, Karşıyaka, Yeşilyurt ve 75. Yıl da forma giyenlerde bunun pişkinliğini kolayca görüyorsunuz. Ama Tülin, pasör Elif, Doğa’nın ayakları yavaş. Bir an önce çabuklaşmaları gerekiyor.

Bu arada Gökhan Edman ile ortak bir görüşümüzde, genç milli takım kadrosundaki oyuncularımızın çoğunun omuzları biraz dar ve kolları ince. Bu da onların biraz ağırlığa ihtiyaçları olduğunu gösteriyor.

Liberolara gelince, fizik olarak biraz zayıf buldum. İnsan onlara bakınca biraz tedirgin oluyor. Belki defansları ve manşetleri çok iyi olabilir ama açıkçası sahayı pek dolduramıyorlar. Ayrıca yaşlarının da küçük olduğunu zannediyorum. Buda, bu kadar tecrübeli oyuncuların arasında ezilmelerine ve defansı yönlendirirken zorlanmalarına  yol açabilir.

 

SEDA’ YA YAZIK OLUYOR 

 

Öte yandan hiç izlemediğim bir oyuncu gördüm. Adı Seda. Tabanca gibi bir oyuncu. Ne ararsan var. Neslihan, Deniz gibi o da A takımı zorluyor. Ama ortalarda yok. Şu anda Vakıf Güneş’ in kadrosundaymış. Ancak İller Bankası ile Vakıf Güneş arasındaki bonservis problemi nedeniyle forma giyemiyormuş ve sadece okuduğu okulun yani Üsküdar Kız Lisesi’ nin maçlarında oynayabiliyormuş.

Çok şaşırdım. Böyle bir oyuncunun liglerde oynamaması gerçekten çok üzücü. Ayrıca Türk Voleybolu içinde büyük kayıp. İki kulübümüzün  sağ duyulu yöneticilerine sesleniyorum. Lütfen bu olaya çözüm bulun. Böyle bir oyuncunun kaybolmasına engel olun.

 

ECZACIBAŞI- VAKIF GÜNEŞ FİNAL MÜCADELESİ

 

İçinde bulunduğumuz şu günlerde bayanlarda Play-Off Finali’ nin iki maçını izledik.

Cuma günü oynanan karşılaşmada iki takımda durgun ve hatalar dolu bir görüntü çizdiler. Oyuncuların inişli çıkışlı grafikleri, üst üste yaptıkları basit hatalar mücadelenin kalitesini düşürdü.

Aslında maç başladığında iki takımda önce koz olarak servis silahına sarılmışlardı.

Karşılaşma boyunca Eczacıbaşı bu düşüncesini daha iyi uyguladı. Vakıf Güneş’ in iki kişiyle yani Julia - Necla, veya Necla - Olga ile manşet aldığı pozisyonlarda etkili oldular. Ya direk sayılar topladılar, ya da rakibe oyun kurdurmadılar. İyi manşet getiremeyen Vakıf Güneş, en büyük özelliği olan hızlı hücuma yönelemeyince de oyundan düştü, atakları ya bloklarda eridi, ya da bloktan yansıyarak defansın işini kolaylaştırdı. Bu arada 4’ den İrina ve Natalia’ nın uzun çapraza yani 5’ e veya 5-6 arasına vurduğu topların çoğu defanstan çıkmadı. Bu da Eczacıbaşı’nın oyunu kontrol altında tutmasını sağladı.

Vakıf Güneş iyi servis attığı anlarda Eczacıbaşı’ na zor anlar yaşattı. Özellikle Lioubov’ un önde olduğu ve manşete açıldığı pozisyonlarda  onu uzun servislerle buluşturarak hücumdan düşürmeye çalıştılar. Zaman zaman bunda başarılı oldular. İyi servis atmanın semeresini 2. seti alarak gördüler ama devamını getiremediler.

 

İKİNCİ MAÇ BU KEZ VAKIF GÜNEŞ’İN

 

Pazar günkü ikinci karşılaşma öncesi Eczacıbaşı’ nın yine kazanacağını düşünüyordum. Ama bu kez şemsiye tersine döndü. Vakıf Güneş oyuna iyi başladı. Çok etkili servis attı. Bu servislerle Eczacıbaşı’ nı oyundan düşürdü. Bu arada rakibin ataklarını önce bloklarda yumuşattılar, defanstan çıkan topları çabuk hücuma dönüştürerek sayılar ürettiler. Hızlı pasla oynamayı seven Olga çok top öldürdü. Uzun zamandır vasat bir görüntü çizen Julia adeta maçın yıldızı oldu. Aysun çok sayı aldı, bloklar yaptı. Necla defansın güvencesiydi. Mesude iyi,  Burçin ise vasatın üstüne çıkamadı.

Eczacıbaşı ise, bir türlü oyuna giremedi. Lioubov dışındaki oyuncular vasata bile ulaşamadılar. Hatalar yaptıkça oyundan düştüler ve bu dağınık isteksiz oyunlarının sonunda 2 sezon sonra, yani 105 karşıl aşma sonra yenilgiyle tanıştılar.

 

1.LİGİN YENİLERİ BELLİ OLDU

 

Bizler Play- Off’ a odaklandığımız şu sıralar da, A1 Ligi’ nin yeni takımları da belli oldu.

Play - Off maçları sonunda erkeklerde İstanbul Yeniköy ve Tokat Belediyesi Plevne Spor ilk iki sırayı alarak mutlu sona ulaştılar.

Bayanlar da ise, 1.Lig’ e çıkma sevincini iki Ankara takımı SSK ve Türk Telekom yaşadı. Bu 4 takımımızı kutlar, başarılarının devamını dilerim.

Bu haftalık da bu kadar.

Hoşçakalın...........

 

 

A  L  E  V    A  N  A  K  Ö  K